Zıplanacak içerik
  • başlık
    17
  • yorum
    30
  • görüntü
    71.903

Öğrenmenin Üç Seviyesi

GeceKuşu

1.669 görüntü

Öğrenmenin Üç Seviyesi

İnsanlar, problemleri üç seviyede çözerler.

 

Birinci seviyede sadece problemi çözerler ya da problemin belirtisini ortadan kaldırırlar.

İkinci seviyeye çıkmayı başaracak olurlarsa, problemin kök nedenini bulur ve onu ortadan kaldırırlar; olasılıkla bir kural değişikliği yaparlar.

Üçüncü seviyede ise söz konusu probleme yaklaşımlarını gözden geçirirler ve söz konusu probleme olan yaklaşımlarının başka hangi alanlarda yaygın olduğunu ve soruna yol açtığını araştırıp bu konuda harekete geçerler.

 

Bunun ne önemi var diye düşünebilirsiniz.

 

İnsanlar, genellikle problemleri birinci seviyede çözerler; böylece o problemler sürekli tekrar ederler ve insanların yaşamları problemden geçilmez.

 

Örneğin, İnsan grip olursa, doktora gider ve ilaç alır. Bu "birinci seviyede öğrenme"dir.

“Hasta olursam, doktora gider, ilaç alır ve iyileşirim.”

 

"İkinci seviyede öğrenme" ise şöyledir:

“Beni grip yapan neden nedir?”

“Ben ince giyiniyorum; onun için çabuk hasta oluyorum.”

“Öyleyse bundan sonra hava koşullarına uygun giyineyim.”

"İkinci seviyede öğrenme"de, insan problemin nedenini araştırır ve kalıcı bir çözüm alır.

 

"Üçüncü seviyede öğrenme"de ise, problem olan yaklaşım gözden geçirilir.

Kişi sorunu yaratan anlayışını ve sorunu çözme yaklaşımını irdeler...

“Ben niçin ince giyiniyorum?”

“Çünkü gençler üşümez diye bir genellemem var.”

“Bu doğru olmayan bir genelleme, uygun giyinmeyen gençler üşüyebilirler de terleyebilirler de...”

 

Ve şimdi esas soru: “Peki, acaba aklımdaki hangi başka genellemeler, farkında olmadan birçok soruna yol açıyor?”

 

Bunun önemini daha iyi kavramak için; İnsanların hem kafasının içinde dolaşalım; hem de sorunlarını yine üç aşama açısından inceleyelim.

 

(Birinci seviyede öğrenme).

Öğrenci, matematikten zayıf alır. Anne, babası ona öğretmen tutar ve O'nun sınıfını geçmesini sağlar...

 

(İkinci seviyede öğrenme).

Peki,Öğrenci, neden matematikten zayıf alıyor?

Çünkü, O'nun matematik hocası, farklı bir oturma düzeni uyguluyor.

Matematik dersinde O, en arka sırada oturuyor ve tahtayı göremiyor; çünkü gözleri bozuk.

Öyleyse Öğrenci, göz doktoruna gitsin

(Üçüncü seviyede öğrenme).

“Öğrenci’nin gözleri bozuk, niçin bozuk?”

“Çünkü, evde televizyonu yakından izliyor.”

“Niçin, yakından izliyor; çünkü evin yerleşim düzeni bozuk.”

“Hımmm... Öyleyse, evin yerleşim düzeni başka sorunlara da yol açıyordur.”

“Acaba evin yerleşim düzenini nasıl değiştirirsek, yaşamımızdan birçok sorunu çıkarabiliriz.”

 

"Üçüncü seviyede öğrenme"nin bir boyutu da, sorun çözme yaklaşımını gözden geçirmektir.

 

Genel olarak,yukarıdaki sorunlara benzeyen birçok sorunu çözme yaklaşımımızdaki temel model, yangın söndürme yaklaşımıdır.

 

Yangın çıkar ve biz onu söndürmeye çalışırız.

Hasta oluruz ve ilaç alırız.

Sınıfta kalırız ve ders alırız.

Arabayı çarpar, tamire götürürüz.

Evde bir şeyi kaybederiz ve ararız.

Eşimizle kavga eder, barışmaya çalışırız.

Yemek yerken üstümüze döker ve temizlemeye çalışırız.

Fazla kilo alır, onları vermeye çalışırız.

Çocuğumuz evi terk etmeye karar verir; onu durdurmak için ikna edici konuşmalar yapmaya başlarız.

"Birinci seviyede öğrenme" ile çözdüğümüz binlerce problem söz konusu olabilir.

 

"Üçüncü seviyede öğrenme", bir sorunun kök nedenin başka alanlardaki yansımalarını da önlemeye çalışmakla birlikte, bir taraftan da sorunlara çözüm getirme yaklaşımımızı da sorgular.

 

Örneğin, çocuğumuz evi terk ediyorsa ve biz ona “gitme evladım, her şey düzelecek” diyerek problemi çözmeye çalışıyorsak niye böyle diyoruz da, başka türlü bir eylem yaparak problemi çözmeye çalışmıyoruz?

 

Bizi bu problemi bu şekilde çözmeye iten ne?

 

Nickeledeon isimli çocuk kanalındaki Küçük Bill isimli çizgi dizide, Küçük Bill evi terk etmeye kalkınca, anne hiç karşı çıkmıyor. Anne, baba ve kardeşi de bavullarını hazırlıyorlar ve Bill’e diyorlar ki: “Biz de evi terk ediyoruz.”

 

Çocuk şaşırıyor ve evi terk etmeyi anlamsız bularak evde kalmaya karar veriyor.

 

Küçük Bill’in ailesi problemi bu türlü çözmeyi akıl edebilirken, biz niçin sadece klasik ikna konuşması yapıyoruz?

 

***

 

İşte "üçüncü seviye"de öğrenmenin bir boyutu da, problemi çözme yaklaşımımızın arka planını araştırmak ve bu zihniyeti değiştirmektir.

Türkiye’de yaygın olarak birinci seviyede öğrenmeye dayalı bir problem çözme yaklaşımı kullanıyoruz; Dolayısıyla çevremiz sorundan geçilmiyor.

 

Uygar bir toplum olmak, sorunları "üçüncü seviyede öğrenme" ile çözmek demektir.

 

*tna



1 Yorum


Önerilen Yorumlar

Sevgili GeceKuşum,

Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Ancak sanıyorumki bu yazdıklarınızı sadece üçüncü seviyede öğrenme alışkanlığı olanlardan başkaları biraz zor anlayacaklardır.

Yada anlasalar bile uygulamasını nadir kişiler yapabilecektir.

 

Aslında bu yazınızı öylesine bir okuyup geçmek bir hatadır. Zira farkeden için bu yazınızda öğrenilmesi gereken çok önemli şeyler vardır.

 

Bence öğrenme seviyesi aslında 3'tende bile fazladır, yani 4,5,6 belki 8-9' a kadar gidebilir. Fakat kolay anlatım olması bakımından 3'e bölerek iyi yapmışsınız.

Bu yüzden bende bu yazımı yazarken, aslında dahada fazla seviye olmasına rağmen, konuya 3 seviye bazında değineceğim.

Ancak daha önce, bu konunun neden bu kadar önemli olduğundan bahsetmeliyim.

Hani müthiş akıllı, zekasına hayranım dediğimiz insanlar vardır ya! işte o insanların birçoğu aslında doğuştan üstün zekalı değil, öğrenmenin üçüncü seviyesini kendine alışkanlık edinmiş sıradan insanlardır.

Esasında çok akıllı olmayı her insan başarabilir, bu sadece buna kesin karar vermeyi gerektirir.

Yani, devamlı üçüncü seviyeden öğrenme alışkanlığını edinmek gerekir.

Kesin karar demek istediğim şey ise, o kadar basit değildir, zira insanlar anlayabildikleri ve kafalarına yatan her yararlı konuyu "bundan sonra böyle davranacağım" diyerek karar verdiklerini sanırlar.

Oysaki üçüncü seviyeden öğrenme kararını gerçekten vermek için, fikir değiştirmek değil, huy değiştirmek gerekir.

Ve biliyorsunuzki bir atasözü vardır; "Her insan fikir değiştirebilir fakat ancak bazı nadir insanlar huy değiştirebilir".

 

Öğrenme seviyesi derecesi aslında tam olarak "çalışkanlık ve tembellik" meselesidir.

Toplumlarda çalışkanlık ve tembellik çoğunlukla bedensel olarak düşünülür. Oysaki bizler insanlar olarak; düşünen varlıklar olduğumuzdan dolayı, gerçek çalışkanlık zihinsel olandır.

(Not: sabahtan akşama kadar, rutin zihinsel işler yapmakda bedensele girer. Örneğin; tapu dairesinde bilgisayarda işler yapmak).

Bedensel olarak çalışkan olan insanlara tabiki tembel diyemeyiz, fakat buna rağmen gerçek çalışkanlık beyindedir, zihinseldir.

Bunu beyinle çalışan insanların diğerlerinden daha fazla ücretlendirilmelerinden de anlayabiliriz.

 

Tembellik ve çalışkanlık konusuna neden değindim?

Çünkü bu konuya ilişkin öğrenme seviyesi meselesi beyinde çalışkan ve sabırlı olmayı gerektirir.

Yani yukarda da bahsettiğim gibi, "ben karar verdim, bu iş tamam" demekle olmaz.

Üçüncü seviyeden öğrenme alışkanlığı bazı fedakarlıklar gerektirir.

Örneğin düşünürken kafanızı şunlardan arındırmanız gerekir:

1- Düşünmesi bize "zevk veren" düşünceler.

2-"Beyini dinlendiren rastgele" düşünceler.

3- Duygularınız. (Hem düşünürken kafanızı meşgul eder, hemde yanlış sonuçlara ulaşmanıza neden olabilir)

 

İşte her insanın bunu yapamayacağı meseleside budur zaten. Çünkü insanların çoğu bu 3 şeyden fedakarlık etmek istemezler.

Yani insanların ezici bir çoğunluğu, yukarda yazdığım 3 unsuru rahat olmak açısından, her saniye beyinlerinde yaşamak isterler.

Çünkü standard insan için asılolan, rahat olmaktır. İş ve/veya öğrenme konularındaki derin düşünmeler ise sadece zorunlu hallerdeki mecburiyetlerdir.

Beyin "ben zorlanıyorum" dediği anda, standard insanın keyfi kaçar, bu yüzden üçüncü seviyeden öğrenmeler onlara göre değildir.

 

Üçüncü seviyeden öğrenmek normal insana neden zor gelir?

Çünkü düşünceyi yine beyin içinde tartma ve denemek gerekir, yani doğrumu yanlışmı diyerekten sağlamasını yapmak gerekir.

Birde üstelik bir düşünce sonucuna ulaşabilmek için, birçok alt düşünceleri sağlanması yapılmalıdır.

Derine inildikçede düşünce dahada çatallaşır, çatallaşıncada sayıca dahada fazla sağlama yapılması gerekir.

Örneğin:

Konu: Yabancı dil öğrenme konunuz:

 

Soru: Nasıl öğrenebilirim?

İşte tam bu noktada standard insan direk olarak nasıl öğrenebileceğini düşünmeye başlar.

Oysaki bundan öncede düşünülmesi gereken şeyler vardır, mesela: Benim için gereklimi?, bana ne kazandırır?, öğrenirsem sonradan çabuk unuturmuyum?(Yani emeklerim boşa gidermi), vs. gibi başka şeyleride ele almadan önce "nasıl öğrenebilirim" sorusunda kafa patlatır.

"Benim için gereklimi?, bana ne kazandırır?," gibi diğer sorular daha "nasıl öğrenebilirim?" konusuna bile girilmeden bir düşünce çatallaşmasıdır. Yani kollara ayrılmasıdır.

Üstelik bu yan düşüncelerin hepsinide ele almak gerekir. Onların herbirinin doğrumu yanlışmı diyerek sağlamasının yapılması gerekir.

İş bununlada kalmaz, "Benim için gereklimi?, bana ne kazandırır?," gibi ortaya çıkabilecek tüm ek düşünceleri tek tek bulmak ve onları hafızada tutmak lazımdır.

Yani iş ne kadar çatallaşırsa çatallaşsın, eksik bir soru kolu kalmamalıdır.

Bir ayrı dikkat edilecek nokta ise bu ek (Ek,Alt veya Yan sorular) soruların hepsininde sonucunu bulup, bu sonuçların hepsini ana düşünce tamamlanıncaya kadar akılda tutmak lazımdır.

 

Gördüğünüz gibi daha işin başında bile çatallaştık. Birde bu ek,alt veya yan sorularında kendi aralarında kollara ayrılarak çatallaşmalarınıda hesaba katarsak, beynimizde o anda ne kadar çok şey hafızaya almamız gerektiğini görebiliriz.

İşte standard insan bu gibi ek,alt veya yan sorulardan kaçar. Beynini yoğun olarak meşgul etmek istemez.

Bu sebeple üçüncü seviyeden öğrenmek onlar için geçerli birşey değildir.

Standard insan kendi aklı yoluyla, kendisine özel aklıllar üretmek yerine okuyarak veya duyarak "hazır akıllar" öğrenir. (Öğrenmez, ezberler aslında)

Örneğin, "bir dil, bir insandır" gibi, yabancı dil bilmeyi kültür ve akıl sayan, "hazır akıl" sözleri kendisine baz alır.

Artık onun bu konuyu düşünmesine gerek yoktur, çünkü birileri bu konuyu düşünmüş ve sonucunu bulmuştur.

Ne bulmuştur? Yabancı dil iyidir.

İşte bu yüzden, her standard insan hayatında en az bir kez yabancı dil öğrenme çabasına girer ve bütün bu çabaları genellikle boşa çıkar.

Çünkü yabancı dil öğrenmeliyim derken, "acaba benim için gereklimi, işime yarayacakmı? çabukmu unutacağım" gibi Ek,Alt veya Yan soruları düşünmeye üşenir.

(Bu arada yabancı dili gereksiz görüyorum manası çıkmasın, benim birçok ingilizce öğretmeninden daha ileri seviyede ingilizcem var fakat benim için gerekli olduğu için öğrendim. Ama bu bir marifet değildir.)

 

Buraya kadar, üçüncü seviyede öğrenmenin önündeki zorluğun, düşüncelerin çatallaşarak kollara ayrılması olduğuna değindik.

Dönelim şimdi yukarıda üç maddede belirttiğimiz diğer zorluklara:

Şunlardan beynimizi arındırmamız gerektiğinden bahsetmiştik:

1- Düşünmesi bize "zevk veren" düşünceler.

2-"Beyini dinlendiren, rastgele" düşünceler.

3- Duygularınız. (Hem düşünürken kafanızı meşgul eder, hemde yanlış sonuçlara ulaşmanıza neden olabilir)

 

Şimdi yukardakilerin standard insana ne şekilde engel olduğuna bir örnek verelim.

Ek, alt, ve yan düşüncelere girmeden, standard insan gibi konuya direk dalalım ve standard insan adım adım nasıl düşünür? ona bakalım.

Başla:

Konu: Yabancı dil öğrenme konunuz:

 

--- Yabancı dil öğrensem ne güzel olur ama! o biçim havam olur. (Duygu kattı. Gelde kurtul bakalım bu duygudanda sağlıklı düşün)

 

--- Acaba kursamı gitsem? (Burda birşey yok.)

 

--- Hem üstelik kursta kızlarda(yada erkekler) vardır. (Zevk veren düşünce kattı)

 

--- Akşam eve giderken kıyma alayımda bir köfte yapalım. (Gereksiz düşünceyi araya katarak konsantrasyonu bozdu. Rastgele düşünceyle beyin dinlendirmesi yaptı.)

 

--- Kurslar kaç para acaba? (Burda birşey yok.)

 

--- Şu fatmaya bir sorayım bakalım onun gittiği kurs nasılmış? (Burda birşey yok.)

 

--- Canım annem yaa? ben ingilizce öğrenince benle ne kadar çok gurur duyacak. (Duygu kattı)

 

--- Birkaçda kitap alıp, akşamları evde de çalışırım. (Burda birşey yok.)

 

--- Yaa şu kanalda da hep aynı müzik çıkıyor. (Gereksiz düşünceyi araya katarak konsantrasyonu bozdu. Rastgele düşünceyle beyin dinlendirmesi yaptı.)

 

vs. vs. vs. işte böyle uzayıp gider.

Zaten standard insan ne benim, ne GeceKuşumun burda yazdıklarımı okur, nede okusa bile birşey anlar, nede burda yazanlar işine gelir.

 

Standard insanın üçüncü seviyeden düşünmesine engel olacak bir önemli faktör daha vardırki oda şudur;

Standard insan yanlız kalmayı sevmeyen insandır. Çünkü yanlız kaldığında kendisini aciz hisseder.

Oysaki üçüncü seviyeden düşünebilecek insanlar, sık sık yanlız kalmayı seven insanlar arasından çıkar.

Zaten üçüncü seviyeden düşüncelerini ve akıllarınıda, çoğunlukla bu yanlız kaldıkları zamanlarda üretirler.

 

Standard insanı nasıl anlarız (Bir, en fazla ikinci seviyeden düşünebilen insanlar)? :

 

1- msn'indeki kayıtlı kişi sayısını sorun. Eğer 10, hadi bilemediğin 15 kişiden fazlaysa o bir standard insandır. 70-80-100 ü buluyorsa, o kesinlikle bir standard insandır.

2- Cep telefonu elinden hiç düşmüyorsa, eli devamlı tıkır tıkır birşeyler yazıyorsa. (1 tane sevgilisi vardır o ayrı)

3- Müziksiz duramıyorsa işlerini yaparken, bir yandanda kaportacılar gibi sürekli müzik açıksa. (Mesleği Müzik olanlar hariç)

4- Yanlız kalmaktan nefret ediyorsa, yanında her an birilerini arıyorsa.

5- Konuşurken sürekli konu değiştirme yanlısıysa. Tek bir konuya konstantre olamıyorsa.

 

Şimdi biraz soru cevap yapalım.

Soru: Üçüncü seviyede düşünmek zorundamıyız?

 

Cevap: Hayır ama bazı önemli konular insanı üçüncü seviyede düşünmeye mecbur eder.

Eğer bunu yapamıyorsanız; doğru sonuca ancak tesadüfen varabilirsiniz.

 

Soru: üçüncü seviyeden düşünülmüş ve en iyi sonucu bulunmuş olan, herkezin bildiği hazır cevaplar varken; neden o kadar düşünüp kafa patlatayım?

 

Cevap: Aslında bu bir ölçüde doğrudur. yani her seferinde amerikayı yeniden keşfetmek yerine hazır akıllardan, hazır bilgilerden faydalanılabilir. Hatta bunu akıllı insanlar çoğunlukla yaparlar.

Ancak bazı durumlarda hazır akıl (Yani bilgi) bulamayabilirsiniz. Bulsanız bile o hazır akıl sizin durumunuz için tam tamına uygun olmayabilir.

Yani mesela diyelimki alt dişleriniz çürüdü ve başkasının takma alt dişlerini kendiniz kullanmak istiyorsunuz.

O başkasının alt dişleri sizin damağınıza, ağzınıza ve üst dişlerinize ne kadar uygunsa, bazı konulardaki hazır akıllarda sizin için o kadar uygun olabilir.

 

Soru: Hazır akıl nedir? Nasıl tanımlanır.

Hazır akıl=Bilgi. Dedikten sonra şunları ilave edelim.

Başkaları tarafından derin düşünülerek, araştırılarak, çalışıp uğraşılarak sonucu bulunmuş bilgilere "hazır akıl" denir.

Bu hazır bilgileri genellikle üçüncü seviyeden düşünebilen insanlar üretirler.

Bunların hepsi bilgidir. Her insan için bilgi gereklidir fakat her bilgi herkeze gerekli değildir.

Çok bilgili (Yada yanlış bir tabirle çok kültürlü) bir insan çok akıllı bir insan demek değildir.

Bilgi, özellikle internet çağında her zaman kolayca elde edilebilecek birşeydir, ancak akıl öyle değildir.

 

Tam yeri gelmişken, şunlarıda açıklamakta fayda var:

 

Bilgili ve kültürlü=Akıllı > yanlış.

Kurnaz=Akıllı > Yanlış.

Pratik zekalı=Akıllı > yanlış.

Öğrenmek=Ezberlemek > yanlış

 

Akıllı insan= Hazır akılları ezberleyen değil, "duruma ve ihtiyaca göre akıl" üretebilendir. Bunlar üçüncü seviyeden düşünebilen insanlardır. > Doğru.

 

Son bir satır: Aslında öğrenme seviyesi tıpkı müzikteki gam gibidir. Yani üçten fazladır.

Bazı kişilerde 1 seviyesinde kalırken, bazılarında 8-9 seviyelerine kadar çıkabilir.

 

 

En güzel dileklerimle, çok sevgili GeceKuşum, :clover::clover::clover:

Eğer katkım olabildiyse, değerli blog'una armağan olsun.

Bu yorumu paylaş


Yoruma sekme
×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.