Zıplanacak içerik
  • Üye Ol
  • başlık
    65
  • yorum
    53
  • görüntü
    96.060

Bu blog hakkında

İKONUNUZUN SAHİFESİ

Bu blogdaki başlıklar

 

SİMÜLASYON GERÇEKLER TV.

. "Marangozun elinde testere görürsen, şüphesiz o, Cemşid'in bedeni ve Zekeriyya'nın kafası içindir."   Edibu'l Memâlik-i Ferâhânî   Kaynak: Prof. Ahmed Suphi Furat Prof. Nimet Yıldırım   ** ** kişisel yorum:   Cemşid'in Bedeni= Extreme Parasite Dimension; Aşırı Parazit boyutu.   Zekeriyya'nın Kafası= Atmospheric Simulation; Simülasyon Atmosfer/Aerial.   Zekeriyya'nın Eşi= İş'â= Güneş; Yayılan Işınları.   İş'a'nın Annesi= Fâkûza= Rotating Dial. Devir halinde radyo dalga-boyları kadranı. Quadrant; Clock Face.   Marangoz: Logger= İmleç= Fiziksel bir olayı kendiliğinden tespit edip çizen araç/ Kaydedici/Işıklı Gösterge.   Testere: Minşar= Prizma= Işınları saptıran ve ayrıştıran, saydam maddeden yapılmış üçgen cisim. Nüşur= Neşr= Yaymalar/Dağıtmalar. .

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

İNTİHAR ve SCHOPENHAUER

..   "İntihar en yüksek ahlâki hedefe erişmekten alıkoyar, çünkü o bu sefalet ve mutsuzluk dünyasından asıl kurtuluşun yerine sadece zahiren öyle görünen bir kurtuluşu koyar."   "İntihar bir tecrübe, insanın tabiat'a/kevn'e sorduğu ve cevaplamaya zorladığı bir soru olarak da görülebilir. Sorulan şudur: İnsanın var oluşunda, şey/nesnelerin doğasına dair kavrayışında ölüm ne tür değişiklik meydana getirir? Fakat bu yapılacak beceriksizce bir tecrübedir; çünkü cevabı bekleyen bilincin kendisini ortadan kaldırır."   Schopenhauer   **   İnsanın tabiat ya da kevniyat'a sorduğu ve cevabını beklediği sorunun muhatabı, bizatihi sorunların sebebi olan kâinat değildir.   Cevabı yanlış yerde arayan ya da maddi dünya yaşamı ile bilinç genel kabulleri doğrultusunda hareket eden kişinin pozisyonu "intihar" olarak kabul edilmelidir.   Kâinat/The universe; all creation üzerine inşa' ile yetersiz bilgi/türev kabuller/yorumlar/te'vilât, sonuçta kısas/tekassum/eşit, aynen karşılık, ceza ve belki eyleme karşılık cavab'a varır.   Ceza ya da cevab bir anlamda mevcudad düzeni içerisinde reaction'a girme, güneş/magnetik ışığa duyarlık, enerjinin kimyasal değişiklik oluşturması yöntemi ile uyganır.   kişisel ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

OL HUBB-U ŞEKER.. NEREDE ACABA?

.. "Nigâr-ı hûb-o şekker-bâr cûnest Çerağ-ı dîde vu dîdâr çûnest"     Şekerler yağdıran o eşsiz güzel nicedir; gözün, yüzün ışığı ne haldedir?   Nasıldır o gammaz bakış acaba; ne âlemdedir o düzenbaz saçlar acaba?   Nasıldır o güzellik pazarının meşhuru; ne haldedir o gül bahçesinin parlaklığı?   Gönlüm, sevgi yüzünden yaslara batmış, oturmuş; sevgilinin gönlünde bize karşı bir sevgi var mı acaba?   Lûtfundan sevgilim dedi bana; acaba o sevgili, sevgilisiz ne halde?   Görünüşte kullarını okşamada, hatırlarını almada; acaba iç yüzde bu kulla nicedir?   İlk görüşte can bağışladı bana; bağışta ne halde, hemen anladım.   O lûtfu iki kere yaparsa tekrarlayışta da ne halde olduğunu, nasıl davrandığını anlarım.   O atlaslar giyinen siyah saçları, atlasa benzeyen yanaklarının çevresinde nasıldır acaba?   Âşıklar hekimine bir daha sorun, o hasta nerkis gözler nasıldır ki?   Acaba o Tatar nâfesi ne halde; acaba o eşsiz Bulgar güzeli ne âlemde?   Acaba o gerçeğe ulaşma çizgisinin değirmisinde yüzlerce pergel kıran güzel ne halde?   Ben zîr perdesinden ağlayıp durmadayım; bir günceğiz olsun, o ağlayan ne halde diye sormaz.   Gönlüm, hırsızlama ona bakıyor; oysa beni çalmada; acaba o, hırsızı sıkıştıran hırsız ne âlemde?   A dost! Seninle mağara dostuyum ben, bir kerecik, nasıl yermiş şu mağara diye başını uzat da bak!   Seni bir göreyim de canımı feda' edeyim; halka da görüş nasıl olurmuş, göstereyim.   Sözüme son yok; fakat söyleyiş ne şekil olurmuş, onu gösterdim ancak.     mevlânâ divan XXII

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

MASAL - METONYMY

.. nemesis'in bi ikizi var bilir misiniz? adı mimesis mim'ciler iyi tanırlar he!   adı iyice kötüye çıkmış kızcağızın zanî demişler lâkırdıcılar her ne kadar antik demek olsa da şakacı ya da espritüel de sayılabilir   bu antik ve acayip kılıklı sarışın kızımız -fekat çakma-makma değil ha! anadan dogma sarışın!- ayrıcalıklı imtiyazlı bi yeteneğe sahipmiş bi adı da ning!   nakliye işi yapan gemiler ve gemicilerin huyunu-suyunu ve geçmişlerini hileli-etkili reklamlarının özel sunumlarına verdikleri tepkiler ile okur ve öğrenirmiş bi adı da liza!   ama bu eylemi yerine getirmek için aurada akrobatik uçuşlar yaparmış da kimsecikler görmezmiş duymazmış böyle bi hüneri de varmış bi adı da sin!   blondie blondie imiş de gece vakti bi bakarsınız yakıverirmiş elmo'nun ateşini maî bi adı da corposant!   nemesis'in çok çok yıllar önce evlendiği kocası da varmış birbirleri ile beraberliklerini bu güne kadar gören bilen olmamış   çünkü buluşacakları zaman farklı bi atmosferi kullanmakta imişler bu nedenle antikler onları karşıt zann ederlermiş   burada bi anonim şarkı terennüm edelim ve birinci perdeyi bitirelim   ** **   water come to me eye   every time I'm away from Liza water come to me eye every time I'm away from Liza water come to me eye   refrain: come back Liza, come back girl wipe the tear from my eye come back Liza, come back girl wipe the tear from my eye   I remember when love was new water come to me eye there was one, but now there's two water come to me eye   refrain: come back Liza, come back girl wipe the tear from my eye   when the evening starts to fall water come to me eye I need to hear my Liza's call water come to me eye   refrain: come back Liza, come back girl wipe the tear from my eye   standing there in the marketplace water come to me eye soon I'll feel her warm embrace water come to me eye   refrain: come back Liza, come back girl wipe the tear from my eye   in the shadow I stand a while water come to me eye soon I'll see my Liza's smile water come to me eye   refrain: come back Liza, come back girl wipe the tear from my eye ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

ÖYKÜ

..   Geldi mi? diye sordu adam. Hayır, dedi çocuk. Yolu iyi gözledin mi? diye sordu adam. Kapının önündeydim, dedi çocuk. Hiç ayrılmadım. Hiç kimse gelmedi mi? dedi adam. İlk sen geliyorsun, dedi çocuk. Adam içeri girdi. Ceketini çıkardı. Çevresine bakındı. Değişen hiçbir şey yok, diye düşündü. Ocağın kıyısındaki odunları gördü. Yeniden kapının önüne çıktı. Çocuğa, Madem gelmedi, odunları kim koydu? diye sordu. Ben, dedi çocuk. Peki, dedi adam. Artık burda bekleme. Ben kimseyi beklemiyorum, dedi çocuk. Öyleyse niçin sabahtan beri burda, kapının önünde oturduğunu söyledin bana? dedi adam. Hiç, dedi çocuk. Sustular-adam ve çocuk. Burda durmamı istemiyosan giderim, dedi çocuk. Nereye? dedi adam. Nereye olursa, dedi çocuk.   ...............................................................   Kadın, öteden, ağaçların arasından çıkmış eve doğru yürüyordu. Garip bir yürüyüşü vardı. Sanki önünde ya da ardında bir köpek. Ama kadın yaklaştıkça çocuk gördü ki köpek filan yok. Kadın yalnız. Tek başına.Ama önünde ya da ardında bir köpek varmış gibi tedirgin yürüyor. Çocuk, kuyunun yanındaki oturduğu taştan kalktı. Yaklaşmakta olan kadına, Nerde kaldın? diye sordu. Kadın çocuğa, Ne dedin? diye sordu Çocuk kadına, Dayım seni çok merak etti, dedi.   Kadın(çocukla burun burunaydı) saçlarını geriye attı, göğsünü ileriye uzattı. Çocuk kadından yayılan kokuyu içine çekti. Kadın çocuğa doğru bir adım daha attı, çocuğun başı döner gibi oldu. Gözlerini kadına kaldırmaya cesaret edemiyerek, Nerden geldin? dedi. Ormandan, dedi kadın. Çocuk gözlerini kadının gözlerine dikti. Ormandan mı? Nasıl buldun yolu? Daha önce gelmiştim, dedi kadın. Ben seni ilk kez görüyorum, dedi çocuk (Sesi titriyordu.) Ben geldiğimde sen yoktun, dedi kadın çocuğa doğru bir adım daha atarak. Ama ben hep burdayım, dedi çocuk. Öyleyse hatırlamıyorsun, dedi kadın. Şimdi yan yanaydılar. Eve doğru birlikte yürüyorlardı. Terle karışık, o güne değin duymadığı garip bir koku duyuyordu çocuk. Kadın elini çocuğun başına götürdü. Saçlarını okşadı. Demek, sen hep burdasın, öyle mi? Evet, dedi çocuk. Peki dayın? O da burda, dedi çocuk. Kadın çocuktan gelen, ot, gübre, koyun kokusunu çekti içine. Kaç yaşındasın? dedi. Çocuk, Onüç, dedi. Koca bir adamsın demek, dedi kadın. Elini çocuğun dağılmış saçlarından çekti.   Kapının önüne geldiklerinde, kadın, kilidin horozunu kaldırıp itti. Kapı açıldı. Kadın bir adım attı. Sonra çocuğun girmesini bekledi. Çocuk, Ben girmeyeyim, dedi. Dayım içerde. Olsun, ne çıkar, dedi kadın. Kazlara yem vermem gerek, dedi çocuk. Bu saatte mi? dedi kadın. Çocuk sorunun yanıtını vermeden koşarak uzaklaştı. Kadın kapıyı kapamadan bir adım daha attı. İçerde hiçbir ışık yoktu. Yalnız pencereden süzülen günün son ışıkları. Kadın bu loşlukta ilerledi. Nerdesin? diye sordu. Yanıt alamadı. Hiçbir nesnenin görünmediği, hiçbir çiçeğin kokmadığı, hiçbir ışığın ve ateşin yanmadığı odada ilerledi kadın. Uyuyor musun? diye fısıldadı. Hayır. Erkeğin sesiydi bu. Sesin geldiği yöne doğru ilerledi kadın. Erkeğin uzanmış olduğu döşeğin başucundaki gaz lambasını yaktı. Lambayı yükseltip erkeğin yüzüne baktı. Sonra odada gezdirdi lambayı. Üzeri muşamba kaplı masayı gördü. Sonra tahta iskemleleri. Sonra yerdeki hasırı. Sonra sönmüş ocağı. Sonra erkeği gördü-çırılçıplak. Elindeki lamba söndü.   Buraya gel, dedi erkeğin sesi. Kadın, elinde sönmüş lamba, sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Ayakları döşeğin tahtasına çarpıp durdu. Bir elin bacaklarına dokunduğunu duydu. Sönmüş lambayı yere bıraktı. Çömeldi. Bacaklarına dokunan el, kasıklarına doğru ilerledi. Aynı anda erkeğin soluyuşunu duydu kadın. O soluyuşa doğru eğildi. Sen misin? dedi kadın. Erkek, Evet, demedi. Kadını kendine doğru çekti.   Kazları yemlemiş çocuk pencereden içeriye bakıyordu. Işık yoktu. Hiçbir şey görülmüyordu. Yalnız, dayısının, Nerde kaldın? dediğini duydu. Gözünü pencereden ayırdı. Kulağını pencereye dayadı.   Kadının sesi duyuldu. Ormanı yürüyerek geçtim. İki kez yolumu yitirdim. İki kez mi? dedi dayısı. Evet, dedi kadın. Çocuğu gördün mü? dedi dayısı. Evet,dedi kadın. Nerde şimdi? dedi dayısı. Kazlara yem veriyor, dedi kadın. Lambana n'oldu? dedi dayısı. Söndü, dedi kadın. Öyleyse soyun, dedi dayısı.   Soyundu mu? Çocuk görmedi. Ama duydu:   -Elini ver bana. (Dayısının sesi.) -Buraya gelmemeliydim. (Kadının sesi.) -Daha önce de gelmiştin. (Dayısının sesi.) -Bir kez daha gelmemeliydim. (Kadının sesi.) -Geldiğine göre. (Dayısının sesi.)   Sonra hiçbir ses duymadı. Sonra, uzun bir süre sonra:   -Böylesi bir gelişi hiç beklemiyordum. (Dayısının sesi.) -Senin için. (Kadının sesi.)   Uzun bir sessizlik. Sonra: -İki dağın arasını unutma. (Kadının sesi.) -Unutmam. (Dayısının sesi.) -Oyluğu da unutma. (Kadınınsesi.) -Nasıl unuturum? (Dayısının sesi.) -Boynumu da unutma. -Hiç unuttum mu? (Dayısının sesi.) -Topuklarımı da. (Kadının sesi.) -Kulaklarını, kulaklarının ardını, saçlarını, göğüslerini de unutmam. (Dayısının sesi.) -Diline de söyle, dilin de unutmasın tenimi. (Kadının sesi.) -Olur dilim de unutmaz. (Dayısının sesi.) Elini ver bana.   Çocuk sonra hiçbir şey duymadı. Ama pencereden de ayrılmadı. Nice sonra kadının söyledikleri ulaştı kulağına:   -Kokumu alıyor musun? -Evet. (Dayısının sesi.) -Ya sesimi? -Evet. (Dayısının sesi.) -Seslerle de sevişilebilir, biliyor musun? -Evet. (Dayısının sesi.) -Öyleyse niçin burdayım? (Kadının sesi.) Bir gülüş. Bir kahkaha. Odayı dolduran. (Dayısının.)   -Çünkü burda telefon yok. -Elektrik de yok. (Kadının sesi.) -Evet, yok.(Dayısının sesi.) -Karanlıkta daha iyi. (Kadının sesi.) -Aşkın ışığa gereksinimi yoktur derdi babam. (Dayısının sesi.)   Gülüşler. Kahkahalar. (Kadın ve Erkek.) Sonra uzun bir sessizlik. Sonra bir çığlık:   -N'oluyoruz? (Kadının sesi.) Bir deprem mi bu? -Korkacak bir şey yok, ölüyoruz. (Dayısının sesi.)   Çocuk pencerenin önünden ayrıldı. Soluk soluğa koşmaya başladı. Çınarın altında durdu. Ayakları dibinde yılışan köpeğe bir tekme attı. Sonra yıldızlara baktı.   -Ölürlerse ölsünler, dedi.     *Ferit EDGÜ

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

BAHAR GELME ÜSTÜME..

..   Bahar Gelme Üstüme…   Bahar, yalvarırım çek git işine!.. Salma üstüme çiçeklerini... Aklımı çelme!..   Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek...   Yapma bunu bana bahar, böyle üstüme gelme...!   Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı... Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime... Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir... Bir de sen çıldırtma beni...   Krizdeyim ben... Tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni... Bulutların üşüşmesin başıma... Girme kanıma benim... Yoldan çıkarma...!   Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, sevdanın suç ortağısın. kıyma bana...!   Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin... O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman... Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları... Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan... Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında... Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz... Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... Yüreğim viraneye... Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da... Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.   İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... İş açma başıma... Git işine! Yoldan çıkarma beni!..   Can Dündar Şiir Gibi Yazılar   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

HEGEMON YEGÂNE'NİN SULTA ZAMANI..

http://youtu.be/c93ApxeI28A   şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın nemli yumuşaklığı tende denizden gelen mâhın gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın   yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın   bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın  

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

APHORISM

.. agnia 23/07/2005 : 14:22:20   Gelecekte en popüler iş "yeni dünyalar" projeleri olacak. Bir projede binlerce insandan oluşan bileşimler çalışacak. Bileşimler yarışacak; önce mekanlar, sonra koşullar, daha sonra bilinç kazanması planlanan oyuncu prototipleri hazırlanacak. prototipler kendilerini hazır hissedene kadar onların içinde konaklayacaklar. Öngörülebilecek en yüksek olasılıkların hesaplanması için onbinlerce alt kontratlar yapacaklar. İnce ince dokuyacaklar. Sonra sonuçtan emin mutlulukla sahneye çıkacaklar. Yine de kazalar olacak! Peki buna üzülecekler mi? Yoooooo...   O kadar çok detay var ki bunu akıl almaz. Bir gün detaylara şöyle bi bakayım dediydim; geri dönemiyordum nerdeyse!   Küçük bi örnekleme çabasına gireyim: bir insan (günümüzde) sadece tek objeye bakabilir, onu ya bütün olarak görmeyi seçer ya da objenin içinden yine tek bir noktaya zoom yapapabilir. Bu küçültme işlemi gözün kabiliyeti oranında içeri doğru götürebilir; fakat hep BİR NOKTA ya zoomdur bu.   Gelecekte bir birleşim (geleceğin insansıları) ise, bi objeye baktığında, onun tüm (yine de sonsuz değil) bileşenlerine anı anda zoom yapabilir!   Bu çoklu zoom işlemi şu anda olmuyor mu? Pek tabi oluyor ama bilinçle algılanamıyor. Sezgisel dediğimiz (farkındalıklı olmayan) bu bütünsel algılama, geleceğe doğru atılmış milyarlarca maladır!. Geleceğin duvarını örüyor o malalar. Şu anda yalnızca tek zoom luk iş yapabilen eski bir prototipiz biz.   Gelecekte aynı işi yapan bi baska daha birleşim, daha bi çok birleşim olduğunu düşünün! Bunların her birinin fırlatmış oldukları binlerce malanın birbirleriyle çarpışma olanak/olasılık girdaplarını hesaplayın! İki bileşimin bu çarpışmalar için her bir karşı mala ile kontrat yapmaları gerektiğini de düşünün! Akıl alacak şey değil.   Eğer orada zaman dondurma gibi kayıp dağılmamış olsaydı bu tek dünya planlaması bi kaç milyar yıl sürerdi!   Nasıl birleşeceğiz peki?   Asla birbirimize benzemememiz gerekiyor. Her insan TEKtir ve öyle kalmalıdır. Gelecekte bir birleşim işte bu biricik/tek parçaların her birinin gönül rızasızyla kendi iradesini o birleşim'e sunması/bağışlaması ile mümkün olacak. Bizi bundan şu anda ne men ediyor? İrademizi (ki bu sevgidir) kendimizden çekip guruba devredemiyoruz. Birleşebilmek için kendimizden bi tane daha olmasını arzu ediyor ve deli gibi onu bulmaya çalışıyoruz. Ne çaresiz bir çaba! Bu mümkün değil. Bu oyun trilyonlarca yıl bile bu şekliyle devam etse, hayır biz GELECEĞE geçemeyiz!   İnsanlar bilinçsizce/sezgisel olarak hep gurup kurmaya itiliyorlar. Bu itilim çoğunlukla korkudandır. İyi ki varmış korku!   Fakat kurulan guruplar dünya tarihinde hiç bi zaman (en azından 25 bin yıldır) -gurup- kelimesinin ötesine yani -bileşim- olmaya geçemediler. Buna fırsat kalmadan dağıldılar. Biz burada şu anda bin ayaklı bir binayak'tan bahsediyoruz. Ayakların her biri özgün olacak ve iradesini(sevgisini) birliğe devretmiş olacak.   Tıpkı şu anda vücudumuzun her biri -özgün-, uzuvlarının hücrelerinin iradelerini bize bırakmış olmaları gibi! Kimbilir onlar(uzuvlarımız) da bu iradeyi bize bırakmak için kaç trilyon yıl çabaladılar! Deli gibi korkuyorlardı herhalde..   Oysa verdiler de ne oldu? Biz uzuvlarımızı çok seviyoruz, onları ölüm pahasına koruyoruz (önce can sonra canan şeklinde), aslında korkacak bişey yokmuş meğerse! Bunu anladıkları için (uzuvlarımız) şimdi keyif yapıyorlar Gerçi onlarda hala bütünlerini bize terketmediler, eğer etselerdi varoluş, sapmasız haline geri dönebilirdi.   Bi yerlerde söylemiş olmalıyım: Birleşmek, BİR olduğuna aymanın yavaşlatılmış sürecidir.   Her şey, bütün düğüm şu noktada çözülecek; kendimizden bir tane daha aramayı bıraktığımızda.   Sarılın, ne duruyorsunuz, şu anda size en yakın duran kişiye sarılın. O belki şu anda yalnızca fiziken yanınızda olandır; taksi şöförüdür, otobüste yanınızda dikilendir, içki masasında yanınızda oturan, ya da şu anda sevişmekte olduğunuz, ya da beşiğini sallamaktan yorulduğunuz oğlunuzdur. Ne fark eder, onların her biri ASAL sayıdır, kendinden başka bir tek BİR’e bölünür. Şu anda gördüğünüz ilk kişiye sarılmanız yeterli. Yaptınız mı? Şimdi birleşik ama tek damla gibi görünüyorsunuz. Başka damlalar da çekilecek size artık; çünkü yoğunluğunuz/çekim gücünüz arttı.   İnsanın DNA sında var olduğu söylenen 40000 genden her biri özel bilgiler içeriyor. Yani her biri TEK! Fakat yine de kırkbini de birleşip iradelerini DNA ya devretmiş görünüyorlar. Onlar yaptıysa biz neden yapamayalım? İşte bana göre gelecek böyle inşa ediliyor   Not: Gelecek diye yukarıda tarif ettiğim her şey zaten şu anda olmaktadır. Bu eş-zamanlılığı ifade etmek gerçekten biraz zor!   bağlantı   moortip 09/08/2006 : 09:41:22   ben felsefe pek bilmem.. delil aramam.. ancak konu başlığı "hikmet" öyleyse, hikmet'ten bahs edelim..   mes'ele, fikirler ile tasavvurlar arasındaki bağı kabul veya redd etmek pozisyonunda ne yapacağımızı bilmek ise..   cari olan muhit tesirlerinin etkisi altında kalıp- kalmadığımızın tartışmasını yapmak ve hükm'e gitme yolları aramak ise..   bir problemimiz olduğu takdirde, çabuk ve kolaylıkla nasıl çözebileceğimizin yolunu bulmak için araştırmalar yapmak ise..   uzatmadan söyliyeyim.. ve fazla bilmiş olmanın da gereği yok..   sevgili agnia'nın yukarıdaki ifadelerini dikkat ile ve öneririm bi kaç kez okuyunuz..   nedensellik ve eşzamanlılık üzerine derinleşiniz ve sonra sizi bağımlı kılan, şu ana kadar "edinmiş olduğunuz" değerlerin/kriterlerin "hatalı/eksik/yetersiz" olabileceğinin mümkün olduğunu, acı da olsa ve hiss ya da duygu dahi olsa kabullenmeye çalışınız.   büyü gibi.. belki sihr.. nasıl değişiveriyor her şey.. akmaya başlıyor hayat.. ve sizi de alıp-götürerek.. farklı bi ülkeye.. kendi bildiğince.. özgürce..   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

FELSEFENİN 5 ALANI

MANTIK: -geçerli olan ne, geçersiz olan nedir; -neler işe yarar biçimde tartışılıp kanıtlanabilir, neler kanıtlanamaz; -kategorik bir kıyas nasıl sınanır; -hep aptalca hatalar yapmaktan nasıl kurtulunur?   *tersine, eğer öyle olduysa, olabilir; -eğer öyle olmuş olsaydı, olabilirdi: -ama olmadığına göre, değildir. -mantık işte budur!     ETİK:   -hangi davranışlar doğrudur ve hangi amaçlar iyidir? -davranışların doğruluğu, sonuçlarının iyiliğinden mi ileri gelir? -bir niyetin erdemliliğine, yönlendirdiği davranışların doğruluğuna bakarak mı hükmedilmelidir?   *bir kuruluşun satış elemanı, elektrik tesisatınızın nasıl yenileneceğini size bütün ayrıntılarıyla anlatmışken ve köşe başındaki nalbur dükkanını işleten adam da fişle-prizi birbirinden ayırmayı bilmezken, malzeme alma işini köşedeki nalbur yerine, satış elemanının kuruluşundan yapmak daha az mı kötüdür?   -insan davranışlarının bunlara az çok benzer pratik yönleri.     ESTETİK:   -güzellik ve sanat ve zevk, -standartlar ve yargılar ve eleştiri, -aristotales ve oscar wilde ve sharon stone. -sevdiğimiz şeyi niye severiz? -sanat sanat içindir diye bir şey var mıdır? -yoksa sanat, renk lekelerinden vemırıldanılabilir tonlardan ve bir satırdaki sözcüklerden ibaret bir şey midir? -bir sanat eserinden maksat nedir, bir şeyi temsil etmesi mi, yaratıcısının kimliğini ifade etmesi mi, yoksa izleyicisini kendisine çekmesi mi? -ve güzel nedir ile iyi nedir arasında bir ilişki var mıdır?     EPİSTEMOLOJİ:   -herhangi bir şeyi gerçekten biliyor muyuz? -ve eğer biliyorsak, bildiğimiz bu şey nedir? -ve onu nasıl bilebiliyoruz? -ve onu bilebildiğimizi nasıl bilebiliyoruz? -ve onu bilebildiğimizi nasıl bilebildiğimizi nasıl biliyoruz? vb.   *geleneksel felsefi araştırma, -klasik epistemoloji üzerinde daha az, dil üzerinde daha çok; "nasıl bilebilirsin" sorusu üzerinde daha az, "ne demek istiyorsun" sorusu üzerinde daha çok durur olmuştur.     METAFİZİK:   -doruk noktası; dünya olarak da bilinen, şeylerin her şeyi kapsayıcı şemasını ve insanın bunun içinde oynadığı rolü anlamak amacıyla girişilen nihai kategoriler arayışı/didikleyişi. -eski buluşlar varlığı, özü, zamanı, mekânı, tanrı'yı, ben'i ve nedeni kapsamıştı. -bizi izlemeye devam edin. -ama nefesinizi tutmayın; -şimdi artık birçok felsefeci, metafiziği; "aşırı şiirsel" ve "bilim öncesi" sayıyor.     fazla KÜLTÜR GÖZ çıkarmaz J.Jones-W.Wilson Boyner Yayınları   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

DEFTERDAR'DA SEMÂ'Î KAHVESİ

Defterdar'da semâ'î kahvesine gittik. Caddeden de- nize giden büyük meydan, saz ve sesle dolu. Ağaçlardan al al bayraklar sarkıyor. Semâ'î kahvesi bu muhitin gö- beğinde. Kahvenin önünde, ağaçlar altında bir masanın etrafına oturduk. Eski İstanbul'un lehçesinden şetâretine kadar bütün vâris olan tâbîler sesleriyle ortalığı çınlatıyor lar; çayı, kahveyi, nargileyi, ağaçlar altında kahve ocağına sürekli bir nağme ile ısmarlıyorlar, bir tulumbacı çalâkliğiyle etrafta dönüyorlar. Sekiz on çay kadehini bir tepside iki parmak üstünde getiriyorlar. Burada eski İstanbul canlı bir levha gibi.   Klârnet, tiz ve yanık sesiyle bir taksim tutturdu. Kâğıthane dört yüz senelik hâtırasiyle hava halinde esiyor. İnsan, dinledikçe maziye karışıyor, ruh bir çocuk sevinciyle ürperiyor, çifte nâra ve darbuka ile artık Türk şevki içinde kayboluyor.   Divan okunmağa başladığı zaman vecdimi zabtede- medim. İki genç arkadaşla kahvenin içine girip, orada herkesle beraber küçük iskemlelere oturarak dinlemek hevesine kapıldık, girdik, kapı yanında oturduk.   Külhânbeyi, bıçkın, çapkın, tulumbacı, kabadayı, hâ- sılı Türk İstanbul'unun bütün bu şen unsuru burada. Kâh- ve lebâleb dolu. Tavan ve duvarlar donanmış, bayraklar, bayraklar, bayraklar, binlerce küçük bayraklar, renk renk fenerler, bir tarafta Türklüğün kahramanı Mustafa Kemâl'in resmi; bir tarafta Türklüğün cihan pehlivanı Kara Ahmed'in resmi. Bütün bu kabadayı halk terbiyeli, vakur, sâkit. Beni ve arkadaşlarımı yabancı hissettiği halde hiç istifini bozmuyor. Yalnız arada sırada, klârnetle çifte nâranın kalbimize vardiği şevkin tesirini yüzümüzde gördükçe, göz ucuyla bakıyor, bizi külhânbeyliğinin mâna ile dolu sevimli bir bakışiyle süzüyor.   Divandan sonra semâ'îye sıra geldi. "Ayrancı" oku- yordu. Sesinde bir yanık kokusu olan bu yaşlı şehir çocuğu, Mekteb-i Hukuk'tan mezunmuş. Mektepten çıktıktan sonra kendi keyfine göre semâ'î okuyabilmek için semt olarak Kâğıthane civarını ve sanat olarak ayrancılığı tercih etmiş. Tanıdığım hukukşinaslar, bu şen adamdan daha bahtiyar değildiler.   O ağaçlardan, o al bayraklardan, o tâbi, klârnet, çifte nâra ve semâ'î seslerinden ayrılırken, daima muhafaza edeceğimi tahmin ettiğim bir hâtırayı iyi seçebilmek için durdum. Belki son semâ'î söylenen yer olan o kahveye bir daha dikkatle baktım.   Yahya Kemal ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

ZAMANIN KISA TARİHİ

Günlerden bir gün, ünlü bilimci- ki söylentiye göre Bertrand Russell'dır- gökbilimi üzerine bir söylev vermektedir.   Dünyanın güneşin etrafında nasıl döndüğünü, güneşin de galaksi denilen uçsuz bucaksız yıldızlar kümesi etrafında ne şekilde devindiğini anlatır.   Konuşmasının sonunda salonun en arkalarında oturan ufak tefek yaşlı bir bayan ayağa kalkar;   "Bütün söyledikleriniz saçma sapan şeyler. Aslında, dünya dev bir kaplumbağa'nın sırtında bir tepsi gibi durmakta!" der.   Bilimci, yüzünde esaslı bir gülümseme ile yanıtlar:   "Peki, ya kaplımbağa neyin üstünde duruyor?"   "Sen çok akıllısın delikanlı, çok akıllı" der yaşlı bayan. "Ama ondan aşağısı hep kaplumbağa!"   Zamanın Kısa Tarihi Stephen W. Hawking Doğan Kitapçılık   ** **   KAPLUMBAĞA:   Farsça: *Gaylem= Kaplumbağa: -Mugaylan ağacı/Dünya/Dikenlik yer/Kul/Cariye, Güneş sitemi/Akıp-giden/Gemi. -İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil olan/Ekranda ve gözle seyredilen manzaralar ve seyredenler tarafından çok beğenilen, güvenilen ve inanılan; sürümde/versiyon/tedavül/varyant/ örnek/tasvir/hikâye olan ya da sunan. -Kadınların, elbise üzerine örtündükleri çarşaf.   Arapça: *Selâhif/Sulahfat= -Zihinde canlandırılan şey'ler. -Yokluk/gayr-ı mevcud olan ve fakat var gibi algılanan şey'ler; resim ve heykeller gibi/ Statues/Stabileishment -İllet-i temessül/Causalite. -Tasarlama. -Tasvir: Görebildiğimiz ve hissedebildiğimiz şeyleri bize gösterebilecek veya hariçte vücudu olmayan ve fakat hissedilen şeyleri duyurabilecek meleke. (tdk)   **   -Batıl şey'leri/eşyaları güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhdir, hem idlâli.. (sözler)   Cerh= Yara açmak/Dimağda kargaşa ve panik. Idlâl= Hak olan dinden çıkmak/Azmak/Doğru ve hakk ve hakikat caddesinden ayrılma/İslâmiyetten sapma. (os.-arp. sözlük)   Jaine'lerde: Sanskrit: Bir imaj olarak; *Suvatra=Kaplumbağa -Tasavvur/Tasvir.   İngilizce'de: *Turtle= -Cebir=Haber alarak, bilgilenerek telafi etmek. -Kötü bir etkiyi veya sonucu başka bir etki ile yok etme, karşılama, yerine koyma suretiyle telâfi/Tefe'ül sistemi/Yom' yorma/Şom giderme. -Sistemin uygulama alanı olan, göreceli zaman ve mekân ve eşyalar âlemi.   **   İrenler aydur: "Biz yürüriken tüş görerüz, tüşümizni neye yoraruz? Yom'a yoraruz, hayra yoraruz. Kaba kaba arefeler, ulu ulu bayramlar, lonpay lonp."   Barak Baba Tasavvuf A. Gölpınarlı/1961 Yükselen Matbaası

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

ÇİLE BÜLBÜL..

bülbül'üm, gel de dile söyle benimle bile sesini duyur güle çile bülbül'üm çile   müjde! ey güzel kuşum bahara döndü kışım gül oldu içim-dışım çile bülbül'üm çile   ..   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

PHILADELPHIA DENEYİ VE Bİ RALLY..

.. Hoş bi rally idi.. Dün gece arşivimde ve bi konu üzerine araştırıp.. dolanıyorken gözüme çarptı.. paylaşayım istedim..   BLOGCU BANA, BAZEN GÜVENEBİLİRSİNİZ.. 9/12/2006   Philadelphia Deneyi:   Lânetli Olaylar isimli kitabında George Langelaan, çok esrarengiz ve inanılması çok güç bir olaydan bahseder. Olay Amerikan sahil muhafaza gemisinin 1943 Kasım'ında başına gelenleri anlatır:   Askerî Gemi, Philadelphia Limanında ve bağlı iken, aniden gözden kaybolur ve sonra şanslı seyirci ve resmî gözlemcilerin şaşkın bakışları altında tekrar ortaya çıkar.   Gözden kayboluş, geminin gitgide görünmez hale geçmesi tarzında değil, mekân içinde/uzay aniden kayboluşu tarzında olmuş, ve sonra 640 km ötede Virginia'nın Norfolk Limanında, ilkinin tıpkısı olan bir geminin ortaya çıkışı, akıl almaz bir biçimde gözlenmiştir.   Kısaca, Philadelphia'da kaybolan gemi Norfolk'ta ortaya çıkıyor, sonra Norfolk'ta kaybolup ilk yerine, bağlı olduğu limana dönüyor.   Sonradan yapılan açıklamalar ile, yazarın bu konu üzerinde yaptığı yorumlar ve fikirleri şöyledir:   1942 yılında, bir bilimöncüsü olan Dr. Jessup, Deniz Araştırmaları Dairesine; Einstein'in, "birleşik alanlar" teorisine dayanan bilimsel bir sistem sundu. Bu sistem gemileri görünmez hale getiriyordu.   Deneyleme, açık denizde, 1943 yılında yapıldı. Deney gemisi gözlemcilerin gözleri önünde kayboldu, sonra tekrar ortaya çıktı ve gözükme ve kaybolma devreleri duruma "son verme" yolu bilinmediğinden devam etti ve gemi denizin üzerinde gerçekten de inanılması güç mesafelere taşındı.   Neticede, insanı sersemleten bu fantasya durduruldu, ama gemidekilerin bir çoğu, ister "büyük bir ateş içinde tükenmiş olsun", ister "başka bir kâinata geçmiş" olsunlar, kaybolmuşlardı.   Olaydan kurtulanların bir kısmı şiddetli delilik krizleri içinde öldüler. Bu olaylar basında Allen imzasıyla yayınlandı. F.B.İ.'nin araştırmalarıyla yazanın Dr. Jessup olduğu anlaşıldı. Sonradan Dr. Morris K. Jessup, otomobili içinde ölü bulundu. Polis kayıtlarına göre "intihar" etmişti!   Esasında bu olay Birleşik devletlerin Deniz Bakanlığının en gizli dosyaları arasındaydı. Yayın yoluyla Philadelphia News'de halka bildirilirken tamamen ortadan kalktı, yasaklandı.   Her ne olursa olsun, esrarı aydınlatmak artık imkânsızdır, zira denizciliğe ait belgeler kamu alanından çekilmiştir.   Özel manyetik alan etkisinde, maddenin nakli hakkında Einstein her nekadar yardıma çağrılsa da hiç bir bilimsel teori, kanun, gözlem ve fizik veriler deneye en ufak bir itibar göstermeye izin vermemiştir.   R. Charroux F. Lagarde   ** ** **   9/12/2006 - Yazan: nhvnd   erbab-ı tasavvufun bir anda bir kaç yerde olmasını açıklayabilir mi ne dersiniz? ya da Kayserili meczup Cemil Babanın sabah namazını Kabede kılıp gelmesi olayını filan???   aah ah, ne kadar merak ediyorum ölüm nasıl bir olay ve histir bir bilseniz. dün namazda birden aklıma geliverdi... insanların etrafı görüp kendini göremediği gerçeği. ..   bir kulede sandım bir an kendimi. bir kulenin içine yerleşmiş bir "ene " ... başka varlıklara bakıyor da kendi enesini kendi dışına çıkıp seyredemiyor.. bir an bir dürtü geldi... nedir bu varlık kendinden başka herşeyi farkeden ama kendi merkezini algılayamayan... bu halden çıkılabilse nasıl bir şey olur acaba... kendini dahi gören latif bir göz mü? her zerrede bir göz yani... Fesubhanallah....   "Enel hakk " sözü böyle bir mertebeye çıkışın şaşkın bir ifşaatı olmasın? kendini dahi gören göz... içi dışı önü arkayı, dört ciheti... her zerrenin kendini ve ötekileri farketmesi... ya da her zerrenin bir zerre oluvermesi... ya da başı sonu olmayan bir bilinç hali... akl-ı küll böyle midir acaba?....... Ne kadar isterdim bu halleri bilmeyi... külli iradeye katılmayı... ????????????????????? ne kadar bilirsek bilelim yine de sonsuzun yanında zihnimizin adlandırabileceği en büyük sayı dahi sıfıra yakındır... Vallahi bir şeycikler anlıyorsam Arab olayım.. teslim olmayana şaşarım doğrusu....   Bağlantı   9/12/2006 - fantastik Yazan: atesinsesi   her şey hızlı bir biçimde değişiyor,bilim aman tanımıyor... ama öyle değil her şey ticari kapitalizmin kar hesapları kadar gelişmekte birde diğer türlüsünü düşün,petrolün yerini ışık enerjisi almış cevre felaketleri önlenmiş şimdi yol bildiğimiz her yere ağaçlar dikilmiş çeşit çeşit kömürün ne olduğunu insanların unuttuğunu bir düşün.... peki bu grizu patlamalarında ölenler için ne düşünecekler kim bilir... hele bu şavaşlar için ne diyecekler acaba, atalarımız çok barbarmıydı acaba mı olacak düşünceleri...   görüyorsun ya fantastik edebiyata çok uzak değil hayat, ama yalanlara hep uzak kalalım   sevgiyle   Ara Bağlantı   Yazan interlock   şair arkadaşım.. .."yalan" ..bir satıh'ta.. .."kaygan" ..bir zemindeyiz.. ..ve..herkez kendince.. ..bir çıkış yolu arıyor.. ..yardımlaşmak ve anlattığın o zorlukları.. ..bir şekilde..aşmak zorundayız.. ..önümüzde karanlık bir gelecek var.. ..hepimiz görüyoruz işte.. ..geldiğin..katıldığın için teşekkür ederim.. ..hep beraber olalım.. ..sevgiler sana..   gün: 9/12/2006 saat: 10:32   Bağlantı   9/12/2006 - SEVGİLİ EFENDİM.. Yazan: interlock   ..bazen..bir şeyi çok istiyorsunuz.. ..bulamıyorsunuz..çaresiz kalıyorsunuz.. ..ancak.. ..o çok aradığınız.. ..hemen önünüzdedir.. ..göremiyorsunuz.. elinizi uzatıp alamıyorsunuz.. ..neden? ..neden gözler-kulaklar mühürlendi?.. efendim.. ..neden.. .."iflâh olmaz ölüler!." ..oluverdik?   .."sen onları diri sanırsın.." ..saygılar..   Bağlantı   9/12/2006 - ??? Yazan: nhvnd   evet, neden, sizce neden?   Bağlantı   9/12/2006 - HERKES..EFENDİM.. Yazan: interlock   ..meselâ; ..bilgisayar'ını açarken.. bir seri.. ..doğru uygulamalar yapması gerektiğini.. ..eğer yapmazsa.. donanımının.. ..işlevini yerine getiremiyeceğini.. çünki.. ..sistemin böyle düzenlendiğini.. biliyor.. ..ve uyguluyor.. ama..   ..kendi varlığının'da böyle düzenlenmiş.. ..bir sistem olabileceğini.. söylediğinizde.. ..bakıyor, gülüyor, geçiyor..   ..neyse..biz işimize bakalım.. efendim..   ..şeriat uygulanmadan.. ve hem çok dikkatle.. ..makina/sistem açılmaz diyorum.. ..vesselâm..   Bağlantı   9/12/2006 - Yok Oldu Yazan: Agnia   Çok yıllar önce "Yok Oldu" isimli kitapta okumuştum bu konuyu ve çok etkileyici bulmuştum. Özellikle duvarın içinden geçerken tam o anda görünür olup, hücreleri duvarla karışık kalan adam aklımdan çıkmadı   Evet şuna katılıyorum ki, her varlık için adım adım uygulanması gereken bir eğitim planı var. Daha doğrusu vardı. Bulunduğumuz şu kritik zamanlarda artık bunları belirtmenin de gereği pek kalmamış olabilir. Şimdilerde "kendin ol" durumu slogan haline getirilebilir. Bi çeşit baca temizliği gibi.   Bağlantı   9/12/2006 - ben de bişey biliyorum ama... Yazan: asiyenasılkurtulur   okumuştum ki bi kaynakta, Hallac-ı Mansur Bağdat'da katledildiğinde; şehrin 7 ayrı kapısında aynı anda görüldüğü söylenmiş...   yanlış mı biliyorum hocam... bi de diyesim şudur ki ben yaniyim, böyle başlangıç paketi gibi bişeyler önerseniz... bi de ben nasıl desem bilmem...   ateşeuçanpervaneasiye...   Bağlantı   9/12/2006 - HOŞGELDİNİZ..EFENDİM.. Yazan: interlock   ..şimdi efendim sizin söylediğiniz.. "kendini bilmeli"..son cümlenize aynen ..katılıyorum..ancak.. ..her birey, kendi bilgi oranı kadar.. ..kendini bileceğine göre.. ..öyle anlaşılıyor ki.. ..kategoriler..ve..bağlı farklı..öğretiler.. ..olacaktır..   ..en doğru nokta sayılabilecek parametre.. ..ve..bence efendim..o noktaya yakın ..varlıkların....kendi aralarında.. ..paylaşmaları-bütünleşmeleri.. ..gayesidir..ki.. ..aramaya gerek te yoktur.. ..çünki..bu eşdeğerli varlıklar..spontane.. ..bir araya gelirler.. ..nizam böyle vaz'edilmiştir..   ..bu erk alanına adapte olamayan varlıkların.. ..her seviyede..o ortamdan uzaklaştıklarını ..bir sebeb ile görürsünüz..   ..teşekkür ediyorum.. ..sevgiler efendim..   Bağlantı   9/12/2006 - HALLAC- MANSUR PROGRAMI.. Yazan: interlock   ..uygulayıcıları.. ..şu anda dahi.. ..şehrin yedi kapısından..şehre.. ..girmektedir.. ..ve..dar ağacı her daim kuruludur.. ..ve her daim..bu nev' dökülen kanlarda.. ..bir gül açmaktadır..   ..Yüce Yaradan.. ..görmeyi nasib etsin..ehl- i imâna..   yanıkkokuyorsunasiyeyıkanemi:))   Bağlantı   9/12/2006 - merhaba ben amazonik:) Yazan: isimsiz   tövbe tövbe diyesim geliyor.. ilginç geldi.   sizede iyi bir hafta sonu dilerim:) görüşmek üzere..   Bağlantı   9/12/2006 - İncil'den ve Kur'an'dan.. Yazan: candan   şunu çok seviyorum :   Mat 7:7-8 : Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapıyı çalana kapı açılır. ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, ve Yunus-39 : Hayır. Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, tevili de kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar. Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi, amma bak zâlimlerin âkıbeti nasıl oldu.   40: Onlardan ona inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Rabbin fesatçıları en iyi bilendir. 41: Eğer seni inkâr etmeyi sürdürürlerse, de ki; ''Benim amelim bana, sizin ameliniz de size âittir. Benim yapacağım sizi ilgilendirmez, sizin yapacağınız da beni ilgilendirmez.'' 42: İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin? 43: İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa hidâyet edip yol gösterebilecek misin? 44: Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar. ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,   Interim Lokumum, izninizle, Oglenam'a küçük bir not iletmem gerekiyor, zirâ sitesine girmekte çok zorlanıyorum. belki de sayfadaki resimlerden falan zor açılıyor, inşallah beni duyuyordur, sırf bu yüzden yorum bırakamadığım oluyor.   selâmlar..   Ara Bağlantı   Yazan interlock ne demek efendim.. sahife sizindir.. ..ne yazıp-çızıktırmak isterseniz.. ..çızıktırınız..da.. ..kalemin ucunu fazla..açmayınız.. ..sivriltmeyiniz.. ..korkarım batar felan..acıtır.. ..eli..gözü kollamak gerek.. ..sağlıcakla kalınız.. ..hayırlı bir akşam dilerim..   Düzenleyen interlock gün: 9/12/2006 saat: 18:13   Bağlantı   9/12/2006 - ama bakın yine... Yazan: asiyenasılkurtulur   anlamadım ki ben imanızı? hem mansur neden hallac? mucizesi mi varmış bi hallacın yanında , yoksa babası mı hallac imiş... tek farkımız o dillendirmiş... sanırım...   takdirbekleyenpüripaktemizasiye   Bağlantı   9/12/2006 - O MANSUR BİR ZÂT İDİ..O YÜZDEN.. Yazan: interlock   ..takdir; sizden bizedir..   ..eğer, daha önceden edinilmiş.. ..paran yoksa.. ..gerektiği zaman neyi harcıyacaksın?   ..o mansur'du.. ..yardımı almış.. istediğine kavuşmuştu.. ..da.. ..yüzüne-gözüne bulaştırıverdi işte!.. ..hallac gibi.. ..attı-savurdu..   ..sana bi sır vereyim mi? ..çokmeraklısırrîasiye.. ..fakir kal.. daha iyi.. ..varlıklı olup.. azacağına.. ..ve .."gül" de..üzülmesin..   ..nedersinagâhiyeasiye..   Bağlantı   9/12/2006 - konuyla ilgili yazmak şart mıdır? Yazan: asiyenasılkurtulur   şimdi bu yazdığınızı okuyunca aklıma güselim bi türkü geldi   ama hocam, nereye yazsam bilemedim...   düşürdün aşkın narına karıştırdın küle beni atın yolun kenarına yar geçtikçe göre beni   kırda meleşir kuzular derdim çok yarem sızılar gönül sevdiğin arzular götürsünler yare beni   ecel gelir hak'tan ferman can çekilir kalmaz derman ekin idim oldum harman savursunlar yele beni   ali rıza'm sızlar yara gülistandım döndüm hara çekiverin zülfikar'a kılsın pare pare beni   yoksayanlışmıyapıyorasiye   Bağlantı   9/12/2006 - ASİYEHİÇYANLIŞYAPMAZANEFES Yazan: interlock   şu benim divane gönlüm yine hubdan hûba düştü mah cemâlin şûlesinden dalgalandı göle düştü   kiminin meskeni külhan kimi derviş kimi sultan kimi yâri ile mihman bu ayrılık bize düştü   kimi aşka vermiş değer kimisi boynunu eğer kimi atlas libas giyer şükür bize abâ düştü   ah! ben nidem nidem yaralıyam kime gidem ya! hâlim kime arzedem   asiyesanagüzelbirgeceolsun   Bağlantı   9/12/2006 - ben biliyorum!!! Yazan: nihavend   bir muhterem demişti ki Hallac-ı mansur yolun başlangıcında olanlardan!!! kabı dar gelmiş tecelliyi faş etmiş.... çok olgunlaşamamış galiba... bize de böyle kıyl u kaali kaldı onların...   sahi hocam , o yedi kapıdan birden girenlerin isimleri mahfuz mu, bilmemizde sakınca var mı?   "gönül nur-i cemalinden Habibim bir ziya ister gözüm hak-i rehinden ey tabibim tutiya ister nola bir kerre şad olsa cemal-i ba kemalinle ki kemter bendeniz Esad sana olmak feda ister."   şol muhterem gibi mi ?   Bağlantı   9/12/2006 - EFENDİM.. Yazan: interlock   hallac-ı mansur'un.. sırrı faş ettiği konusu! bilemiyorum.. bu tür ifare kullanılabilir mi?   ..ancak bildiğim tek şey.. ..hadd'in aşıldığıdır.. ..ve sizi ilk tanıdığım günlerde.. ..bir kelime/kavram kullanmıştınız.. "istidrac".. ..bu tehlike hepimizi beklemektedir.. ..kontrosuz güç, güç değildir.. ..diyorum..ve.. ..kimse bilgi edinimi dahi olsa.. ..niyeti çok iyi dahi olsa.. ..****-ı gayrette olmamalıdır..   ..saygılar..   Bağlantı   10/12/2006 - ? Yazan: nhvnd ****-ı gayretten kastınız?   Bağlantı   10/12/2006 - LİTERATÜRDE.. Yazan: interlock   ..haddi aşan bir gayret ile.. ..bir konuda uğraşmak.. ..ifrat ya'ni.. tefrit.. ..bi anlamda taassub..   ..haddi olmayan işlere kalkışmak ..ve acele etmek.. ..sad olmadan.. sad'lığını ilân gibi.. ..bu anlamda kullanılıyor.. ..saygılar..  

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

IDENTIETY - BEHAMOTH - TEYELLEME..

..   Güncel Bellek, görüntülü, adı konulmuş, deneyimsel birikimleden kurgulanmış ve güneş temelkabul merkezli aktif-edilgen sistemdir.   Öyle olduğunda; güncel bellek, dışarıdan gelen her tür nesnel tesirlere karşılık verirken ölçüsü "O KADAR" dır.   Ve bu anlamda güncel belleğin içeriği "KİŞİ" nin "KENDİ" si olmaktadır.   Kişisel   **   Kim olduğumu ya da ne demek istediğimi pek bilemeyeceksiniz ama yine de size sağlık getireceğim.   Walt Whitman Kendi Şarkım   **   İmgeler, davranışlar ve bunların fizyolojik sonuçları aynı fenomenin birleşik yapıda bir görüntüsüdür.   Jeanne Achterberg The Role of Imagery in Healing   **   Zihinsel işlevlerin ruhçözümlemesince Ben, Üstben ve "HANİ ŞU ŞEY" diyerek üç büyük alana ayrılmasının, vücuddaki tüm işlevlerin dirimsel-bedensel olarak sınıflandırılmasıyla küçük bir ilintisi dahi yoktur.   Dirimsel Enerji alanı; vücud dış yüzeyinin epey ötesine taşmaktadır ve bu iki kuramsal yapı, iki değişik doğal alanı ve yöntemleri farklı betimlemektedir.   Bu ikisini "vücud işlevleri" alanında kabul ederek uygulama yapamayız.   Bu iki kuramsal taslak arasında TEK BİR çakışma noktası vardır, o da ruhçözümsel kuramının "O ŞEY Kİ" dediği alandır, yani ruhbilimin bitip, dirimsel doğabilimin, ruhbilimin çok ötesine uzanan bilim dalının başladığı noktadır.   WILHELM REICH CHARAKTER ANALYSE   **   TEVRAT EYUB: 40/6-15   RAB kasırganın içinden Eyüp'ü şöyle yanıtladı:   Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da Ben sorayım, sen anlat.   Adaletimi boşa mı çıkaracaksın? Kendini haklı çıkarmak için beni mi suçlayacaksın?   Sende Tanrı'nın bileği gibi bilek var mı? Sesin O'nunki gibi gürleyebilir mi?   Öyleyse şan ve şerefe bürün, Görkem ve yücelik kuşan.   Gazabının ateşini saç, Gururluya bakıp onu alçalt, Gururluya bakıp onu çökert, Kötüleri bulundukları yerde ez.   Hepsini birlikte toprağa göm, Mezarda yüzlerini kefenle sar.   O zaman sağ kolunun seni kurtarabileceğini Ben de kabul ederim.   İşte seninle birlikte yarattığım BEHAMOTH!   **   KUR'AN BAKARA: 155   "Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden BİRŞEY ile mutlaka imtihan edeceğiz." "SABR EDENLER' e müjde ver."   "Ve leneblüvenneküm bi şey'in minel havfi vel cû'i ve naksin minel emvâli vel enfüsi ves semerâti ve beşşiris sâbirîn"   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

LIMERICK VE ALICE..

..   Limerick; Mizah ögeleri içeren, genellikle saçma çağrışımları olan kaba bir dille yazılmış kısa ve popüler şiir biçimi.   18. yüzyılda İrlandalı askerlerin söylediği bir şarkıda yer alan;   "Will You Come Up to Limerick?" "Limerick'e Gelir misin?" nakaratından geldiği sanılır.   Şarkıda doğaçlama söylenen, gerçekdışı olaylar ve ince kinayeler ile dolu dizeler bulunuyordu.   İngilizcedeki ilk Limerick derlemesi, yaklaşık 1820'den kalmadır. Limercik'lerini resimleyerek, 1945 de Book of nonsense; Saçmalar Kitabı adlı kitabında toplayan Edward Lear, bu şiirlerinde bir çocuk tekerlemesinden esinlendiğini ileri sürmüştür.   W.S Gilbert'in yazdığı bir dizi Limerick, Sir Arthur Sullivan tarafından bestelenerek, The Sorcerer (1877; Büyücü) operasının şarkılarını oluşturdu.   Lewis Carroll'un, "Alice's Adventures in Wonderland/Alis Harikalar Diyarında" adlı çocuk hikâyeleri, Limerick tarzında yazılmış eserlerdir.   **   Alice/Tanıtım ve sahneleme :   altın renginde ışıldarken güneş ağır ağır ilerliyoruz öğle vaktinde; o küçücük kollarımızla, ekiyoruz kürekleri beceriksizce, gideceğimiz yere varabilmek için boşuna çabalıyoruz ufacık ellerimizle.   ah, hain üç! saat tam üç iken, böylesine eşsiz bir günde, güçsüz bir nefes değil bir masal için yalvarmak kımıldatamaz en hafif tüyü bile! fakat zavallı bir ses karşı koyabilir mi? hem de üç tane dile?   haykırdı o gür sesiyle Buyurgan Birinci: "masal başlasın!"   sakin bir sesle belirtti dileğini İkinci: "masalın içinde gerçek olmasın!"   daha bir dakika bile olmamıştı ki araya girdi üçüncü ansızın.   işte, düşlerindeki sessizlik, öktü birden havaya ilerliyor masalımızdaki çocuk bu yeni harikalar diyarında, kuşlarla ve hayvanlarla dostça konuşuyor pek azları inansa da doğruluğuna..   masalın sonuna yaklaşırken düş gücünün kuyuları kurur; sonraya saklamak için masalın gerisini, gittikçe yavaşlar masalcının sesi;   "Devamı bir dahaki sefere.. bir dahaki sefere!"   ve mutlu seslerin yerini alır gözyaşları..     harikalar diyarının öyküsü işte böyle başladı: yavaş yavaş, bölüm bölüm, tuhaf olaylar birer birer sıraya konuldu ve en sonunda çözüldü düğüm; artık eve dönüyoruz, batan güneşin altında, ve tayfamızda yok hüzün..   Alice! bir çocuk masalının kahramanı, masalın şefkatli kolları ile yerleşti çocukluk düşlerinin saklı olduğu hafızanın gizemli köşelerine; hacıların çiçekleri solmuş çelenkleri gibi gönderildi çok uzak ülkelere!   Lewis Carrol   -toplama bilgi ve aktarım..   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

"SİBERNETİK ÇAĞ" BİLGİSİ IŞIĞINDA BİR BİLİNÇ BETİMLEMESİ

..   Toparlama biraz uzun oldu. Okuyucu dikkatini cümleler ve paragraflar süresince sağlayamaya bilir. Bu nedenle, konu ilginizi çekti ise, bu rally'i aralar vererek okumanızı salık veririm. Teşekkürler..   **   Nicolas Schoffer'e göre, içinde bulunduğumuz ve yaşam sürdürmekte olduğumuz yüzyıl'da kişiler, eşzamanlı bir "Hızlı Değişim Süreci" içindedir.   Teknoloji, çok hızlı bir "Bilgi Alış-Verişi" sağlamış olduğundan, kişi'ler, bu akışa uygun olarak, kültür ile de çevreleri ile olan ilişkilerinde değişim süreci yaşamaktadırlar.   Sibernasyon/Cybernetics/Güdüm-Bilim'in getirdiği "Teknolojik Gelişime Uyumda Bulunacak Toplumsal Yapı" yı, sadece sanatçılar sağlayabilirler. Ve burada en önemli görev "Sibernetikçi Sanatçılara" düşüyor.   Bu boyut sanatçılar, kişi'nin "Sibernasyon Çağı" na "Uyumda Bulunarak Dengesini Sağlayabilmesi" için herşeyden önce, "Gerekli Mimarî Yapı" yı oluşturma zorundadır. Sanatçılar, Sibernetik'ten yararlanarak; "Kişi'nin Sibernasyon Çağına Uyumlanıp, Dengesini Kurabilecek olan" yapıları kuracaklardır..   Böylece ortaya bir "Sibernetik Kent; Sibernetik Bilinç Alanı" çıkacaktır.   Tüm bu gelişmeler, bir durumu da açıkça belirtiyor. O durum; Sibernetiğin, eskide "Felsefe" nin yapmakta olduğu bütün bilim alanlarına yayılma görevini bu devrede "Bilimsel ve Teknolojik" olarak üstlenmesidir.   Eskide Filozoflar her konuda görüşlerini ifade eder ve savunurlardı. Bu nedenle de Felsefe'nin tümüyle bilim alanlarını kapsadığına inanılırdı. Zamanla öyle yeni bilim dalları ortaya çıktı ki, bir Filozofun, bütün bilim alanlarını kapsayacağı bir biçimde görüşlerde bulunamayacağı anlaşıldı. Sonucunda her bir bilim alnında uzmanlaşarak Felsefe yapmak mecburiyeti ortaya çıktı;   Biyoloji Felsefesi, Sosyoloji Felsefesi, Hukuk Felsefesi, Fizik Felsefesi, Astro-Fizik, Kimya Felsefeleri vb. gibi felsefe dalları kendiliğinden doğmuş oldu.   Sibernetik ise; "Salt Düşünce Sistemi" değil, "Karşılıklı Bilgi Alış-Verişi ve bu Bilgi Alış-Verişi ile Denge Kurma ve Yönetim Sistemi" ve hem de, özellikle; "Makine ile İnsan Arasında Karşılıklı Bilgi Alış-Verişi ve Yönetiminde Bulunabilme Bilimi" oluyor; Makine/Bilgisayar ile birlikte "Teknolojik Uygulama" da spontane ortaya çıkıyor..   Dünyanın Sibernetik Oluşumu Toygar Akman Karacan Yayınları-1982   ** **   Sibernetik ve Sibernasyon:   Sibernetik: Makineler ile Makineler; Makineler ile İnsanlar; İnsanlar ile İnsanlar arasında, karşılıklı Bilgi Alış-Verişi, Kontrol, Denge Kurma ve Yönetimi Bilimi.   Sibernasyon: Yapay Beyin Uygulamaları.   "..artık, çeşitli işlem biçimlerini kapsayan akıl dereceleri ile, belirli amaçlara yönelmiş insan aklını, ayrı bir yere koyup değerlendirmekteyiz. Bu "Yapay-Akıl/Sun'i Beyin" üzerindeki çalışma ve uygulamalarına da "Sibernasyon" diyoruz.."   George F. H.   ** **   Bilinç:   Şuur: Döşem: Tesisat: Instalation: Installation: Peygamber ve görev sahası; Gözcü'nün Postu. Yapıt; Mizansen; Uzantı; Yapım;   Misenscene: -Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla hazırlanan düzen. Tablo; Paintings; Faaliyet alanı; Manzara; Görünüm; Dekor; Rezalet;   Misen-scene: Subjektif bir dekor önünde (Kişinin öznel tahayyülü) ve soyut valıklar üzerinden; Yönetimin bilişim sistemi.   Montaj; Mount-ing; Fabrication; Production; Fitting; Deceit; Illusion atc. Kurma; Yerleştirme; Kalabalık; Dikme; Planting/Plantation; Koloni Kurma; Bölgeye insan yerleştirme; Dependency; Habit; bağımlı olma; Yaşam Biçimi; Kafa Yapısı; Elbise atc.   Genel Uygulayımda:   Bir işin sağlanması için kullanılması gereken araç-gerecin uygun yerlere yerleştirilmesiyle oluşan düzen; döşem; kurulum; montaj; tesis. Kurum, kuruluş, esaslar koyma.   Bir düzen içinde kullanılan araç, gereç ya da aygıtların tümü: Instruments:   Bilinç: Döşem/Tesis: Installation: Kurgu: Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce, kuramsal araştırma; Spekülasyon: Çatı   Bir filmin değişik süre ve yerlerde çekilen bölümlerini, bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirme; Montaj: Mount   Ins: Girdiler; Veri girişi: Data Entry: Bilgi Girme.   Talla: Sığa; Kapasite; Yetenek; Kabiliyet, Hacim; Güç.   Tion: T-igo: Organizasyon'un Mental haberleşme sistemine ilgi duyan ve giren.   T: AT: Mevcud'da arama zamanı: Bağlantı: Mahrek, Orbit, Trajectory, Deferent, Locus. -İleti gönderme, nakleden, uyumlu taşıyıcı. -Faaliyet/Etki alanı; "Peyk-Amber olmak.."   Peyk: Satellite: Uydu: Minion: Kul: Hadim: Mehdi.   Amber: Saman-Kapan; Elect-Rum Gin: Kehribar: Electrum: Elect-Rum: Unusual Seçkin Kul: Aykırı/Eccentric:   T: AT: Mevcudat'tan, Madumat'a Mevcud'dan/Unseen'den, Kainat'a/Cosmos; Universe'e.. bağlantı kurmak ve bilgiyi aşağıya iletmek; Nüzul/İnzal.   Kişisel araştırma:   Tetebbu/Examination: Sınav: Blue: Sad/Sat: Sattva: Aydınlatan: Aktif durumdaki nihaî prensip'in aşkın/transandantal veçhesi. Tavassut: Ara bulma için araya girmek. Aracılık. Vasıtalık İyi ile kötü arasında mu'tedil olanını almak.   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

LÜKS PASTANE'DE BERBER KOLTUKLARI

..   sıradan çizelgede ikimiz vardık-çünkü sen- benimle gelmeyi tercih etmiştin süs almıştın kandırmıştın gerekçelerini ben bilmiyordum sormamıştım aklım bi başka yerdeydi o sıra sonra ve yoldaydık-epey yoldaydık- araba sola döndü alışılmadık bi yola döndü ekseni çevresinde ve aklından neler geçtiyse değiştirerek önceki izlenimini ağaçlara doğru ağaçlık bi yöne doğru döndü kırlangıç kuyruklarıyla kendi içine ve silinebilirliğe döndü sesimi çıkaramazdım dilim tutulmuştu-ayrıca- deli gibi uykum vardı yollardaki ağaçlara-saptığımız-- işaretler kazınmıştı ışıltılı ucuz tarifeli bölümde oturuyorduk sürücü gördü mü ben bilmiyorum sen gördün mü ben bilmiyorum genselliğin yetki doruklarında cızırtılı sesler geliyordu ve arada müzik sesleri duyuyordum bu arada ellerini aradım-ellerin- yoktu sen vardın yanımdaydın ellerin yoktu ya da yerlerinde yoktular saçlarının dağınıklığını görebiliyordum karanlıktan sızan ışıktan-yardımıyla görebiliyordum ara-boşluğumuzda keklik yavruları ürkekti çırpıntıları elime geliyorlardı bütün patikalar süresince bu böyle oldu ellerin yoktu yani ve keklikler hep vardılar var olmalarını sana borçluydular sen bilmiyordun ben biliyordum bi yükselen gerçek vardı belli bi mesafe içinde irkiliyordu sonra-devamında gök vardı ve bi dolunay ante meridiem; recital!   .

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

ÖLÜM ÇIKMAZI..

..   Tükeniş/Yıkılış/Ölüm olarak ifade edilen "Çıkmaza Düşme/Dilemma" olayının nedeni üzerine;   Death/Hicret/Göç/Tenasüh/Exodus/Trek/ Transmigration kelimelerinin çözümlenmesi analizi/tahlili sonucu olarak ortaya çıkan bilgi;   Seykousas; Yüce konsey'in desteğini inkâr ya da redd etmenin karşılığı/bedeli olan, Psychosis yani, Ruhsal Dengenin bozulması halidir..   **   KUR'AN: Saffat: 37/8   "Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ. Ve yukzefûne minkulli cânib."   "Onlar ne kadar çırpınsalar da o Yüce Konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa/ateş alevine tutulurlar."   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

PAUL VALERY'NİN PROTESTOSU..

..   "Öyle insanlar vardır ki, duyularının/duygularının onları öz'den ayırdığını duyumsarlar. Bu duyumsama/Apprehend; Görüş ve endişeleri, onların diğer duygularını zehirler, duygularından nefret ettirir.   -Gördüğüm şey beni kör eder. -İşittiğim şey; beni sağır kılar. -Bildiğim şeyle ben; cahilleşirim. -Ben eğer çok şey biliyorsam; cahilimdir. -Önümdeki bu ışık; bir bağdır. Çünki ya bir karanlığı örter ya da bir ışığı kapatır ki, o daha çoğudur. (Burada bir ters-yüz edişle daire kapanmaktadır) -Bilgi, gözün önünde bir bulut olarak mevcuttur. Işık saçan dünya, gözlerin bulanıklaşması ve de kararması olarak mevcuttur.   Ben göreyim diye, her şeyi çekip al!."   Paul Valéry 30 Ekim 1871 - 20 Temmuz 1945 Une soiree avec Monsieur Teste, 1985   H. Zimmer Philosophie und religion indiens     Not: Bu çığlık ve içinden çıktığı modern bilgi kuramı, Jaineler'in savundukları eski ideye çok yakındır. Yani bizim nesneleri/eşyaları anlamak için çeşitli yeteneklerimiz bir sınırlama anlamına gelmektedir. Fakat Tirthankara'lar: Sığ sudan geçişi sağlayan kurtarıcılar, tamamen hissetmek/duygusallık yetisini de yitirmişlerdir. Tüm bunlar cismani/bedensel varlığa, acı çeken kabuğa aittir.   **   Öz: Core: Nuclei: Kernel; Nüve; Ruh; Habbe; Lübb; Evin; Çekirdek (Bellek) Main Idea: Central Idea Ana/Temel Düşünce ya da Fikir. Çekirdek; Esas; Ruşet; Omurilik veya beyinde sinir hücreleri yığını. Neuronlar. Heart; Embriyo; Focus; Odak; Odak ayarı yapmak; Odaklanmak.   **   Paul Valéry'nin deyişlerinden:   Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler büyük olasılıkla yanlıştır.   En önemli düşüncelerimiz, duygularımızla çelişenlerdir.   Düşünür; yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.   Her zaman yazabileceğimi hiçbir zaman yazmam.   Yaşlanmak, olabilirliğin/olasılıkların azalmasıdır.   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

İKİ GÖRMEK VE GURUR..

..   Shevetaketu, Âruni'nin oğlu idi. Babası ona şöyle dedi: "Shevetaketu, Brahman'ı incelemek için yolculuğa çık. Çünki sevgili oğlum ailemizden biri bilgisiz ve Brahmancılığın sırf bir taraftarı olarak kalmamalıdır."   Bunun üzerine on iki yaşında olduğu hâlde çırak oldu. Yirmi dört yaşındayken bütün Veda'ları incelemişti ve burnu havada ve kendini bilge sanarak ve gururlu bir hâlde geri döndü.   Bunun üzerine babası ona: "Shevetaketu, sevgili oğlum, sen burnun havada, kendini bilge sanarak ve gururlu olduğun için kendisi sayesinde işitilmeyeni işiten, düşünülmeyeni düşünen, tanınmayanı tanıyan irşadın ne olduğunu sordun mu?"   "Bu nasıl bir irşaddır, saygıdeğer baba?"   "İşte böyle oğlum: Biricik bir balçık kütlesiyle yapılanın, gerçekte kilden olduğunun anlaşıldığı gibi, farklılık sadece bir kelime ayrımıdır, bir isimdir; reel olan kildir. Evet evlâdım nasıl ki biricik bir bakır nazarlık sayesinde neyin bakırdan olduğu anlaşılırsa farklılık sadece kelimedir, sadece bir isimdir, reel olan bakırdır. İşte oğlum bu irşad da böyledir."   "Muhakkak ki o saygıdeğer adamlar bunu bilmiyorlardı. Çünki onu bilselerdi onu neden söylemesinlerdi. Ama sen saygıdeğer insan bana böyle bir şeyi yorumlamak ister misin?"   "Peki öyle olsun, sevgili oğlum" dedi. "Bu tuzu suya dök ve sabah erkenden yeniden bana gel."   O öyle yaptı.   Bunu üzerine babası ona şöyle söyledi: "Senin dün akşam suya serptiğin tuzu bana getir."   O, tuzu eline almaya çalıştı, ama bulamadı, çünki o tamamıyla suyun içinde erimişti.   -"Lütfen şu yandan bir yudum al." dedi. -"Nasıl?" diye sordu. -"Tuzlu." -"Ortasından bir yudum al." dedi. "O nasıl?" -"Tuzlu." -"Şu yandan bir yudum al, nasıldır?" -"Tuzlu." -"Onu bir yana bırak ve bana gel."   O, öyle yaptı ve dedi ki: "O daima aynıdır."   Bunu üzerine öbürü ona şöyle söyledi: "Doğru sevgili oğul, sen burada var olan bir şeyi görmüyorsun ama o onun yine de içindedir. Bu en ince cevher ise; bütün dünya onu kendi özvarlığı olarak içermektedir. Bu reel olandır. Bu Âtman'dır. Sen busun Shevetaketu!"   H. Zimmer Hint Felsefesi   **   "Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Mademki sen, bensin, ben de senim, artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk'ın nuruyuz, Hakk'ın aynasıyız. Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?   Bir aydınlık, bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor? Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde, olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz. Fakat neden böyle şaşıyız? Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler?   Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye kendi sol elini hor görür? Her ikisi de mademki senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz ne demek?   Biz hepimiz, bütün insanlar hakikatta tek bir cevheriz. Aklımız da bir, başımız da bir. Fakat kambur felek yüzünden biri, iki görür olmuşuz. Haydi, şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin.   Sen kendinde kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin, fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin!   Bütün insanlarda aynı ruh vardır, fakat bedenler, tenler yüzbinlercedir.   Nitekim dünyada sayısız badem vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır.   Dünyada çeşitli diller, çeşitli lûgatler var, fakat hepsinin de anlamı birdir.   Çeşitli kaplara konan sular, kaplar kırılınca birleşirler, bir su halinde akarlar.   Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânasız düşünceleri söküp atarsan, can, mâna gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler."   Mevlânâ Divan-ı Kebir-3020

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

JOHANNES KEPLER DİYOR Kİ;

..     1600'lerde, Johannes Kepler diyor ki: "Gökteki cisimlerin neden böyle bulunup da, başka türlü bulunmadığını anlamak üzere çok çalıştım ve bu cisimlere ait üç mühim noktayı buldum; Bunlar, bu cisimlerin adedi, cesametleri ve hareketleridir."   1596'da ilk neşrettiği neticenin hulâsası şudur:   "Arz bir daire olup, diğerlerinin ölçüsüdür.   Bunun dışına on iki vecihli bir cisim çiziniz; bu cismi ihtiva eden daire Merih'tir.   Merih'in dışına bir dört vecihli resmediniz; bunu ihtiva eden daire Müşteri'dir.   Müşteri'nin dışına bir mikâp çiziniz; bunu ihtiva eden daire Zühal'dir.   Arz'ın içine bir yirmi vecihli çiziniz; bunun içine çizilen daire Zühredir.   Zühre'nin içine bir sekiz vecihli çiziniz; bunun içine çizilen daire Utarit'tir."     1602 -Kepler'in ilk iki Kanunu:   1- Bir seyyare, bir kat'ı nakıs resmeder; Güneş, bu kat'ı nakısın mihrakındadır.   2- Seyyareyi güneşe vasl eden müstakim, müsavi zaman fasılasında, müsavi satıh resmeder.   1619 -Kepler'in üçüncü Kanunu:   3- İki seyyarenin, arz da dahil olduğu halde, güneşin etrafındaki devir müddetlerinin murabbaları beynindeki nisbet, bunlardan güneşten olan vasati mesafelerinin mikâpları beynindeki nisbete müsavidir.   J. Kepler: Çağdaş astronominin kurucusu 27.12.1571/15.11.1630   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

İŞKODRALI PAŞA'NIN HAMAMI..

..   *İspanyol asıllı bir İngiliz bayan. -1800'lü yıllarda İstanbula geliyor. -Gözlem yapıyor ve yorumluyor, kitaplar yazıyor. -Türkiye de yayımlanan bir kaç kitabı var. -Aşağıya bir bölüm aldığım kitabı; 18.yy. İstanbul. -Kısalttım ama hiç değiştirmedim. -Fikriniz olsun diye. -Yorumsuzum.   **   -Türkiye'de ilk gördüğüm hamam İşkodralı Paşa'nın hamamı oldu.   -Bu hamam, üstü kubbeli, yerleri mermer döşeli, orta ölçüde sıcak bir yerdi. Hamamın içine, çok güzel bir soyunma ve giyinme yerinden giriliyordu. Burada ipek kumaş kaplanmış bir sedir vardı. Üzerinde de sırma yastıklar yığılıydı.   -Buradan, yine yerleri mermer döşeli geniş bir taşlığa girdik. Burada sütunlar üzerine oturtulan iki sıra bölme vardı. Alt sıra, yerden doksan santim kadar yükseklikteydi. Bölmelere ağır seccadeler, ya da minderler yayılmıştı. Bunların da üzerine çiçekli basmalar, kıl kumaşlar geçirilmiş ve birçok yastık yığılmıştı.   -Taşlığın ortasında, beyaz mermerden güzel bir fıskiye vardı. Sularını dört deniz böceği kabuğunun içine akıtıyordu. Sular buradan en güzel ve en dinlendirici şıpırtı ile geniş bir havuza aktarılıyordu. Bu fıskiyenin çevresinde eşit bir kumaşla kaplanmış dört peyke vardı. Birinin üzerinde genç ve güzel bir kadın, yastıklara gömülmüş bir durumda uzanmış, çocuğunu emziriyordu.   -Yastıkların üzerine yaslanarak rahat bir durum aldım, sonra çevreme bakınarak güzel bir zaman geçirdim. Hiç böyle bir yer görmemiştim. Giriş kapısının sol yanında, hamamcı kadın oturuyordu. Kırk yaşlarında kadar, güzel bir kadındı. Başında siyah bir hotoz, üzerinde çiçekli basma düz bir giysi vardı. Belinde de kaşmir bir şal sarılıydı. Üzerindeki bürümcük gömleği pek süslüydü. Altın enfiye kutusu, sedirin üzerinde, yanında duruyor, amber ağızlıklı çubuğu da bir yastığa dayalı bulunuyordu. Kendisi bir yandan elindeki abanoz örekeye ipek sarmakla vakit geçiriyor, bir yandan da ortalığı yönetiyordu.   -Soyunup-giyinme bölmelerinde bazı kadınlar yıkanıp gelmişler, rahatça sedirlerine uzanmışlardı. Üzerleri baştan ayağa havlu ile sarılıydı. Halayıklar da onları büyük bir özenle kuruluyor, kokular sürüyor, saçlarını tarıyor ve örüyorlardı. Bir kısım kadınlar da hamama girmeye hazırlanıyorlardı.   -Ben de üzerimdeki giysileri çıkararak peştemalıma sarındım ve saçlarımı çözdüm. Bana yol gösteren bir Rum hizmetçi kızla birlikte, çıplak ayakla, mermer taşlığı geçerek, taşlığın sonunda, tam karşımdaki kapıya yürüdüm. Eşiği geçer geçmez, serinleme yerine girdim.   -Geldiğim bu yer, doğal ki bana göre sıcaktı. Ancak sonradan buranın serinleme yeri olduğunu anladım. Ayaklarımı beş altı kez yerde birikmiş sularda yıkadıktan sonra, yıkanma bölümüne geçtim. Burası sekiz köşeli bir yapıydı, sekiz kubbesi vardı. Bu kurnalarda başka halvet bulamayanlar yıkanıyordu.   -Şaşırdım kaldım! Az kalsın boğulacak gibi olduğum ağır, yoğun kükürtlü su buharı; kalfaların her yanı kaplayan mermerleri yerinden oynatacakmış gibi çınlayan ve kubbelerde yankılar yapan cırtlak sesleri; kadınların alçak tonda sessiz gülüşleri ve fısıltıyla konuşmalarından oluşan mırıltı; üç yüze yakın yarı çıplak kadın; bunların soyunmasıyla sırılsıklam olmuş ve bedenlerine yapışmış ince peştemallarından beden çizgilerinin olduğu gibi gözükmesi; bellerinden yukarısı açık kalfaların, kolları göğüslerinde birleşmiş, püsküllü , işlemeli havluları başlarında götürerek, bir aşağı bir yukarı geçmeleri; kurabiyeler yiyerek, şerbet ve limonata içerek rahatlayan ve gülüp konuşan kız çocukları; soluk almamı zorlaştıran ağır havanın ayrımında bile olmadan birbirleri ile şakalaşmaları. Ve bütün bunları gölgede bırakacak olan şey de Türk ezgilerinin en kaba ve en cırtlak sesleriyle söylendiği şarkıların, birden bire top gibi patlamasıydı.   -Bu karmakarışık sesleri yankısı hamamın kubbe ve duvarlarına dalga dalga çarpıyordu. Bütün bu olup bitenler, bana bir düş gibi geldi. Bir an gördüğüm şeylerin gerçek mi, yoksa yalnızca hasta bir beynin düşleri mi olduğundan kuşku duydum.   -Türk hamamında yıkanmak, bıktırıcı, yorucu ve sıkıcıdır. Rum kızının saçımı yıkaması bir buçuk saat sürdü.   -Kadınlar, yıkanmak için gerekli tüm eşyayı yanında getirir. Kendisini yıkayacak olan hizmetçiyi de. Hamam hizmetçilerinden yalnız yoksul olan kadınlar yararlanırlar. Bu kadınlar da, müşterilerine gerekli olan her şeyi hamamdan verirler. Bir kaçını gördüğüm bu natırlar göz önüne getirilebilen en çirkin yaratıklardır. Sürekli olarak kükürtlü hava içinde yaşamaktan, derileri tütünrengini almış ve parşömen kağıdına dönmüştü. Ancak hiçbiri buruşmamıştı ve donmuş bir elmayı andırı biçimde yaşlanmışlardı. Deri, kasların üzerine gerilmiş ve bana kalırsa çok çirkin bir yaşlılık görünüşü vermişti.   -Hamamda iki buçuk saat kaldıktan sonra, yoğun biçimde temiz hava ve dinlenme gereği duydum. Bunun üzerine, başıma püsküllü bir havlu sardıktan, bedenimi de havlulara bürüdükten sonra serinleme odasına hızla ve düşme korkusunu da göze alarak geçtim.   -Burası, ölüyken diriltilmiş de şu anda kefenleri üzerinde olan ve yaşamak için çırpınan ölülerin toplandığı bir yeri andırıyordu.   -Türk hamamına karşı söylenecek tek şey, verdiği korkunç yorgunluk ve aldığı çok zamandır.     Miss Julia PARDOE Bedriye ŞANDA 18. Yüzyılda İstanbul İnkılap Kitabevi ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

AH BU GÖNÜL ŞARKILARI!.

..     seninle doğan güldür bu gönül ah bu gönül şarkıları dilimdeki bülbüldür bu gönül ah bu gönül şarkıları   doldu sevgi tasında gönül bir gençlik masasında ikimiz arasında bu gönül ah bu gönül şarkıları   kavuşmanın tadını ayrılık feryadını taşır senin senin adını bu gönül ah bu gönül şarkıları   doldu sevgi tasında gönül bir gençlik masasında ikimiz arasında bu gönül ah bu gönül şarkıları   ** Gönül: Feza; Magnetik etkileşim alanı; Mesafe; Alâka Masa: Sunu; Ekran; Arz; Sahne Gül: Ezmel: Acı Çekmek; Hayâl; Tayf; Illusion   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

 

SEVİNÇ..

..   Sevinç; Bir/dar anlamı ile personel'in integrali ya da tümleyicisi olarak kompoze edilmiş olan eser; içeriğinde bileşenleri kapsayan, doğa şartları ile atmosferik güçleri barındıran bir muamma/ güneş temel motifli, ismi var ve fakat aslen olmayan, varlığı sadece isimden ibâret olan "Unknown Loop/Bilinmeyen Döngü'dür.   Sevinç ya da Sürur kelimesi, Türkçe'ye; Sırr, Esrar, İnsan aklının almadığı şey; Taht, Talan, Çapul, Serir, Keyif: Pleasure, Joy, Evren, Ekran; Screen, Elek; Kalbur; Şerca'; İrade/Testament/Vasiyetname; Eraik ya da Erike; Kitap, Kitabe, Mit; Levha; Pano; Hey'et: Şekil. Suret. Görünüş: Astro vs olarak değişik kavramlar ile geçmiştir.   ..

İNTERLOCK

İNTERLOCK

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.