Zıplanacak içerik
  • başlık
    40
  • yorum
    127
  • görüntü
    56.916

Yarım

KiRaZ

3.347 görüntü

Başını kaldırdı ve gözlerini kapattı

sonra soluğunu tutarak yavaşça bıraktı.

gözleri hala kapalıydı,birden uzun zamandır konuşmadığı

tanrısıyla konuşmaya karar verdi.

o ne zaman konuşmak istese ordaydı,ama gerçekte var mıydı?

bir türlü emin olamamak çıldırtıyordu onu..

ama niye inansındı ki

ne zaman yardım istese görmezden gelmişti sözde tanrısı onu..

şimdi niye ona cevap verecekti ki?

hoş, iyi bir dinleyiciydi onun tanrısı ona sessiz tanrı diyordu kendi içinde

korkmuyordu ondan,ona kendini anlatmaktan..

çünkü ne zaman insanlara anlatsa sonucu kırılmak olmuştu,çok terkedilmişti

belki de hiç sevilmemişti.

ama kafasında oluşan sesler ona hep iyi gelmişti.

gerçek huzuru kendi içinde bulanlardı..

huzuru birinde arayacaksan eğer diyordu her zaman için kendinde ara

uzaklara gittiğinde kendinden de uzaklaşıyorsun.

korkar olmuştu kendini teslim etmekten

teslim olacak kimse kalmamıştı.

tekrar soluğunu tuttu sanki her soluğunu tutuşunda zaman duruyor,bıraktığında zaman

akmaya devam ediyordu.

birden hiç aklında yokken çok keskin bir anı saplandı gözlerine

bir kaç cümle,gözlerini elleriyle kapadı

ağlamak istemiyordu.

ne ağlamak ne üzülmek istemiyordu onun için.

o gitmişti,onu yüz üstü bırakmıştı.

kimse onu böyle küçük hissettirmemişti.

olduğu yere oturdu öylece gözlerini tavana dikti bu sefer

kulaklarında göz yaşlarını tutmanın basıncını hissedebiliyordu.

günlerce saatlerce ağlamak istiyordu.

acı hiç mi dinmez? dedi seslice

odasında yalnızdı.

eliyle kendi elini tuttu.

kimsesizliği o an yine anladı.

o duyguyu hatırladı boynunda hissetti o acıyı.

neden bilmiyordu ne zaman o duygu gelse acıyı en çok boynunda hissederdi

acı orada kitlenir kalırdı saatlerce

yaşanmışlıkları fazla yoktu.

ama diğerlerinden farkı bu sefer güvenmiş olmasıydı.

onda kendini görmüştü

o da ona bunu söylemişti

yalan mıydı?

yalanı hiç sevmezdi, özellikle onu etkileyen yalanları

durdu hareket etmeyi kesti, başını yere koyup uzandı

gözlerini kapattı,beni duyuyorsan ve varsan onu bana geri getir dedi

senden tek istediğim bu.

"sana inanmayı istiyorum onu bana geri getir." sessiz sessiz bu cümleyi tekrarladı

yerinden kalktı sevdiği koltuğa oturdu pencereden geçenleri izlemeye başladı

kafasındaki karışıklığı bütünüyle ellerinde görebiliyordu.

ellerini seyre daldı bu sefer.

hiç kavrayamadığı ellerini düşündü onun

hafızası silikti.

ama az çok hatırlayabiliyordu hala.

ne zaman hatırlasa ellerini ellerinde hayal ederdi

köşesine çekilir o oradaymış yanındaymış gibi davranırdı

deliceydi bu ama onu rahatlatırdı.

Birlikteyken kendini rahat hissederdi bu yüzden o olmadığından beri

kendini sakinleştirebilmek için yanındaymış gibi davranır, içinde bu sefer onu rahatsız eden sesleri

sustururdu.

o onu iyileştiriyordu belki de o yüzden kendini bu kadar muhtaç hissediyordu

birbirlerine iyi geliyorlardı en azından o öyle olduğunu düşünüyordu.

gittiğinden beri o varken ne kaybolmuşsa geri gelmişti

hastaydı, mutsuzluk hastası.

yorgundu yatağından kalmak istemiyordu.

ona mutluluğu o vermişti

o mutluluğu hep ondan istiyordu başka kimsenin onu mutlu edeceğine inanmıyordu.

bir daha öyle hissedememe ihtimali onu daha çok hasta ediyordu.

gülemez olmuştu.

aklından onu çıkartamaz olmuştu.

yanında onu taşımadığı an yoktu.

solunda taşıyordu onu, sol yanında.

minik bir ağırlık..

istediği zaman sesini duyabilecek kadar yakınındaydı.

sesi öylesine huzurluydu ki, ona güven duymasını sağlayan oydu.

gözlerini hatırlamak istemiyordu.

gözleri içten bakardı ve bu onu utandırırdı.

güven duymamak imkansızdı o gözlere yenilmemek için hep gözlerini kaçırırdı.

ikisi de korkmuşlardı.

dengesizlik ikisinde de vardı.

böyle bir benzerlik onları dengeleyememişti.

hep kendini telkin etmekten yorulmuştu.

bitap düşmüştü artık,her gün zorla kalkıp güne başladığında onu anlayan birini istiyordu

o ona onu anladığını bir kaç kere dile getirmişti.

herhalde en mutlu hissettiği anlarıydı.

çünkü daha önce kimse seni anlıyorum dememişti yani anlamayıp anlıyorum diyenler olmuştu

bu onu hep hayrete düşürürdü anladıklarını söylerler sonra da aksini öne sürerlerdi

ona muhalefet olur,yaptıklarının yanlış olduğunu ona kabul ettirmeye çalışırlardı

o yüzden anlaşılma çabasını çoktan geçmişti çünkü her insan ona hayal kırıklığı olmaya başlamıştı

daha fazla bunu kaldıramazdı zaten yeterince mutsuzdu

onu ilk gördüğünde bir şey hissetmişti içinde ne olduğunu bilmiyordu

hala da çözememişti.

içinden gülümsemek gelmişti ona,konuşmak zorunda değilken onunla konuşurken bulmuştu kendini daha ilk tanıştıklarında

yakın gelmişti ona çok ve henüz neden olduğunu bile bilmiyordu

onu tanımaya başladıkça parçaları birleştirmişti

hiç aklında yoktu birini bu kadar sevmek henüz azıcık tanıdığı birini

hatta kendine yakıştıramıyordu bile

yine kalbini kaptırıyorsun ama neden olduğunu bile bilmiyorsun diyordu kendine.

özgürlüğüne çok düşkündü ama onun için bundan vazgeçmeye bağlanmaya hazırdı

derin bir nefes aldı.

anılarını hatırladıkça değiştireceğinden çok korkuyordu.

aslında hiçbir saniyeyi değiştirmezdi çünkü geçirdikleri her saniye kusursuzdu.

ona öyle geliyordu

söylememesi gereken bir şey söylemiş gibi hissetmiyordu

ne söylediysede o gittiğinde bile arkasındaydı.

pişman değildi,seviyordu çabuk söylemişti ama ona hayır diyemezdi zaten

birden onun yanında olduğunu sanarak onunla konuşmaya başladı

bunu gün içinde sık sık yapıyordu,gördüğü bir şeyi ona anlatıyor kafasında onunla konuşuyordu.

olayın seyri hiç iyi değildi belki de ama o şuan hayatının en büyük facialarından birini atlatmaya çalışıyordu

o yüzden kendine bir nevi izin vermişti.

onu unuttuğunda herşey eski düzenine geri dönecekti.

ama onu unutamamaktan korkuyordu

böyle kalmaktan korkuyordu.

kimseye söylemeye cesaret edemesede bıraksalar onu şimdi arar,ilk gördüğünde boynuna atılırdı

eğer bir adım atsa o ona 10 adım giderdi

gururunu hiçe sayardı,ve bundan asla pişman olmazdı

nasıl olsundu?

onu sevdiğini varlığında hissedebiliyordu.

durduk yere ismini söyledi

tınısını unutmuştu nasıl söylendiğini

adını çok severdi

onun gibi farklıydı.

onunla ilgili neredeyse herşeyi sevdiğini farketti

küçük detayları bile,

yüzü onun için mükemmeldi

üstelik yakışıklı bile denemezdi ona

onun gözünde kimse daha iyi olmamıştı.

onun için yaratılmışlığın izlerini taşıyordu tüm bedeninde..

birden o çok sevdikleri şarkıyı kulaklarında duydu.

mırıldanmaya başladı kafasındaki sese eşlik etti

o bu şarkıyı nasıl söyler diye hayal etti onun sesinden bu şarkıyı dinlediğini düşündü

ona şarkı söylemesini çok istemişti

o şarkı söylemeyi çok severdi bir iki kere şarkı söyleyişini duymuştu

ama o anlarda diğerleri gibi siliklerdi

hatırladığı kadarıyla onun dünyasını ters yüzden eden saniylerdi şarkı söylediği zamanlar

ona eşlik etmek isterdi

kulağına sevdiği şarkıyı fısıldamak isterdi ne yazıkki onun sesiyle yarışamazdı ama

umursamaz diye düşünüyordu.

çünkü onun sesi güzel olmasaydı da onun sesini sevecekti diğer geri kalan ne varsa sevdiği gibi

kimse tarafından böyle sevilmek istememişti

onun sevgisini istiyordu,tek olmayı

başkası olsa umrunda olmazdı

ama ilk defa ait olmak istemişti

onu kaybetme korkusunu aklına getirmek onu yatağa düşürüyordu

onu kaybettiğinde de zaten başına gelen buydu.

kendini hem sevmesine hem nefret etmesini sağlıyordu o.

kendini ne zaman sevse onu da sever

ondan ne zaman nefret etmek istese kendinden de nefret ederdi

benzersizlerdi ama birbirlerine benzerlerdi.

onun onu özlemediğinden neredeyse emindi.

aklına gelmiyordu bile paranoyaları bütün gün içini kemirirdi.

ama düzelemiyordu,düzelirse en büyük parçasını kaybedecekti.

hem düzelmek istiyor hemde onu tamamen kaybedecek olduğu için düzelmekten korkuyordu.

odasına gitti,yatağına yüz üstü uzandı.

ne zaman olayların içinden çıkamayacak ve sesleri susturamayacak olsa

gider yüz üstü yatardı.

ve ağlayabildiği kadar ağlardı.

saçları, düz akması gerekirken yüzünün üstüne yattığı için ıslanırdı.

bundan nefret ederdi ama başka türlü sesinin duyulmasından korkardı.

gecenin karanlığı ne zaman uğrasa odasına o da içinin karanlıklarına dönerdi

gündüz olduğundan daha kötü olur ve tüm umutsuzluklarının başına üşüşünü duyardı.

şimdi onu arasa belki kaçıp giderdi olduğu yerden

ona hala güvenebilecek kadar seviyordu.

kimse böyle yapamazdı biliyordu.

ve kimse onu hala neden sevdiğini anlamıyordu,anlamayacaklardı da.

işin kötüsü ne zaman anlatacak olsa içindeki kördüğüme yakalanıyordu

kelimeleri karıştırıyor uykusuz kaldığında olduğu gibi dili dolanıyordu.

insanlar gelip geçici bir şey olduğunu muhtemelen bir takıntı adını koyup onu onunla baş başa bırakıyolardı

o da bunu istiyordu,yalnız kalmak.

kafasında bile olsa onunla yalnız kalıp düşüncelerini sadece onunla paylaşmak.

onun her zaman için ona söyleyecek bir şeyleri vardı sessiz kalmazlardı.

----------------------------------------------------------------------------------------------

  • Beğen 3


1 Yorum


Önerilen Yorumlar

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.