Zıplanacak içerik
  • başlık
    137
  • yorum
    46
  • görüntü
    73.084

Bu blog hakkında

BİR TÜRK YAPIMI:)

Bu blogdaki başlıklar

made in turkey!

sevgi neydi...

blog-0152475001384038784.jpg

Sevgi neydi, sevgi iyilikti, dostluktu… Sevgi emekti.

- Durursam bi daha kurtulamam.

+ Ziyanı yok gülüşü yeter bize.

 

- Yüreğim kaydıysa günah mı ?

+ Çamura saplansam yardıma gelir misin ?

- Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elimdeymiş gibi…

+ Elinden tutuversem benimle gelir mi ?

- Seninim işte, alıp götürsene beni.

+ Elveda Asya, elveda selvi boylum, al yazmalım, elveda, bitmemiş türküm benim.

 

Sevgi neydi? Sevgi emekti, sevgi dostça uzanan insan eliydi.

made in turkey!
a592557740_1799293_9605.jpg

Sen yokken çok değiştim sorma. Bir kaç günde değişir mi insan deme? Değiştim...

Çekildim kabuğuma, kapattım dışarıya açılan bütün pencerelerimi. Ne insan görmek istiyor canım, ne de insana dair bir şey duymak istiyorum.

Yarından umudum yok bugün.

Sen varken hatırlamadığım ve hatta unuttuğumu sandığım incinmişliğim, sen yokken yakaladı yine en zayıf yerimden beni.

Hangi kuyuların diplerinde olduğumu bilemezsin.

 

Oysa bende herkes gibi bir şeyler istedim hayattan ve herkes kadar. Alıp da yüreğimi bir sahil kasabasında soğumaya mı bıraksam? Çünkü sabahtan akşama ne getireceği belli değil hiç bu şehrin. Geceden sabaha ya da. Bilirsin gecelerim uzundur benim.

Kendimden umudum yok bugün.

Ben kendimi kaybetmekten hiç korkmuyorken, sen beni kaybetmekten korkuyorsun ya, işte bu da senin hezimetin...

Ne düşüncelerimi toparlayabiliyorum dağıldıkları yerden ne de hayallerimi... Gözümde büyüyor artık başarmak istediklerim. Elbette umut etmek bitmiyor ama eskisi kadar hevesli değilim.

Bir kara bulut gibi çöküyor üstümüze unutmak istediklerim. Ve yokluğunda yakalanıyorum kapatılmamış hesaplarına yüreğimin...

 

Oysa bende herkes gibi birşeyler istemiştim... Ve herkes kadar. Ya da bilmiyorum belki de sıradan hayallerin insanı mı değilim? Sıradan olmayan ne hayalim olabilir ki?

Sen gittin, ben değiştim... Bu seninle ilgili değil. Başkalarıyla da. Bu benimle ilgili. İnsan kendinin efendisidir oysa. Ama ben bugün kendi kelimelerimin efendisi bile değilim!

Kendime sözüm geçmiyor ve kendimi unutmak istiyorum repliklerinde yine, birlikte seyrettiğimiz filmlerin.

Sana bir sürü film biriktirdim...

Ama ben aynı adam değilim. Başedilir gibi değil içime çekilmişliğim...

Düşünmemek istiyorum kendimi. Düşünmek, ilacı olmayan bir hastalık gibi. Her yere bulaşıyor. Herkese bulaşıyor...

Gölgelerimle kavga ediyorum. Kendi gölgelerime meydan okuyorum. Oysa onlar adı üstünde gölgelerim...

“Hadi bir an önce dön” diyemiyorum... Düşünsene bi; sana ne vaad edebilirim? Belki geçer, belki geçmez bu halim...

 

Oysa bir tek sen varsın yanında kendimi güvende hissettiğim. O yüzden barışık duruyorum sen varken herkesle ve herşeyle ve bu yüzden mi yokluğunda yeniden savaş ilan ettim? Ama baktım ki zırhlarım delik, keskin bir silah gibi değil artık sinirlerim. Belki de ben artık bu savaşın adamı değilim!

Hayatın bana bıraktığı tortularım var. Kendimi bir daha eskisi gibi hissedememekten korkuyorum anlasana.

Zor bir savaşın savaşçısı gibisin. Söylesene sana ne vaad edebilirim? Ben kendimin bile yanında duramıyorken, senin yanında nasıl durabilirim?

Düştüm, düşeceğim... Tutunmaya çalıştıkça kırılıyor cesaretim ve aşağıya her baktığımda, seni kendi uçurumumdan korumak istiyor hislerim...

Sen gittin ben değiştim.

made in turkey!

eRbAy'A...:)

GÜZ YANGINI

 

Güz yangını vurdu kaybolduk rüzgârlarda

Yanık bir türkü gibi dolaştık yüreklerde

 

Sen benim hayallerim düşlerimsin

Sen benim sımsıcak gülüşlerimsin

Sen benim çocuksu sevinçlerimsin

Sen benim zamansız gidişimsin

 

Bende olan ne varsa savurdum senden yana

Yol oldum sevdamıza varamadım ne fayda

 

Sen benim dilimde türkülerimsin

Sen benim güneşim kor ateşimsin

Sen benim sürgünde memleketimsin

Sen benim dinmeyen hasretimsin

made in turkey!

teselli

Gözlerime bakarken teselli ederdin beni

sevdigini söylemeden mesut ederdin beni.

 

Bana bakan gözlerin şimdi çok uzaklarda

Kaderimle baş başa bırakıverdin beni...

 

Şimdi teselliyi ben, söyle nerden bulayım

Hasretin var içimde nasıl mutlu olayım...

Al bu hasreti benden perişan olmayayım...

 

Nerede eski günler, gelde sevindir beni

Ben sensiz yaşayamam severek öldür beni...

 

Bana günah değil mi hasretten mi öleyim?

Al bu hasreti benden perişan olmayayım...

Al bu hasreti benden derdinden ölmeyeyim...

 

Sensiz teselliyi ben, söyle nerde bulayım

Hasretin var içimde nasıl mutlu olayım?

Al bu hasreti benden perişan olmayayım

 

Al bu hasreti benden derdinden ölmeyeyim...

made in turkey!

GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME

 

 

 

Gün biter gülüşün kalır bende

anılar gibi sürüklenir bulutlar

Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır

yarım kalan bir şiir belki de

 

Aykırı anlamlar arayıp durma

güz biter sular köpürür de

kapanmaz gülüşünün açtığı yara

uçurum olur cellat olur her gece

 

Her gece yeniden bir talan başlar

acı ses olur, ses deli bir yağmur

eski bir eylüle gireriz böylece

Sığındığım her yer adınla anılır

ben girerim, sokağı devriyeler basar

bir de gülüşün eklenir kimliğime

 

ahmet telli

made in turkey!

seher yeli kız

Seher Yeli Kız

 

 

Kömür gözlü kız

Sen de sevdalara düştün demek

Düştün de daldın yangınlara

Yerin hazır haydi katıl

Bu halaya

 

Seher yeli kız

Sen de yarınlarını aldın demek

Aldın da girdin dalgalara

Hedef liman haydi dayan

Boranlara

 

Gece saçlı kız

Sen de anadan geçtin demek

Geçtin de koştun sevdalına

Yurdun bekler haydi sarın

Ak duvağa

made in turkey!

sen yürürsün rüzgar yürür....

 

Sen yürürsün rüzgar yürür

Sabahlar sığmaz olur gözlerine

Her adımda çözülür bir karanlık

Şafaklar çiçek sunar ellerine

Gün tutuşur

Dağlar aydınlanır

Yeniden aydınlanır

Yeniden canlanan bu yaşam

Türküler dizer saçının tellerine

 

Sen yürürsün rüzgar yürür

Alıp savurur beni saçların

En kalabalık alanlara götürür

Bir cellat çıkar apansız

Bir fidan yeşermeden çürür

Ve kana bulanır ırmaklar

Baştan başa geçer kentleri

Kan temizlenir cellat ölür

 

Sen yürürsün rüzgar yürür

Mahpuslar soluğunla umutlanır

Toprak çatlar

Gökyüzü bıçak bıçak şimşeklenir

Görkemli bir yürüyüş başlar içimde

Ve bir tan vakti

Kırılır bütün güzellik yasaları

Ağaçlar aşk açar bahçelerimde

 

Sen yürürsün rüzgar yürür

Dallar eğilir

Yapraklar secde eder yürüyüşüne

Sular kabarıp dalgalanır

Köpüklü başlarıyla selamlar seni

Ve tanrılar kalır önünde

Ne beyler ne krallar

Seninle yazılır en büyük destan

En güzel tarih seninle başlar

 

Sen yürürsün rüzgar yürür

Bir sevinç boylanır dünyada

Çocuklar korkusuz büyür

Kan boğulur susar

Dokunup geçtiğin her kuraklık

Yemyeşil bir vadiye dönüşür

 

Sen yürürsün rüzgar yürür

Bizi bu deprem günlerinde

İnan ki bir şiirsiz yaşamak

Bir de sensiz savaşmak öldürür

 

adnan yücel

made in turkey!

aŞk DePReM GiBiDiR

aŞk DePReM GiBiDiR

 

Ne zaman kimi vuracagini asla bilemezsiniz.

 

Gece yarisi aniden, dipten yukselen coskulu bir dalga gibi kabarir içinizde.

 

Toprak ayaginizin altindan kayiyor gibi olur ve en hazirliksiz oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur.

 

Sarsilir, neye ugradiginizi sasirirsiniz.

 

Heyecan,korku, kararsizlik, cesaret, aci, ofke,huzun,merhamet, siddet kaplar bir anda dunyanizi. Eski dost yardima kossa da kolay toparlanamazsin.

 

Bittiginde agir bir enkaz birakir geride.

 

Daha kotusu, "tamamen bitti" sandiginiz sarsinti, hafif bir siddette artci soklar halinde yillarca surebilir.

 

Kalbinizdeki kirik hat ara sira yoklar yeniden...

 

Can Dündar

made in turkey!

AŞKIN ADI ÜMİTTİR ARTIK...ÜMİDİN ADI AŞK.......

:wub:

 

 

Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? “İlk bakışta aşık oldum” der kimisi... Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da... Kim böyle söylese ya da nerede okusam bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş aslında diye düşünülür belki de... Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka... Bu hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en çok ümit var. Merkezde ise aşk...

 

 

Birbirine uzak iki şehir... Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir... Diğeri deniz kokusu iliklerine kadar sinen... Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen iki insan... Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği tutuyorlar belki bir gün... Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye... ya da bir düş... Dedim ya hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey...

 

 

Aşka en çok bahar yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar... Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar... Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş...

 

 

Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden... Yani deniz kokan kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha... Ama karşılaşmayı hiç beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte... Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler yüreklerini atmaktan... Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala... Aslında onların yürekleri elele tutuştu... O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine aşık oldular... Ve ilk sözleri “Yüreğine aşığım” oldu aşka ilk adımı atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için.

Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:

 

 

“ Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede... Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza... Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi... 160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu... Sığdıramazsınız... Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden...

 

 

Sesini hiç duymadığım,

Hiç dokunmadığım ellerine,

Bir şaire vurgunum şimdi.

Ben hiç oldum, o herşey!

Yaşadığı kentte,

Bir gece olsun uyumadım,

Gezmedim sokaklarında,

Duymadım o kentin gürültüsünü

Ve koklamadım denizinin kokusunu...

Ben onun avucundaki yıldız oldum,

O benim içimde ümit..

İşte bu yüzden;

Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk! ”

 

 

Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını... Sordu: “ Bir ümit üzerine aşk yazılabilir mi? ” diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi, kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten... Bir başkası bu hikayenin sonu sadece hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna katılarak... Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri... Tek bilen var sonunun ne olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen...

 

 

Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep ‘bir ümit’ içlerinde... Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur diye...Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için... Sonuç olarak düşsel bir aşka ‘merhaba’ diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup açtılar kapılarını mutluluğa... Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü... Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye... İçinizden geliyorsa devam edin hadi yazmaya ve bir isim daha verin aşka...

 

Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk...

 

 

made in turkey!

aRaMak

aramak....

 

Ömür boyunca aramak.. Yalnız seni aramak. Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı… Beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını.

 

 

Hiç gel demeyeceğim sana. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor? Yok yok birden karşıma çıkma. Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.

 

 

Git bu şehirden haydi git. Dağlara çık, o uzak dağlara. Rüzgârların krallığında hüküm sür. Baktın ki oraya da geldim yine kaç. Başını al, açıl denizlere. Gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana götürmeli seni, dilediğin yerde demir atmalı. Ben küçük bir balıkçı kayığı ile peşinden gelsem yeter. Seni arıyorum ya!

 

 

Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları üstünden bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. Yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı, kavrulmalı. Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. Buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.

 

 

Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Ayaklarını Afrika’dan getirip bir kâğıt üzerine yapıştırmalıyım, saçların Sibirya’da olmalı, dudakların Çin’de. Gözlerin Hindistan’da bir mabudun gözleri olmalı, ellerin İtalya’da bir heykelin elleri. Bulsam da seni parça parça bulmalıyım.

 

 

Yine de bir yerin eksik kalmalı.

 

 

Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.

 

 

Ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

 

made in turkey!

yasak düş(tüm)

yasak düş(tüm)

 

her şey bir garip bugün

sen garip ben garip

kafesteki kuş,sofradaki aş garip

birşeyler var yolunda olmayan biliyorum

ama neee..?

sen mutlu ben umutlu

ama birşeyler var

bir korku var yüreğimde

ılık esen bu rüzgar içimi donduruyor

bir sessizlik var ikimizdede

fırtına öncesi gibi

umutluyum ama huzurlu değil

bugün yada yarın birşeyler olacak

biliyorum ve ayrılık gelecek

gel yanıma uzan diyorsun

oysa ben yanına ölmek istercesine

kalmak istiyorum

saçında bir tel yüzünde bir ben

ve kendimde bir sen olmak istercesine ölmek istiyorum

mutlu bir ölüm yok derdi şaiir

şu anda ölmek yani ellerim sarılmışken bedenine

ve yüzün göğsümde uzanmışken sen

saclarını koklayarak

ve o can alıcı gözlerine bakarak ölmek

mutlu bir ölüm varmış be şaiir

demek istiyorum.

sen dışında ben içimde tir tir titriyoruz.

ürkek bir güvercin edası var titreyişinde

sende yasağa batmış bir düşün korkusu..

bende beş yaşındaki bir çocuğun,

annesinin terkine uğrama korkusunun titrekliği....

made in turkey!

EsKideN BiLMeZDiM yaLnIzLıĞı........

 

Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında

Bir çiçek kendi dalında

Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Yalnızlığın içinde

Şimdi yalnız, yalnız mıyım

Kopuk muyum dalımdan

Uzağında mı kaldım ormanın

 

 

yılmaz güney

made in turkey!

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

 

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

 

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

 

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

 

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.

Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

 

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

 

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

 

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

 

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına

kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.

Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.

 

 

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

 

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

made in turkey!

aŞk

benim için aşk

 

 

Belki de bir hayalin peşinden yıllarca koşabilmektir, ya da koşmayı düşünebilmektir aşk. Üstelik yitip giden, hızla geçen zamanın sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...

 

 

 

Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir... Ya da duyulacak bir sesle, sevgilinin yüzündeki bir gülüşle, gözlerindeki bir ışıltıyla, ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk...

 

Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir anda onsuz, diğer yarınsız, kalabileceğin fikrinin seni deli etmesidir... Tam da ona hayatını bağlamışken, onsuz yapamayacağını, onsuz nefes bile alamayacağını düşünürken, bir gün yapayalnız kalma korkusunun bütün vücudunu titretmesidir aşk...

 

Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan ya da neden bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir... Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin veya seni bambaşka mekanlara sürükleyen mısraların kulağından girip, yüreğine doğru akmasına sonra gözlerinden damla damla dışarı taşmasına engel olamamak ve zaten engel olmaya güç bulamamaktır aşk...

 

Aylarca görmediğin, tenine dokunmadığın, kokusunu doyasıya ciğerlerine çekemediğin ve hatta sesini bile duymadığın birisine hala tüm hücrelerinle bağlı kalabilmektir, delicesine özlemektir aşk... Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı göze almaktır... Sana aptal diyenlere söylenecek söz bulamazken, başın öne eğilip gözlerinden akan gözyaşlarına rağmen, yüreğinin onu seviyorum diye haykırmasıdır aşk...

 

Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden kaygısızca ama her olumsuzluğu da göz önüne alarak kendini bırakmaktır... Güçtür aşk ve zordur aşkı yaşamak. Her pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir. Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinde hissedebilmektir. Sayılarla harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk.

 

Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlayamayacağını bile bile, aşk üzerinde yazma, söz söyleme cesareti gösterebilmek, o yazılanları, söylenenleri okuyabilmek, dinleyebilmektir aşk...

made in turkey!

marifet

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.

Yüreğini elime koyduğunda anladım...

 

''Sana ihtiyacım var, gel!'' diyebilmekmiş güçlü olmak.

Sana ''git'' dediğimde anladım...

 

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek.

"Git" dediklerinde, gittiğimde anladım...

 

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...

 

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak.

Gerçekten pişman olduğumda anladım...

 

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş.

Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...

 

Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.

Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...

 

Sevgi emekmiş.

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

 

CAN YÜCEL

made in turkey!

özLedim......

En çok gözlerim özledi seni.

Yakıcı kokunu hissetmesem de görmeyi,

Gözlerinde fırtınalar yaratmayı,

Kaybolmanı, kaybolmayı,

Bir çift gözle sevip,

Sonsuza dek onunla kalmayı

made in turkey!

son mektup.....

Son Mektup

 

 

Bu sana yazacağım ilk ve son mektup. Ne öncesi nede sonrası olacak. Beyaz bir sayfada anlatmaya çalışacağım yüreğimden geçenleri ve daha sonra bir kitabın sayfaları arasında yıllanmaya bırakacağım içimde büyüttüğüm seni...

 

Derler ki!... Alınyazımıza karşı koyamayız. Ne yazıldıysa onu yaşamak zorundayız.

 

Soğuk bir şubat akşamı bizim yazımızın başlangıcıydı...Usulca giriverdin, sakin ve sessiz dünyama.. Yeni bir başlangıç, yeni bir umut oldun senelerdir yalnız kalmış ruhuma.

 

O soğuk kış gününde yaşantıma serpmeye çalıştığın sevgi kırıntılarını, avuçlarımda toplayıp, yüreğime yerleştirmek istedim. İzin vermedin. Sadece bekle dedin, bekledim. Ama sevgili sen ne istediğini hiçbir zaman bilemedin.

 

Allah'ın biz kullarına bahşettiği en büyük özellik en yüce yetenek.Konuşmak dururken, biz beklemeyi tercih ettik, yarınları bekledik, ama aşkta yarın yoktur sevgili, biz bunu bilemedik.

 

Şimdi soruyorum sana, sen aşk nedir bilirmisin? Yasaklar, kısıtlamalar olmadan, yüreğini zamana esir etmeden, içinden geldiği gibi, çıkarsızca, umarsızca bir insanı sevebilirmisin? ...

 

Gecenin bir vakti, yüzüne vuran ay ışığının gölgesinde, ulaşılmazlar içinde sevdiğin bir insana ulaşabilmeyi hayal edebilir mi sin?

 

Kan ter içinde, sevdiğinin adını sayıklayarak uyanabilir misin? Durmak bilmeyen zaman içinde, geçmek bilmeyen saat tik taklarına umudunu bağlayabilirmisin?

 

Peki ya! onun yokluğu yumruk misali boğazına çökmüşken, yorganını gözyaşlarına kalkan yapıp, sesini kimseler duymasın diye, için için döktüğün her bir damlayı yüreğine akıtabilir misin?

Derler ki;

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Ama kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

 

Gidene ağlamaz kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır.

 

İşte sevgili, sayende ben bunların hepini yaşadım.Şimdi ise gidişine değil yüreğimde açtığın ince yaraya ağlıyorum.

 

Sen... Aniden çıkıp gelen... İzinsizce yaşamıma girip, ümitler vaat eden, sorumsuzca umarsızca yüreğime sevgi tohumları serpen, sonra yeşermesine izin vermeden, acımasızca, onursuzca, hoyratça çiğneyip yok eden...

 

Bir zamanlar avuçlarımda ısıtmak istediğim zalim yüreğini artık serbest bırakıyorum. İnan bana artık bende seni istemiyorum...

 

Söyle...! Şimdi mutlu musun?

made in turkey!

...?

Kalbimin vuruşundaki endişeler, gül yaprağında bıraktığım sevincim, gözü yaşlı hazin akşamlardaki perişan düşüncelerimle bu itirafımı yapıyorum.

 

Bana hoş geldin veya merhaba demelerindeki içinin titreyişi, gözlerindeki alev alev yanmalardı beni umuda sürükleyen ve ellerimi sevgiyle uzatmamı kamçılayan. Sanki sonsuz bir ümit veriyordun, o şaheser gözlerine her baktığımda.

 

Sana şiirler yazmak geldi içimden, aydınlığımdan ışık getirmek, avuç avuç yıldız getirmek, zamanın bittiği yerden sana zamanı getirmek hayallerine kapılmıştım.

 

Ama çaresizlik kapımı erken çalmıştı. Bir anda boşaldı dünyam. Çünkü sen kalbine bir başkasını sığdırmıştın. Sen, kalbinin her vuruşunda başka duygular yaşıyordun.

 

Düşündüm ki bir yerde kurallara boş vermeliydim. Hiçe saymalıydım düzenini dünyanın. Zamana karşı koymalı, sıyrılmalıydım ayıplardan, korkulardan. Büyük delilikler yapmalı, yeniden sevmeliydim, yeniden aşık olmalıydım.

 

Aşık olmalıydım ama kafa dengi biri olmalıydı. Konuşurken, dertleşirken huzur bulmalı, rahatlamalıydı beni. Bir dönem aşkın tanımını yanlış yaptığımın farkına vardım. Yanlışım; farklı iki bedenin bütünleşerek sonsuz doruklara ulaşması amacını taşıdığını düşünmemdi. Ama öyle olmadığını artık algılamış bulunuyorum. Çünkü seninle sohbetlerim bir ot gibi yaşamaktan kurtarmıştı beni. Güzelliğini kültürle süslemiş, nezaketinle bezemiş, iri parlayan gözlerinle bir serinlik veriyordun yüreğime. Umut buluyordum davranışlarında. Sanki kalbine beni de sığdırabilmiş gibisin. Yoksa bana mı öyle geliyor? Uzun uzun düşündüm ve düşünüyorum. Çünkü hislerim defalarca beni aldatmıştı. Gençliğimi badem dalına bağlayıp bıraktığım bu yaşıma kadar hep tek taraflı sevdim. Sevgilerim hep karşılıksız kaldı.

 

Aramızda belki bir yaş farkı var. Buda beni senin duyguların açısından endişelendiriyor. Ama eğer sevgi arayışındaysan sevgilerden kazanımlar sağlayacaksan olgunluk senin için önemli bir tercih nedeni olmalıdır. Bence eğer seversen senin bu sevgideki risklerini asgariye indirecektir. İnancındayım. Ama inan ki seni kazanabilmek için sana yakın bir yaşta olmayı o kadar isterdim ki, seviyorum lakin bakışın gönlüme yaraşmaz vuslatında yaşıma.

 

Ama yinede diyorum ki;

 

Ben seni sevdim, kime ne. Tuttum, ta içime oturttum seni. Ben seni sevdim, elbette bendeydi özlemlerin en korkuncu. Ben seni sevdim doğrusu sevdikçe tamamlandım, bütünlendim. Ben seni sevdim en büyük, en solmayan güller açtı içimde. Ben seni sevdim. Sevdim öyle ya! Her çizgiye vardım seninle beraber ve yitirmek istemiyorum seni.

 

Ya sen, senden ne haber. Sende sevdin mi beni.

made in turkey!

son......

Bu sana yazdığım son satırlar...

 

Bu dinlediğim son şarkı bizim üstümüze söylenmiş. Kilit vurdum kalbime, umutlarıma. Ne bundan böyle sevdaya dair bir şeyler beklenebilir yüreğimden ne de nefret edebilirim birinden. Ben hamal değilim ki; hep kahrını taşıyım ömrün� Alın artık üzerimden hayata dair ne varsa. Alın sevdaya dair acıları, paylaşın aranızda...

 

 

Sen sanıyorsun ki, kolay geliyor gidişin bana.. Arkanı döndüğün ilk andan gözlerim gülecek mi yeniden sanıyorsun? Söylesene! Sen ne sanıyorsun aşkı, sevgiyi, söylesene! Kolay olan, kaçmaksa, yalansa, vazgeçişse; ben zor olanı seçiyorum ve Seni Hala Seviyorum.

 

 

Sen öyle san, farzet ki her şey çok kolay... Gittiğini sandığın sen, giderken bende kalanlarını, yani seni, yani aşkı, yani bizi alamayacaksın benden.... Geri vermeyeceğim onları, benim onlar, bana ait.

 

 

Biliyor musun, acı olan asla gidişin değil.. Belki bir gün sevmeyi öğrendiğin de yanında ben olmayacağım.. Bir sabah gözlerini yeni doğan güne açtığında başkası olacak yatağında.. Benim içinse sadece "sen" var olacak baktığım her yerde... Ve işte ilk defa o gün sebepsiz ağlayacağım, o gün yağan yağmur gizlemeyecek gözyaşlarımı. Kim bilir belki de aynadaki hayalin ilk kez asacak suratını bana ve o sabah sensiz ve üşümüş uyanacağım!

 

 

Her şeyin bir bedeli var biliyorum ve bende bu bedeli ödüyorum. Ödediğim bedel sensizlik, yalnızlık, aşksızlık. Oysa yüreğim her şeye rağmen mutlu olmanı diliyor....

 

 

Seni bulduğum yerden başlıyorum yürümeye.. Seni düşünüyor ve gecenin ayazında üşüyorum..

 

 

Veda bile etmeden gidişin geliyor aklıma, sadece susuyorum�..

made in turkey!

vazgeçtim.....

Senin varlığındı kalbimin kapılarını açan, sendin anahtarı kalbimin. Ne kelimeler yeter anlatmaya, ne de kağıt kabul eder kalemden dökülenleri. Sadece yaşadığım anlardan kalan anılarım yetebilir seni anlatmaya…

 

 

 

Aşk yok, aşka inanmam dediğim anlarda çıktın karşıma. Önce gülüşündü seni bana çeken, sonrasında o gülüşün altındaki yaralı yüreğin…

 

O gün, hani seni gördüğüm ilk gün; tren istasyonunda yağmur altında saatlerce oturduğumuz ilk gün. Sözde tren beklerken onlarcası geçip gitmişti de aldırmamıştık. Yağmur bedenimi ıslatırken, her damlada bir kat daha sana aşık olduğum gün… Yaşama döndüğüm, aşkın varlığının kanıtını gördüğüm gün…

 

Ve sonra…. Sonu olmayan bir yaşam içinde asla gecesi olmayan bir gün gibi doğdun hayatıma. Oysa senden once “yağmurlar bile isyan ederdi akıttığım yaşlara onlar bile benim kadar ağlayamazdı”. Ya bu ben değilim, yada zaten ben bende değildim… Hayallerde yaşatılabilirdin, bir rüyada yer alabilirdin, belki de bir masal karamanı olabilirdin ama benim olamazdın...

 

Sen gideli iki gün oldu.. Asırlara bedel iki gün.. Ellerim ceplerimde caddelerde yürüyorum. Birlikte dinlediğimiz şarkılar kulağımda. Ya da odama kapıyorum kendimi, görmek istemiyorum senden başkasını. O kadar çok alışmışım ki sana. Senin üzerine kurulmuş tüm hayallerim. Sen gittin, ben bittim, hayallerim yok artık geleceğe dair...

 

Bil ki; içimde her zaman sıcacık kanayan bir yara olarak kalacaksın. Sana istediğim zaman söyleyemeyeceğim belki sevgimi ve ulaşamayacak uzattığım ellerim ellerine. Ama ne olursa olsun sana olan sevgim her an artarak yaşayacak bende." ......

 

İşte bitti; “Vazgeçtim Senden” ve belki de seninle birlikte kendimden…

made in turkey!

şimdi...........

Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım. Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil.

 

 

 

Aşk zamana meydan okur ama sen karşı koyamazsın ona. Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru..!

 

Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar? Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için?

 

Kaç gece yalnız geçti hesaplasana... Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti. Neler yapabilirdik, neler yaşayabilirdik düşünsene..! Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle. Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün.

 

Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik. Girmediğimiz sokak kalmazdı. Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni.

 

Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik. Sonra bir filme gider, bir kitap okur, bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik.Paylaştığımız her an beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı. Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık.

 

Peki biz ne yaptık. Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik. Her an aşkı yaşamak varken, her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken, bu yolda birer kaşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkum ettik birbirimizi. Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık. Sana huzur vaat etmiyorum. Aşkta huzur arayan yanılır. Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüğüyüm. Onlar adına konuşuyorum.

 

Gözlerinin içine bakıp "Seni Seviyorum" demek istiyorum. Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığıyla irkilmek istiyorum. Yaşama senin adınla anlam katmak, mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum.

 

Seni istiyorum eey yar!

 

Canıma bir can daha katmak için, ruhumun yalnızlığına, yüreğimin acısına son vermek için, daha mavi bir deniz, daha mavi bir gökyüzü, daha mavi bir sevda için...

 

Seni İstiyorum, Yarın, Öbür Gün, Öbür Hafta, Öbür Ay, Öbür Yıl değil..... Şimdi!

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.