Zıplanacak içerik
  • Üye Ol
  • başlık
    13
  • yorum
    67
  • görüntü
    85.398

Bu blog hakkında

Narnia Günlükleri

Bu blogdaki başlıklar

 

Ben, Sen, O, Siz veya Onlar Değil, BİZ...

Herşey bitti, fırtına dindi, kötü olan herşey, acı olan, yürek yakan herşey bitti, gitti. Çünkü biz sonunda birbirimiz için ne ifade ettiğimizi ve bunun sonucunda da birbirimizi nasıl sevmemiz gerektiğini öğrenebildik. Nihayet huzuru bulduk. Nihayet aşkım...   Biz sevgimizin ölçüsünü de bulduk, bildik artık.. "Ben seni daha çok seviyorum" "Hayır hayır asıl ben daha çok seviyorum" değil bizim sevgimizin ölçüsü... Tartışılacak hiç birşey yok ortada...Çünkü ben seni, senin kadar; Sen beni, benim kadar seviyorsun. Biliyoruz artık sevgimizin sınırsızlığını, anlatabiliyoruz birbirimize, kelimelere gerek kalmıyor artık...   Yıllardır birbirini tanıyamayan, hergün gördüğü halde bir türlü birbirini çözemeyen sevgilere inat, gözlerimiz anlatmaya yetiyor bizim söyleyeceklerimizi.. Benim gözlerim bakıyor, sen anlıyorsun, senin gözlerin bakıyor ben anlıyorum... Her defasında buna şaşırıyoruz ama aslında şaşıracak birşey yok, biz kayıp ruhlarıydık aşkın, şimdi ise kaybetiğini bulmuşlarıyız... Seni buldum ve bir daha da kaybedemeyecek kadar çok seviyorum. Bir daha da kaybetmeye dayanamayacak, buna cüret etmeyecek kadar çok seviyorum...   Ne biliyor musun? Bence biz artık aşkız aşkım... Hatta aşkın da daha ötesiyiz, sevgiyiz, ebediyiz, öteki olmazsa olmayanız... Bazen duruluruz, bazen coşarız ama asla gerilemeyiz, umutsuzca bile olsa biz, devam edebilme yetisiyiz... Emeğiz biz, hayat kadar gerçeğiz, hoşgörüyüz, saygıyız, uyumuz, barışız, güveniz, özveriyiz...   Ve filizlendik Ve dallandık Şimdi ise yüceliyoruz biz sevgilim...   Seni seviyorum... Seni senin beni sevdiğin kadar çok seviyorum...    

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Kendine İyi Bak Derler ve Giderler

Sesli Dinlemek için (Sesl. Ömer Köroğlu)     O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde... "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim.   Olamayacagim. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.   "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme."     Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum " "Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, Yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum. " Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine Iyi Bak" gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar.. *Taki son elveda mezar sessizligine bürünüceye kadar* Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine Iyi Bak" derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. *Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin* Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, Bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler. Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, Çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler. "Kirildim ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim" Diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin.... *Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem.. Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile...Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, Hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi?... Sahiden..., Gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse... Sen de "Kendine Iyi Bak.     "* Kendine Iyi Bak derler, kursunu kafana sıkıp giderler...

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Film Şeridiydik, Geçtik Gözümün Önünden..

Beni ne olursa olsun asla ama asla bırakma aşkım, Koyverme beni sensiz bu koskoca dünyaya, Kaybolurum inan, Kaybederim yolumu, Göremem önümü, Susar dilim sensiz kalırsam, Gülse de yüzüm, gülmez artık gözlerim, Beni yalnız bırakma aşkım, Senin olmadığın yer yalnızlığımdır, Kalabalıklar içinde de olsam yalnızlıktır, sensizlik... Ben biliyorum aşkım aslında, Ne sensiz, ne de yalnız koyarsın beni ama Yüreğim der ki şimdi, "Söyle ona, yalvar, anlat, bilsin seni, bilsin onsuzluğun senin için ne menem birşey oldugunu"... Yüreğimi dinlediğimden bu söylediklerim, yüreğimin sesinden... Bırakma, sensiz koyma, benden geçme... Bir gün geldiğinde artık benim yüreğimde yerin yok deme aşkım, Vardır bir yer bilirim, kıyıda köşede kalmış, Sıkıştırıver beni oracığa, Ben dururum sessizce orada, Anlamazsın, hissetmezsin varlığımı, Hatırlamazsın gerekirse ama beni senden uzaklaştırma Dayanmaz yüreğim aşkım Öyle büyük ki içimdeki aşkın Dolduramam yoklugunda o boşluğu Girdap olur bana sonra Ve ben en sonunda döne döne kaybolurum o boşluğun içinde Beni bırakma   01.12.2007'ymiş günlerden...

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

İçimde bir çığlık vardı, isyana dönüştü

Yardım edin banaaaaaaaaa… Bittimmmmmmmmmmm, çöktüm, içimde neyim var neyim yoksa paramparça oldu, elim kolum kırıldı, inandığım her şey, inanmak istediğim her şey beni terk etti… Bugun yani 26 Ağustos 2008 saat 01:44, işte bugün bedenimle ruhum birbirinden koptu, ruhum kayboldu, arayıp da bulamayacağım, gidip de ulaşamayacağım yerlere gitti… Canım, hani var ya benim canımmmmmmmm, canıma hiç acımadan kendisini benden çekip kopardı ama ben hala yaşıyorum, bedenim yaşıyor lanet kalbim, lanet beynim hala yaşıyor, durmuyor, lanet olsun ki durmuyor…   Ve ben… Bilmediğim, görmediğim, duymadığım o, büyük ve tek denilen yaratıcıya, içimden son gücümle, atamadığım ama şu an atmak istediğim sonsuz bir çığlıkla bağırmak istiyorum;   “NE OLUUUUUUUUUUUUR YARDIM ET BANA, KALBİMİ, BEYNİMİ SONSUZA KADAR KURTAR BENDEN, SENDEN, BU DUNYADAKİ HER CANLIDAN VE BU DUNYADAN”   diye…   Çenemi sıkıyorum, dişlerimi kenetleniyor dudaklarıma, dudaklarımı ısırıyorum acıdan… Dudaklarım, ısırdığım için acımıyor, içim acıdığı için, acımı hafifletmek için ısırıyorum dudaklarımı, kanatıncaya kadar ısırıyorum… Kanıyor ama benim içimin acısı bir türlü geçmiyor… Ahhhhhhhhh!!!   Ahh be, ah be bilemediğim gelecek, seni bilmesem ne olur artık, seni görmesem, seni duymasam ne olur gelecek? Ah gelecek, hepsi senin yüzünden, senin kaygılarından değil mi? İçimin asla dinmeyecek ve şu an başlamış olan acısı senin yüzünden değil mi?… Birilerinin gelecek kaygısından değil mi? Ben senin için kaygılanmıyorum artık gelecek.. Çünkü artık sana da inanmıyorum… Sen aldın benden canımı... Senin kaygın aldı… Gelsen ne olur be!!! Gelsen ne olur, gelmesen ne olur…   Küfür etmek istiyorum, her şeye küfür etmek, kendime de her şeye de küfür etmek, asla ağzıma almadığım bir daha da asla ağzıma almayacağım, dolu dolu küfürler… Sinirimi alıncaya dek küfür etmek istiyorum, dünyadaki her şey, herkes kaybolsun istiyorum, ben de kaybolayım istiyorum.   Şimdi çıksam şu duvarın üstüne, süzülsem şuradan aşağıya…   Ya da gitsem yatsam, uyusam uyanmamasına…   Önceden de bilirim, ölmek kolay, çok kolay, hayatın anlamı bitmişse, gitmişse ölmekten kolay hiçbir şey yok… Asıl yaşamak zor... Evet, asıl yaşamak zor ve ben artık hiçbir zorluk istemiyorum yaşantımda…   Uçsam süzülsem,   Ya da   Yatsam uyusam, sonsuza dek ve artık dinlensem…   Sevgili hayat, sen benden alacağını aldın, ben de sana bir canım vardı onu vereyim, gel ödeşelim artık ha… Bitsin bu diyet…   Benim çekilme zamanım geldi, artık çok yoruldum hayat, ben biraz dinlensem…   Artık dinlensem…   Dinlensem…   Offfffffffff!!!!!!!!!!!!!!   Bitsin bu diyet…

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Ben Yolumu Çizdim

Her şey iyi güzel giderken nasıl oluyor bir türlü anlam veremiyorum, nasıl oluyor da bir anda her şey birden ters düz oluyor…O kadar çabalıyorum, o kadar çabalıyoruz, her şey bir anlık, bir an!     Kim bilir belki biraz anlayış, biraz güler yüz her şeyi düzeltecek ama o öyle bir an ki lanetlenmiş gibi hissediyor insan kendini, güler yüz gösteremiyor, anlayıştan yoksun kalıyor… O an karşısındaki insanı üzebilmek adına elinden ne geliyorsa, sonradan pişman olacağını bile bile yapıyor…     Pamuk ipliğine bağlı gibi hissediyorum kendimizi sürekli… Sanki her an ip kopacak ve her şey bitecek gibi... Ondan olsa gerek, ONU yaşarken hep BUGÜNÜ yaşamayı istiyorum. Dünü değil, geleceği değil, sadece bugünü yaşamak… Geleceğe bakmak ödümü koparıyor, sanki geleceğe bakarsam onu orada, geleceğimde göremeyecekmiş gibi… Oysa onu sadece bugünümde değil, geçmişimde, geleceğimde her anımda istiyorum, bundan sonraki ömrümün her dakikasında hep yanımda olsun istiyorum, tüm dualarımı böyle ediyor ve sadece bu duanın gerçekleşmesi için yaşıyorum ama işte dedim ya pamuk ipliği…     Ömür adamak, ömür adanacak aşk bulmak zordur biliyorum ama buldum işte, bulduk yani… Bulduk da peki bu ömrü adayabilmem için her şey neden bir türlü tam olmuyor, neden eksiklikler yakamı bırakmıyor, neden ben ömrümü istediğim uğruna adamakta bu kadar zorlanıyorum? Oysa ömrü bırak bir dakika dahi zaman harcanmayacak, boktan ilişkiler yaşıyor insanlar ve istemedikleri halde o boktan ilişkilere ömür adıyorlar... O halde neden bu adaletsizlik, bu zalimlik? Her şey kurulu düzen üzerinden yürümekle olmaz ki… Bazen düzen bozulur, bozulmalıdır… Bozulmazsa eğer düzen sanılan şey, hayatın sana vuracağı bir darbeden başka bir şey olmaz… Hem düzensizlik kimi zaman sizin düzeniniz değil midir? Buna da öyle bakılsa ya? Başkasının düzeni, benim düzensizliğim işte ne olmuş yani!!! Oturup, düzenimi başkalarına göre mi ayarlayayım? Hayır, tabi ki ayarlamayacağım. Benim düzenim bu… Size anormal geliyorsa, bu sizin normal olduğunuz anlamına mı gelir sanki? Düzeninizi de normalliğinizi de her bir şeyinizi de alıp başınıza çalın size zahmet, ben baş koyduğum bu yolda, tüm toplum ve ahlak kurallarını hiçe saymak gerekse bile sonuna kadar gitmeye razıyım… Pamuk ipliği de olsa, bu yolun bir noktasında o iplik kopmak zorunda bile kalsa, ben bu yolu yürümeyi göze aldığım BİRTANEM için yürüyeceğim… İnanmak istiyorum, sadece inanmak, BİRTANEM beni bu yolda asla ve asla bırakmayacak, sonuna dek benimle yürüyecek, biz birlikte bu yolun sonunu göreceğiz.     Ve sonuç olarak, söyleyeceğim şu ki; BEN YOLUMU ÇİZDİM, ORADA BENİ BEKLEYENİN NE OLDUĞU UMURUMDA DEĞİL, YOLUN SONUNDA KARŞILAŞACAKLARIM HELE HİÇ AMA HİÇ UMURUMDA DEĞİL, YETERKİ YOLUN SONUNA VARDIĞIMDA, BİRTANEM HALA BENİM YANIMDA OLSUN…  

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Simurg Olmak...

Hayatım boyunca bazı şeyleri, onlara bir anlam yüklemeden, anlamsızca sevmiş ve benimsemişim. Bu kimi zaman bir söz, kimi zaman bir fotoğraf, kimi zaman bir görüntü, kimi zaman bir anı, kimi zaman bir yaşanmışlık, kimi zaman bir masal, kimi zaman bir şiir, kimi zaman da bir an olmuş… Ne olduklarını hiçbir zaman unutmadığım gibi, gün gelip de, “Neden böyle acaba?” diye düşündüğümde ise “Bir anlamı olmalı mutlaka...” diyerek, o anlamın beni bulacağı zamanı, rutinimi bozmadan beklemeye başlamışım.   Ve nihayetinde bir gün, bir de bakmışım ki o anlam veremeden sevdiğim, benimsediğim şey, hayatım tarafından benim için anlamlandırılıp, yaşantıma uygulanır hale getirilmiş. İşte öyle anlarda hep “Demek ki bunun içinmiş” sözlerini içimden geçirmeden edememişim. Acaba içim, benim geleceğimi tahmin edebilme sezisine mi sahip? Doğrusunu söylemek gerekirse bunu asla bilemedim ve biliyorum ki asla da bilemeyeceğim… O yüzden sorgulamak yerine beklemeyi tercih ediyorum.   Ben masalları çok severim, efsaneler hep çok hoşuma gitmiştir. Seç birini deseniz; bir tanesi var ki gerçekten yeri benim için diğerlerinden hep daha farklı olmuştur. Bu sebepten olsa gerek, bunun da bir anlamı olduğunu hissetmiş ama hayatıma ne zaman ve ne şekilde bir anlam katacağını hiç bilememişimdir. Ama şimdi artık o an geldi, artık hayatıma kattığı anlamın şeklini şemalını iyice çözmüş durumdayım. Evet arkadaşlar, benim efsanem Simurg… Duymuşsunuzdur mutlaka, bilirsiniz ya yine de ben anlatayım…   Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg (Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş...   Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.   Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.   Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istisna, tevhit, hayret ve yokluk vadileri...   Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş...   "Aşk Denizi"nden geçmişler önce "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar. "Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar... Kuşların kimi "Aşk Denizine dalmış, kimi "Ayrılık vadisinde kopmuş sürüden... Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...   Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış; Baykuş yıkıntılarını özlemiş; Balıkçıl kuşu ise bataklığını...   Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık Vadisi" ve sonuncusu Yedinci Vadi "Yokoluş Vadisi"nde bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.   Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... "murg" ise "kuş"...   Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg", "Otuz Kuş" demekmiş.Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.   Sonunda 30 kuş, anlamış ki, aradıkları sultan, kendileriymiş ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculukmuş. Bana gelince; karar vermeliyim, ya bülbül olup, güle dönmeli ya da Simurgdan biri olup gerçek yolculuğuma çıkmalıyım… Anlayacağınız şu an öyle bir andayım ki ya geçmişimle yaşamalı ya da kendime yeni bir gelecek yaratmalıyım. Ha bu arada biliyor musunuz bir de bugünlerde bana ne oluyor? Artık Anka kuşu sürekli kulağıma fısıldıyor, “Hadi artık sıra sende diyor, yak kendini ve küllerinden doğ yeniden, unut her şeyi, yaşamamış ol.. Geçmişi unut, aklında kalan tek şey onu yaktığın olsun, ve yeni hayata artık cesurca bir merhaba yolla…"

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

İçinden Git Diyorsun, Duyuyorum Gülümmmm, Gideceğim Son Olsun...

Üfle ki BİTSİN.     HATIRLADIN DİMİ?   Çok severdim cuma günlerini Ama artık hiç sevmiyorum... Çünkü özlemim kaldı bir cumada... Yine canım sıkkın, ağlamışım, gözlerim hala nemli, Sen yine de sorma nedenini, belki bu da senin yüzünden değildir, bilmiyorum ki... Dinlediğim acıklı şarkılardır belki de yine nedeni... Acıklı sevdamızın sonunu anlatan acıklı şarkılar...   Küçücük dediğin ellerim, saçlarımda hala Üzülmüşüm, kahrolmuşum olandan bitenden Kaderden şikayet etmiyorum, edemiyorum yine de Zira anarşistim, isyankar ve de inatçı...   Kızgın değilim.. Yarın da perşembe zaten... Cuma bile değil Aramam artık, eve giderken... Anlatmam başımdan geçenleri Etmem de hiç sitem...   Gözlerim, çocuk gibi bakarmış... Güldüğümde dünya güler sanırmışsınız Dillerim hep baldan tatlıymış Sesimse ılık bir bahar esintisi...   Zaman nasıl da acımasız geçti sevgilim evet... Herkes, herşey ne kadar acımasız... Keşke bize acımayı öğretebilseydim biraz Bize acırdık en azından... Zaman, herşeyi halledecek demiştim Ama geçti gitti, geri de dönmez ki   İnsanlardan nefret ettik Bazen de birbirimizden Keşke azıcık sevmeyi öğretebilseydim BİTSİN! diyemezdin belki o zaman   Ben gülüşünü sevdim Hep gül istedim... Şimdi bir gülsen ağlayacağım Şimdi bir gülsen ben kendimi bulacağım   Hayır Boyun eğmiyorum Ne kadere Ne hayata Ne zamana Ne acımasızlığa Ne sevgisizliğe Ne ölüme Boyun eğmeyeceğim... Kimse beni öldüremez Tanrı bile... Zira öleceksem bile ben kendimi öldüreceğim Ben sıkacağım gerektiğinde kurşunu bu canıma Bu yüreğime... Anarşistim İsyankar İnatçı... Ve anarşistler kurşunun kendini bulmasını beklemezler...   Benimle savaşan savaşır Savaşmayı öğretemem ki Savaşçı ruh, insanın içindedir Sonradan öğretilmez ki Meydan burada, savaşan savaşır Ölen ölür... Kalan sağlar benimdir Bu savaş, Sonuna kadar da sürer...   Gözlerim dalsın uzağa Yüzüm solsun acıdan Bakma sen, birşeyim yok benim, iyiyim ben Hala umudum içimde Umutluyum... Bu meydanda bir ben kalana kadar Ve sonunda ben de ölene, Bu meydanda kimse kalmayana kadar Kaybetmem de umudumu   09.04.2008   Şarkın... V7Nh00QYAKo

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Bu Defa Bir Şiir Sadece Yeter Beni Anlatmaya...

Edip Cansever'den;     BİR ÇİÇEK SERGİCİSİ DER Kİ   Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi Ellerim kirli miydi Neydi Çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti Bilmem ki Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur Her zaman hatırlarım Sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur Bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili Karım göğsüme takmıştı. Şimdi ben çok yaşlıyım Şimdi ben nedense çok yaşlıyım Herkesi ayrı ayrı tanımam Ruhi Bey'i İçerenköy'den tanırım İçerenköy'ü iyi bilirim de ondan Kaç yıl önceydi, şimdi unuttum Babasını da tanırım Kaç yıl önceydi, bilemem Üryani eriği gibi gözleri vardı Çizmeleri, kamçısı Ruhi Bey, benden çiçek alırdı O zamanlar sokak sokak dolaşırdım Çiçek alanları iyi bilirdim Ruhi Bey de çiçek alırdı Nedense benden alırdı. Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım Kuşkonmazları sevmem, kullanmam Çiçeklerin aralıklarına bakarım Sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım Bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü Boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düştü Düşünce öldü Bir ölülük sindi ellerime Bir ölülük bana sindi Ona sergimde her zaman bir yer ayırırım Kimseler bilmez Ben işte gizli gizli onu sularım Karanlık bir karanfilliği Yoklukta bir karanfilliği O gün bugündür bütün çiçekler Karanfildir benim için.   Bir gün de bir demet karanfilim yandı Bir demet karanfilin penceresi, kapısı Nedense yandı Önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi Takındı kırmızılarını sonra Süslendi Bir boşluk edindi orda kendine Hemen oracıkta bir boşluk Açtı şemsiyesini ve gitti.   Ben şimdi oğlumun yanında kalırım Onun kırmızı yapraklardan yapılmış Bir zamandışılığı vardır Beni anlamaz Anlamaz, niye anlasın Anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz   Ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım Beni oraya gömecekler Ruhi Bey cenazeme gelecek Ama hangi Ruhi Bey Doğrusu biraz şaşırdım İçerenköy'deki Ruhi Bey gelmez O sadece karanfil satın alır Ölümü pek beğenmez Şimdiki Ruhi Bey ölüme daha yatkındır Yaşamaya da Ölümle yaşam arasında bunalır bunalır Ben bu kadarını anlarım O gelir beni kaldırır Bir karanfil kalabalığına artık katılır Geçen gün gördüm Acımayı unuttum Sevinmeyi unuttum Ben her şeyi artık unutuyorum Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim şuramda bir ağrı duydum Ağrı da değildi belki, hani, nasıl Gövdemi yeniden buldum Acılar acılara eklenince ağırlaşıyor Gövdem de ağırlaşıyor Ruhi Beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz Şu üstümdeki boşluk kadar Bir demet...   Yok artık pek konuşmuyoruz Benim sözlerim eskidi Onunki de eskidi Zaten kelimeler sonludur Öyle değil mi Donuk donuk bakışıyoruz Ben ölüme iyice yakın O yaşamaktan uzak Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz Karanfiller ölürken Karanfillerden bir deniz.  

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Sevgiliye Mektup

Canım benim,   Ben aşkıma sınır koymuyorum artık çünkü sonsuzlukla bir tuttum sana olan her şeyimi… Her şeyi biliyorum. Tüm başıma geleceklerden haberim var… Yine de hiç ama hiç umursamıyorum. Sonunda zarar görmek mi var? Yenilmek mi? Yıkılıp, ayakta duramayacak hale gelmek mi? Varsın olsun be aşkım… Eminim ki sana değecektir… Eminim ki seninle geçen bir gün, benim tüm ömrüme yetecektir.   Önümüzde koca koca örülü duvarlar var, çekili setler, engeller var biliyorum. Belki önümüze örülmüş bu duvarları yıkamam, belki o engelleri yok edemem, ama ben seni sınırsız sevebilirim aşkım… Seni iyi, kötü her şeyinle bilip, bunları umursamayacak derecede kocaman bir aşkla sevebilirim…   Seninle ya da sensiz, yakınında veya uzağında ne fark eder aşkım? Aşk bu… Benim aşkım... Doyasıya, sonsuza dek, sınırsızca yaşayacak birisi varsa bu aşkı, o da benim… Benimle olduğun müddetçe seninle, yanımda olduğun müddetçe yakınımda sever; bensiz olduğunda sensiz, uzağımda olduğunda da uzaktan severim… Üzülürüm, üzülmem, ağlarım, ağlamam, yaşarım, yaşamam, bunlar değil; ölünceye kadar, seni aynen şu anki gibi çok sevebilecek olmamdır benim umurumda olan, Aşkım… İşte ben sana, aynen bunu vaat ederim…   Aşkımmm, benim eskiden güzel hayallerim vardı. Güzel şeyler düşünürdüm. Hiç ayrılmayacağız zannederdim. Ayrılığı bize hiç ama hiç yakıştıramazdım. Bunu haksızlık olarak değerlendirirdim. Ben seni bu kadar çok severken, senin için her şeyi göze alabilecekken, seni görebilmek adına iki adım yolu dahi yürümekten aciz birisinin sana, “BENİM” diyebilmeyi hak edebiliyor olmasını bir türlü anlayamazdım. Ama artık anlıyorum aşkım… Aşk bencilliği değil, fedakârlığı gerektiriyor. Yani anlayacağın, artık sana, beni severken aklından başka birisi geçmesin diyemem Aşkım, yalnız beni düşün, yalnız beni sev de diyemem, gözlerin yalnız beni görsün hele hiç diyemem… Aksine ben kör olurum Aşkım, ben sağır olurum, ben dilsiz de olurum… Kör, sağır, dilsiz biri gibi hiçbir şey görmeden, duymadan, konuşmadan seni hep severim… O zaman üzülmem de, ağlamam da değil mi, sevgilim? Ne olursa olsun, böylece hala beni sevdiğini, hep beni sevdiğini düşünerek, buna inanarak ölünceye kadar seni sevmeye devam edebilirim…   Benim için artık hiçbir şeyi göze almak zorunda değilsin Aşkım, benden önce her şey neyse, nasılsa, bırak öyle kaldığı yerden devam etsin, akıp gitsin… Ben artık bunları aştım, aşkımı özgürleştirdim. Anlayacağın ben bir çeşit Nirvana’ya ulaştım... Artık inecek bir dibim yok, yukarı doğrudur, benim tüm meylim...   Bir gün geldiğinde, sevgilim, seni benden alarak bir çeşit işkenceye tabi tutulan bu bedenimden, bu ruhu da tamamıyla özgür bırakmanın zamanı gelecek. İşte o gün, aşkımı da alıp, ruhumla birlikte sonsuzluğa kadar yanında kalabilmemin ilk günü olacak… Yokluğunda varlığımı koruyabilmemin tek avuntusu bu işte sevgilim… Bu olacak… Şu içimdeki umut var ya, hani sana “sonuna kadar ben hep umut edeceğim, bekleyeceğim” dediğim umut, işte o beni hep ayakta tutacak… Sen benim yanımda olamasan da ve yahut da ben senin yanında kalmasam da, umut hep bizimle olacak…     Seni seviyorum sevgilim... Seni, sonsuz, sınırsız sevmeyi seviyorum... Seni çok ama çok seviyorum sevgilim...  

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Sevilmeyi Sevmek

Sevilmeyi Sevmek     Bu yazımı sabah sabah, üstelik yazmaya dahi halim yokken bana ilham veren B. Hanım’a atfediyorum Sevgiyle kalsın…   Dün iş yerinde canım biraz sıkkındı. Biraz dediğim aslında az abartılmış hali… Biraz değil epey bir sıkkındım, yanında bir de alınganlık durumu söz konusuydu tabii… Hani derler ya buluttan nem kapmak gibi, işte aynen öyle…   B. Hanım, çalıştığım kurumun üst düzey yöneticilerinden birisi… Onu çok severim. Sakindir, böyle süt liman bir insan… Neredeyse sinirlendiğini hiç görmedim. Tane tane konuşur. Onun konuşmasının ahengine kapıldın mı, çok gerginsen bile birden rahatlayıverirsin. Hani içinden 10’a kadar saymak gibi bir şeydir kendisi… Kimsenin bilmediği şeyler bilir hakkımda, insanın içine gülümseyişiyle dahi sonsuz bir güven bırakır. Çünkü o çoğunluk gibi yapmacık değildir, gülüşü suratında yabancı gibi durmaz…   En çok sinirlendiğim şeylerden birisidir bu; hani üzerine büyük gelen bir ceket giyersin de derler ya “emanet gibi durmuş” diye, işte bazılarının gülümsemesi de suratlarında işte aynen böyle emanet gibi durur. Bakınca anlarsın; gülmüyor ama gülüyormuş gibi yapıyor, samimiyetsizliktir bu.. Gülmek istemiyorsan gülmezsin kardeşim, bu içten gelen bir şeydir yani…   Ben bir insana güvenmeden önce onun ilk gözlerini, sonra da gülümseyişini görmek isterim. Çünkü bana göre gözlerde dürüstlük, gülümseyişte ise içtenlik vardır. Benim ihtiyacım olan da içtenlik ve dürüstlüktür. İşte bu B. Hanım, hem içten hem de dürüst bir kadındır. Ben de o yüzden ona pek çok güvenirim.   Neyse B. Hanım’ı yeterince tanıttım sayılır, ben artık olaya geçeyim. İşte dün, ben çok alınganken, küt diye bu B. Hanım karşıma çıktı ve ben ağzımdan pat diye, “Sen beni artık sevmiyorsun” lafını kaçırdım. Hem de onun bu lafa ne kadar takılacağını bile bile… Hey tanrım ya, çocuk gibi… Tüüüü bana…   Hayır, niye öyle söyledim, onu da bilmiyorum. Galiba son zamanlarda birbirimize pek fazla vakit ayırmıyoruz. . . . .   Yok, yok… Aslında biliyorum… Biz geçenlerde işle ilgili bir meselede takıştık. Hani böyle başından savıldım gibi bir şey oldum sanki… İnsanız ya, azıcık da gururumuz var ya ufff amaaaan işte anlayın artık, intikam mintikam durumları yani…   Ben ona üzerine basa basa “Sen beni artık sevmiyorsun, dedim” “Hayıııııııııır, olur mu öyle şey, seviyorum” dedi. “Benim şimdi gitmem lazım, ama sen beni sevmiyorsun, bundan eminim” dedim ve gittim. Kıyamam o orada öyle kaldı. Neyse Allahtan çok yoğundu da muhtemelen işine geri döndü, bu mevzuyu da fazlaza kafaya takmadı ya da ben öyle sandım…   Evet, artık günlerden bugün, zamanlardan da sabah… Olayın üzerinden ise koca bir tam gün geçmiş… Ben ofisimde çayımı yudumluyor, güne başlamak için hazırlanıyorken, aniden kapı açılıyor ve içeri hışımla biri giriyor…   “Serseri, gel buraya, seni öpücem” diyor. Ben kuzu kuzu kalkıp, gidip kendimi öptürüyorum ve sonra; “Yaaa ben seni çok seviyorummmmm, sen deli misin” diyor. “Ben de seni çok seviyorum” diyorum. “Vallahi gözüme uyku girmedi, bir an önce sabah olsun da gideyim şu kıza onu ne kadar sevdiğimi söyleyeyim diye sabahı zor ettim” diyor. “İşte şimdi içim rahatladı, sen beni çok seviyormuşsun, anladım” diyorum Sarılışıyoruz koklaşıyoruz vs. sonra o işine ben işime...   Sevilmek ne güzel bir şey ya   Hani çocukluğumuzda böyle çeşit çeşit sorularla dolu anket defterleri olurdu, biz de doldururduk. Hatırlar mısınız bilmem, onlardan birisi de “Sevmek mi, Sevilmek mi” diye bir soruydu. Emimin ki o soruyu, çoğumuz “hem sevmek hem de sevilmek” diye cevaplamıştır. Ben de öyle cevaplardım zaten… Ama galiba bu soru bana şimdi sorulsa cevap olarak; “sevilmeyi sevmek” diyebilirim.   Sevmek, tek başına artık bana çok zalimce geliyor … Büyüdüm, uslandım…Daha da tek başıma sevmem, sevemem. Seviyorsam, sevilmeliyim de… Seviliyorsam da severim…   “Ben, sevilmeden de severim” diyen varsa, ben de onlara diyorum ki “Sevilmeden sevmek diye bir şey yoktur. Sevilmeden sevmek dedikleri AŞKA AŞIK OLMAK demektir.”   Sevilmeden Sevmek Aşka Aşık Olmaktır…   ***   Şimdi soruyorum arkadaşlar; Sizce “Sevmek mi Sevilmek mi?” Siz anket defterlerinde o soruyu nasıl cevaplardınız? Şimdi olsa nasıl cevaplarsınız?  
 

Tanrı Benimle Konuşmadı

Tanrı bu gece benimle konuşmadı oysaki ben bu gece tam da bir çıkmaz sokaktaydım, çekip vuranım yoktu, ben önce bir vuranım olsun istedim ama kimse beni vurmadı… Kayboldum boşluğumda, dönüp duran karanlık bir girdabın içine düştüm önce… Döndüm döndüm ve sonra karanlığımın dibini buldum. Dermanım yoktu, baharım yoktu, sabahım yoktu, zamanım da yoktu… Kendi karanlığımda boğulayım istedim ama karanlığımla kendimi boğamayacak kadar beceriksiz kaldım bu gece… Sonra yalvardım tanrıya, bana yolumu göster dedim. YOLUMU GÖSTER BANA… Biliyor musun, bu gece cidden tanrı benimle konuşmadı, ne kadar yalvardıysam, ne kadar ağladıysam yine de bana mısın demedi… Sadece baktı halime öylece, “Ne oldu kulum sana” der gibi baktı. “Ne yaptılar sana böyle… Oysa ben seni güçlü kıldım, mücadeleci kıldım, sen benim en iyi savaşçımdın” der gibi baktı. “Ayağa kalk” der gibi baktı. “Kalkamam” dedim, “Yapamam” dedim. “Gücüm yok ve savaşım bitti, çıkar beni bu enkazın altından ne olur, çek kolumdan, çıkar beni, bak buradayım, aşkım beni enkaza çevirdi, aşkımın göçüğü altında kaldım, çek kurtar buradan, çek kurtar hadi beni” dedim. Biliyor musun yine de ne yaptıysam, ne ettiysem konuşmadı benimle… Sadece baktı. “Göçük senin göçüğün, enkaz senin enkazın, çıkabiliyorsan çık” der gibi baktı. Çıkamadım, ağladım, ağladım, ağladım… Yağmur oldu gözyaşlarım ve ben o yağmurları sel olur diye bekledim, alır götürür beni diye düşündüm. Ne sel oldu, ne oradan gidebildim. Öylece kaldım işte kendi karanlığımda yağan sel olma özürlü yağmurumla…   Sonra bir ses duydum nihayetinde, adımı çağıran bir ses… Önce bu sesin sahibini Tanrı sandım, yerimi arıyordu sanki… Bu enkazdan çıkarmak ister gibiydi beni sesi… “Efendim” dedim… “Kapıyı aç” dedi ses… Tanrı değildi anladım, tanıyordum bu sesin sahibini… Şaşırmadım aslında biliyordum bekliyordum zaten bu sesin sahibini… Çünkü taaa en başından beri Tanrı benimle değil, hep onunla konuşmayı tercih etmişti. Kalktım, kapıyı açtım, üşümüştüm, sarıp sarmaladı beni sesin sahibi... Isıttı, sarıldı bana sımsıkı ve kulağıma eğilip sessizce “ŞAKA YAPTIM” dedi “HEPSİ ŞAKAYDI” Sonra bir gülümseme dağıldı suratına, sonra benim suratıma da bir gülümseme dağıldı, sonra nihayet anladım, ASLINDA HEPSİ KOCAMAN BİR ŞAKAYDI… HEPSİ TAMAMIYLA BİR ŞAKADAN İBARETTİ

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Narnia'da kar...

Siz de duymuşsunuzdur mutlaka, haberiniz vardır, geçen sene benim çok sevgili ülkem Narnia’ya karı bırakın, tek bir yağmur damlası bile düşmedi Bu sebeptendir ki bütün Narnia halkını, salgın şeklinde büyüyüp, bulaşan bir korku alıverdi, herkesin ağzında hep ama hep aynı sözcükler vardı;   “Eyyvahhhhh küresel olarak, toplu halde ısınıyoruz, yakında hepimiz eriyeceğiz ve yok olacağız..”   Ne yalan söyleyeyim, aslında beni de bu söylentilerden sonra acayip bir telaş sarmıştı. Sanmıştım ki, bir daha da asla kar yağmayacak, bir daha da asla kartopu oynayamayacağız, bir daha da asla kardaninsan falan yapamayacağız Hatta hatta bir şey daha söyleyeyim de daha da bir şaşırın. Ben var ya ben geçen sene son 10 yılımın istatistikleri temel alındığında minimum kilomun da 3 kilo altına düştüm. Ee şimdi bütün bunlardan sonra gelin de kendinizi benim yerime bir koyuverin ve küresel olarak ısınıp erimediğimize inanın bakalım... Olacak şey değil ama ben ısındım işte, küresel ısındım ve de bir güzel eridim… Sizler ister inanın ister de inanmayın, bu belki inanılmaz ama vallahi gerçek…   Sonrasında işte aylar her zamanki gibi birbirini kovaladı, ağustos eylül oldu, eylül de ekim… Ve nihayet kasım ayı gelip, kapımıza çattı ve ben bu kasım ayıyla birlikte, hiç dertsiz sıkıntısız güzel güzel verdiğim o kilolarımı çok kısacık bir sürede toptan olmak koşuluyla geri aldım. Aa bir baktım, şişmişim, daha da kötüsü aralıksız bir biçimde şişmeye devam ediyorum. Pürtelâş içinde ilgiliye sordum, dedim ki;   “Yaaaa bunun perakendesi yok muydu? Ya da işte ne bileyim bir mola falan verseydik”   Cevap mı? Mola falan yokmuşşşşş efendim, ayrıca perakende kilo da veremiyorlarmış. Kilo alacaksam toptan almalı ve halime de şükretmeliymişim, çünkü benden de kötüleri varmış.   Ee Hadi diyelim ki perakendeyi anladık amaaaa mola niye yokmuş ki efendim Hâlbuki TEB bile bugünlerde kredi ödemelerine bir mola veriyormuş.   Neyse lafı daha fazla uzatıp, dağıtmayayım, cümlelerime en son nerede kaldıysam oradan devam edeyim, en son nerede kalmıştım? Haaaaa;   “Aa bir baktım, şişmişim, daha da kötüsü aralıksız bir biçimde şişmeye devam ediyorum.”   İşte aynen böyle, aralıksız bir biçimde şiştim şiştim durdum, ve yine inanmayacaksınız biliyorum ama istatistiklerime bir kez daha göz attığımda fark ettim ki bu sefer de son 10 yılki kilomun en yüksek değerine ulaşmışım. Son 10 yıl boyunca almış olduğum en fazla kilonun 3 kilo kadar üstüne çıkmışım İnanın ki bu işte bir iş olsa gerek diye günlerce düşündüm, durdum ve sonra bir gece, ansızın, tüm o gerçekler aklımın bir ucuna üşüşüverdi.   “Vaaayyy” dedim. “Şiimdiii herşeyi anlıyorum…” Meğer küresel ısınma denilen o melun sorun var ya o sona ermiş. Cıx cıx cıx, Ben şimdi geçen sene demek ki boşu boşuna endişelenip durmuşum… Üstelik de bu boş işleri hiç sevmediğim halde   Sonuç olarak anladım ki benim hala kar görebilme şansım varmış… Ha bir de artık istediğim zaman banyo yapabilirmişim. Üstelik bulaşıkları elde yıkadım diye yılda 140 ton su harcadım endişesini kapılmama da gerek yokmuş… Gidip şu bulaşıkları artık foşur foşur yıkayabilirim Çünkü beklediğim o güzel kar bugün sonunda Narnia’ya yağdı    

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

 

Ben Türk'müşüm

Bugün anladım ki ben tam bir Türk’müşüm, öz Türk, öz be öz Türk, Brakisefal yani Nereden mi anladım? Kafatasımın yapısından değil tabi... Gerçi canım sevgilimin dediğine göre benim kafatası yapım da tam bir brakisefalmiş ama benim şimdi anlatacağım, Türk olduğumu daha kanıtlar bir şey...   Şöyle ki; Gecen sene bir arkadaşım olmayacak bir rahatsızlık yaşadı ve sonrasında bana da en az on defa “Lütfennn kendine çok dikkat et ve doktora git” dedi.   Peki, ben ne yaptım? Tam bir Türk gibi davrandım, “Bana bir şey olmaz” dedim, “Olduuu olduu, gözlerim doldu” dedim, “Tabi tabii şimdi gelecek bir sürü insanın içinden o rahatsızlık beni bulacak öyle mi?” dedim…   Ya ne oldu? Olan oldu… O hastalık şimdi geldi ve beni buldu. Bulmadıysa bile ki bu çok az bir ihtimal en azından gelip beni şööööyle bir yoklayıp, korkuttu… Bi böhhh dedi yani   Oldu mu? Olmadı mı?   Ben de bilmiyorum Aslında bana göre oldu, doktora göre ise birtakım testler yapılması gerekiyor ama ona göre de büyük ihtimalle oldu   Ben şimdi ne yapacağım? Ne yapsam ki acaba? Türk’üm diye mi sevinseeeemmmm? Yoksa bu işin altından nasıl çıkacağım diye mi üzülsem? Bilmiyorum ki   Aslında ben bugün sanırım yerle bir oldum. İçim dışım birbirine karıştı. Mantığım alt üst oldu… Hayır, yani toparlanmaya çalışıyorum, gücüm yetmiyor, ağlıyorum, zırlıyorum, gözyaşım da bitmiyor, yani anlayacağınız ne iş anlayamadım gitti…   Hastalığın ne diye sormayın, söyleyemeyeceğim Karar verdim, bu hastalık benimle birkaç kişi arasında kalacak bir hastalık olacak… Bu kararıma şimdiden saygı duyar ve sormazsanız çok sevinirim.   Peki illa canınız benim için bir şey yapmak istiyorsa ne olacak? İlla bir şey yapmak istiyorsanız bence dua edebilirsiniz. Dua edin, en iyisi siz benim için… Çünkü şu yukarı da sorduğum “Oldu mu, Olmadı mı?” sorusunun cevabı olacak testler için daha bir haftam var… Kim bilir belki de olmamıştır.   Bir de aşkım için dua edin. Canımı sıkan bu sebepten dolayı onu bugün çok üzdüm, çok mutsuz ettim. Biz bu zamana kadar hep birlikte mücadele ettik. Ama bugün bir an geldi ki öyle olmadı… Öyle bir an geldi ki kendi başımızın çaresine bakmak zorunda olduğumuzu fark ettik. Ben başımın çaresine tek başıma bakamam aşkım… Ne olur sen de bakma… Biz yine birbirimizin başlarına çare bulmaya devam edelim… Lütfen   Beni geçtim sevgili arkadaşlar, siz lütfen bizim için dua edin. Olur mu? Bizim için...   E yeri gelmişken madem bu resimleri de ekleyeyim buraya... Bu arada aşkım, gördün mü Türk olmak her zaman iyi birşey değilmiş, demiştim ama ben sana..          

WhiteWitch of Narnia

WhiteWitch of Narnia

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.