Zıplanacak içerik
  • başlık
    65
  • yorum
    53
  • görüntü
    93.126

Bu blog hakkında

İKONUNUZUN SAHİFESİ

Bu blogdaki başlıklar

İNTERLOCK

SİMÜLASYON GERÇEKLER TV.

.

"Marangozun elinde testere görürsen, şüphesiz o,

Cemşid'in bedeni ve Zekeriyya'nın kafası içindir."

 

Edibu'l Memâlik-i Ferâhânî

 

Kaynak:

Prof. Ahmed Suphi Furat

Prof. Nimet Yıldırım

 

** **

kişisel yorum:

 

Cemşid'in Bedeni=

Extreme Parasite Dimension; Aşırı Parazit boyutu.

 

Zekeriyya'nın Kafası=

Atmospheric Simulation; Simülasyon Atmosfer/Aerial.

 

Zekeriyya'nın Eşi= İş'â=

Güneş; Yayılan Işınları.

 

İş'a'nın Annesi= Fâkûza=

Rotating Dial.

Devir halinde radyo dalga-boyları kadranı.

Quadrant; Clock Face.

 

Marangoz: Logger= İmleç=

Fiziksel bir olayı kendiliğinden tespit edip çizen araç/

Kaydedici/Işıklı Gösterge.

 

Testere:

Minşar= Prizma=

Işınları saptıran ve ayrıştıran, saydam maddeden

yapılmış üçgen cisim.

Nüşur= Neşr= Yaymalar/Dağıtmalar.

.

İNTERLOCK

İNTİHAR ve SCHOPENHAUER

..

 

"İntihar en yüksek ahlâki hedefe erişmekten

alıkoyar, çünkü o bu sefalet ve mutsuzluk

dünyasından asıl kurtuluşun yerine sadece

zahiren öyle görünen bir kurtuluşu koyar."

 

"İntihar bir tecrübe, insanın tabiat'a/kevn'e

sorduğu ve cevaplamaya zorladığı bir soru

olarak da görülebilir. Sorulan şudur: İnsanın

var oluşunda, şey/nesnelerin doğasına dair

kavrayışında ölüm ne tür değişiklik meydana

getirir? Fakat bu yapılacak beceriksizce bir

tecrübedir; çünkü cevabı bekleyen bilincin

kendisini ortadan kaldırır."

 

Schopenhauer

 

**

 

İnsanın tabiat ya da kevniyat'a sorduğu ve

cevabını beklediği sorunun muhatabı, bizatihi

sorunların sebebi olan kâinat değildir.

 

Cevabı yanlış yerde arayan ya da maddi dünya

yaşamı ile bilinç genel kabulleri doğrultusunda

hareket eden kişinin pozisyonu "intihar" olarak

kabul edilmelidir.

 

Kâinat/The universe; all creation üzerine inşa'

ile yetersiz bilgi/türev kabuller/yorumlar/te'vilât,

sonuçta kısas/tekassum/eşit, aynen karşılık, ceza

ve belki eyleme karşılık cavab'a varır.

 

Ceza ya da cevab bir anlamda mevcudad düzeni

içerisinde reaction'a girme, güneş/magnetik ışığa

duyarlık, enerjinin kimyasal değişiklik oluşturması

yöntemi ile uyganır.

 

kişisel

..

İNTERLOCK

OL HUBB-U ŞEKER.. NEREDE ACABA?

..

"Nigâr-ı hûb-o şekker-bâr cûnest

Çerağ-ı dîde vu dîdâr çûnest"

 

 

Şekerler yağdıran o eşsiz güzel nicedir;

gözün, yüzün ışığı ne haldedir?

 

Nasıldır o gammaz bakış acaba;

ne âlemdedir o düzenbaz saçlar acaba?

 

Nasıldır o güzellik pazarının meşhuru;

ne haldedir o gül bahçesinin parlaklığı?

 

Gönlüm, sevgi yüzünden yaslara batmış, oturmuş;

sevgilinin gönlünde bize karşı bir sevgi var mı acaba?

 

Lûtfundan sevgilim dedi bana;

acaba o sevgili, sevgilisiz ne halde?

 

Görünüşte kullarını okşamada, hatırlarını almada;

acaba iç yüzde bu kulla nicedir?

 

İlk görüşte can bağışladı bana;

bağışta ne halde, hemen anladım.

 

O lûtfu iki kere yaparsa tekrarlayışta da

ne halde olduğunu, nasıl davrandığını anlarım.

 

O atlaslar giyinen siyah saçları, atlasa benzeyen

yanaklarının çevresinde nasıldır acaba?

 

Âşıklar hekimine bir daha sorun,

o hasta nerkis gözler nasıldır ki?

 

Acaba o Tatar nâfesi ne halde;

acaba o eşsiz Bulgar güzeli ne âlemde?

 

Acaba o gerçeğe ulaşma çizgisinin değirmisinde

yüzlerce pergel kıran güzel ne halde?

 

Ben zîr perdesinden ağlayıp durmadayım;

bir günceğiz olsun, o ağlayan ne halde diye sormaz.

 

Gönlüm, hırsızlama ona bakıyor; oysa beni çalmada;

acaba o, hırsızı sıkıştıran hırsız ne âlemde?

 

A dost! Seninle mağara dostuyum ben, bir kerecik,

nasıl yermiş şu mağara diye başını uzat da bak!

 

Seni bir göreyim de canımı feda' edeyim;

halka da görüş nasıl olurmuş, göstereyim.

 

Sözüme son yok; fakat söyleyiş ne şekil olurmuş,

onu gösterdim ancak.

 

 

mevlânâ

divan XXII

İNTERLOCK

MASAL - METONYMY

..

nemesis'in bi ikizi var

bilir misiniz?

adı mimesis

mim'ciler iyi tanırlar he!

 

adı iyice kötüye çıkmış kızcağızın

zanî demişler lâkırdıcılar

her ne kadar antik demek olsa da

şakacı ya da espritüel de sayılabilir

 

bu antik ve acayip kılıklı sarışın kızımız

-fekat çakma-makma değil ha!

anadan dogma sarışın!-

ayrıcalıklı imtiyazlı bi yeteneğe sahipmiş

bi adı da ning!

 

nakliye işi yapan gemiler

ve gemicilerin huyunu-suyunu ve

geçmişlerini

hileli-etkili reklamlarının

özel sunumlarına verdikleri tepkiler ile

okur ve öğrenirmiş

bi adı da liza!

 

ama bu eylemi yerine getirmek için

aurada akrobatik uçuşlar yaparmış

da kimsecikler görmezmiş duymazmış

böyle bi hüneri de varmış

bi adı da sin!

 

blondie

blondie imiş de

gece vakti bi bakarsınız

yakıverirmiş elmo'nun ateşini

maî

bi adı da corposant!

 

nemesis'in çok çok yıllar önce

evlendiği kocası da varmış

birbirleri ile beraberliklerini

bu güne kadar gören bilen olmamış

 

çünkü buluşacakları zaman

farklı bi atmosferi kullanmakta imişler

bu nedenle antikler

onları karşıt zann ederlermiş

 

burada bi anonim şarkı terennüm edelim

ve birinci perdeyi bitirelim

 

** **

 

water come to me eye

 

every time I'm away from Liza

water come to me eye

every time I'm away from Liza

water come to me eye

 

refrain:

come back Liza, come back girl

wipe the tear from my eye

come back Liza, come back girl

wipe the tear from my eye

 

I remember when love was new

water come to me eye

there was one, but now there's two

water come to me eye

 

refrain:

come back Liza, come back girl

wipe the tear from my eye

 

when the evening starts to fall

water come to me eye

I need to hear my Liza's call

water come to me eye

 

refrain:

come back Liza, come back girl

wipe the tear from my eye

 

standing there in the marketplace

water come to me eye

soon I'll feel her warm embrace

water come to me eye

 

refrain:

come back Liza, come back girl

wipe the tear from my eye

 

in the shadow I stand a while

water come to me eye

soon I'll see my Liza's smile

water come to me eye

 

refrain:

come back Liza, come back girl

wipe the tear from my eye

..

İNTERLOCK

ÖYKÜ

..

ferit-edgu_180751_s.jpg

 

Geldi mi? diye sordu adam.

Hayır, dedi çocuk.

Yolu iyi gözledin mi? diye sordu adam.

Kapının önündeydim, dedi çocuk. Hiç ayrılmadım.

Hiç kimse gelmedi mi? dedi adam.

İlk sen geliyorsun, dedi çocuk.

Adam içeri girdi. Ceketini çıkardı. Çevresine bakındı.

Değişen hiçbir şey yok, diye düşündü.

Ocağın kıyısındaki odunları gördü.

Yeniden kapının önüne çıktı. Çocuğa,

Madem gelmedi, odunları kim koydu? diye sordu.

Ben, dedi çocuk.

Peki, dedi adam. Artık burda bekleme.

Ben kimseyi beklemiyorum, dedi çocuk.

Öyleyse niçin sabahtan beri burda, kapının önünde

oturduğunu söyledin bana? dedi adam.

Hiç, dedi çocuk.

Sustular-adam ve çocuk.

Burda durmamı istemiyosan giderim,

dedi çocuk.

Nereye? dedi adam.

Nereye olursa, dedi çocuk.

 

...............................................................

 

Kadın, öteden, ağaçların arasından çıkmış

eve doğru yürüyordu.

Garip bir yürüyüşü vardı. Sanki önünde

ya da ardında bir köpek.

Ama kadın yaklaştıkça çocuk gördü ki

köpek filan yok.

Kadın yalnız. Tek başına.Ama önünde ya

da ardında bir köpek varmış gibi tedirgin

yürüyor.

Çocuk, kuyunun yanındaki oturduğu taştan

kalktı.

Yaklaşmakta olan kadına, Nerde kaldın?

diye sordu.

Kadın çocuğa, Ne dedin? diye sordu

Çocuk kadına, Dayım seni çok merak etti,

dedi.

 

Kadın(çocukla burun burunaydı) saçlarını

geriye attı, göğsünü ileriye uzattı. Çocuk

kadından yayılan kokuyu içine çekti.

Kadın çocuğa doğru bir adım daha attı,

çocuğun başı döner gibi oldu.

Gözlerini kadına kaldırmaya cesaret

edemiyerek, Nerden geldin? dedi.

Ormandan, dedi kadın.

Çocuk gözlerini kadının gözlerine dikti.

Ormandan mı? Nasıl buldun yolu?

Daha önce gelmiştim, dedi kadın.

Ben seni ilk kez görüyorum, dedi çocuk

(Sesi titriyordu.)

Ben geldiğimde sen yoktun, dedi kadın

çocuğa doğru bir adım daha atarak.

Ama ben hep burdayım, dedi çocuk.

Öyleyse hatırlamıyorsun, dedi kadın.

Şimdi yan yanaydılar. Eve doğru birlikte

yürüyorlardı.

Terle karışık, o güne değin duymadığı

garip bir koku duyuyordu çocuk.

Kadın elini çocuğun başına götürdü.

Saçlarını okşadı.

Demek, sen hep burdasın, öyle mi?

Evet, dedi çocuk.

Peki dayın?

O da burda, dedi çocuk.

Kadın çocuktan gelen, ot, gübre, koyun

kokusunu çekti içine. Kaç yaşındasın? dedi.

Çocuk, Onüç, dedi.

Koca bir adamsın demek, dedi kadın.

Elini çocuğun dağılmış saçlarından çekti.

 

Kapının önüne geldiklerinde, kadın,

kilidin horozunu kaldırıp itti. Kapı açıldı.

Kadın bir adım attı. Sonra çocuğun girmesini

bekledi.

Çocuk, Ben girmeyeyim, dedi. Dayım

içerde.

Olsun, ne çıkar, dedi kadın.

Kazlara yem vermem gerek, dedi çocuk.

Bu saatte mi? dedi kadın.

Çocuk sorunun yanıtını vermeden

koşarak uzaklaştı.

Kadın kapıyı kapamadan bir adım daha

attı.

İçerde hiçbir ışık yoktu. Yalnız pencereden

süzülen günün son ışıkları.

Kadın bu loşlukta ilerledi.

Nerdesin? diye sordu.

Yanıt alamadı.

Hiçbir nesnenin görünmediği, hiçbir çiçeğin

kokmadığı, hiçbir ışığın ve ateşin yanmadığı

odada ilerledi kadın.

Uyuyor musun? diye fısıldadı.

Hayır.

Erkeğin sesiydi bu.

Sesin geldiği yöne doğru ilerledi kadın.

Erkeğin uzanmış olduğu döşeğin

başucundaki gaz lambasını yaktı. Lambayı

yükseltip erkeğin yüzüne baktı. Sonra

odada gezdirdi lambayı. Üzeri muşamba

kaplı masayı gördü. Sonra tahta iskemleleri.

Sonra yerdeki hasırı. Sonra sönmüş ocağı.

Sonra erkeği gördü-çırılçıplak.

Elindeki lamba söndü.

 

Buraya gel, dedi erkeğin sesi.

Kadın, elinde sönmüş lamba, sesin geldiği

yöne doğru ilerledi. Ayakları döşeğin

tahtasına çarpıp durdu.

Bir elin bacaklarına dokunduğunu duydu.

Sönmüş lambayı yere bıraktı. Çömeldi.

Bacaklarına dokunan el, kasıklarına

doğru ilerledi.

Aynı anda erkeğin soluyuşunu duydu

kadın.

O soluyuşa doğru eğildi.

Sen misin? dedi kadın.

Erkek, Evet, demedi. Kadını kendine

doğru çekti.

 

Kazları yemlemiş çocuk pencereden

içeriye bakıyordu.

Işık yoktu. Hiçbir şey görülmüyordu.

Yalnız, dayısının, Nerde kaldın? dediğini

duydu.

Gözünü pencereden ayırdı. Kulağını

pencereye dayadı.

 

Kadının sesi duyuldu. Ormanı yürüyerek

geçtim. İki kez yolumu yitirdim.

İki kez mi? dedi dayısı.

Evet, dedi kadın.

Çocuğu gördün mü? dedi dayısı.

Evet,dedi kadın.

Nerde şimdi? dedi dayısı.

Kazlara yem veriyor, dedi kadın.

Lambana n'oldu? dedi dayısı.

Söndü, dedi kadın.

Öyleyse soyun, dedi dayısı.

 

Soyundu mu?

Çocuk görmedi.

Ama duydu:

 

-Elini ver bana. (Dayısının sesi.)

-Buraya gelmemeliydim. (Kadının sesi.)

-Daha önce de gelmiştin. (Dayısının

sesi.)

-Bir kez daha gelmemeliydim. (Kadının

sesi.)

-Geldiğine göre. (Dayısının sesi.)

 

Sonra hiçbir ses duymadı.

Sonra, uzun bir süre sonra:

 

-Böylesi bir gelişi hiç beklemiyordum.

(Dayısının sesi.)

-Senin için. (Kadının sesi.)

 

Uzun bir sessizlik. Sonra:

-İki dağın arasını unutma. (Kadının

sesi.)

-Unutmam. (Dayısının sesi.)

-Oyluğu da unutma. (Kadınınsesi.)

-Nasıl unuturum? (Dayısının sesi.)

-Boynumu da unutma.

-Hiç unuttum mu? (Dayısının sesi.)

-Topuklarımı da. (Kadının sesi.)

-Kulaklarını, kulaklarının ardını,

saçlarını, göğüslerini de unutmam.

(Dayısının sesi.)

-Diline de söyle, dilin de unutmasın

tenimi. (Kadının sesi.)

-Olur dilim de unutmaz. (Dayısının sesi.)

Elini ver bana.

 

Çocuk sonra hiçbir şey duymadı. Ama

pencereden de ayrılmadı.

Nice sonra kadının söyledikleri ulaştı

kulağına:

 

-Kokumu alıyor musun?

-Evet. (Dayısının sesi.)

-Ya sesimi?

-Evet. (Dayısının sesi.)

-Seslerle de sevişilebilir, biliyor musun?

-Evet. (Dayısının sesi.)

-Öyleyse niçin burdayım? (Kadının

sesi.)

Bir gülüş. Bir kahkaha. Odayı dolduran.

(Dayısının.)

 

-Çünkü burda telefon yok.

-Elektrik de yok. (Kadının sesi.)

-Evet, yok.(Dayısının sesi.)

-Karanlıkta daha iyi. (Kadının sesi.)

-Aşkın ışığa gereksinimi yoktur derdi

babam. (Dayısının sesi.)

 

Gülüşler. Kahkahalar. (Kadın ve Erkek.)

Sonra uzun bir sessizlik.

Sonra bir çığlık:

 

-N'oluyoruz? (Kadının sesi.) Bir deprem

mi bu?

-Korkacak bir şey yok, ölüyoruz. (Dayısının

sesi.)

 

Çocuk pencerenin önünden ayrıldı.

Soluk soluğa koşmaya başladı. Çınarın

altında durdu. Ayakları dibinde yılışan

köpeğe bir tekme attı. Sonra yıldızlara

baktı.

 

-Ölürlerse ölsünler, dedi.

 

 

*Ferit EDGÜ

İNTERLOCK

BAHAR GELME ÜSTÜME..

..

 

Bahar Gelme Üstüme…

 

Bahar, yalvarırım çek git işine!..

Salma üstüme çiçeklerini...

Aklımı çelme!..

 

Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;

sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.

Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...

Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...

Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek...

 

Yapma bunu bana bahar, böyle üstüme gelme...!

 

Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...

Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...

Kalbimin buzları erimiş.

Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir...

Bir de sen çıldırtma beni...

 

Krizdeyim ben...

Tembelliğin sırası değil, uyamam sana...

Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.

Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni...

Bulutların üşüşmesin başıma...

Girme kanıma benim... Yoldan çıkarma...!

 

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,

sevdanın suç ortağısın. kıyma bana...!

 

Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp

sonra birden çekip gideceksin.

Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını,

beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin...

O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...

Ne o delişmen sabahlar kalacak,

ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları...

Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...

Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında...

Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz...

Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... Yüreğim viraneye...

Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...

Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.

 

İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...

İş açma başıma...

Git işine!

Yoldan çıkarma beni!..

 

Can Dündar

Şiir Gibi Yazılar

 

..

İNTERLOCK

http://youtu.be/c93ApxeI28A

 

şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

nemli yumuşaklığı tende denizden gelen mâhın

gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

 

yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda

bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda

eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda

ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

 

bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak

çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak

su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak

belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

 

13914625.jpg

İNTERLOCK

APHORISM

..

agnia 23/07/2005 : 14:22:20

 

Gelecekte en popüler iş "yeni dünyalar" projeleri olacak.

Bir projede binlerce insandan oluşan bileşimler çalışacak.

Bileşimler yarışacak;

önce mekanlar, sonra koşullar, daha sonra

bilinç kazanması planlanan oyuncu prototipleri

hazırlanacak.

prototipler kendilerini hazır hissedene kadar

onların içinde konaklayacaklar.

Öngörülebilecek en yüksek olasılıkların hesaplanması için

onbinlerce alt kontratlar yapacaklar.

İnce ince dokuyacaklar.

Sonra sonuçtan emin mutlulukla sahneye çıkacaklar.

Yine de kazalar olacak!

Peki buna üzülecekler mi?

Yoooooo...

 

O kadar çok detay var ki bunu akıl almaz.

Bir gün detaylara şöyle bi bakayım dediydim;

geri dönemiyordum nerdeyse!

 

Küçük bi örnekleme çabasına gireyim:

bir insan (günümüzde) sadece tek objeye bakabilir, onu

ya bütün olarak görmeyi seçer ya da objenin içinden yine

tek bir noktaya zoom yapapabilir.

Bu küçültme işlemi gözün kabiliyeti oranında içeri doğru

götürebilir; fakat hep BİR NOKTA ya zoomdur bu.

 

Gelecekte bir birleşim (geleceğin insansıları) ise,

bi objeye baktığında, onun tüm (yine de sonsuz değil)

bileşenlerine anı anda zoom yapabilir!

 

Bu çoklu zoom işlemi şu anda olmuyor mu?

Pek tabi oluyor ama bilinçle algılanamıyor.

Sezgisel dediğimiz (farkındalıklı olmayan) bu

bütünsel algılama, geleceğe doğru atılmış

milyarlarca maladır!.

Geleceğin duvarını örüyor o malalar.

Şu anda yalnızca tek zoom luk iş yapabilen

eski bir prototipiz biz.

 

Gelecekte aynı işi yapan bi baska daha birleşim, daha bi

çok birleşim olduğunu düşünün!

Bunların her birinin fırlatmış oldukları binlerce malanın

birbirleriyle çarpışma olanak/olasılık girdaplarını

hesaplayın!

İki bileşimin bu çarpışmalar için her bir karşı mala

ile kontrat yapmaları gerektiğini de düşünün!

Akıl alacak şey değil.

 

Eğer orada zaman dondurma gibi kayıp dağılmamış

olsaydı bu tek dünya planlaması bi kaç milyar yıl sürerdi!

 

Nasıl birleşeceğiz peki?

 

Asla birbirimize benzemememiz gerekiyor.

Her insan TEKtir ve öyle kalmalıdır.

Gelecekte bir birleşim işte bu biricik/tek parçaların

her birinin gönül rızasızyla kendi iradesini o birleşim'e

sunması/bağışlaması ile mümkün olacak.

Bizi bundan şu anda ne men ediyor?

İrademizi (ki bu sevgidir) kendimizden çekip guruba

devredemiyoruz.

Birleşebilmek için kendimizden bi tane daha olmasını

arzu ediyor ve deli gibi onu bulmaya çalışıyoruz.

Ne çaresiz bir çaba!

Bu mümkün değil.

Bu oyun trilyonlarca yıl bile bu şekliyle devam etse,

hayır biz GELECEĞE geçemeyiz!

 

İnsanlar bilinçsizce/sezgisel olarak hep gurup kurmaya

itiliyorlar. Bu itilim çoğunlukla korkudandır.

İyi ki varmış korku!

 

Fakat kurulan guruplar dünya tarihinde hiç bi zaman

(en azından 25 bin yıldır) -gurup- kelimesinin ötesine

yani -bileşim- olmaya geçemediler.

Buna fırsat kalmadan dağıldılar.

Biz burada şu anda bin ayaklı bir binayak'tan

bahsediyoruz. Ayakların her biri özgün olacak ve

iradesini(sevgisini) birliğe devretmiş olacak.

 

Tıpkı şu anda vücudumuzun her biri -özgün-,

uzuvlarının hücrelerinin iradelerini bize bırakmış

olmaları gibi!

Kimbilir onlar(uzuvlarımız) da bu iradeyi bize bırakmak

için kaç trilyon yıl çabaladılar!

Deli gibi korkuyorlardı herhalde..

 

Oysa verdiler de ne oldu?

Biz uzuvlarımızı çok seviyoruz, onları ölüm pahasına

koruyoruz (önce can sonra canan şeklinde),

aslında korkacak bişey yokmuş meğerse! Bunu

anladıkları için (uzuvlarımız) şimdi keyif yapıyorlar

Gerçi onlarda hala bütünlerini bize terketmediler, eğer

etselerdi varoluş, sapmasız haline geri dönebilirdi.

 

Bi yerlerde söylemiş olmalıyım:

Birleşmek, BİR olduğuna aymanın yavaşlatılmış

sürecidir.

 

Her şey, bütün düğüm şu noktada çözülecek;

kendimizden bir tane daha aramayı bıraktığımızda.

 

Sarılın, ne duruyorsunuz, şu anda size en yakın duran

kişiye sarılın.

O belki şu anda yalnızca fiziken yanınızda olandır; taksi

şöförüdür, otobüste yanınızda dikilendir, içki masasında

yanınızda oturan, ya da şu anda sevişmekte olduğunuz,

ya da beşiğini sallamaktan yorulduğunuz oğlunuzdur. Ne

fark eder, onların her biri ASAL sayıdır, kendinden başka

bir tek BİR’e bölünür.

Şu anda gördüğünüz ilk kişiye sarılmanız yeterli.

Yaptınız mı?

Şimdi birleşik ama tek damla gibi görünüyorsunuz.

Başka damlalar da çekilecek size artık;

çünkü yoğunluğunuz/çekim gücünüz arttı.

 

İnsanın DNA sında var olduğu söylenen 40000 genden

her biri özel bilgiler içeriyor. Yani her biri TEK! Fakat yine

de kırkbini de birleşip iradelerini DNA ya devretmiş

görünüyorlar. Onlar yaptıysa biz neden yapamayalım?

İşte bana göre gelecek böyle inşa ediliyor

 

Not:

Gelecek diye yukarıda tarif ettiğim her şey zaten şu

anda olmaktadır. Bu eş-zamanlılığı ifade etmek

gerçekten biraz zor!

 

bağlantı

 

moortip 09/08/2006 : 09:41:22

 

ben felsefe pek bilmem.. delil aramam..

ancak konu başlığı "hikmet"

öyleyse, hikmet'ten bahs edelim..

 

mes'ele, fikirler ile tasavvurlar arasındaki

bağı kabul veya redd etmek pozisyonunda

ne yapacağımızı bilmek ise..

 

cari olan muhit tesirlerinin etkisi altında kalıp-

kalmadığımızın tartışmasını yapmak ve hükm'e

gitme yolları aramak ise..

 

bir problemimiz olduğu takdirde, çabuk ve

kolaylıkla nasıl çözebileceğimizin yolunu bulmak

için araştırmalar yapmak ise..

 

uzatmadan söyliyeyim..

ve fazla bilmiş olmanın da gereği yok..

 

sevgili agnia'nın yukarıdaki ifadelerini dikkat ile

ve öneririm bi kaç kez okuyunuz..

 

nedensellik ve eşzamanlılık üzerine derinleşiniz

ve sonra sizi bağımlı kılan, şu ana kadar

"edinmiş olduğunuz" değerlerin/kriterlerin

"hatalı/eksik/yetersiz" olabileceğinin mümkün

olduğunu, acı da olsa ve hiss ya da duygu dahi

olsa kabullenmeye çalışınız.

 

büyü gibi.. belki sihr..

nasıl değişiveriyor her şey..

akmaya başlıyor hayat..

ve sizi de alıp-götürerek..

farklı bi ülkeye..

kendi bildiğince.. özgürce..

 

..

İNTERLOCK

FELSEFENİN 5 ALANI

MANTIK:

-geçerli olan ne, geçersiz olan nedir;

-neler işe yarar biçimde tartışılıp

kanıtlanabilir, neler kanıtlanamaz;

-kategorik bir kıyas nasıl sınanır;

-hep aptalca hatalar yapmaktan

nasıl kurtulunur?

 

*tersine, eğer öyle olduysa, olabilir;

-eğer öyle olmuş olsaydı, olabilirdi:

-ama olmadığına göre, değildir.

-mantık işte budur!

 

 

ETİK:

 

-hangi davranışlar doğrudur ve

hangi amaçlar iyidir?

-davranışların doğruluğu, sonuçlarının

iyiliğinden mi ileri gelir?

-bir niyetin erdemliliğine, yönlendirdiği

davranışların doğruluğuna bakarak mı

hükmedilmelidir?

 

*bir kuruluşun satış elemanı, elektrik

tesisatınızın nasıl yenileneceğini size bütün

ayrıntılarıyla anlatmışken ve köşe başındaki

nalbur dükkanını işleten adam da fişle-prizi

birbirinden ayırmayı bilmezken, malzeme

alma işini köşedeki nalbur yerine, satış

elemanının kuruluşundan yapmak daha az

mı kötüdür?

 

-insan davranışlarının bunlara az çok benzer

pratik yönleri.

 

 

ESTETİK:

 

-güzellik ve sanat ve zevk,

-standartlar ve yargılar ve eleştiri,

-aristotales ve oscar wilde ve sharon stone.

-sevdiğimiz şeyi niye severiz?

-sanat sanat içindir diye bir şey var mıdır?

-yoksa sanat, renk lekelerinden vemırıldanılabilir

tonlardan ve bir satırdaki sözcüklerden ibaret

bir şey midir?

-bir sanat eserinden maksat nedir, bir şeyi

temsil etmesi mi, yaratıcısının kimliğini ifade

etmesi mi, yoksa izleyicisini kendisine çekmesi mi?

-ve güzel nedir ile iyi nedir arasında bir ilişki

var mıdır?

 

 

EPİSTEMOLOJİ:

 

-herhangi bir şeyi gerçekten biliyor muyuz?

-ve eğer biliyorsak, bildiğimiz bu şey nedir?

-ve onu nasıl bilebiliyoruz?

-ve onu bilebildiğimizi nasıl bilebiliyoruz?

-ve onu bilebildiğimizi nasıl bilebildiğimizi

nasıl biliyoruz? vb.

 

*geleneksel felsefi araştırma,

-klasik epistemoloji üzerinde daha az,

dil üzerinde daha çok;

"nasıl bilebilirsin" sorusu üzerinde daha az,

"ne demek istiyorsun" sorusu üzerinde daha

çok durur olmuştur.

 

 

METAFİZİK:

 

-doruk noktası; dünya olarak da bilinen, şeylerin

her şeyi kapsayıcı şemasını ve insanın bunun

içinde oynadığı rolü anlamak amacıyla girişilen

nihai kategoriler arayışı/didikleyişi.

-eski buluşlar varlığı, özü, zamanı, mekânı, tanrı'yı,

ben'i ve nedeni kapsamıştı.

-bizi izlemeye devam edin.

-ama nefesinizi tutmayın;

-şimdi artık birçok felsefeci, metafiziği; "aşırı şiirsel"

ve "bilim öncesi" sayıyor.

 

 

fazla KÜLTÜR

GÖZ çıkarmaz

J.Jones-W.Wilson

Boyner Yayınları

 

..

İNTERLOCK

DEFTERDAR'DA SEMÂ'Î KAHVESİ

yahyakemalbeyatl%C4%B1.jpg

 

 

Defterdar'da semâ'î kahvesine gittik. Caddeden de-

nize giden büyük meydan, saz ve sesle dolu. Ağaçlardan

al al bayraklar sarkıyor. Semâ'î kahvesi bu muhitin gö-

beğinde. Kahvenin önünde, ağaçlar altında bir masanın

etrafına oturduk. Eski İstanbul'un lehçesinden şetâretine

kadar bütün vâris olan tâbîler sesleriyle ortalığı çınlatıyor

lar; çayı, kahveyi, nargileyi, ağaçlar altında kahve ocağına

sürekli bir nağme ile ısmarlıyorlar, bir tulumbacı çalâkliğiyle

etrafta dönüyorlar. Sekiz on çay kadehini bir tepside iki

parmak üstünde getiriyorlar. Burada eski İstanbul canlı

bir levha gibi.

 

Klârnet, tiz ve yanık sesiyle bir taksim tutturdu.

Kâğıthane dört yüz senelik hâtırasiyle hava halinde esiyor.

İnsan, dinledikçe maziye karışıyor, ruh bir çocuk sevinciyle

ürperiyor, çifte nâra ve darbuka ile artık Türk şevki içinde

kayboluyor.

 

Divan okunmağa başladığı zaman vecdimi zabtede-

medim. İki genç arkadaşla kahvenin içine girip, orada

herkesle beraber küçük iskemlelere oturarak dinlemek

hevesine kapıldık, girdik, kapı yanında oturduk.

 

Külhânbeyi, bıçkın, çapkın, tulumbacı, kabadayı, hâ-

sılı Türk İstanbul'unun bütün bu şen unsuru burada. Kâh-

ve lebâleb dolu. Tavan ve duvarlar donanmış, bayraklar,

bayraklar, bayraklar, binlerce küçük bayraklar, renk renk

fenerler, bir tarafta Türklüğün kahramanı Mustafa Kemâl'in

resmi; bir tarafta Türklüğün cihan pehlivanı Kara Ahmed'in

resmi. Bütün bu kabadayı halk terbiyeli, vakur, sâkit.

Beni ve arkadaşlarımı yabancı hissettiği halde hiç istifini

bozmuyor. Yalnız arada sırada, klârnetle çifte nâranın

kalbimize vardiği şevkin tesirini yüzümüzde gördükçe,

göz ucuyla bakıyor, bizi külhânbeyliğinin mâna ile dolu

sevimli bir bakışiyle süzüyor.

 

Divandan sonra semâ'îye sıra geldi. "Ayrancı" oku-

yordu. Sesinde bir yanık kokusu olan bu yaşlı şehir çocuğu,

Mekteb-i Hukuk'tan mezunmuş. Mektepten çıktıktan

sonra kendi keyfine göre semâ'î okuyabilmek için semt

olarak Kâğıthane civarını ve sanat olarak ayrancılığı tercih

etmiş. Tanıdığım hukukşinaslar, bu şen adamdan daha

bahtiyar değildiler.

 

O ağaçlardan, o al bayraklardan, o tâbi, klârnet, çifte

nâra ve semâ'î seslerinden ayrılırken, daima muhafaza

edeceğimi tahmin ettiğim bir hâtırayı iyi seçebilmek için

durdum. Belki son semâ'î söylenen yer olan o kahveye

bir daha dikkatle baktım.

 

Yahya Kemal

i-106x106.jpg

..

İNTERLOCK

ZAMANIN KISA TARİHİ

0553385461_1.jpg

 

Günlerden bir gün, ünlü bilimci- ki söylentiye

göre Bertrand Russell'dır- gökbilimi üzerine

bir söylev vermektedir.

 

Dünyanın güneşin etrafında nasıl döndüğünü,

güneşin de galaksi denilen uçsuz bucaksız

yıldızlar kümesi etrafında ne şekilde devindiğini

anlatır.

 

Konuşmasının sonunda salonun en arkalarında

oturan ufak tefek yaşlı bir bayan ayağa kalkar;

 

"Bütün söyledikleriniz saçma sapan şeyler.

Aslında, dünya dev bir kaplumbağa'nın sırtında

bir tepsi gibi durmakta!" der.

 

Bilimci, yüzünde esaslı bir gülümseme ile yanıtlar:

 

"Peki, ya kaplımbağa neyin üstünde duruyor?"

 

"Sen çok akıllısın delikanlı, çok akıllı"

der yaşlı bayan.

"Ama ondan aşağısı hep kaplumbağa!"

 

Zamanın Kısa Tarihi

Stephen W. Hawking

Doğan Kitapçılık

 

** **

 

KAPLUMBAĞA:

 

Farsça:

*Gaylem= Kaplumbağa:

-Mugaylan ağacı/Dünya/Dikenlik yer/Kul/Cariye,

Güneş sitemi/Akıp-giden/Gemi.

-İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil

olan/Ekranda ve gözle seyredilen manzaralar ve

seyredenler tarafından çok beğenilen, güvenilen

ve inanılan; sürümde/versiyon/tedavül/varyant/

örnek/tasvir/hikâye olan ya da sunan.

-Kadınların, elbise üzerine örtündükleri çarşaf.

 

Arapça:

*Selâhif/Sulahfat=

-Zihinde canlandırılan şey'ler.

-Yokluk/gayr-ı mevcud olan ve fakat var gibi

algılanan şey'ler; resim ve heykeller gibi/

Statues/Stabileishment

-İllet-i temessül/Causalite.

-Tasarlama.

-Tasvir:

Görebildiğimiz ve hissedebildiğimiz şeyleri bize

gösterebilecek veya hariçte vücudu olmayan ve

fakat hissedilen şeyleri duyurabilecek meleke.

(tdk)

 

**

 

-Batıl şey'leri/eşyaları güzel tasvir etmek,

her demde, sâfi olan zihinleri cerhdir,

hem idlâli..

(sözler)

 

Cerh=

Yara açmak/Dimağda kargaşa ve panik.

Idlâl=

Hak olan dinden çıkmak/Azmak/Doğru ve hakk ve

hakikat caddesinden ayrılma/İslâmiyetten sapma.

(os.-arp. sözlük)

 

Jaine'lerde: Sanskrit: Bir imaj olarak;

*Suvatra=Kaplumbağa

-Tasavvur/Tasvir.

 

İngilizce'de:

*Turtle=

-Cebir=Haber alarak, bilgilenerek telafi etmek.

-Kötü bir etkiyi veya sonucu başka bir etki ile

yok etme, karşılama, yerine koyma suretiyle

telâfi/Tefe'ül sistemi/Yom' yorma/Şom giderme.

-Sistemin uygulama alanı olan, göreceli zaman

ve mekân ve eşyalar âlemi.

 

**

 

İrenler aydur:

"Biz yürüriken tüş görerüz,

tüşümizni neye yoraruz?

Yom'a yoraruz, hayra yoraruz.

Kaba kaba arefeler, ulu ulu bayramlar,

lonpay lonp."

 

Barak Baba

Tasavvuf

A. Gölpınarlı/1961

Yükselen Matbaası

tasavvuf20120604140836.jpg

İNTERLOCK

..

Hoş bi rally idi..

Dün gece arşivimde ve bi konu üzerine

araştırıp.. dolanıyorken gözüme çarptı..

paylaşayım istedim..

 

BLOGCU

BANA, BAZEN GÜVENEBİLİRSİNİZ..

9/12/2006

 

Philadelphia Deneyi:

 

Lânetli Olaylar isimli kitabında George Langelaan,

çok esrarengiz ve inanılması çok güç bir olaydan

bahseder. Olay Amerikan sahil muhafaza gemisinin

1943 Kasım'ında başına gelenleri anlatır:

 

Askerî Gemi, Philadelphia Limanında ve bağlı iken,

aniden gözden kaybolur ve sonra şanslı seyirci ve

resmî gözlemcilerin şaşkın bakışları altında tekrar

ortaya çıkar.

 

Gözden kayboluş, geminin gitgide görünmez hale

geçmesi tarzında değil, mekân içinde/uzay aniden

kayboluşu tarzında olmuş, ve sonra 640 km ötede

Virginia'nın Norfolk Limanında, ilkinin tıpkısı olan

bir geminin ortaya çıkışı, akıl almaz bir biçimde

gözlenmiştir.

 

Kısaca, Philadelphia'da kaybolan gemi Norfolk'ta

ortaya çıkıyor, sonra Norfolk'ta kaybolup ilk yerine,

bağlı olduğu limana dönüyor.

 

Sonradan yapılan açıklamalar ile, yazarın bu konu

üzerinde yaptığı yorumlar ve fikirleri şöyledir:

 

1942 yılında, bir bilimöncüsü olan Dr. Jessup, Deniz

Araştırmaları Dairesine; Einstein'in, "birleşik alanlar"

teorisine dayanan bilimsel bir sistem sundu.

Bu sistem gemileri görünmez hale getiriyordu.

 

Deneyleme, açık denizde, 1943 yılında yapıldı.

Deney gemisi gözlemcilerin gözleri önünde kayboldu,

sonra tekrar ortaya çıktı ve gözükme ve kaybolma

devreleri duruma "son verme" yolu bilinmediğinden

devam etti ve gemi denizin üzerinde gerçekten de

inanılması güç mesafelere taşındı.

 

Neticede, insanı sersemleten bu fantasya durduruldu,

ama gemidekilerin bir çoğu, ister "büyük bir ateş

içinde tükenmiş olsun", ister "başka bir kâinata geçmiş"

olsunlar, kaybolmuşlardı.

 

Olaydan kurtulanların bir kısmı şiddetli delilik krizleri

içinde öldüler.

Bu olaylar basında Allen imzasıyla yayınlandı.

F.B.İ.'nin araştırmalarıyla yazanın Dr. Jessup olduğu

anlaşıldı.

Sonradan Dr. Morris K. Jessup, otomobili içinde ölü

bulundu.

Polis kayıtlarına göre "intihar" etmişti!

 

Esasında bu olay Birleşik devletlerin Deniz Bakanlığının

en gizli dosyaları arasındaydı. Yayın yoluyla Philadelphia

News'de halka bildirilirken tamamen ortadan kalktı,

yasaklandı.

 

Her ne olursa olsun, esrarı aydınlatmak artık

imkânsızdır, zira denizciliğe ait belgeler kamu

alanından çekilmiştir.

 

Özel manyetik alan etkisinde, maddenin nakli

hakkında Einstein her nekadar yardıma çağrılsa

da hiç bir bilimsel teori, kanun, gözlem ve fizik

veriler deneye en ufak bir itibar göstermeye izin

vermemiştir.

 

R. Charroux

F. Lagarde

 

** ** **

 

9/12/2006 - smile.png

Yazan: nhvnd

 

erbab-ı tasavvufun bir anda bir kaç yerde olmasını

açıklayabilir mi ne dersiniz?

ya da Kayserili meczup Cemil Babanın sabah namazını

Kabede kılıp gelmesi olayını filan???

 

aah ah, ne kadar merak ediyorum ölüm nasıl bir olay

ve histir bir bilseniz.

dün namazda birden aklıma geliverdi...

insanların etrafı görüp kendini göremediği gerçeği. ..

 

bir kulede sandım bir an kendimi.

bir kulenin içine yerleşmiş bir "ene " ...

başka varlıklara bakıyor da kendi enesini kendi dışına

çıkıp seyredemiyor..

bir an bir dürtü geldi... nedir bu varlık kendinden başka

herşeyi farkeden ama kendi

merkezini algılayamayan...

bu halden çıkılabilse nasıl bir şey olur acaba...

kendini dahi gören latif bir göz mü?

her zerrede bir göz yani... Fesubhanallah....

 

"Enel hakk " sözü böyle bir mertebeye çıkışın şaşkın

bir ifşaatı olmasın?

kendini dahi gören göz...

içi dışı önü arkayı, dört ciheti...

her zerrenin kendini ve ötekileri farketmesi...

ya da her zerrenin bir zerre oluvermesi...

ya da başı sonu olmayan bir bilinç hali...

akl-ı küll böyle midir acaba?.......

Ne kadar isterdim bu halleri bilmeyi...

külli iradeye katılmayı...

?????????????????????

ne kadar bilirsek bilelim yine de sonsuzun yanında

zihnimizin adlandırabileceği en büyük sayı dahi sıfıra

yakındır...

Vallahi bir şeycikler anlıyorsam Arab olayım..

teslim olmayana şaşarım doğrusu....

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - fantastik

Yazan: atesinsesi

 

her şey hızlı bir biçimde değişiyor,bilim aman tanımıyor...

ama öyle değil her şey ticari kapitalizmin kar hesapları

kadar gelişmekte birde diğer türlüsünü düşün,petrolün

yerini ışık enerjisi almış cevre felaketleri önlenmiş

şimdi yol bildiğimiz her yere ağaçlar dikilmiş çeşit çeşit

kömürün ne olduğunu insanların unuttuğunu bir düşün....

peki bu grizu patlamalarında ölenler için ne düşünecekler

kim bilir...

hele bu şavaşlar için ne diyecekler acaba,

atalarımız çok barbarmıydı acaba mı olacak düşünceleri...

 

görüyorsun ya fantastik edebiyata çok uzak değil hayat,

ama yalanlara hep uzak kalalım

 

sevgiyle

 

Ara Bağlantı

 

Yazan interlock

 

şair arkadaşım..

.."yalan"

..bir satıh'ta..

.."kaygan"

..bir zemindeyiz..

..ve..herkez kendince..

..bir çıkış yolu arıyor..

..yardımlaşmak ve anlattığın o zorlukları..

..bir şekilde..aşmak zorundayız..

..önümüzde karanlık bir gelecek var..

..hepimiz görüyoruz işte..

..geldiğin..katıldığın için teşekkür ederim..

..hep beraber olalım..

..sevgiler sana..

 

gün: 9/12/2006 saat: 10:32

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - SEVGİLİ EFENDİM..

Yazan: interlock

 

..bazen..bir şeyi çok istiyorsunuz..

..bulamıyorsunuz..çaresiz kalıyorsunuz..

..ancak..

..o çok aradığınız..

..hemen önünüzdedir..

..göremiyorsunuz.. elinizi uzatıp alamıyorsunuz..

..neden?

..neden gözler-kulaklar mühürlendi?.. efendim..

..neden..

.."iflâh olmaz ölüler!."

..oluverdik?

 

.."sen onları diri sanırsın.."

..saygılar..

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - ???

Yazan: nhvnd

 

evet, neden, sizce neden?

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - HERKES..EFENDİM..

Yazan: interlock

 

..meselâ;

..bilgisayar'ını açarken.. bir seri..

..doğru uygulamalar yapması gerektiğini..

..eğer yapmazsa.. donanımının..

..işlevini yerine getiremiyeceğini.. çünki..

..sistemin böyle düzenlendiğini.. biliyor..

..ve uyguluyor.. ama..

 

..kendi varlığının'da böyle düzenlenmiş..

..bir sistem olabileceğini.. söylediğinizde..

..bakıyor, gülüyor, geçiyor..

 

..neyse..biz işimize bakalım.. efendim..

 

..şeriat uygulanmadan.. ve hem çok dikkatle..

..makina/sistem açılmaz diyorum..

..vesselâm..

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - Yok Oldu

Yazan: Agnia

 

Çok yıllar önce "Yok Oldu" isimli kitapta okumuştum bu

konuyu ve çok etkileyici bulmuştum. Özellikle duvarın

içinden geçerken tam o anda görünür olup, hücreleri

duvarla karışık kalan adam aklımdan çıkmadı smile.png

 

Evet şuna katılıyorum ki, her varlık için adım adım

uygulanması gereken bir eğitim planı var. Daha doğrusu

vardı. Bulunduğumuz şu kritik zamanlarda artık bunları

belirtmenin de gereği pek kalmamış olabilir.

Şimdilerde "kendin ol" durumu slogan haline getirilebilir.

Bi çeşit baca temizliği gibi.

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - ben de bişey biliyorum ama...

Yazan: asiyenasılkurtulur

 

okumuştum ki bi kaynakta, Hallac-ı Mansur Bağdat'da

katledildiğinde; şehrin 7 ayrı kapısında aynı anda görüldüğü

söylenmiş...

 

yanlış mı biliyorum hocam...

bi de diyesim şudur ki ben yaniyim,

böyle başlangıç paketi gibi bişeyler önerseniz...

bi de ben nasıl desem bilmem...

 

ateşeuçanpervaneasiye...

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - HOŞGELDİNİZ..EFENDİM..

Yazan: interlock

 

..şimdi efendim sizin söylediğiniz..

"kendini bilmeli"..son cümlenize aynen

..katılıyorum..ancak..

..her birey, kendi bilgi oranı kadar..

..kendini bileceğine göre..

..öyle anlaşılıyor ki..

..kategoriler..ve..bağlı farklı..öğretiler..

..olacaktır..

 

..en doğru nokta sayılabilecek parametre..

..ve..bence efendim..o noktaya yakın

..varlıkların....kendi aralarında..

..paylaşmaları-bütünleşmeleri..

..gayesidir..ki..

..aramaya gerek te yoktur..

..çünki..bu eşdeğerli varlıklar..spontane..

..bir araya gelirler..

..nizam böyle vaz'edilmiştir..

 

..bu erk alanına adapte olamayan varlıkların..

..her seviyede..o ortamdan uzaklaştıklarını

..bir sebeb ile görürsünüz..

 

..teşekkür ediyorum..

..sevgiler efendim..

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - HALLAC- MANSUR PROGRAMI..

Yazan: interlock

 

..uygulayıcıları..

..şu anda dahi..

..şehrin yedi kapısından..şehre..

..girmektedir..

..ve..dar ağacı her daim kuruludur..

..ve her daim..bu nev' dökülen kanlarda..

..bir gül açmaktadır..

 

..Yüce Yaradan..

..görmeyi nasib etsin..ehl- i imâna..

 

yanıkkokuyorsunasiyeyıkanemi:))

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - merhaba ben amazonik:)

Yazan: isimsiz

 

tövbe tövbe diyesim geliyor..

ilginç geldi.

 

sizede iyi bir hafta sonu dilerim:)

görüşmek üzere..

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - İncil'den ve Kur'an'dan..

Yazan: candan

 

şunu çok seviyorum :

 

Mat 7:7-8 :

Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız;

kapıyı çalın, size açılacaktır.

Çünkü her dileyen alır, arayan bulur,

kapıyı çalana kapı açılır.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

ve

Yunus-39 :

Hayır.

Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, tevili de kendilerine hiç

gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar.

Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi,

amma bak zâlimlerin âkıbeti nasıl oldu.

 

40:

Onlardan ona inanacaklar da var, inanmayacaklar da var.

Rabbin fesatçıları en iyi bilendir.

41:

Eğer seni inkâr etmeyi sürdürürlerse, de ki;

''Benim amelim bana, sizin ameliniz de size âittir.

Benim yapacağım sizi ilgilendirmez,

sizin yapacağınız da beni ilgilendirmez.''

42:

İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var.

Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin?

43:

İçlerinden sana bakanlar da var.

Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa

hidâyet edip yol gösterebilecek misin?

44:

Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez.

Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

 

Interim Lokumum,

izninizle, Oglenam'a küçük bir not iletmem gerekiyor,

zirâ sitesine girmekte çok zorlanıyorum.

belki de sayfadaki resimlerden falan zor açılıyor,

inşallah beni duyuyordur,

sırf bu yüzden yorum bırakamadığım oluyor.

 

selâmlar..

 

Ara Bağlantı

 

Yazan interlock

ne demek efendim..

sahife sizindir..

..ne yazıp-çızıktırmak isterseniz..

..çızıktırınız..da..

..kalemin ucunu fazla..açmayınız..

..sivriltmeyiniz..

..korkarım batar felan..acıtır..

..eli..gözü kollamak gerek..

..sağlıcakla kalınız..

..hayırlı bir akşam dilerim..

 

Düzenleyen interlock gün: 9/12/2006 saat: 18:13

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - ama bakın yine...

Yazan: asiyenasılkurtulur

 

anlamadım ki ben imanızı?

hem mansur neden hallac?

mucizesi mi varmış bi hallacın yanında ,

yoksa babası mı hallac imiş...

tek farkımız o dillendirmiş...

sanırım...

 

takdirbekleyenpüripaktemizasiye

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - O MANSUR BİR ZÂT İDİ..O YÜZDEN..

Yazan: interlock

 

..takdir; sizden bizedir..

 

..eğer, daha önceden edinilmiş..

..paran yoksa..

..gerektiği zaman neyi harcıyacaksın?

 

..o mansur'du..

..yardımı almış.. istediğine kavuşmuştu..

..da..

..yüzüne-gözüne bulaştırıverdi işte!..

..hallac gibi..

..attı-savurdu..

 

..sana bi sır vereyim mi?

..çokmeraklısırrîasiye..

..fakir kal.. daha iyi..

..varlıklı olup.. azacağına..

..ve

.."gül" de..üzülmesin..

 

..nedersinagâhiyeasiye..

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - konuyla ilgili yazmak şart mıdır?

Yazan: asiyenasılkurtulur

 

şimdi bu yazdığınızı okuyunca aklıma güselim bi türkü geldi

 

ama hocam, nereye yazsam bilemedim...

 

düşürdün aşkın narına

karıştırdın küle beni

atın yolun kenarına

yar geçtikçe göre beni

 

kırda meleşir kuzular

derdim çok yarem sızılar

gönül sevdiğin arzular

götürsünler yare beni

 

ecel gelir hak'tan ferman

can çekilir kalmaz derman

ekin idim oldum harman

savursunlar yele beni

 

ali rıza'm sızlar yara

gülistandım döndüm hara

çekiverin zülfikar'a

kılsın pare pare beni

 

yoksayanlışmıyapıyorasiye

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - ASİYEHİÇYANLIŞYAPMAZANEFES

Yazan: interlock

 

şu benim divane gönlüm

yine hubdan hûba düştü

mah cemâlin şûlesinden

dalgalandı göle düştü

 

kiminin meskeni külhan

kimi derviş kimi sultan

kimi yâri ile mihman

bu ayrılık bize düştü

 

kimi aşka vermiş değer

kimisi boynunu eğer

kimi atlas libas giyer

şükür bize abâ düştü

 

ah! ben nidem nidem

yaralıyam kime gidem

ya! hâlim kime arzedem

 

asiyesanagüzelbirgeceolsun

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - ben biliyorum!!!

Yazan: nihavend

 

bir muhterem demişti ki Hallac-ı mansur yolun

başlangıcında olanlardan!!!

kabı dar gelmiş tecelliyi faş etmiş....

çok olgunlaşamamış galiba...

bize de böyle kıyl u kaali kaldı onların...

 

sahi hocam , o yedi kapıdan birden girenlerin isimleri

mahfuz mu, bilmemizde sakınca var mı?

 

"gönül nur-i cemalinden Habibim bir ziya ister

gözüm hak-i rehinden ey tabibim tutiya ister

nola bir kerre şad olsa cemal-i ba kemalinle

ki kemter bendeniz Esad sana olmak feda ister."

 

şol muhterem gibi mi ?

 

Bağlantı

 

9/12/2006 - EFENDİM..

Yazan: interlock

 

hallac-ı mansur'un..

sırrı faş ettiği konusu!

bilemiyorum..

bu tür ifare kullanılabilir mi?

 

..ancak bildiğim tek şey..

..hadd'in aşıldığıdır..

..ve sizi ilk tanıdığım günlerde..

..bir kelime/kavram kullanmıştınız..

"istidrac"..

..bu tehlike hepimizi beklemektedir..

..kontrosuz güç, güç değildir..

..diyorum..ve..

..kimse bilgi edinimi dahi olsa..

..niyeti çok iyi dahi olsa..

..****-ı gayrette olmamalıdır..

 

..saygılar..

 

Bağlantı

 

10/12/2006 - ?

Yazan: nhvnd

****-ı gayretten kastınız?

 

Bağlantı

 

10/12/2006 - LİTERATÜRDE..

Yazan: interlock

 

..haddi aşan bir gayret ile..

..bir konuda uğraşmak..

..ifrat ya'ni.. tefrit..

..bi anlamda taassub..

 

..haddi olmayan işlere kalkışmak

..ve acele etmek..

..sad olmadan.. sad'lığını ilân gibi..

..bu anlamda kullanılıyor..

..saygılar..

 

bth_NightOwl.gif

İNTERLOCK

..

 

Güncel Bellek, görüntülü, adı konulmuş,

deneyimsel birikimleden kurgulanmış ve

güneş temelkabul merkezli aktif-edilgen

sistemdir.

 

Öyle olduğunda; güncel bellek, dışarıdan

gelen her tür nesnel tesirlere karşılık

verirken ölçüsü "O KADAR" dır.

 

Ve bu anlamda güncel belleğin içeriği

"KİŞİ" nin "KENDİ" si olmaktadır.

 

Kişisel

 

**

 

Kim olduğumu ya da ne demek istediğimi

pek bilemeyeceksiniz ama yine de size

sağlık getireceğim.

 

Walt Whitman

Kendi Şarkım

 

**

 

İmgeler, davranışlar ve bunların fizyolojik

sonuçları aynı fenomenin birleşik yapıda bir

görüntüsüdür.

 

Jeanne Achterberg

The Role of Imagery in Healing

 

**

 

Zihinsel işlevlerin ruhçözümlemesince

Ben, Üstben ve "HANİ ŞU ŞEY" diyerek

üç büyük alana ayrılmasının, vücuddaki

tüm işlevlerin dirimsel-bedensel olarak

sınıflandırılmasıyla küçük bir ilintisi

dahi yoktur.

 

Dirimsel Enerji alanı; vücud dış yüzeyinin

epey ötesine taşmaktadır ve bu iki kuramsal

yapı, iki değişik doğal alanı ve yöntemleri

farklı betimlemektedir.

 

Bu ikisini "vücud işlevleri" alanında kabul

ederek uygulama yapamayız.

 

Bu iki kuramsal taslak arasında TEK BİR

çakışma noktası vardır, o da ruhçözümsel

kuramının "O ŞEY Kİ" dediği alandır, yani

ruhbilimin bitip, dirimsel doğabilimin,

ruhbilimin çok ötesine uzanan bilim dalının

başladığı noktadır.

 

WILHELM REICH

CHARAKTER ANALYSE

 

**

 

TEVRAT

EYUB: 40/6-15

 

RAB kasırganın içinden Eyüp'ü

şöyle yanıtladı:

 

Şimdi erkek gibi kuşağını beline

vur da Ben sorayım, sen anlat.

 

Adaletimi boşa mı çıkaracaksın?

Kendini haklı çıkarmak için

beni mi suçlayacaksın?

 

Sende Tanrı'nın bileği gibi bilek

var mı?

Sesin O'nunki gibi gürleyebilir mi?

 

Öyleyse şan ve şerefe bürün,

Görkem ve yücelik kuşan.

 

Gazabının ateşini saç,

Gururluya bakıp onu alçalt,

Gururluya bakıp onu çökert,

Kötüleri bulundukları yerde ez.

 

Hepsini birlikte toprağa göm,

Mezarda yüzlerini kefenle sar.

 

O zaman sağ kolunun seni

kurtarabileceğini

Ben de kabul ederim.

 

İşte seninle birlikte yarattığım

BEHAMOTH!

 

**

 

KUR'AN

BAKARA: 155

 

"Yemin olsun ki sizi korku, açlık;

mallardan-canlardan-meyvalardan

eksiltme türünden BİRŞEY ile

mutlaka imtihan edeceğiz."

"SABR EDENLER' e müjde ver."

 

"Ve leneblüvenneküm bi şey'in minel

havfi vel cû'i ve naksin minel emvâli

vel enfüsi ves semerâti ve beşşiris

sâbirîn"

 

..

İNTERLOCK

LIMERICK VE ALICE..

..

alice-in-wonderland-maraja.jpg?w=202&h=300

 

Limerick;

Mizah ögeleri içeren, genellikle saçma

çağrışımları olan kaba bir dille yazılmış

kısa ve popüler şiir biçimi.

 

18. yüzyılda İrlandalı askerlerin söylediği

bir şarkıda yer alan;

 

"Will You Come Up to Limerick?"

"Limerick'e Gelir misin?"

nakaratından geldiği sanılır.

 

Şarkıda doğaçlama söylenen, gerçekdışı

olaylar ve ince kinayeler ile dolu dizeler

bulunuyordu.

 

İngilizcedeki ilk Limerick derlemesi, yaklaşık

1820'den kalmadır.

Limercik'lerini resimleyerek, 1945 de

Book of nonsense; Saçmalar Kitabı

adlı kitabında toplayan Edward Lear,

bu şiirlerinde bir çocuk tekerlemesinden

esinlendiğini ileri sürmüştür.

 

W.S Gilbert'in yazdığı bir dizi Limerick,

Sir Arthur Sullivan tarafından bestelenerek,

The Sorcerer (1877; Büyücü) operasının

şarkılarını oluşturdu.

 

Lewis Carroll'un,

"Alice's Adventures in Wonderland/Alis

Harikalar Diyarında" adlı çocuk hikâyeleri,

Limerick tarzında yazılmış eserlerdir.

 

**

 

Alice/Tanıtım ve sahneleme :

 

altın renginde ışıldarken güneş

ağır ağır ilerliyoruz öğle vaktinde;

o küçücük kollarımızla,

ekiyoruz kürekleri beceriksizce,

gideceğimiz yere varabilmek için

boşuna çabalıyoruz ufacık ellerimizle.

 

ah, hain üç!

saat tam üç iken,

böylesine eşsiz bir günde,

güçsüz bir nefes değil bir masal için

yalvarmak

kımıldatamaz en hafif tüyü bile!

fakat zavallı bir ses karşı koyabilir mi?

hem de üç tane dile?

 

haykırdı o gür sesiyle Buyurgan Birinci:

"masal başlasın!"

 

sakin bir sesle belirtti dileğini İkinci:

"masalın içinde gerçek olmasın!"

 

daha bir dakika bile olmamıştı ki

araya girdi üçüncü ansızın.

 

işte, düşlerindeki sessizlik,

öktü birden havaya

ilerliyor masalımızdaki çocuk

bu yeni harikalar diyarında,

kuşlarla ve hayvanlarla dostça konuşuyor

pek azları inansa da doğruluğuna..

 

masalın sonuna yaklaşırken

düş gücünün kuyuları kurur;

sonraya saklamak için masalın gerisini,

gittikçe yavaşlar masalcının sesi;

 

"Devamı bir dahaki sefere..

bir dahaki sefere!"

 

ve mutlu seslerin yerini alır gözyaşları..

 

 

harikalar diyarının öyküsü işte böyle başladı:

yavaş yavaş, bölüm bölüm,

tuhaf olaylar birer birer sıraya konuldu

ve en sonunda çözüldü düğüm;

artık eve dönüyoruz, batan güneşin altında,

ve tayfamızda yok hüzün..

 

Alice!

bir çocuk masalının kahramanı,

masalın şefkatli kolları ile yerleşti

çocukluk düşlerinin saklı olduğu

hafızanın gizemli köşelerine;

hacıların çiçekleri solmuş çelenkleri gibi

gönderildi çok uzak ülkelere!

 

Lewis Carrol

 

-toplama bilgi ve aktarım..

 

..

İNTERLOCK

..

 

Toparlama biraz uzun oldu.

Okuyucu dikkatini cümleler ve paragraflar süresince

sağlayamaya bilir.

Bu nedenle, konu ilginizi çekti ise, bu rally'i aralar

vererek okumanızı salık veririm.

Teşekkürler..

 

**

 

Nicolas Schoffer'e göre, içinde bulunduğumuz ve yaşam

sürdürmekte olduğumuz yüzyıl'da kişiler, eşzamanlı bir

"Hızlı Değişim Süreci" içindedir.

 

Teknoloji, çok hızlı bir "Bilgi Alış-Verişi" sağlamış

olduğundan, kişi'ler, bu akışa uygun olarak, kültür

ile de çevreleri ile olan ilişkilerinde değişim süreci

yaşamaktadırlar.

 

Sibernasyon/Cybernetics/Güdüm-Bilim'in getirdiği

"Teknolojik Gelişime Uyumda Bulunacak Toplumsal

Yapı" yı, sadece sanatçılar sağlayabilirler.

Ve burada en önemli görev "Sibernetikçi Sanatçılara"

düşüyor.

 

Bu boyut sanatçılar, kişi'nin "Sibernasyon Çağı" na

"Uyumda Bulunarak Dengesini Sağlayabilmesi" için

herşeyden önce, "Gerekli Mimarî Yapı" yı oluşturma

zorundadır.

Sanatçılar, Sibernetik'ten yararlanarak;

"Kişi'nin Sibernasyon Çağına Uyumlanıp, Dengesini

Kurabilecek olan" yapıları kuracaklardır..

 

Böylece ortaya bir "Sibernetik Kent;

Sibernetik Bilinç Alanı" çıkacaktır.

 

Tüm bu gelişmeler, bir durumu da açıkça belirtiyor.

O durum;

Sibernetiğin, eskide "Felsefe" nin yapmakta olduğu

bütün bilim alanlarına yayılma görevini bu devrede

"Bilimsel ve Teknolojik" olarak üstlenmesidir.

 

Eskide Filozoflar her konuda görüşlerini ifade eder

ve savunurlardı. Bu nedenle de Felsefe'nin tümüyle

bilim alanlarını kapsadığına inanılırdı.

Zamanla öyle yeni bilim dalları ortaya çıktı ki, bir

Filozofun, bütün bilim alanlarını kapsayacağı bir

biçimde görüşlerde bulunamayacağı anlaşıldı.

Sonucunda her bir bilim alnında uzmanlaşarak

Felsefe yapmak mecburiyeti ortaya çıktı;

 

Biyoloji Felsefesi, Sosyoloji Felsefesi, Hukuk Felsefesi,

Fizik Felsefesi, Astro-Fizik, Kimya Felsefeleri vb. gibi

felsefe dalları kendiliğinden doğmuş oldu.

 

Sibernetik ise;

"Salt Düşünce Sistemi" değil,

"Karşılıklı Bilgi Alış-Verişi ve bu Bilgi Alış-Verişi ile

Denge Kurma ve Yönetim Sistemi"

ve hem de, özellikle;

"Makine ile İnsan Arasında Karşılıklı Bilgi Alış-Verişi

ve Yönetiminde Bulunabilme Bilimi" oluyor;

Makine/Bilgisayar ile birlikte "Teknolojik Uygulama"

da spontane ortaya çıkıyor..

 

Dünyanın Sibernetik Oluşumu

Toygar Akman

Karacan Yayınları-1982

 

** **

 

Sibernetik ve Sibernasyon:

 

Sibernetik:

Makineler ile Makineler; Makineler ile İnsanlar;

İnsanlar ile İnsanlar arasında, karşılıklı Bilgi

Alış-Verişi, Kontrol, Denge Kurma ve Yönetimi

Bilimi.

 

Sibernasyon:

Yapay Beyin Uygulamaları.

 

"..artık, çeşitli işlem biçimlerini kapsayan akıl

dereceleri ile, belirli amaçlara yönelmiş insan

aklını, ayrı bir yere koyup değerlendirmekteyiz.

Bu "Yapay-Akıl/Sun'i Beyin" üzerindeki çalışma

ve uygulamalarına da "Sibernasyon" diyoruz.."

 

George F. H.

 

** **

 

Bilinç:

 

Şuur: Döşem: Tesisat: Instalation:

Installation:

Peygamber ve görev sahası; Gözcü'nün Postu.

Yapıt; Mizansen; Uzantı; Yapım;

 

Misenscene:

-Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek

amacıyla hazırlanan düzen.

Tablo; Paintings; Faaliyet alanı; Manzara; Görünüm;

Dekor; Rezalet;

 

Misen-scene:

Subjektif bir dekor önünde (Kişinin öznel tahayyülü)

ve soyut valıklar üzerinden; Yönetimin bilişim sistemi.

 

Montaj; Mount-ing; Fabrication; Production; Fitting;

Deceit; Illusion atc.

Kurma; Yerleştirme; Kalabalık; Dikme;

Planting/Plantation; Koloni Kurma;

Bölgeye insan yerleştirme;

Dependency; Habit; bağımlı olma;

Yaşam Biçimi; Kafa Yapısı; Elbise atc.

 

Genel Uygulayımda:

 

Bir işin sağlanması için kullanılması gereken araç-gerecin

uygun yerlere yerleştirilmesiyle oluşan düzen; döşem;

kurulum; montaj; tesis.

Kurum, kuruluş, esaslar koyma.

 

Bir düzen içinde kullanılan araç, gereç ya da

aygıtların tümü: Instruments:

 

Bilinç: Döşem/Tesis: Installation: Kurgu:

Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak

amacını güden düşünce, kuramsal araştırma;

Spekülasyon: Çatı

 

Bir filmin değişik süre ve yerlerde çekilen bölümlerini,

bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirme;

Montaj: Mount

 

Ins:

Girdiler; Veri girişi: Data Entry: Bilgi Girme.

 

Talla:

Sığa; Kapasite; Yetenek; Kabiliyet, Hacim; Güç.

 

Tion: T-igo:

Organizasyon'un Mental haberleşme sistemine

ilgi duyan ve giren.

 

T: AT:

Mevcud'da arama zamanı: Bağlantı:

Mahrek, Orbit, Trajectory, Deferent, Locus.

-İleti gönderme, nakleden, uyumlu taşıyıcı.

-Faaliyet/Etki alanı; "Peyk-Amber olmak.."

 

Peyk:

Satellite: Uydu: Minion: Kul: Hadim: Mehdi.

 

Amber:

Saman-Kapan; Elect-Rum Gin:

Kehribar: Electrum: Elect-Rum:

Unusual Seçkin Kul: Aykırı/Eccentric:

 

T: AT:

Mevcudat'tan, Madumat'a

Mevcud'dan/Unseen'den,

Kainat'a/Cosmos; Universe'e..

bağlantı kurmak ve bilgiyi aşağıya iletmek;

Nüzul/İnzal.

 

Kişisel araştırma:

 

Tetebbu/Examination: Sınav: Blue: Sad/Sat:

Sattva: Aydınlatan:

Aktif durumdaki nihaî prensip'in aşkın/transandantal

veçhesi.

Tavassut:

Ara bulma için araya girmek.

Aracılık. Vasıtalık

İyi ile kötü arasında mu'tedil olanını almak.

 

..

İNTERLOCK

..

 

sıradan çizelgede

ikimiz vardık-çünkü sen-

benimle gelmeyi tercih etmiştin

süs almıştın kandırmıştın

gerekçelerini ben bilmiyordum

sormamıştım

aklım bi başka yerdeydi o sıra

sonra ve yoldaydık-epey yoldaydık-

araba sola döndü

alışılmadık bi yola döndü

ekseni çevresinde ve

aklından neler geçtiyse değiştirerek

önceki izlenimini

ağaçlara doğru

ağaçlık bi yöne doğru döndü

kırlangıç kuyruklarıyla

kendi içine ve silinebilirliğe döndü

sesimi çıkaramazdım

dilim tutulmuştu-ayrıca-

deli gibi uykum vardı

yollardaki ağaçlara-saptığımız--

işaretler kazınmıştı ışıltılı

ucuz tarifeli bölümde oturuyorduk

sürücü gördü mü ben bilmiyorum

sen gördün mü ben bilmiyorum

genselliğin yetki doruklarında

cızırtılı sesler geliyordu ve

arada müzik sesleri duyuyordum

bu arada ellerini aradım-ellerin-

yoktu sen vardın yanımdaydın

ellerin yoktu

ya da yerlerinde yoktular

saçlarının dağınıklığını görebiliyordum

karanlıktan sızan ışıktan-yardımıyla

görebiliyordum

ara-boşluğumuzda

keklik yavruları ürkekti

çırpıntıları elime geliyorlardı

bütün patikalar süresince

bu böyle oldu

ellerin yoktu yani ve

keklikler hep vardılar

var olmalarını sana borçluydular

sen bilmiyordun ben biliyordum

bi yükselen gerçek vardı

belli bi mesafe içinde irkiliyordu

sonra-devamında gök vardı

ve bi dolunay

ante meridiem; recital!

 

bth_NightOwl.gif

.

İNTERLOCK

ÖLÜM ÇIKMAZI..

..

m33.jpg

 

Tükeniş/Yıkılış/Ölüm olarak ifade edilen

"Çıkmaza Düşme/Dilemma" olayının nedeni

üzerine;

 

Death/Hicret/Göç/Tenasüh/Exodus/Trek/

Transmigration kelimelerinin çözümlenmesi

analizi/tahlili sonucu olarak ortaya çıkan bilgi;

 

Seykousas;

Yüce konsey'in desteğini inkâr ya da redd

etmenin karşılığı/bedeli olan, Psychosis yani,

Ruhsal Dengenin bozulması halidir..

 

**

 

KUR'AN:

Saffat: 37/8

 

"Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ.

Ve yukzefûne minkulli cânib."

 

"Onlar ne kadar çırpınsalar da

o Yüce Konseyi dinleyemezler.

Ve her taraftan atışa/ateş alevine tutulurlar."

 

..

İNTERLOCK

..

poster_42323.jpg

 

"Öyle insanlar vardır ki, duyularının/duygularının

onları öz'den ayırdığını duyumsarlar.

Bu duyumsama/Apprehend; Görüş ve endişeleri,

onların diğer duygularını zehirler, duygularından

nefret ettirir.

 

-Gördüğüm şey beni kör eder.

-İşittiğim şey; beni sağır kılar.

-Bildiğim şeyle ben; cahilleşirim.

-Ben eğer çok şey biliyorsam; cahilimdir.

-Önümdeki bu ışık; bir bağdır.

Çünki ya bir karanlığı örter ya da bir ışığı kapatır

ki, o daha çoğudur.

(Burada bir ters-yüz edişle daire kapanmaktadır)

-Bilgi, gözün önünde bir bulut olarak mevcuttur.

Işık saçan dünya, gözlerin bulanıklaşması ve de

kararması olarak mevcuttur.

 

Ben göreyim diye, her şeyi çekip al!."

 

Paul Valéry

30 Ekim 1871 - 20 Temmuz 1945

Une soiree avec Monsieur Teste, 1985

 

H. Zimmer

Philosophie und religion indiens

 

 

Not:

Bu çığlık ve içinden çıktığı modern bilgi kuramı,

Jaineler'in savundukları eski ideye çok yakındır.

Yani bizim nesneleri/eşyaları anlamak için çeşitli

yeteneklerimiz bir sınırlama anlamına gelmektedir.

Fakat Tirthankara'lar: Sığ sudan geçişi sağlayan

kurtarıcılar, tamamen hissetmek/duygusallık

yetisini de yitirmişlerdir.

Tüm bunlar cismani/bedensel varlığa, acı çeken

kabuğa aittir.

 

**

 

Öz: Core: Nuclei:

Kernel; Nüve; Ruh; Habbe; Lübb; Evin;

Çekirdek (Bellek)

Main Idea: Central Idea

Ana/Temel Düşünce ya da Fikir.

Çekirdek; Esas; Ruşet;

Omurilik veya beyinde sinir hücreleri yığını.

Neuronlar.

Heart; Embriyo; Focus; Odak;

Odak ayarı yapmak; Odaklanmak.

 

**

 

Paul Valéry'nin deyişlerinden:

 

Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler

büyük olasılıkla yanlıştır.

 

En önemli düşüncelerimiz, duygularımızla

çelişenlerdir.

 

Düşünür; yeniden düşünen ve şimdiye kadar

üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince

düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.

 

Her zaman yazabileceğimi hiçbir zaman yazmam.

 

Yaşlanmak, olabilirliğin/olasılıkların azalmasıdır.

 

..

İNTERLOCK

İKİ GÖRMEK VE GURUR..

..

 

Shevetaketu, Âruni'nin oğlu idi.

Babası ona şöyle dedi:

"Shevetaketu, Brahman'ı incelemek için

yolculuğa çık. Çünki sevgili oğlum ailemizden

biri bilgisiz ve Brahmancılığın sırf bir taraftarı

olarak kalmamalıdır."

 

Bunun üzerine on iki yaşında olduğu hâlde

çırak oldu. Yirmi dört yaşındayken bütün

Veda'ları incelemişti ve burnu havada ve

kendini bilge sanarak ve gururlu bir hâlde

geri döndü.

 

Bunun üzerine babası ona:

"Shevetaketu, sevgili oğlum, sen burnun

havada, kendini bilge sanarak ve gururlu

olduğun için kendisi sayesinde işitilmeyeni

işiten, düşünülmeyeni düşünen, tanınmayanı

tanıyan irşadın ne olduğunu sordun mu?"

 

"Bu nasıl bir irşaddır, saygıdeğer baba?"

 

"İşte böyle oğlum:

Biricik bir balçık kütlesiyle yapılanın, gerçekte

kilden olduğunun anlaşıldığı gibi, farklılık sadece

bir kelime ayrımıdır, bir isimdir; reel olan kildir.

Evet evlâdım nasıl ki biricik bir bakır nazarlık

sayesinde neyin bakırdan olduğu anlaşılırsa

farklılık sadece kelimedir, sadece bir isimdir,

reel olan bakırdır.

İşte oğlum bu irşad da böyledir."

 

"Muhakkak ki o saygıdeğer adamlar bunu

bilmiyorlardı. Çünki onu bilselerdi onu neden

söylemesinlerdi. Ama sen saygıdeğer insan

bana böyle bir şeyi yorumlamak ister misin?"

 

"Peki öyle olsun, sevgili oğlum" dedi.

"Bu tuzu suya dök ve sabah erkenden yeniden

bana gel."

 

O öyle yaptı.

 

Bunu üzerine babası ona şöyle söyledi:

"Senin dün akşam suya serptiğin tuzu bana getir."

 

O, tuzu eline almaya çalıştı, ama bulamadı,

çünki o tamamıyla suyun içinde erimişti.

 

-"Lütfen şu yandan bir yudum al." dedi.

-"Nasıl?" diye sordu.

-"Tuzlu."

-"Ortasından bir yudum al." dedi. "O nasıl?"

-"Tuzlu."

-"Şu yandan bir yudum al, nasıldır?"

-"Tuzlu."

-"Onu bir yana bırak ve bana gel."

 

O, öyle yaptı ve dedi ki:

"O daima aynıdır."

 

Bunu üzerine öbürü ona şöyle söyledi:

"Doğru sevgili oğul, sen burada var olan bir

şeyi görmüyorsun ama o onun yine de içindedir.

Bu en ince cevher ise; bütün dünya onu kendi

özvarlığı olarak içermektedir.

Bu reel olandır.

Bu Âtman'dır.

Sen busun Shevetaketu!"

 

H. Zimmer

Hint Felsefesi

 

**

 

"Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana

kadar sürüp gidecek?

Mademki sen, bensin, ben de senim, artık bu senlik

ve benlik nedir?

Biz Hakk'ın nuruyuz, Hakk'ın aynasıyız.

Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip

duruyoruz?

 

Bir aydınlık, bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor?

Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde,

olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz.

Fakat neden böyle şaşıyız?

Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden

zenginler, yoksulları böyle hor görürler?

 

Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye kendi sol elini

hor görür?

Her ikisi de mademki senin elindir, aynı tende uğurlu

ne demek, uğursuz ne demek?

 

Biz hepimiz, bütün insanlar hakikatta tek bir cevheriz.

Aklımız da bir, başımız da bir.

Fakat kambur felek yüzünden biri, iki görür olmuşuz.

Haydi, şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle

hoş geçin.

 

Sen kendinde kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin,

fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın,

bir madensin!

 

Bütün insanlarda aynı ruh vardır, fakat bedenler,

tenler yüzbinlercedir.

 

Nitekim dünyada sayısız badem vardır, ama hepsinde

de aynı yağ bulunmaktadır.

 

Dünyada çeşitli diller, çeşitli lûgatler var, fakat

hepsinin de anlamı birdir.

 

Çeşitli kaplara konan sular, kaplar kırılınca birleşirler,

bir su halinde akarlar.

 

Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen,

gönülden sözü, mânasız düşünceleri söküp atarsan,

can, mâna gözü açık olanlara haberler gönderir,

onlara gerçekleri söyler."

 

Mevlânâ

Divan-ı Kebir-3020

İNTERLOCK

JOHANNES KEPLER DİYOR Kİ;

..

 

-Johannes+Kepler.jpg

 

1600'lerde, Johannes Kepler diyor ki:

"Gökteki cisimlerin neden böyle bulunup da,

başka türlü bulunmadığını anlamak üzere

çok çalıştım ve bu cisimlere ait üç mühim

noktayı buldum;

Bunlar, bu cisimlerin adedi, cesametleri ve

hareketleridir."

 

1596'da ilk neşrettiği neticenin hulâsası şudur:

 

"Arz bir daire olup, diğerlerinin ölçüsüdür.

 

Bunun dışına on iki vecihli bir cisim çiziniz;

bu cismi ihtiva eden daire Merih'tir.

 

Merih'in dışına bir dört vecihli resmediniz;

bunu ihtiva eden daire Müşteri'dir.

 

Müşteri'nin dışına bir mikâp çiziniz;

bunu ihtiva eden daire Zühal'dir.

 

Arz'ın içine bir yirmi vecihli çiziniz;

bunun içine çizilen daire Zühredir.

 

Zühre'nin içine bir sekiz vecihli çiziniz;

bunun içine çizilen daire Utarit'tir."

 

 

1602 -Kepler'in ilk iki Kanunu:

 

1- Bir seyyare, bir kat'ı nakıs resmeder;

Güneş, bu kat'ı nakısın mihrakındadır.

 

2- Seyyareyi güneşe vasl eden müstakim,

müsavi zaman fasılasında, müsavi satıh

resmeder.

 

1619 -Kepler'in üçüncü Kanunu:

 

3- İki seyyarenin, arz da dahil olduğu halde,

güneşin etrafındaki devir müddetlerinin

murabbaları beynindeki nisbet, bunlardan

güneşten olan vasati mesafelerinin

mikâpları beynindeki nisbete müsavidir.

 

J. Kepler:

Çağdaş astronominin kurucusu

27.12.1571/15.11.1630

 

..

İNTERLOCK

İŞKODRALI PAŞA'NIN HAMAMI..

..

 

*İspanyol asıllı bir İngiliz bayan.

-1800'lü yıllarda İstanbula geliyor.

-Gözlem yapıyor ve yorumluyor, kitaplar yazıyor.

-Türkiye de yayımlanan bir kaç kitabı var.

-Aşağıya bir bölüm aldığım kitabı; 18.yy. İstanbul.

-Kısalttım ama hiç değiştirmedim.

-Fikriniz olsun diye.

-Yorumsuzum.

 

**

 

-Türkiye'de ilk gördüğüm hamam İşkodralı Paşa'nın

hamamı oldu.

 

-Bu hamam, üstü kubbeli, yerleri mermer döşeli,

orta ölçüde sıcak bir yerdi. Hamamın içine, çok güzel

bir soyunma ve giyinme yerinden giriliyordu. Burada

ipek kumaş kaplanmış bir sedir vardı. Üzerinde de

sırma yastıklar yığılıydı.

 

-Buradan, yine yerleri mermer döşeli geniş bir taşlığa

girdik. Burada sütunlar üzerine oturtulan iki sıra

bölme vardı. Alt sıra, yerden doksan santim kadar

yükseklikteydi. Bölmelere ağır seccadeler, ya da

minderler yayılmıştı. Bunların da üzerine çiçekli

basmalar, kıl kumaşlar geçirilmiş ve birçok yastık

yığılmıştı.

 

-Taşlığın ortasında, beyaz mermerden güzel bir

fıskiye vardı. Sularını dört deniz böceği kabuğunun

içine akıtıyordu. Sular buradan en güzel ve en

dinlendirici şıpırtı ile geniş bir havuza aktarılıyordu.

Bu fıskiyenin çevresinde eşit bir kumaşla kaplanmış

dört peyke vardı. Birinin üzerinde genç ve güzel bir

kadın, yastıklara gömülmüş bir durumda uzanmış,

çocuğunu emziriyordu.

 

-Yastıkların üzerine yaslanarak rahat bir durum aldım,

sonra çevreme bakınarak güzel bir zaman geçirdim.

Hiç böyle bir yer görmemiştim. Giriş kapısının sol

yanında, hamamcı kadın oturuyordu. Kırk yaşlarında

kadar, güzel bir kadındı. Başında siyah bir hotoz,

üzerinde çiçekli basma düz bir giysi vardı. Belinde de

kaşmir bir şal sarılıydı. Üzerindeki bürümcük gömleği

pek süslüydü. Altın enfiye kutusu, sedirin üzerinde,

yanında duruyor, amber ağızlıklı çubuğu da bir yastığa

dayalı bulunuyordu. Kendisi bir yandan elindeki abanoz

örekeye ipek sarmakla vakit geçiriyor, bir yandan da

ortalığı yönetiyordu.

 

-Soyunup-giyinme bölmelerinde bazı kadınlar yıkanıp

gelmişler, rahatça sedirlerine uzanmışlardı. Üzerleri

baştan ayağa havlu ile sarılıydı. Halayıklar da onları

büyük bir özenle kuruluyor, kokular sürüyor, saçlarını

tarıyor ve örüyorlardı. Bir kısım kadınlar da hamama

girmeye hazırlanıyorlardı.

 

-Ben de üzerimdeki giysileri çıkararak peştemalıma

sarındım ve saçlarımı çözdüm. Bana yol gösteren bir

Rum hizmetçi kızla birlikte, çıplak ayakla, mermer

taşlığı geçerek, taşlığın sonunda, tam karşımdaki

kapıya yürüdüm. Eşiği geçer geçmez, serinleme

yerine girdim.

 

-Geldiğim bu yer, doğal ki bana göre sıcaktı. Ancak

sonradan buranın serinleme yeri olduğunu anladım.

Ayaklarımı beş altı kez yerde birikmiş sularda

yıkadıktan sonra, yıkanma bölümüne geçtim.

Burası sekiz köşeli bir yapıydı, sekiz kubbesi vardı.

Bu kurnalarda başka halvet bulamayanlar yıkanıyordu.

 

-Şaşırdım kaldım! Az kalsın boğulacak gibi olduğum

ağır, yoğun kükürtlü su buharı; kalfaların her yanı

kaplayan mermerleri yerinden oynatacakmış gibi

çınlayan ve kubbelerde yankılar yapan cırtlak sesleri;

kadınların alçak tonda sessiz gülüşleri ve fısıltıyla

konuşmalarından oluşan mırıltı; üç yüze yakın yarı

çıplak kadın; bunların soyunmasıyla sırılsıklam olmuş

ve bedenlerine yapışmış ince peştemallarından

beden çizgilerinin olduğu gibi gözükmesi; bellerinden

yukarısı açık kalfaların, kolları göğüslerinde birleşmiş,

püsküllü , işlemeli havluları başlarında götürerek, bir

aşağı bir yukarı geçmeleri; kurabiyeler yiyerek, şerbet

ve limonata içerek rahatlayan ve gülüp konuşan kız

çocukları; soluk almamı zorlaştıran ağır havanın

ayrımında bile olmadan birbirleri ile şakalaşmaları.

Ve bütün bunları gölgede bırakacak olan şey de Türk

ezgilerinin en kaba ve en cırtlak sesleriyle söylendiği

şarkıların, birden bire top gibi patlamasıydı.

 

-Bu karmakarışık sesleri yankısı hamamın kubbe ve

duvarlarına dalga dalga çarpıyordu. Bütün bu olup

bitenler, bana bir düş gibi geldi. Bir an gördüğüm

şeylerin gerçek mi, yoksa yalnızca hasta bir beynin

düşleri mi olduğundan kuşku duydum.

 

-Türk hamamında yıkanmak, bıktırıcı, yorucu ve

sıkıcıdır. Rum kızının saçımı yıkaması bir buçuk saat

sürdü.

 

-Kadınlar, yıkanmak için gerekli tüm eşyayı yanında

getirir. Kendisini yıkayacak olan hizmetçiyi de.

Hamam hizmetçilerinden yalnız yoksul olan kadınlar

yararlanırlar. Bu kadınlar da, müşterilerine gerekli

olan her şeyi hamamdan verirler. Bir kaçını

gördüğüm bu natırlar göz önüne getirilebilen en

çirkin yaratıklardır. Sürekli olarak kükürtlü hava

içinde yaşamaktan, derileri tütünrengini almış ve

parşömen kağıdına dönmüştü. Ancak hiçbiri

buruşmamıştı ve donmuş bir elmayı andırı biçimde

yaşlanmışlardı. Deri, kasların üzerine gerilmiş ve

bana kalırsa çok çirkin bir yaşlılık görünüşü vermişti.

 

-Hamamda iki buçuk saat kaldıktan sonra, yoğun

biçimde temiz hava ve dinlenme gereği duydum.

Bunun üzerine, başıma püsküllü bir havlu sardıktan,

bedenimi de havlulara bürüdükten sonra serinleme

odasına hızla ve düşme korkusunu da göze alarak

geçtim.

 

-Burası, ölüyken diriltilmiş de şu anda kefenleri

üzerinde olan ve yaşamak için çırpınan ölülerin

toplandığı bir yeri andırıyordu.

 

-Türk hamamına karşı söylenecek tek şey, verdiği

korkunç yorgunluk ve aldığı çok zamandır.

 

 

Miss Julia PARDOE

Bedriye ŞANDA

18. Yüzyılda İstanbul

İnkılap Kitabevi

..

İNTERLOCK

AH BU GÖNÜL ŞARKILARI!.

..

 

 

seninle doğan güldür bu gönül

ah bu gönül şarkıları

dilimdeki bülbüldür bu gönül

ah bu gönül şarkıları

 

doldu sevgi tasında gönül

bir gençlik masasında

ikimiz arasında bu gönül

ah bu gönül şarkıları

 

kavuşmanın tadını ayrılık feryadını

taşır senin senin adını bu gönül

ah bu gönül şarkıları

 

doldu sevgi tasında gönül

bir gençlik masasında

ikimiz arasında bu gönül

ah bu gönül şarkıları

 

**

Gönül: Feza; Magnetik etkileşim alanı; Mesafe; Alâka

Masa: Sunu; Ekran; Arz; Sahne

Gül: Ezmel: Acı Çekmek; Hayâl; Tayf; Illusion

 

..

İNTERLOCK

SEVİNÇ..

..

 

Sevinç;

Bir/dar anlamı ile personel'in integrali ya da

tümleyicisi olarak kompoze edilmiş olan eser;

içeriğinde bileşenleri kapsayan, doğa şartları

ile atmosferik güçleri barındıran bir muamma/

güneş temel motifli, ismi var ve fakat aslen

olmayan, varlığı sadece isimden ibâret olan

"Unknown Loop/Bilinmeyen Döngü'dür.

 

Sevinç ya da Sürur kelimesi, Türkçe'ye;

Sırr, Esrar, İnsan aklının almadığı şey;

Taht, Talan, Çapul, Serir, Keyif: Pleasure, Joy,

Evren, Ekran; Screen, Elek; Kalbur;

Şerca'; İrade/Testament/Vasiyetname;

Eraik ya da Erike; Kitap, Kitabe, Mit; Levha;

Pano; Hey'et: Şekil. Suret. Görünüş: Astro vs

olarak değişik kavramlar ile geçmiştir.

 

..

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.