Zıplanacak içerik
  • başlık
    34
  • yorum
    249
  • görüntü
    55.361

Bu blog hakkında

denizden esintiler

Bu blogdaki başlıklar

deniz_kizi

Hayatımın şüphesiz en sıcak anıydı, kalbimin sonsuza kadar yumuşacık, sıcacık duyguyla sarmalandığını hissettim…
Rutin bir kontrol günü ve senin geleceğim artık annemi göreceğim diye ısrar etmen ve aniden doğum odası … Ne olduğunu sonradan anladığım lanet suni sancı… 3 saat doğum sancısı … Minik savaşçım pes etmedin benimle normal doğum yaptın…sesini ilk duyduğumda çok sasırdım, inceydi çok, bir kedi miyavlamasına benziyordu, çok sevdim sesini…henüz görmeden “normal mi sesi” diye sordum doktora…çok normal dedi…Sonra doğum esnasında sıkışan kafan korkuttu beni kendimden geçmişim… Çok şükür…Normal dediler geçecekmiş…bakımı yapılırken nasıl bir hasret duyuyordum ona karsı, çok mu hırpaladılar bebeğimi diye soruyordum kendi kendime(sonra öğrendim normalmiş)… yavaş yavaş yanıma getirdiler, yüzlerimiz yanana dikişlerim atılıyor, elime alamıyordum, güzelliğini gördüm , ne güzel geldi bana… daha sonra odaya getirdiklerinde ilk defa dokunacaktım ona , kucağımda verdiklerinde kollarımda sıcaklığı, kokusu sardı beni…kalbim atıyor, ateş basıyor, gözlerim doluyordu… evet aşktı bu…bebeğimin kokusuna aşık olmuştum… en güzeli ise, şimdi 1 yaşında ama hala özellikle uyuduğunda aynı kokuyu alıyorum … ve her o kokuyu duyduğumda ilk sarıldığımız anı yaşıyorum…çok şükür...
Hoş geldin dünyamıza bebeğim. Gözlerini açtıysan bu hayata mücadeleye hoş geldin. Yumuk yumuk bakıyorsan gözlerinle umutlara hoş geldin. Ağlıyorsan hıçkırıklarla acılara hoş geldin. Annenin sıcacık göğsünde sütunu içmeye çalışıyorsan savaşa hoş geldin. Arada minik gülümsüyorsan mutluluklara hoş geldin. Sen hayallerin mücadelenin umutların askın sevdamın bebeğisin. Sen katlandığım tüm sancılara değersin iyi ki geldin hoş geldin bebeğim

deniz_kizi

Maskeler...

Küçükken hep korkardım palyaçolardan, ürkütürdü beni aşırı maskeleri. Gülemezdim diğer çocuklar gibi.Sevimsiz itici gelirlerdi hep bana. Annemin arkasına sığınırdım.Merak ederdim neden boyalarlardı ki yüzlerini böyle anlamsız boyalara güzel değiller di işte ya da ben korkardım belki o yüzden güzel bulmazdım onlardı.

 

 

Şimdi büyüdüm…Hala korkuyorum ama değişen bir şey var ki çocukluğumdaki palyaçoların yerini insanlar aldı artık. Kendi olmaktan korkan, bilmediğim sürekli maskeler takan insanlar. Yaşarken neden gerek var ki maskelere…Yaşadığım sürece etrafımda dolaşan maskeli yüzler,kendi yüzlerini göstermekten sürekli korkan yüzler.Her şey için farklı bir maske; herkes için ayrı bir maske.Başlangıçta göremiyorsunuz imkansız ama hani şarkılara konu olup akıp giden o zaman var ya evet işte o bir zaman sonra,öyle bir an geliyor ki, maskesi düşmüş çıplak sizin tanıdığınızdan çok uzakta sanki bambaşka bir insan karşınıza geçmiş.Kim bu insan diyorsunuz tanımıyorsunuz ki o an.Sevdiğiniz mi bu gördüğünüz yoo hayır bir yabancı bu tanıdığınız.Belki maskesini düşürdüğünüz birçok insan oluyor en incinen yer yine kalbiniz.İş hayatında, ailenizde,dostlarınız arasındaki maskeler de elbet acı veriyor size karşılaşınca.Ama en kimliksiz, en tanınmasız gelen o sevdiğinizi sandığınız insanın maskesi geliyor size.

 

 

Maskeler …Evet nedendir bir zaman sonra düşen maskelerle yine baş başa kalıyorsunuz.Sonrasında içinizi kemiren soru işaretlerini noktalara çevirmeye çalışıyorsunuz.Hayır üç nokta değil…Herkesin boşluklarını kendince doldurduğu, başka anlamlar yüklediği üç noktalar değil istediğiniz.Hayır virgül tatmin etmez, maskelerin devamı gelebilir korkusuyla olmaz.Hayır noktalı virgül değil, o maskelerin neden takıldığını anlamaya çalışmıyorsunuz siz.Soru işaretlerinize nokta arıyorsunuz , belki ilk görüşte basit görünen size cevap verebilen tek dokunuşlu bir nokta.

 

Ve hayatın içinde hiç bitmeyen maskeler.Sizlerin de var değil mi düşününce…Savunmayın zorunlu hissetmeyin o maskeleri takmaya.Aslında zor değil isteyince sadece kendiniz olabilmek.

 

 

zezemsi_maske.jpg

deniz_kizi

ESKİDEn...

 

 

Dışarıda kar...

Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.

Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.

Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...

Sucuk lükstü.

Yumurta lezzetli.

Ekmek her zaman ekmek gibi...

Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...

 

Dışarıda kar...

İçeride kanaat...

İçeride huzur...

 

Televizyon yoktu.

Gazete de her zaman olmazdı.

Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!

Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.

Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.

Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...

Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...

 

Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?

Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.

Çay da kokardı...

Domates de...

Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.

 

Dışarıda kar...

İçeride huzur...

Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda...

Ne güzel cahildik.

Mutluluğun resmini çiziyorduk...

t19164.jpg

 

Bu yazıyı az önce bir arkadaşım mail attı.Okuyunca birden düşündüm gerçekten de eskiden ne kadar da farklıydı herşey...İnsanlar belki yaşam standartları açısından zor koşullarda yaşıyorlardı.Belki sağlık koşulaarı bu kadar elverişli değildi.Belki teknoloji yaşamın her yönünü bu kadar kuşatmamıştı.Belki şehirlerdeki alt yapı çalışmaları bu kadar üstün özellikler içerisinde değildi.Kar bütün yolları kapatırdı ulaşımı zorlardı.Buz sarkıtları vardı damlardan sarkan...

 

Ama mutluluk herşeyin üstesinden gelebiliyordu.Şimdi ise birçok imkana sahip olmamıza rağmen içimiz huzursuz.Umutsuzluk bir kaygı sarmış yaşamlarımızı...

 

Bazen şanslı hissediyorum kendimi...Şiimdi çocuklara bakarak ben şanslıyım diyebiliyorum.Bilgisayar oyunlarım yoktu benim bu su dövüşleri,çamurlarla kumlarla oynarak büyüdüm ben.Arkadaşlarım vardı benim paylaşımlarım sırlarım vardı...Mahkum değildim ki benim bütün günü başında geçireceğim bilgisayara.Şimdi ise sınav endişelerl için koşuşturan erken yaşta herşeyden bıkmış çocuklar var etrafımda.

 

Daha aydındı insanlar,eski fotograflara bakınca daha da iyi anlıyor insan bunu.Cumhuriyetin kuruşunun kutlanmasının fotograflarına bakınca ilk izlenimim; ne kadar çağdaşlarmış demiştim.Şimdi ise yaşamımı kısıtlayan insanlar var etrafımda.Huzursuzluk kokan şehirler var,kargaşa yaratan kavramlar var artık her yanımızda...

 

Evet eskidendi, çok eskiden...

deniz_kizi

Zaman Geçtikçe...

Yazamıyorum uzun bir süredir, her gece içimde birşeyler birikiyordu. Kılıf uydurmayı denedim içimdekilere ama çok dar geldi kelimelerim, üzerine oturmadı içimde birikenlere.Evet hepimizin içinde birşeyler birikiyordu yaşadığımız heran da.Hayata dair herşeyi biriktiriyorduk içimizde...

 

Belki yine yazamazdım kelimelerle süslemezdim içimdekileri, ama çok eski değil sadece birkaç gün önceki son damlalar taşırdı içimdekileri.Öfke miydi,kırgınlık mıydı, neydi bu içimdekiler...

 

Ben ilkokuldayken bayram törenleri için hazırlıklar hep bir ay önce başlardı. Yani bayramları en güzel şekilde karşılamak için hepimizin içinde büyük heyecanlar olurdu.Verilen şiirleri öyle bir çoşkuyla okurduk ki taşardı içimizdeki duygular ses tonlarımıza.Öğretmenlerimiz bir ay boyunca uğraşırdı en güzel törenler için,en güzel kutlamalar için.Folklor oyunlarımız vardı bizim, bando takımları gümbür gümbür davullar çalardı.

Bir ay boyunca tören alanına giderken marşlar söylerdik biz. Atamızın armağanı özgürlüğümüzü kutlardık biz. Öylesine büyük bir coşkula kutlardık ki hemde...

 

Ne değişti peki ?

 

29 Ekim'de törenleri izlmeyi çok istesemde iznim yoktu,çalışmam gerekiyordu.Ama göüzm hep camdan dışarıya takılıydı.Nerdeydi bu çocuklar, insanların coşkuyla dışarı çıkıp yürüyüşler yaptığı bayramları unutmuştum ben artık ama; ya çocuklar onlar nerdeydi? Ya akşamları izlediğimiz fener alayları, hava fişekler nereye gitmişti?Neydi cumhuriyet neden insanların hiçbir coşkusu kalmamıştı? Dini bayramlarda binlerce kutlama mesajları gönderen insanlar neden unutmuşlardı ki? Nasıl öğretilmişti bize,Cumhuriyet halkın kendisi yönetmesi demişti öğretmeniz henüz sıralarla yeni tanışmıştın.Kendi bayramını kutlarken nasıl bu kadar duyarsızlaştı bu halk?

 

İçimde bir hayal kırıklığı vardı bu 29 Ekimde... Üzüntüm,kızgınlığım,kırgınlığım karıştı birbirine.Üzüldüğüm şimdiki çocuklar benim kadar şanslı değillerdi.Kızgınlığım benim çocukluğumdaki 29 Ekim coşkusu nereye gitmişti? Ve hayal kırıklığım ...

 

 

getattachment4eu.jpg

deniz_kizi

İçimdeki deniz

 

 

Varlığının benim için ne demek olduğunu, kelimeler içerisine siğdirmak büyük bir zorluk benim için. Bazen, özlemini

 

derinden hissederken dökülen gözyaşlarım, bazen sana sarılırken kokunu içime çektiğimdeki sevincim, bazen minik

 

kızgınlıkların... Belki daha güçlüdür benim kelimelerimden. Kelimelerim zayıf kalıyor içimdeki denizi tarif ederken senin

 

için. Bazen dalgalar misali köpüren coşan, bazen gücünü yitiren dirençsizleşen, bazen hayatın yorgunluğuna karşıpes eden denizim var.İçimde sana ait kocaman bir deniz var benim. Sen yanımda olmasanda dört yanım saran adam, masmavi denizim var benim.Adım attığım her yerde kokusunu hissettiğim denizim var benim. Kendimi en derin yerine bıraktığım denizim...

 

 

Yokluğunda durgun içimdeki denizim, küstün yokluğuna. İçimdi dolduran özlemin dalgalarla birlikte kıyılara vuruyor

 

her defasında.her çırpınışta artıyor. Sesini her duyuşumda çırpınışları artıyor dalgalarımın. Sevdiğin şarkıları daha çok

 

dinliyorum sen yokken, şarkıların seni anlatıyor sanki bana. İçimdeki çocuk üşüyor sen yokken yokluğunda isyanlarda,

 

beni hiç dinlemiyor sen yokken. Hep ağlıyor hep ağlıyor. Bende çok özlüyorum senin özlediğin kadar diyorum ona.

 

Dinlemiyor beni, hep ağlıyor hep ağlıyor sen yokken. Sanki sen yokken bu şehirde küskün bana, hergün bulutu burda

 

havalar. Hep yağmur yağıyor. Bu şehirde ağlıyor içimdeki çocukla birlikte. Güneş çıkmıyor sakladığı dağların ardından

 

göstermiyor yüzünü.

 

Ve varlığın... Yanımdasın, hergün hissetitğim bu koku en yakımında. Denizim sevinçten dalgalanıyor. Özlemlerim son

 

buluyor sen yanımdayken. Bu defa kıyıya vuran dalgalarım seni getiriyor bana. İçimdeki çocuğun sevinç çığlıklarını taa

 

ötelere duyruluyor çünkü sen yanımdasın. Güneş çıkıyor gecenin bir yarısında içimdeki denizin üstünde parıltıları.

 

Mutluyum varlığın tüm içimdeki tüm hüzünleri kovuyor ruhumdan...

 

 

 

 

Sana en büyük hediyem benim kelimelerim.

 

Pamuk prensesinin içindeki deniz sensin annem...

 

 

Annedir yüreği fazla dayanamaz.

Herkes bıksa benden annem bana doymaz.

Öper besler beni, unutur kalbinde.

Annem burda olsun bana bişey olmaz..

 

Hergün bakar bana kusurumu görmez.

Günler gece olsa o ışığı sönmez.

Ellerim büyüdü avuçlarında.

Bi tek annem olsun bana bişey olmaz..

deniz_kizi

Ayrılık da aşk gibiydi

Aşk.. Sensiz olmaz yaşanmaz sensız... Ama en güzeli; günün birinde aşık olamıyorum diye korktuğun bir anda, aşık olmaya başladığını görmek ve aynı anda gururun hazmedemediği, alışkın olmadığın bu duyguyu yok etmek için verdiği cabayla yaşananlardır...

 

Çünkü artık sen aşıksındır ... Bu sefer farklıdır her şey; sana aşık olanların senı mutlu etmelerinin verdiği hazzınn yeteriızliğinin sebebı olan AŞIK OLAMAYAŞIN değişmıştir!..

 

Kızgınlıklar, tutkular, özlemler, mutluluklar, karşılıklı yaşanırken ne güzeldır değıl mi...Oysa kı sen gururun hazmedemediği için yok etmeye başlarsın en başından ...Kırarsın karşındakinin kalbılnı, nasılsa alışkınsındır öncekı zamanlardan sevmemeye... Üzersın onu,yaralarsın...yaralarsın kı; bıraksın senı ya da sen onu bıraktığında kolundan tutmasın ,'gıtme'demesın ,dıyecek cesareti olmasın dıye!.. Ama o da aşıktır, üstelık sen ne yaparsan yap bırakmayacaktır senı ve bunu yaparken de kişiliğini korumayı başardıgı için senı bır adım daha bağlayacaktır kendıne!.. Ama yetmez bunlar çunku; tutku vardır, sevenin kırılmıs kalbı, kırılmıs onuru ve senı bekleyen kızgınlıklar vardır... sevgisine engel olamadığı ıçın kendıne ve sana kızıyordur ona bunları yasatmana kızıyordur ve her sey aslında eksık baslamıştır bu yuzden de eksıkler varken gıdersın...

 

O eksiklerı tamamlayabilirdim ve evt güzel de olurdu dersin kendi kendine ama; bilirsin kı kalbin ne kadar ıstese de ,her ne kadar gıden yıne sen olsan da böyle olması gerekiyordur, duzelmesi için bu da sarttır!... Ve işte o anda başlarsın içinde yaşamaya hüznünü ...

 

O hüzünle birlikte gelir ayrılık ve yerleşir içine. Ayrılık da aşk gibidir aslında, zamanını beklemez. Bilmez senin hazır olmadığı, hissetmez içindeki eksikleri. Sen sadece birazcık zamana ihtiyaç duyarken, ayrılık artık gebedir içinde.

Eksiklikleri doldurmanın adı ayrılık olmasaydı keşke dersin içinden. Özlersin... Ve görmek istediğin onca yüz arasında sadece eksik olan bir yüz vardır... Zamansız ayrılık izin vermez içindeki o insana ulaşabilmene...

 

deniz-ayrilik-78.jpg

deniz_kizi

Hayatlarında sürekli dört mevsim yaşayan insanlar vardır. Güneş sıcacık kavururken ansızın fırtına çıkabilir.Yada buz gibi ayaz üşütürken yüreklerini birden sımsıcak güneş ısıtabilir beklenmedik biranda. Sanırım benim hayatımda böyle; dört mevsimin heran görülebildiği bir hayat... Şimşekler çakarken bir umutla güneşi bekleyen bir hayat...

 

Hafta sonu güneş tüm pırıltısıyla ısıtmıştı bedenimi.Gökyüzünde yer yoktu belki güneşe ama benim içimi ısıtıyordu. Kayak yarışları vardı Erciyes'te yeni insanlar tanımıştım ve nedendir bilinmez benden büyük oldukları halde hiç sıkılmamıştım onlarla beraber. Onların çocuksuluğundan mıdır, yoksa benim olgunluğumdan mıdır bilmiyorum ama; benden epey büyük insanlar birlikteyken mutlu hissetmiştim kendimi. Belki de bu yeni insanların farklı yaşamları ısıtmıştı yüreğimi... Taa ki dün akşama kadar.

 

Güneş kaybolmuştu birden, yerini bulutular kaplamıştı. Arkadaş, abla, ya da dost muydun benim için? Yeterli miydi bu kavramlar bilmiyorum? Senin üzüntüden hasta olduğunu öğrenince bir titreme hissetmiştim yüreğimde. Biliyorum kırılmıştı yüreğin yaşadıklarına... Nedenlerin ve nasılların ansızın büyümüştü içinde...Ama unuttuğun birşey vardı aslında bu dönemde. Belkide en önemli şeyi unuttun birdenbire. KENDİNİ! Senden daha önemli ne olabilrdi ki bu hayatta ? Öğretemedim sana bunu... Sen değerlisin ve önemlisin. Kendini bir kenara atamazsın. Umursayamıyorum diyemezsin ki! Biliyorum yüreğinde kırıldı bir parçan ve kopup giderken canını acıttı. Ama o dünde kaldı artık. Bırak orda kalsın.

Birşey istiyorum sadece LÜTFEN İYİLEŞTİR KENDİNİ.

 

kendineiyibakjl3.jpg

 

Sen benim için değerlisin...Lütfen iyileş benim için .Bırak içindeki çocuk gülümsesin hayata...

deniz_kizi

Korkuyorum

www.harikasozler.net_-_Tazmanya_Canavar_2.jpg

 

 

Küçük bir kızken hep uyduruk canavar hikayeleri sonucunda, canavarlardan korkar olmuştum. Ama bu korkum

 

zamanla merak uyandırmaya başlamıştı. :unsure: Nerdeydi bu canavar, neden hiç görememiştim? Sadece duyduğum

 

uyduruk hikayeler sonucunda, hayalimde belirsiz bir canavar oluşmuştu. Belki sevimli olabilirdi -_- ya keşke

 

görebilseydim. Belki anlatılan kadar kötü değildi ya? Hem belki o canavarda beni severdi. :unsure:

 

Canavarlar dışında, birde perili bir köşk vardı. Her akşam toplandığımız okulun bahçesinden yukardaki kayalıklara

 

bakıldığında ilginç bir ev vardı. Hep dikkatimi çekmişti. Sonra o evle ilgili anlatılan hikayelerle birlikte o eve bakamaz

 

olmuştum. Anlatanlar benden büyüktü, onlar üçüncü sınıfa giidyorlardı ve tabiki benden daha iyi biliyorlardı -_- . Neden

 

en sevdiğim ev beni bu kadar korkutmuştu ki... EE çünkü evde periler, ruhlar, bilinmeyen bir sürü varlık vardı.

 

Büyüdükçe korkularım değişti. Belki artık canavarlardan, perili evlerden korkmuyordum. Ama korkularım boyut

 

değiştirmişti. İnsanların özgür düşünemediği, içindeki sesleri korkmadan söyleyemediği,demokrasiden çok uzaklaşan bu

 

ülkede yaşamak gittikçe korkutuyordu beni. Televiyonu her açtığımda insanları uyutan programları gördükçe daha çok

 

korkar oluyordum.İçimdeki adalet, hukuk, eşitlik kavramlarıyla çelişen bu ülke korkutuyordu beni.

 

Büyümüştüm ama; hala korkuyordum. Bildiğim bütün kavramlar değişiyordu yaşadıkça. Bana mı yanlış ögretilmişti

 

bu kavramlar? Yaşadıkça içimde büyüyen güvensizlik korkutuyordu beni. Nerdeydi benim bildiğim arkadaş kavramına?

 

Bencilliklerin yaşadığım süre içinde tüm etrafımı sarması içimde daha büyük korkulara neden oluyordu. Aşk da

 

kirletilmişti artık, en basit kavramlardan biri olmuştu insan hayatında... Karşılıklı çıkarların elde edilmesi için bir araç

 

olmuştu sadece...

 

Ya siz...? Sizinde korkularınız artmış mıydı benim gibi?...

deniz_kizi

Özel Kadınlar...

 

Düşünüyorum da benim hayatımda çok özel kadınlar var; varlıklarıyla hayatımı güzelleştiren kadınlar... Ama

 

bu özel kadınlar içinde elbette annem ve anneannemin yeri çok özel benim için. Bugün üçümüzde evdeydik ve onların

kendi aralarındaki kavgalarını izlemek benim için büyük bir zevkti. Aslında o çekişmelerde benim için özel mesajlar

 

vardı belki zevkli yanı bu yüzdendi kimbilir...

 

 

Bugün ikisi birden mutfakta yemek yapmaya kalkışınca, :lol: mutfak ikisine dar geldi.Anneannemin kendi ait

 

geleneksel bol yağlı bol salçalı ve tuzlu yemekleri annemin özel diet yemekleriyle çakışınca ortaya çıkan manzara

 

izlenmeye değerdi.

 

YiyecekIcecek_YemekTarifleri.jpg

 

 

Annem:

 

-Anne yaa!!! O kadar fazla yağ dökülür mü :angry: ? Üstelik salçayı da çok koyuyorsun :angry: Annecim, sanada

 

zararlı hem kendini de düşünmelisin.

 

Anneannem kendisinde gayet emin:

 

-Hııı!!! Çerelasıcaa ( anlamını kendisi de bilmiyor :D eskiden beri süregelen bir kelime işte :P ) kim öğretti ki sana bu

 

yemekleri yapmayı!!!

 

Arada ben müdahele ediyorum. Anne üzme sakın onu, o yaşlandı artık. Bebek gibi ilgilene, daha fazla sevgine

 

muhtaç. Lütfen konuşurken sakin davran olur mu, kırılır o içinden sana söylemez belki.Annem her defasında haklı bulur

 

kızını. :wub:

 

Annem hayatımda birden fazla anlama sahip benim için. Oturup kahvemi uydumlarken heyecenla konuşmamı

 

dinleyen arkadaş, varlığını gerçek anlamda bilmediğim kardeş, ve yine gerçek anlamda sahip olamadığım bir abla...

 

O da eskiden annesiyle öyle mi ? Şimdi neden değişiyor diye düşünüyorum. Acaba ilerde bizde mi mutfakta böyle

 

olacağız :unsure: . Ben ona, annneeee yemek kısık ateşte güzel, hem tencerenin altı yanıyor :P mu diyeceğim acaba.

 

Zamanla birlikte ilişkiler de değişiyor sanırım.

 

Hayatımın bu özel iki kadını sizi çok seviyorum ben. :wub::wub:

 

cocuk18te4.gif

 

deniz_kizi

çırılçıplaktı bedenim...

bugececanmuw7.jpg

 

 

Fırtınalar vardı beynimde, öylesine güçlüydü ki; içimdeki tüm ağaçların yaprakları dökülmüştü dalından. Yüreğim bir tek cümle arasında sıkışmıştı. Aklım kelimeler arasında bütünlük kurma çabasındasındayken, yüreğimdeki fırtına git gide şiddetini artırmaktaydı. Çırılçıplak kalmıştı sanki tüm bedenim, öylesine soğuktu ki, belki içimde bir yerlere kar yağmaya başlamıştı. Ve sonrasında fırtına dinmemiş ayaz vurmuştu bedenime.

 

Sadece bir cümle beni böylesine nasıl da etkilemişti? Beynimdeki nedenler git gide büyüyordu. Tüm duygularım birbirine karışmıştı; sanırım yerini büyük bir öfkeye bırakıyordu; adete bir çığ gibi büyüyen bir öfkeye. Fırtınalardan kurtaracaktın hani beni? Nasıl yapabildin, bu kadar basit miydi? Nasıl büyümesin ki içimdeki öfke, nasıl dinerdi bu fırtına? Hangi zaman yetebilirdi ki ? Tüm yapraklarım döküldü; sanki gücüm kalmadı artık.

 

Herşeyin bir sebebi vardır elbette; ama içimdeki sorulara yanıtlar bulabilecek sebepler gösteremedin bana? Güneşe izin vermiyordu bulutlar, parçalı bulutlu değildi yüreğim... Sis çökmüştü herşey paramparça olmuş dağılmıştı adete.

 

Başını alıp çekip gitti içimdeki çocuk dayanamadı fırtınalara...

 

 

Neden sessizsin içimde asılı olan yalnızlık gibi,

Islatmaz mı yüreğinin duvarlarını içimdeki dalgalar...

oysa gökyüzü kadar maviyeboyamak istemişti seni,

Uçurtma uçuran çocukların sevinç nidalarında bulmak istemiştim seni,

İçteğim su, yediğim ekmek ve ağzımı tatlandıran şeker olmanı beklemiştim,

Meğer en zor olanı beklemişim ve istemişim...

deniz_kizi

Değerlime...

Bazen düşünüyorum neden benim fazla arkadaşım yok diye -_- . Ama sanırım ben ihtiyaç duymuyorum ki fazla

 

arkadaşa. En yakın arkadasım, her zaman yanımda benim annem. Arkadaş farklı biliyorum, gerçek arkadaşta çok özeldir

 

hayatınızda sizin için, yeri dolmazdır belki birçoğunuz için; ama sizi anlayan bir anneniz varsa yokluğunu aratmıyor

 

arkadaşın.

 

 

 

değerlim... Sen benim en değerlimsin. Sahip olduğum kaybetmekten korktuğum en değerli varlıksın benim hayatımda.

 

Olmadığında içimde bir parçam hep eksik sensiz. Bazen üstüme geliyor bu şehir hani bir şarkıda varya ceketimi alıp gitmek

 

geliyor içimden; ama seni burakamıyorum.

 

 

bgün benim değerlimin doğum günü ... İyi ki doğdun benim aldığım nefes kadar değerlim. Hani ben hastayken sen tüm

 

evrene bebeğim iyileşsin diye emir veriyorsun ya bende evrene emir veriyorum annemi benden almasın diye. :wub:

 

Ben doğuştan şanslı bir kızım ; çünkü harika bir annem var. Umarım herkes benim kadar şanslıdır bu konuda. Dogum

 

gününde en büyük hediyem kelimelerim. Yazmak içindekileri ifade edebilemek benim için çok önemli ve sana en büyük

 

hediyem kelimelerim... Hayatın sana da en büyük hediyesi benim biliyorum...

 

Taurusmutis 'in blogunda okumuşumtum kokuların hayatımızdaki etkilerini... Beni etkileyen en önemli koku annemin

 

kokusu, sarıldığında gögüsünde uyuttuğunda hissettiğim o koku benim için o kadar özeldir ki...

 

 

Değerlimmm bitannemmm iyiki doğdun annemm...

 

 

 

deniz_kizi

Bugünlerde derin bir boşlukta olduğumu yazıyorum sürekli heryere. Ruhum hala kurtulmak için çırpınma çabasında.Sanırım başaracak, o gerçekten çok güçlü tıpkı sahibi gibi B) . Pes etmek yok ruhum savaşmalı bazen.

 

Sıradan bir cumartesiydi benim için, taa ki anneannemmin müthiş şovuna kadar. O harika bir kadın, içinde cidden mücevherler gizli adeta. Belki beni büyüten insanlardan biri olduğu için bendeki yeri farklı, annem gibi benim için.Bütün gün birlikteydik, eski günlerini anlattı bazen güldürdü , bazen minik gözyaşları döküldü yüzümden.

 

Öğleden sonra msnde uzun süredir görüşemediğim arkadaşımla konuşuyorduk. O kadar çok şey birikmişti ki , sonunda sesli görüşmenin daha pratik olacağına karar verdik. O anlattı dinledim şasırdım, üzüldüm. Ha birde sabahki görevlerimden birisi olan çamaşırları yeni fark ettim. TAnrım annem gelmeden makineye atmam gerekiyordu. Kerim'e beklemesini ve gitmemesini söyledim. Bu arada annerneeme varsa çamaşırlarını vermesini söyledim. O da biraz bekle kızım dedi. Kerim beklemesin diye pcye geçtim ve biz kaldığımız yerden devam ettik. Arkadasım evlenmiş bebeği olmuştu. Kendimi onun yerine koyup düşünmeye başlamıştım. Hayaller içindeyken annernem geldi arkamdaki yatağa oturdu önce biz konuşmaya devam ediyorduk. Başka oda yokmuş gibi annernem arkamda soyunmaya başlamaz mı :islik: . Bende tam mail geldi ona bakıyordum, camdanda görmemişim ,soyunduğunu. Bir baktım Kerim camı kapatmış. Ne oldu dedim, canım yaşlı bir teyze soyunmaya başlayınca utandım demez mi?? :D Arkamı bi döndüm tanrım olamaz annernemm çıplak :lol: .Çamaşırlarını verecekmiş bizim hatun B) Tabi ben ölmek üzereyim kahkahadan :D

 

Anneerneee cam açık diyorum, yoo diyor perde örtük :D Anlattım, şimdi beni görmüş mü diyor hala :unsure:

Tabi Kerim'e de annlatım hikayeyi. O benim annem sorun olur mu, dedi tabi :wub:

 

 

Ne tuhaf birgün oldu benim için. ;) Gülmek için her zaman bir fırsat var aslında.

deniz_kizi

içinde kendini bulabilirsin

Bazı anlar vardır; konuşmak istemez insan, sanki içindeki sesleri dinleme zamanı gelmiştir. Dışardan sessiz görünür ama; içinde kimsenin duyamadığı

 

çığlıklar vardır. Yalnızlık peşini hiç burakmak istemez insanın böyle anlarda. Sevdalıdır kişiye delicesine. Sanki yalnızlık paylaşılmaz olur böyle anlarda.

 

Kıskanılan bir sevgili misali. Herşeyde biraz yalnızlık biraz çaresizlik vardır sanki. Dalından kopup düşen bir yaprakta bile kendini arar böyle anlarda

 

insan.

 

Bende böyle bir anlardaydım bir süredir. Öyleki hayatımın en değerli parçası bile tanıyamıyor kızını. Noluyor benim kızıma diyor; lütfen cadılığına geri

 

dönüş yapsın büyü bozulmasın diyor gözlerime bakarken, Her defasında içinden yaşlar süzülüyor, görebiliyorum anne; çünkü benimde yüreğime o

 

yşalrdan dökülüyor.Sende görebiliyorsun anne biliyorum, belki bu yüzden senin içine dökülen bu yaşlar. İçimde bir sızı var anne, bir boşluk var

 

kapatamıyorum.Üzülne lütfen geçecek sende biliyorsun,güçlü bir kızın var senin. Öylesine güçlü ki seni bile büyütüyor beraberinde.Sen onunla

 

büyüyürsun farkında olmadan.Gözyaşlarım dışarı çıkabilir anne, gözlerime bak neden diye sorma olur mu? Büyüdükçe ağır geliyor bazen bu düşmeler,

 

canım daha çok acıyor sanki.

 

İşte böyle bir sabahtı yine uyandığımda.İhtiyacım olan bir avuç gücü annemde bulamıyordum o da güçsüz düşmüştü benimle beraber belki onunda

 

benden başka gözyaşları vardı içinde, hani şu kimselere verilemeyen hüzünler doğurmuştu onları. İstedigim sadece bir avuç güç verebilecek birisiydi.

 

Bağırdışımda sesimi duyabilecek birisiydi. Vardı öyle birisi; en kötü anında beni yanında bulurdu o. Üstelik onun en mutlu günüydü; nişanlanmıştı ve beni

 

de sadece mesajla çağırmıştı.Yalnızlığım bir çığ oldu içimde birden bire büyüdü. Nasıl birşeydi en kötü anında yanında bulunduğum herşeyimle destek

 

olduğum Ve ölmek isterken onu yaşama bağlayan beni unutmuş muydu?

 

Sen böyle bir anda uzaklardaki sesim oldun. Her konuştuğumda içimdeki çocuk çıklık attı lütfen duy beni artık. Güçsüzlüğümü belli edemem sana, sen

 

üzülürsün duygusalsın. Ben sen farkında olmadan güç buluyorum zaten. Senin içten canımmmmmmmmmların yetiyor bana ta uzaklardan gönderdiğin.

 

ÇÜnkü sen içimdeki sesleri duyabiliyorsun. Neden demiyorsun, sorgulamıyorsun.

 

İçinde kendini bulacaksın. Ben burdayım diyeceksin hemde bu yazının en güzel yerinde.

deniz_kizi

Küçük bir bedenin kocaman bir ruha yataklık ettiğini duymuştum. Acaba diyorum benim bedenim küçücük olmadıgı için mi ruhum dar geliyordu, acaba zayıflayınca ruhumda mı rahatlayacaktı. Ya ne ters bir orantıydı böyle bu. -_- Tam tersi olması gerekmiyor muydu? Ruhum nasıl daracık bir bedende rahat olabilirdi, nasıl sıgabilirdi ki :islik: İnsanın kendisiyle dalga geçmesi de ayrı bir güzel bee.

 

Boşluğa düşmüştü ruhum bedenimde. Çıkmaz sokaklara girmiş ve her geri dönüşlerde biraz daha yorulmuştu. Sonunda bilmediği yollar arasında kaybolmaktansa, belki de bu yüzden boşluğa düşmeyi tercih etti. Nasıl bir histi bu ne hissediyordum yoksa hissiz miydim bugün? Ne hissedebilceğimi bile bilmiyor muydum? Tüm hislerim birbirine karışıp kördüğüm olmuştu sanki. Gülmek ve ağlamak arasında, kızgınlık ve umursamazlıklar arasında, kabullenememek ve unutmak, çığlıklar atmak ve susmak arasında belkide kayboldu ruhum. Çelişkiler arasında boğuluyordu adeta.

 

Müzik ruhun gıdası mıydı ? Hayır benim ruhumu besleyemiyordu ki. Dinlediğim şarkılar peşinden sürükleyip götürüyordu çıkmazlara ruhumu. Neden böyle olmuştu, neden bukadar güçsüz ve yorgun düşmüştü. İçimdeki nedenleri tatmin edebileceğim <ÇÜNKÜ>leri saklandıkları yerlerden çıkarmaktan mı yorulmuştu ruhum.

 

Dalga misali kayalara çarpıyor ve her defasında sanki yeni parçalara ayrılıyordu. Deniz durulur muydu, kurdurmuş dalgalar sakinleşir miydi?İçimdeki deniz durulaşacak, durgunlaşacaktı. Ama belki de ihtiyacı olan sadece <Zaman>dı, birazcık zaman.

 

Bu şehri mi sana benziyordu, yoksa sen mi bu şehre benziyordun karar veremezdim eskiden.

Gökyüzündeki bulutlar yağmuru içinde sakladığında, seni görürdüm onlarda; sende gözyaşlarını içinde saklardın kimseler görmesin diye.

Sokak lambalarının altında seni arardı gözlerim, sararmış yapraklar arasında.

Şimdide arıyorum ; çünkü ben yüreğim her daraldığında, her düştüğüm boşluklarda sana koşardım.Şimdi de daralıyor ruhum, çıkmazlarda arasında kayboluyor.Artık sana benzettiğim bu şehrin sokaklarında bulamıyorum seni. Ruhum daralsa da koşamam sana. Enkazlarda altında kalsada ruhum artık bulamam seni.

 

Artık benzemiyor bu şehir sana, belkide sen bir yabancısın bu şehir için artık.

 

Yağmur başlamıştı sanki ona da dar gelmişti bulutlar, ruhumun bedenime dar geldiği gibi.

deniz_kizi

Bugün farklı başlamak istedim güne, herzamanki kahvem ve gazetem yerine eskis gibi çizgi filmleri izlemeyi tercih

 

ettim. Zaten diger kanalların birçogunu izlemek gibi bir hata yaparsanız tüm pskilojiniz alt üst oluyor.Hergün aynı;

 

tecavüzler, çocukların cinsel istismara ugraması, kacırılması, öldürülmesi...

 

Fedric adında daha önce izlemediğim bir çizgi filme kaptırdım kendim. Yaa nasıl güzel yapılmıştı. Tabi benim favorim

 

Beverly Hills en sevdiğim çizgi filmdi. Sabah izlediğim de hiç fena değildi ve bir söze takılı kaldım bütün gün :

 

8 yaşındaysanız ve aşıksanız hayat gerçekten güzel.

 

Sonra düşündüm, 8 yaşındayken benim de bir aşkım vardı :wub: Ne kadar çocuksu ve ne kadar güzeldi.İlkokul ikinci

 

sınıfta başlamıştı. Okul onunla sanki daha güzeldi. Pikniklerde herkes on kişilik gruplar oluştururken biz ikimiz başkasını

 

istemiyorduk -_- . Derslerde tek beklediğimiz tenefüslerdi, ne güzeldi oynanan oyunlar,Evet bende o zaman 8 yaşında

 

ve aşıktım, hayat ne kadar da güzeldi o zaman...

 

Artık sekiz yaşında değildim, hayat yine güzeldi ama güzel olduğu kadar da acıtıyordu. Aşk kavramları büyüdükçe

 

değişiyordu beynimde, neydi aşk? Neden sekiz yaşındaki gibi güzel kalmıyordu. Sorumluluklar mı artmıştı, insanlar mı

 

değişmişti, hayat mı bu hale getirmişti aşkı?

deniz_kizi

Yüreğime Dökülen Yapraklar

2982229mdaq7.jpg

 

İçimdeki karmaşıklığı en güzel simgeleyen mevsimdi sonbahar. Birbirimize ne kadar da çok benziyorduk onunla.

 

Kışı bekleyen bulutlar, bulutların ardından yaprakları peşinden sürükleyen bir rüzgâr… Kışı bekleyen bulutlara ve

 

sürükleyici rüzgâra meydan okuyan bir güneş. Ve ansızın güneşin yenilgisini dile getiren bir yağmur…

 

Bu sabah yine rüzgâra yenik düşmüştü güneş. İzin vermiyordu bulutlar, yer yoktu adeta güneşe. Güçsüz yaprakları

 

dallarından koparıp alıp götürüyordu. Rüzgâr estikçe haykırıyordum içimden ona. Kimselere veremediğim, saklayıp raflara

 

kaldıramadığım hüzünlerimi de al götür rüzgâr, savur onları kalmasın içimde. Dağıtsaydın içimdeki yaprakları, birikip

 

gazeller oluşmasaydı. Neyi merak ediyorsun rüzgâr nedir bu sorgulaman, neden mi dökülüyor bu yapraklar içime?

 

İçimdeki ağaçları hangi rüzgârlar çıplak bırakmıştı, vakitsiz karlar mı yağmıştı çırılçıplak ağaçlarıma. Soru sorma rüzgâr

 

sadece savur yüreğime dökülen yaprakları. Yüreğimden bir şey kopmuştu dökülen yapraklara eşlik edercesine.

 

Aldanmıştım, aldanışım kırgınlıklara dönüşmüştü ve belki bu yüzdendi yüreğime dökülen yapraklar. Ve yağmur başladı.

 

Yüreğime dökülen yapraklara dayanamadı gökyüzü, kim bilir tutamadı gözyaşlarını. Her bir yağmur damlası içimi daha da

 

çok acıtıyordu.

 

Sonbahar kadar karışıktım aslında. Dökülen yapraklar inadına bir yanımda güneş açabiliyordu. Bir yanda yağmura

 

eşlik eden gözyaşlarım vardı benim, bir yanda güneşe gülümseyen gözlerim. Mevsim yaz olsa bile içimde bir yerlere

 

yapraklar dökülüyordu.

deniz_kizi

Hayatımızdaki Dengeler

Düşünüyorum da insanın hayatında denge kurması gereken ne çok şey var. Bir terazi misali; bir gram fazla koymamak gerek bir tarafa ya da bir gram eksik olmamalı bir taraf diğer taraftan. Peki, bir taraf diğer taraftan fazla ya da eksik gelirse terazinin dengesi bozulursa, dengeyi yeniden sağlayabilmek o kadar basit mi hayat terazimizde?

 

 

Lisedeyken fizik derslerini hiç sevmezdim. Hele de, konumuz dengelerse. Bir çubuğun üzerindeki minicik bir yerdeki dengeyi bulabilmek ne kadar zor gelirdi. Cisimler ve bu cisimlere uygulanan kuvvetler üzerine değişen dengeleri bulmak hep zor gelirdi bana. Çubuk üzerindeki dengeleri kurmak zor gelirken gerçek hayatımdaki dengeleri kurabilmek o kadar kolay mıydı yani? Ya hayatımdaki dengeleri değiştiren kişiler ve onların benim dengelerime uyguladıkları kuvvetler? Bozulan dengelerim ve karışan duygularım için, bir iki formülle yeniden eski dengelerimi bulabilir miyim?

 

denge.jpg

Çocukken sadece oyuncaklarım arasında bir denge kurmam gerekiyordu. Hangi oyuncağımı daha fazla seviyordum hangisiyle fazla oynuyordum? Büyüdükçe zorlaştı bu dengelerim. Çünkü sorumluluklarım artmış, ilişkilerim farklılıklaşmıştı. İnsanları tanıdıkça sürekli değişen dengeler içinde olduğumu hissetmeye başladım. Üzüldüğümde, içimde bir avuç mutluluğu hissettiğimde, aldandığımda, aldattığımda, özlediğimde, kıskandığımda… V.s. sürekli değişiyor ve gittikçe zorlaşıyordu dengelerim.

 

Ben küçük bir kızken, annem hep yakınırdı, ne zor şu hayatın dengesini sağlayabilmek. O zaman bilmiyordum neydi o denge, ne işe yarardı, neden zordu ve neden bazen benim annemi üzüyordu. Annemi üzdüğü için kötü bir şey olabilir miydi? Zaman geçtikçe annemi daha iyi anlıyordum. Hayatımı oluşturan kişiler, olaylar, eşyalar arasındaki dengeleri kurmak bazen çok zordu. Hele de bu dengelerin alt üst olduğu zamanlarda her şeyi bırakıp kaçmak istediğim anlar en zoruydu benim için. Ama kaçmak da çözüm değildi. Yeniden dengeleri kurmam gereken formülleri bulmam gerekiyordu. Benim dengelerimi etkileyen kuvvetleri eşitlemem gerekiyordu. Bazen zor da olsa dengelemek gerekiyordu hayatı.

 

Peki ya sizin hayatınızdaki dengeler?

deniz_kizi

İÇİMDEN SESLER KOROSU

İçimde bana ait olan kaç insancık var ? Tanıdığım birkaç ses var ve bunlara eklenen yeni sesler...Bu farklı sesler bir araya geldiğinde ve her birinden aynı anda farklı bir ses çıktığı için ben onlara içimndeki sesler korosu diyorum. Bazen onları susturmaya çalışırken etraftakiler de bakıyor bu kız deli midir nedir :D diye.

 

İçimdeki sesler korosunun en bilinen üyeleri şöyle :

 

1.Pasaklı Pakize Hanım, tembel ve dağınıklık onun en bilinen özelliği. :D Onun yüzünden evde fırtınalar kopuyor annemle aramızda. Tam odamı toplayacakken karşıma çıkıyor, sloganı basit: "BURAK DAĞINIK KALSIN" .Ama diyorum pasaklı pakize hanım annem kızar benim toplamam gerek nasıl olsa geri dağıtacaksın diyor ve bende ona uyuyorum.

 

2.Kıskanç Raziye Hanım, kendinden üstün hiç kimseye katlanamıyor hanımefendi. Öyle bir kıskançlık görülmemiştir yani.İçimden sesler korosunun diğer üyelerini bile kıskanıyor onlarla birlikte yaşadığı halde. En güzel fikirler ondan çıkmalı her zaman yoksa diğerlerini kıskanmaktan ölür kendisi. Kıskançlığından dolayı sesini en çok duyduğum üye o olduğu için bende biraz kıskanç biriyim sanırım.

 

3.Süslü Şaziye Hanım, koronun en süslü üyesi. Herşey uyumlu olmalı, estetik açıdan göze güzel görünmeli onun için. Süsü püsü asla eksik olmayan üyemiz Çoğu zaman anlaşamayız kendisiyle özellikle de hep birşeyler seçerken çıkar karşıma onu alma bunu al, kolay kolay da beğenmez kendisi.

 

4.Kararsız Kadriye Hanım, herşeyi ölçer tartar, olumlu - olumsuz yönler, faydalı- zararlı taraflar... Derken başlar bir kararsızlık. Ne zaman önemli bir karar verecek olsam karşımda öyle yapma şöyle olabilir, şöyle yaparsan şu sonuç olabilir, en iyisi böyle yap ... Beni de sürükler bir rüzgar misali.

 

İçimdeki sesler korosunun en belirgin üyeleri bunlardı. Ama geçen gece yalnız odamda oturken bir baktım karşımda tanımadığım bir üye daha. Sende kimsin dedim? Bende koronun üyelerinden biriyim, sen hep demokrasi var sanıyorsun içindeki sesler korosunda ama öyle degil aslında, diyor bana. Kafam karışık, peki kimsin?, diyorum. Zamanla tanırsın beni diyor...

 

deniz_kizi

Günah Keçisi...

İşletme bölümünün en sevdigim derslerinden birisi olan yönetim muhasebesi dersi yüzünden yaz okuluna kalmıştım.Bütün bir yaz okulda kalmak gerçekten berbat bir durumdu benim için.Belki de bu yüzden tatile gidenlerden, yanıp gelenlerden ve birde en güzeli denizin sesini bana duyurarak "şuan nerdeyim tahmin et "diyenlere ekstra gıcık oluyorum :D . Neden? Çünkü ben bu yıl aşık olduğum denizde yüzemedim.

 

Yaz okulu boyunca iki arkadaş aynı evde kaldık.Her ne kadar evde birlikte vakit geçiremesek bile ev arkadaşıydık geçici bir dönem için.Geçenlerde arkadaşımın annesi kızını özlemiş ve yanımızda kalmaya gelmişti.Biz evde yokken yaşlı teyzemiz sıkılmış ve kaldıgımız evin tam karşısındaki komşuya oturmaya gitmiş.Tabi dedikodu olmadan olur mu olmaz elbette. Laf lafı açmış, derken komşu, sizin kızlardan birisini mutfakta ben bir oğlanla öpüşürken gördüm, demiş.Yaşlı teyzemiz şok geçirmiş vaziyette sormuş:

 

-"Kız zayıf mıydı biraz kilolu muyudu?"

Komşumuz:

-"Valla, akşamdı göremedim."

 

Teyzemiz kafası allak bullak eve gelmiş ve kızına sormuş:

-"Karşı Penpe hanım seni görmüş mutfakta oğlanın biriyle öpüşürken :angry: "

-"Anne benim sevgilim yok yaa o Yeşim'in sevgilisi, ben evde yokken gelmiştir."(Günah keçisi ben yani tamamen, bilse kızının geceleri anlattığı masalları. :D )

 

Ev arkadaşım beni günah keçisi yaptığını tabi bana söylemeyi unuttu. Ertesi sabah erken işe gitmiş ve teyzemle biz evdeyiz birlikte kahvaltı yapıyoruz.Teyzem bana tuhaf tuhaf bakıyor.Ya düşünüyorum bir gün önce tüm sevecen ve annelik duygularıyla bana bakan kadına ne oldu bugün ??Ben öyle düşünrken teyzemiz tuhaf ve aynı oranda kızgın bakışlarıyla :

 

-"Bak kızım daha gençsin, erken ne gerek var. Hem zararlı hem günah kızım."

Haydaaaaa. Ne diyor bu teyze.Düşünüyorum ne olabilir, nedir zararlı erken???Hımm, sanırım geçen gece sigara içerken gördü beni.Ben biraz mahçup:

-"Evet teyzecim yaaa zararlı olduğunu biliyorum; ama alışkanlık işte.Napiyim zevk de veriyor bana". :D:D:D

 

Teyzemiz ekstra şok geçirdi. Utanmaza bak der gibi baktı suratıma.Yaaa diyorum çok içmiyorum ki ben, hem altı üstü sigara zararı bana.Düşündüm birden en iyisi evi akşama kadar terk etmek.

Akşam eve gelmeden arkadaşımla buluştuk.

 

-"Yaa Nurgül, teyze bana... söyledi ve tavırları değişti noluyor ?"

-"Yeşimmmmmmmm! Pot kırmadın demi, ne dedin?"

-Yaa ne potu ne kırması ?? Altı üstü sigara ya ne var büyütecek?"

-Ya, Memet'le beni görmüşler mutfakta, annem biliyosun yaşlı ve böyle bir durumun anlatıtlır kısmı yok onun için bende suçu sana attım ve söylemeyi unuttum."

-"İnanmıyorummm. Ben bir de zevk alıyorum dedim sigaradan bahsediyoruz diye. :D:D

-"Artık sen kötü bir kızsın :D ."

 

Artık aramızda sigara espri konusu oldu.

 

Sigara içen :D varmı??

deniz_kizi

unutamayacağım bir yer...

Geçen hafta Hakkariye'ye gitmiştim. Şimdi bir evin bir kızını nasıl gönderdiler diye bir soru olabilir.Tabi çok kolay olmadı ama annem arkadaşlarımı tanıyordu beni ne kadar sevdiklerini gördü ve biraz korkarak tamam dedi gidebilirsin, ama tabi gittiğimin ikinici günü yeşooo gelsen yaa artık ben korkuyorum :D demeye başladı. Gittiğimde ilk fark ettiğim bu şehirde trafik ışıklarının olmamasıydı, caddelerin hiçbirinde yoktu .Ya dedim nasıl oluyor. Trafik yoğun değil ki; kırmızı ışık yansa neden bekleyelim ki dediler. Sonra elimdeki çöpleri atmak için çöp kovası aradığımda gördüm ki boşuna arıyorum -_- . Terk edilmişti kendi haline burakılmıştı bu şehir. Ama halkı aldırmıyordu ki bu terk edilişlere.Onlar mutlu olabilmeyi herşeye ragmen hayata sarılmayı biliyordu çünkü.

O kadar sıcak insanlarla tanışmıştım ki. Kendi memleketimdeki insanlar bu kadar sıcak olamazdı benim için. İçtenlikleri o kadar güzel gelmişti ki.Bu sıcaklık şaşırtmıştı beni.Bazen anlayamıyordum çünkü onlar farklı bir dili konuşuyorlardı ama yine de sorun degildi farklı dilde konuştugumuz.Arkadaşım Ercan'ın annesi türkçe bilmiyordu ama biz çok sevmiştik birbirimizi :wub: .

Bu sıcak insanlar arasında birde çok sevdiğim bir çocuk tanıdım. Adı Berat'tı.Hayatımda ilk kez bu kadar sevimli bir cocuk gördüm.İLK gördüğü anda sarıldı bana, gidene kadar da en yakın arkadaşım, sevgilim oldu benim.Birgün hatta bana senin evin yoktur dedi, bende yok ki dedim. Bizde kal benim yatağım var dedi. :wub: Bir gece beraber uyuduk oanda hissettim ki bir çocuğun sıcaklığını ve katıksız sevgisini hissetmek dünyanın en güzel duygusuydu. Ona sarılırken ilk kez benimde bir çocuğum olsun ama Berat gibi olsun dedim. :wub:

Benim için hiç unutamadığım bir hafta ve unutamayacağım biryerdi. O sıcak insanları tanıdığım için öyle mutlu oldum ki.

Herşey için yeniden teşekkür ederim .

deniz_kizi

hep korkarım...

Aynı dili konuşuyoruz bizi çevreleyen kişilerle.Ama bazen anlatamayız kendimizi, dış çevremizi oluşturan kişilere.İfade edemeyiz içimizdekileri.Biz siyahı anlatırız; ama karşımızdaki gri anlar, hatta öyle bir an gelir ki beyaz der bizim anlattığımız siyaha.Aynı dili konuşmak yetmeyebilir bazen. Yanlış anlaşılmalar bizi ve karşımızdakileri üzer, biz farkına varamadan.

 

Hep korkarım yanlış anlaşılmaktan.Neden, derim ? Ben öyle düsünmemiştim ki oysdaki. Kelimeler mi yanlış ifade etmişti yoksa? Bugün korktuğum şey başıma geldi.Sevdiğim, saygı duyduğum birisi, beni yanlış anlamıştı.Belki ben yanlış anlatmıştım kendimi.Yanlış anladıgını düsünmemişti başlangıçta beni, bunu o kadar serr dile getirmişti ki ... Belki de en çok kırıldığım buydu? Tepkisi ben şok etkisi yarattı. ben mi yanlış anlattım, o mu yanlış anladı bilmiyorum.Ama kırılmıştım.Belki de sevdiğim için kırıldım,belki değer vermesem beni bu kadar kırmazdı bu sert tepkisi.

 

Böyle düşünmeni, böyle hissetmeni istemezdim gerçekten. Dedim ya hep korkarım beni, karşımdakinin beni yanlış anlamasından...

deniz_kizi

gelişmiş bir köy aslında ...

Az önce dolmuştaki konuşmaları dinlerken aklımdan geçen ilk şey şu oldu" Bunları hemenncecik yazmam gerek." :D

 

Çarşıdan eve gelirken, ancak burda bir dipnot geçmem gerecek. Bu çarşı gözünüzde büyümesin, öyle uçsuz bucaksız bir yer değil, dedim ya burası aslında minik bir köy. Çarşının tamamını tam olarak eger sallana sallana gezerim ben diyenlerdenseniz bu sizin tam olarak 15 dk. alacak, yok ben hızlı biriyim diyorsanız bu sizin 10 dk. alacaktır. Yani düşünün böyle bir çarşı işte. Bende bu kocaman kaybolduğum çarşıdan eve gelirken sıcak diye yürümeye üşendiğim için dolmuşa bindim. Bir de burda dolmuşlar öyle hemen gitmez bekliyorsunuz, öyle işinize gelirse. :D İşte dolmuşun kalkmasına 10 dk. kala bir teyze anlatmaya başladı. Teyzem yıllardır Aksarayda bir köyde yaşıyor ve bu köy de şehre tam yarım saat uzaklıkta ve zavallı ilk kez geliyor çarşıya ve soruyor bizim babayiğit şöföre:

- "Abi, beni mahkemede indir.( Sonra öğreniyoruz ki adliyede inmek istiyormuş teyzem.) Gızımı gocası dövmüşş. Bizim herifte oğlana ceza vermesinler diye, ben babasıyım ben dövdüm demiş. Hakim bey de ceza vermiş benim herife. 3 milyar, sonra benim herif nerde ödesin bu cezayı. Yeniden gitmiş demiş hakime ben dövmem hakimim, damat gızı dövmüş. Bende o genç ceza almasın diye gendim üstlendim suçu.

Hakim demiş bu sefer" Kızının dövülmesine göz yumduğun için cezayı artırabilirim."

Haa bu olayı polisler gördüğü için ve tam olarak anlatmadıkları için kabak bizim amcaya patlamış.

Teyzem bir anlatıyor ki orda olmak lazım, görmek lazım o konuşmaları.

Sonra bizim babacan şöförden olaya son nokta geliyor. Eee kadın sen kendi kızının dövülmesine nasıl razısın, nasıl anasın sen böyle. İyi yapmış hakim, az bile sana da vermeli aslında bir ceza.

 

Evet anadoludan böyle bir hikaye gibi bir gerçek işte. Çok uzakalra doğuya gitmeye gerek yok aslında birçok şehirde böyle bir durumla karşılaşabilirsiniz. Şuan ögrenci evinde meraklı bir komşum var. Zavallı kadının tek gözü kör olmuş. neden mi? Şimdi söyleyince siz göreceksiniz. İki yıl önce bu komşumuz yeni gelin olmuş. Gözünde hep ağrı varmış. bizim bilgili kaynana sarımsak iyi gelir gızım sürek hemencik geçer, alır ağrını sızını demiş.( Tabi yazarken onların dilinden tam olarak yazamıyorum.) Sonra ağrı arttıkça sürmüşler sarımsak bağlamışlar. Bizim komşuda yeni gelin ya yazık sesi çıkmaz korkudan. Böyle her agrıda, sızıda göze bir sarımsak olay bitmiştir. Geçmiş bir yıl .Derken birgün gelinin gözünden kan gelmiş. Meğerse göz tansiyonu varmış bizim gelinde. Tabi tedavi olmadığı için, tansiyon yükselmiş yükselmiş sonunda damarlar patlamış. Şimdi tek göze çare yok o kör artık görmüyor. Haftada iki kere Ankara'ya gidiyor zavallı, diğer göze geçmesin diye. İşte bu hikaye köyden bile degil. Şehrin tam içinde yaşanan bir hikaye. Ve bu körlüğün sebebi de CAHİLLİK. Çünkü burası yudumun ihmal edilmiş köşelerinden birisi Aksaray..

deniz_kizi

muhasebe ve ben

muhasebe kadar gereksiz bir ders görmedim -_- .hayır yani ne gerek var harcama yapılmış giden gitmiş onu kaydetsen ne olur kaydetmesen ne olur :D yani yapılan harcama geri gelecek yani kayıt yapınca. bir de bu kayıtların çeşitleri var öyle sen istediğin gibi kenarını köşesini süsleyip yapamazsın bu kayıtları. bir 7/a sı var bu işin bir de 7/b si :P ikisinden birini seçiyorsun ona göre. birisi çesit esasına göre birisi fonksiyonuna göreymiş. sanik ne gerekse. ha birde bu muhasebenin çeşitleri yok yönetimi yok envanteri yok maliyet muhasebesi yok şirketleri (sanki ben şirket kuracam da)... öyle tek başına bir ders değil bu yani. kolay kurtulamıyorsun öyle bir yılda. her yıl başında yani.

 

işin komiği annem de muhasebeci :D . ee bu konuda çekmemişim ben napiim. hayır gereği yokki iş bitmiş alınan alınmış satılan satılmış hani sani kaydetsen ne olucak yani -_- .bir de bizim tabi muhasebe hocamız var. aslında muhabet ederken seviyorum yaa. ama sınav gelince of hocam diyor çok mu aradın bu soruları. :D

 

sevmiyorum ben mu dersi. bir de sırf bu ders yüzünden yazın da okul ohh ne güzel. gereksiz işte ben hep söylüyorum kaldıralım bu dersi :D .ama dinleyen kim. sakal mı buraksam işe yarar mı? :P

deniz_kizi

tsunami

1123944978bghost3nm8.jpg

 

 

 

TSUNAMI

 

HATIRLIYORUNUZ BU KELİMEYİ DEĞİL Mİ?

 

BIR ZAMANLAR ÇOK MODA İDİ.

 

HER DEPREMDE TSUNMAI KAÇINILMAZ KONU IDI..DEPREM VE TSUNAMI AYRILMAZ IKILI BILE OLDULAR BİR ARA

 

HADI HAYATLARIMIZA UYGULALAYALIM BUNU....

 

SAKİNDİR YAŞANTIMIZ... GÜNLÜK UĞRAŞLAR İÇİNDEYİZ SIRADAN...

 

YAŞAMIMIZDA BİR DEPREM VE TSUNAMI OLABİLİRMİ?

 

KESİNLİKLE BİRİNİZ YAŞAMIŞSINIDIR BUNUN DA ADI KONMAMIŞTIR...........

 

HANGİ KONUMDA OLURSANIZ OLUN...ADINIZ NE OLURSA OLSUN...NE KADAR BEN ZORUMDA DESENİZ..GERÇEK

 

KAÇINILMAZ DEPREM BÖLGESİNDESİNİZDİR.

 

BİR GÜN O SARSINTIYI HİSSEDERSİNİZ..GELMİŞTİR...

 

ONUN GELIŞİNİ HİSSETTİRECEK ALET İCAT EDİLMEMİŞTİR DAHA İCAT EDEBİLİR Mİ ONU DA BİLMİYORUM.

 

O GELIR VE TITRETIR BIZI........

 

O KADARLA DA KALMAZ.......

 

DAHA TSUNAMISI VARDIR....

 

BILIYORMUSUNUZ?

 

KARAR ONA AİTTİR.....

 

BİZİ NE KADAR HIRPALAYACAĞI.........

 

BELKİ ÖLDÜRECEK, BELKİ KOYNUNA SOKACAK BİR TSUNAMI...

 

ELLERİNDE ÖLEBİLECEĞİM BİR TSUNAMIYI ÇOK ÖZLÜYORUM.

 

Güzel yazısını kendi bloguna yazmadan, bana gönderen pikodaya teşekkür ederdim. :clover:

deniz_kizi

mavi gözlerindeki derinlik...

Uykulu bir sabah daha başlamıştı benim için. Sabah 8 de ders mi olur

 

yaa, nerdeyse okulda yatacam yani. Yılmaz hoca birde demiyor mu "hala uyuyorsunuz." aaa neden hocam ya saatte 12

 

ye geliyor sanki :) Uykulu olmam dışında yalan söylemekten geri kalamıyorum. Özlem sayesinde :) Hatun sevgisiyle

 

kalırken hocaya dememiş mi "hocam yaz okulu için Yeşim'LE birlikte kalıyoruz".Yani beni pinokya yaptın ya ee pes

 

Özlem yani:) Dünde öğleden sonraki derste Yılmaz hoca demez mi: " Yeşim şanslısın , yemeklerimi Özlem

 

yapıyormuş :unsure: .Dünde senin için türlü yapmış." Tabi ben ,düşünüyorum sadece adama bakıp Özlem, türlü,

 

yemek... :D Acaba diyorum bize mi geldiler ben mi hatırlamıyorum :lol: Hııı şeyy hocamm öyle Özlem çok güzel yemek

 

yapar.( Birkere de yesemde içim yanmasa -_- ) Ders sonundaki muhabet değişmiyor eee Özlem Yeşim'de bulaşık

 

yıkasın.( Hoş benim bulaşıkları pikoda yıkayacaktı en son da kendileri pek bir tembel :P ) Pİs özlem demez mi bir

 

de "hocam o tembel ya eve de geç geliyor"( yalan üstüne yalan yaa ) .

 

İşte böyle uykulu geçen bir dersten sonra eve gelmek için dolmuşa bindim.(tabi trafik dersinden kaldığım için henüz

 

ehliyet alamadım. Az kaldı artık hırsızlığa başlayacağım :chris: .) Dolmuşta tam karşımda bir dede oturuyordu. Bir an

 

özlediğim ve bir zamanlar benim için baba olan dedem geldi aklıma.Ne kadarda benziyordu ya da ben benzetmiş

 

olmalıydım. Gözleri o kadar etkilemişti ki... O kadar derin ve o kadar yorgundu ki . Masmavi derinlği vardı gözlerinin. Ve

 

düşündüm birden. "Nedendi bu mavi derinlikteki hüzün?".Alıkoyamadım kendime birden onun mavi gözlerindeki

 

derinliğe bakmaktan.Bir süre sonra anladı ona baktığımı, utandım biraz .Yanımdaki boş koltuğa oturdu."Bu mavi gözler

 

ne günler geçirdi kızım." dedi bana. Sonra yaşımı sordu. Aksaray gibi bir şehirde böyle güzel konuşabilen bir adam. Vay

 

bee dedim kendime. "Dede nedir bu mavi gözlerindeki hüzün, seni üzen dalıp uzaklara götüren nedir?"dedim. Sonra

 

kızım ben durakta ineceğim dedi.Benim durak çoktan geçti tabi. Bende iniyorum dedim.Gel dedi teyzenle sana çay

 

ikram edelim, yakın hemen şurdaki bahçeli ev benim dedi. Annem geldi aklıma; duysa öldürür kesin beni dedim korka

 

korka tamam dedecim dedim. Bahçe öylesine büyüledi ki beni, çiçekler öylesine büyüleyiciydi ki... Teyzemizde pek bir

 

şirin:) Çay içerken anlatmaya başladı:

 

"Kızım, üzülüyorum ben bu topraklar kolay kazanılmadı; ama çok kolay satılıyor.

 

Savaşlar tarih dersinde gördüğünüz kadar basit mi yaşandı?Bağımsızlık için bu ülke az mı can verdi ? Şu günlere bak,

 

bize ait herşey satılıyor bu nasıl bir hükümet, bu nasıl bir adalet? Öte taraftan çocuklar için de üzülüyorum. Torunlarıma bakıyorum,

 

bilgisayarlar, televizyonlarlar... v.s. anneleri, babaları öyle büyümedi. Sokakta oynarlardı paylaşımları, arkadaşlıkları

 

vardı. Şimdikiler bilmiyor arkadaşlığı,paylaşmayı,birlikte oynamayı ve ileride de büyük sorunlar çıkacak hayatlarında

 

küçüklükten öğrenmiyorlar ki bunları.Herşey kötüye gidiyor , insanların birbirine güveni kalmıyor.Öyle işte güzel kızım

 

teyzenle biz işte bazen konuşyoruz üzülüyoruz." dedi . Sanki anlatırken o mavi gözleri doluyordu. Başka şeyler vardı

 

söyleyemediği.Ne çok sevmiştim ben bu insanları. Uzun uzun konuştum onlarla, aslında hayat onlardı benim için ...

 

Okuduğum kitaplarda yoktu onlar...Akşam olmuştu izin istedim onlardan.Yemeğe kal dediler, gitmem gerek dedim.Yine

 

geleceğim dedim. Gel dediler, biz seni çok sevdik.

 

Bu mavi gözlerindeki derinlik beni çok etkilemişti. Ömer dedeydi bu derinliğin sahibi...

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.