Zıplanacak içerik
  • başlık
    45
  • yorum
    161
  • görüntü
    102.291

Bu blog hakkında

Neden Patates? Neden Blog???

Bu blogdaki başlıklar

Admin
blog-0183473001413856343.jpg

Pansiyon: Çingenem

Yer: Karaöz / Kumluca / Antalya

Yıl: 2006

Zakkum çiçekleriyle kaplıydı. Salaş mı salaş fakat bir o kadarda sevimli sahipleri vardı. Alçak gönüllü sevecen ve çok güzel insanlardı.

Koca bir dağın yamacında sanki kendince ben buradayım diye haykıran bir pansiyondu. Pansiyondan denize veya denizden pansiyona gitmek oldukça çetrefilli bir yürüyüş gerektiriyordu ama çok neşeli bir yürüyüş...

 

Acaba hala orada mı? merak ediyorum. Oraya yolu düşen birisi lütfen yazsın...

Admin

Anna Caterina Antonacci "Habanera" from Carmen
https://youtu.be/6qIIUvyK3PU
Atomic Fireballs - Caviar & Chitlins
http://www.youtube.com/watch?v=vxgx-iUgsGY
Bob Schneider - 40 Dogs (like Romeo and Juliet)
http://www.youtube.com/watch?v=6w5Y05f0Lig
Volver (Estrella Morente)
http://www.youtube.com/watch?v=upsF0jpz4kg
Rigoletto La Dona e mobile
Jean-Pierre Ponnelle'nin klasik fimlerden Verdi'nin trajedisinin gösterimi...
Luciano Pavarotti Mantua Dük'ü rolünde
http://www.youtube.com/watch?v=xCFEk6Y8TmM
Kothbiro - Ayub Ogada - The Constant Gardener
https://youtu.be/b0Jwf-Y1uww
Africa Calling - Ayub Ogada - Kenya
http://www.youtube.com/watch?v=RIsd8BYlYQs
What a Wonderful World - Rod Stewart
http://youtu.be/76x2pVGsaME
Edith Piaf - Non, Je ne regrette rien
http://www.youtube.com/watch?v=Q3Kvu6Kgp88
Amadou & Mariam - Je pense a toi
http://www.youtube.com/watch?v=iju1_DhH2Qs
Jason Mraz -I'm Yours (live)
http://www.youtube.com/watch?v=LYhrYHmUPn0
Kitaro - The Silk Road
https://youtu.be/ONjMiLMw66g
Shaka Zulu
https://youtu.be/-mRz1JlF87c
Stephen Marley - Mind Control
http://youtu.be/P_GUXT9_jvI
Moğollar - Selvi Boylum Al Yazmalım
http://www.youtube.com/watch?v=Q63v7xEf1Wg
Suzanne Vega - Tom's Diner
http://youtu.be/FLP6QluMlrg
Jethro Tull - Thick as a Brick
http://www.youtube.com/watch?v=toHlMD50eYY
Jolene - 'Mindy Smith Feat Dolly Parton'
http://youtu.be/tfTZwfopfPY
Terra Naomi's NEW Official "Say It's Possible"
http://www.youtube.com/watch?v=AlXlhFlHR8A
Burning Spear - Walk
http://www.youtube.com/watch?v=hocWfu-v3Mg
Biz Dünyayız, Biz Çocuklarız
http://www.youtube.com/watch?v=Glny4jSciVI
Inti Illimani - Mulata
http://www.youtube.com/watch?v=SNpASOVfiZs
El Koala - Yo Via Jase Un Corra
http://www.youtube.com/watch?v=d6C0bNDqf3Y
Gogol Bordello - Lela Pala Tute (acoustic)
http://www.youtube.com/watch?v=Zpzz9-qW1q0

Admin

Karmaşık bir iş bu, hiç beklenmedik dönüşler, düşüşler, çıkışlar içeriyor. Neden öyle olduğunu anlamadığınız bir çok olayı yaşıyorsunuz, belki de anlamamak için çaba sarf ediyorsunuz kim bilebilir. Sonuçta birlikteliğiniz devam ediyor ve çok mutlu hissediyorsunuz.

 

Birden üstünüzdeki ilginin bıkgınlığını yaşıyorsunuz. Yaşadığınız bıkgınlık, anlatılmaz bir hal alıyor. Öyleki baktığınız her yerde o ilgiyi görüyorsunuz.

 

O gün geliyor: yatağa yaklaşırken onun vücudunun çok kıvrak bir yılan vücudu gibi sağa ve sola kıvrıldığını ve onun içindeki arzuyu vücudunda oluşan her kıvrıma yansıttığını fark ediyorsunuz. uzandığınız yatakta sırtınıza dokunuyor, dokunduğu anda içinizden o dokunuşun ne olduğunu ve size neye malolacağını bildiğinizin farkına varıyorsunuz. Hafifçe başınızı çevirerek gözleriniz kapalı onu hissediyorsunuz, gözlerinizi yavaşça açarken birden onun sıcak nefesini burnunuzun hemen üstünde hissederken karanlık çöküyor odaya çünkü o soruyu sorduğunuzun farkına varıyor. Birden sıcak nefes, dağlardan gelen o artazyen sularının soğukluğunda vücudunuzun her kıvrımına çarparak ayak parmaklarınızdan dünyanın öteki ucuna doğru yönleniyor.

 

Sorunun ne olduğunu merak ediyorsunuz değil mi?

 

'Seni özlemem için bana fırsat verirmisin lütfen'

 

31.gif

Admin

Vancouver - Kanada Kış Olimpiyatları açılışını seyrederken Kanada'nın o zengin kültürel yapısını yansıtması beni o kadar etkiledi ki kendi içimde birçok parçaya ve farklılığa büründüm ve anlamaya çalıştım.

 

Nedir bu kültürel zenginlik, nasıl onere edilir ve yaşatılmaya çalışılır? Kim bu zenginliği anlayabilir veya onore eder?

 

Nasıl bir insandır? Hoşgören, anlamaya çalışan, onore eden, yaşatan ve saygın bir bakış açısı ile onu kabul eden???

 

Her Wetsuweten insanı ayağını yere vurduğunda yanındaki Klallam insanı onunla çoştu, oldu, paylaştı ve ışınlandı.

 

Zenginlik renklere yansıdı, yansıyan renk kendi içinde bir dönüşüme uğrayarak doğanın bir parçası oldu ve bir balinanın gövdesinden başka bir formda geri döndü ve bizi aynı çoşku ve anlayışla selamladı.

 

Belki de geri dönen renk değildi, başka bir anlayışın başka bir birlikteliğin olası yansıması idi.

 

Sonra Fidler ortaya çıktı (Fidle Müziği)... Ay'a yansıyan gölgesi ile kendini aşan belki de pelerinindeki açıklıktan kemanın tellerindeki Fidle tınılarını getiriyordu.

 

Sorunda buradaydı ben anlamıyordum, hoş görmüyordum, öğrenmeye çalışmıyordum, birlikte de olmakta istemiyordum, aslında hala ne istediğimide bilmiyordum. Ama bir gün öğreneceğim diyebilmeyi istiyordum fakat onu da kendi kendime becerebilir miyim diye düşünmüyordum da değil hani..!

 

Uzun geçecek bu yolculuk, uzun..! Öyle hissediyorum, bu uzunluk beni de gerecek sizi de..! Belki de bir Fidler da bize lazım..!

 

Hadi Fidler çık ortaya. Arkam yanım önüm arkam SOBE. Hadi çık ortaya...

 

Saygılar :)

Admin

Neden böyle oluyor diye düşünüyorsunuz? Acaba önceden farkına varsaydın ne değişir di sorusu geliyor aklına..!

Onuda bir çırpıda kendine uyduruveriyor ve uzun atlayarak bir çırpıda kendi haklılığında kayboluveriyorsun.

 

Nedendir bilinmez bu toplumumuzda yaygın bir olay gibi geliyor bana.

Ölmeden, gitmeden veya terk etmeden güzelliklerin, saygınlıkların veya başarıların farkına varmak istemiyoruz..!

 

Şımarık bir yapımız mı var! Yoksa kendimizi küçük düşürmekten mi korkuyoruz! yoksa yoksa bilinmeyen nedenler buradada mı etkin oluyor.

 

Acaba bu sorunda da yabancı parmağı mı var dersiniz!

 

Vardır vardır. çaktırmadan bizi bunu yapmaya zorlamışlardır. Belkide içtiğimiz çorba, çorba değildir..!

 

Düşünün bakalım..!

 

 

Admin

Başlık güzeldi değil mi? Evet öyle bir insanla yaşamak ne kadar zor hiç düşündünüz mü?

 

Size bir alıntı yapacağım, bu alıntı bir filmin tanıtımında geçmişti ama filmin ismini hatırlamıyorum:

 

You can live your whole life and never know who you are until you see the world through the eyes of others...

 

Türkçesi: Dünyayı başkalarının gözünden görene kadar bütün yaşamını kim olduğunu bilmeden yaşayabilirsin..

 

Özellikle kendime baktığımda gerçekten o kadar ihtiyacımız varki bu alıntıya sadece denemek bile size bir çok şey kazandıracak ve herzaman gördüğünüz şeyleri değiştirecek.

 

Herzaman gittiğim yerlere, hiç tanımadığım veya daha yeni tanıştığım insanlarla gittiğimde ve onların gözü ile o herzamanki çevreye baktığımda inanılmaz haz duyduğumu belirtmek istiyorum. Hiç farkına varmadıklarımın yanında farkına varıpta öyle bir açının olamayabileceğini düşündüğüm durumlar bile olmuştur.

 

En önemlisi bu yolla insanları daha iyi anladım, onlara daha çok değer verdim. Özellikle daha önce anlamadığım ve tek taraflı bakış açımla devamlı eleştirdiğim şeyler daha sonra anlaşılır ve birlikte yaşanabilir olmaya başladı. Bu alışkanlıkla ilgili bir şey değil tamamen başkalarını gözü ile aynı şeye baktığımda gördüğüm şeyler nedeni ile olanlar.

 

Lütfen bir defa da olsa çevrenize bakın ve dünyaya başkalarının gözünden bakmaya çalışın... smile.gif deneyin bir şey kaybetmezsiniz...

 

Saygılar

Admin

Yaşam=Aşk=Ölüm

Denklem veya formül böyle kurulmuş.


Denklemi kuran bilinmiyor!

Denklemi kuranı görende bilinmiyor!

Yaşamın her basamağında karşınıza çıkan aşk yaşamınız üzerinde etkilimi-etkisizmi onuda kendi kendinize sormanız gerekirken ağlamaktan veya ağlamaya itilmekten bir türlü düşünemiyorsunuz. Gittikçe daralan tünelde kendi içinizde karşılık bekleyen sorular dururken kendi dışınıza angaje olup böylece devam ederek ölmeyi beklediğiniz söyleniyor ve bunu çok akıllı birisi söylemişti diyeceğiniz bir durum ortaya çıkarıyor.

Sonrası mı...! bende bilmiyorum ve merak ta etmiyor um. Öylece ölmeyi bekleyenlere sert bakışlarımla soluk bir bakış ile devam etmek varken belkide herkesle birlikte önce Yaşam sonra Aşka sonra da Ölüm demek mi gerekiyor diye düşünmedende edemiyorsunuz değil mi?


Volver (Estrella Morente):

http://youtu.be/upsF0jpz4kg&autoplay=1

Admin

Hani o uzun süre hayalini kurduğunuz veya her an size onu hatırlatan anların peşine takıldığınız 'O' vardır ya işte o gerçekleşmeye başladı.

9 Aya sığan bu öyküyü kendi bütçem ve içimdeki o kendime sakladığım yönüm ile 21 güne sığıdırmaya çalışacağımı söylediğim arkadaşlarım, benim hayalime ortak olmak için kabul ettikleri bu maceraya, hala nasıl olacağını bilmedikleri ve benim hayallerimde çizdiğim resimlerden gördükleri manzaralara kapılarak, benim peşimden gelmeyi kabul ettikleri bir şey bu.

Üstünde yaşayacağımız o cansız atlarıda buldum, Norton 500 (Norton Motorcycle Company tarafından yapılmıştır), inanmayacaksınız ama belkide en zor şey buydu onları bulmak ve maceraya katmak. Göreceğiz bu eski cansız atların ne kadar dayanacağını ve bizi ne kadar taşıyacağını!...

http://youtu.be/u6jz_b80V5g&autoplay=1


 

662px-Norton_192X.jpg

Sonrası mı? Şimdilik bu kadar daha sonra belki devam ederiz.. smile.gif


http://www.turkish-media.com/forum/topic/1992-motorsiklet-gunlugu-motorcycle-diaries-2004-che-guevara/


http://www.motorcycl...e.com/home.html

Admin

Bazen kendi ötesinden, berisinden, bir yerlerden kalkıp gelen o garip düşüncelerin içinde, rafting örneğinde olduğu gibi kayalara ve kendinden oluşan o azgın dalgaların arasında kaybolup giden suyun yolunu ararken bulduğu patika yolları ararken, geri dönüşlerimi kendime hatırlatıp, o kırılgan insana, hep bekle daha iyi olacak, diye hatırlatıp duruyordum.

 

Neden böyle yaptın, açıklarmısın! dediklerinde aklıma gelen ilk şey şu oluyor:

 

Kendimi herzaman kendime bile açıklayamazken, kendimi her zaman size nasıl açıklayacağım..!

 

Yaptığınız şeyin şansla bir ilgisi olup olmadığını hiç düşündünüğünüz oluyor mu?

 

Yani geriye dönüp ayrıntılarda kaybolmadan geçmişinize baktığınızda karşınıza çıkan seçeneklerin şansla bir ilgisi olup olmadığını hiç düşündünüz mü? Belki şöyle olsaydı dediğiniz oldu mu hiç..!

 

Ve birden bire birisi çıkıp karşınıza şunu söyledi mi hiç:

 

'Dün geçmiştir, yarın bir bilinmezdir ve bugün ise bir hediyedir...'

 

End of Story (Öykünün sonu) :D

Admin

Herzamanki gibi işimi yaparken karşımda çalışan televizyonda da film seyretmeye çalışıyordum (Özgürlüğe Doğru - Into The Wild - Yönetmen Sean Penn).

Birden kendimi iyice işime verdiğim bir anda, kulaklarıma şu cümleler ilişti; "I know how important it is in life not necessarily to be strong, but to feel strong, to measure yourself at least once, to find yourself at least once in the most ancient of human conditions, facing the blind, deaf stone alone with nothing to help you but your hands and your own head", acaba doğrumu anladım diye geri döndüm ve DVD'yi yavaşlatarak tekrar dinledim, evet doğru duymuştum.

Şimdi hepimizin iyi anlaması için Türkçeye çevirelim, ne diyor bir bakalım; "Yaşamda güçlü olmanın gerekli olmadığını ama kendini güçlü hissetmenin ne kadar doğru olduğunu biliyorum, kendini doğru ölçebilmen için, en azından kendini bir defa antik insanın durumunda görmek, körlükle yüzleşmek, sağırlıkla tanışmak, hiç yardım almadan ve sadece kendin, ellerin ve kafan" Düşündüm acaba gene o seyrettiğim filmlerde gördüğüm sahnelerde, herkesin duygulandığı, herkesin kendini çaresiz hissettiği bir durumamı geliyorum. Bu çok yaşanan bir duygu olduğu için herkesin kendini filmdeki asinin veya güzelin yerinde görme dürtüsü olarak adlandırılabilir. Ama nedense devam edememiştim.

Maddenin üzerimdeki etkisini, yaşamımdaki para değerini ve çevremin üstümdeki etkisini düşünmeye daldım. Gene öylesine hayal kuruyordum, genelde yakalardım kendimi ama bu sefer biraz uzun sürdü gibime geldi. Bazen kendimden nefret ettiğim olmuştur ama bu alıntıdaki yazı bana oldukça dokundu diyebilirim.

Belkide kendi içimdeki çıkmazın, çıkış noktasını gösteriyordu. Kendimden önce yürüyemeyeciğime göre, kendimden sonrasındaki zamanı geleceğe çevirerek, yaşamak istiyorum diye haykırmak istedim. Belki kendimden başkası duymadı ama 'olsun' dedim. İki defa bağırdım, ben hep üçüncüleri en sona saklamayı seven bir insan olarak, belkide üçüncünün bir son olacağını düşünerek sonuçta geleceğin kendimi güçlü hissetmem konusunda, benden beklediklerini duyduktan sonra yapacağımı belirterek, kendi durumumu tekrar gözden geçirmeye başladım. Gözlerimle ekranda gördüğüm harfalerin yürümesi ile ellerimin klavyede bu yazıyı yazdığını fark etmem arasındaki zaman farkı beni bir anda ekrana yapıştırdı diyebilirim.
Belkide ellerim, ondan arkada giden beynimden daha hızlı çalışıyordu. Bu düşündüklerimi, bu defa, unutmama izin vermek istemiyordu. <br><br>

Ve unutmadım... Unutmak ta istemiyorum...  

Kothbiro - Ayub Ogada - The Constant Gardener

 

http://youtu.be/5RxI6LoyxZ0&autoplay=1

Admin

Kendi kendimi önüme koyduğumda karşıma çıkan o kendi görüntümdeki eksikleri çok iyi görme, hep farklı düşüncelere kaymama neden oluyor. Bunlar bazen farklı benleri ortaya çıkardıkları gibi bazan farklı benlerin isteklerinide önüme koyuyorlar.

 

Öylesine bir gündü, önümdeki bankın arkasında bir kız bir erkek çocuğu orta yaşlı bir adamla oynuyorlardı. Çocuklardan birisi bana doğru koşarken diğer çocuk bağırıyordu 'Baba beni yakalayamaz, baba beni yakalayamaz' diye. Sonra baba, onlarca hayvan taklidi yaparken, yerlerde sürünürken, çocuklarına bir oyunda (Tiyatro) oynar gibi replikler ve kısa sahneler oynayarak 2-3 saatlik verdiği düeti bitirmiş oldu.

 

Sonrası benim kendimle hesaplaşma dönemim di. Babam'ı çok sevdiğim kesinde, ama her baba gibi benim babamında eksikleri vardı, ben baba olduğumda benimde olacağı gibi.

 

Neden benimde çılgın bir babam olmasın sorusunu işte o anda sordum. Neden olmasın? Benim babamda bazen beklenmedikleri yapsın, benim babam da bazen herkesi korkutsun, benim babam da bazen hepimizi kucaklayıp suyun altına soksun, benim babam da herkesin önünde annemi öpsün veya sinirlendiğinde avaz avaz gülsün, benim babamda eline saksafonunu veya kemanını alsın köşedeki parkta bankın üstünde çılgınlar gibi çalsın, benim babam da kendisi ile alay etsin isterdim. İşte bunların bazılarını görmek isterdim babam da.

 

Yoksa çok şeymi istedim gene diye kendi kendime baktığımda, bu çılgın ben, belkide bana çok geliyor diye kafa bulmadan da edemedim...

 

İşte öyle benimde bir çılgın babam veya annem olsun isterdim diye bitirelim gene....

smile.gif

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim

 

Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –

Nasıl koşarsa ardından bir devin,

O çapkın babamı ben öyle sevdim.

 

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,

Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.

Atlastan bakardım nereye gitti,

Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

 

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,

Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

 

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim.

Hayatta ben en çok babamı sevdim.

 

Can Yücel

Admin

Bu aralar kendime çokmu çok tuhaf bir kitap seçtim okumak için:

 

Kitabın ismi: How the Mind Works (Akıl veya Bellek nasıl çalışır)

 

Yazarı: Steven Pinker (Daha önceki kitabı olan The Language Instinct'de okumuştum)

 

 

Çok enteresan bir kitap diyebilirim. Us veya Akıl dediğimiz oluşumun hangi fizik kuralları dahilinde harekete geçtiği ve davranışlarımızın neler dahilinde oluştuğunu irdeliyor. Kendi içinden bir tanımla devam edelim diyorum 'He explains what the mind is, how it evolved, and how it allow ua to see, think, feel, laugh, interact, enjoy the arts, and ponder the msyteries of life.'

 

Basitçe diyorki: Aklın nasıl çalıştığını açıklamış, nasıl evrim geçirdiğini, ve bizim görmemize, düşünmemize, hissetmemize, gülmemize, ilişki kurmamıza, sanattan zevk almamıza nasıl izin veriyor ve son olarak yaşamın gizemine kafa yormamıza izin veriyor. İşte bütün bunların cevabını aramak için başladım okumaya, sonuna yaklaşıyorum ve merak ettim aranızda bu kitabı okuyan varmı diye. Eğer varsa devam edeceğim eğer yoksa burada noktalamam gerekiyor çünkü çok teknik yazılmış bir kitap çoğu insanın sıkıcı bulacağı bir kitap olmaya aday ama gelişmek ve aklınızı ne kadar tanıdığınız öğrenmek istiyorsanız kaçırmayın derim...

 

Ayrıca sonuna geldiğimi söyledim ama karşıt yazılarıda okudum örneğin:

 

Jerry Fodor

The Mind Doesn't Work That Way (Akıl o şekilde çalışmaz):

Cambridge, MA: MIT Press, July 2000

 

http://cogweb.ucla.edu/Abstracts/Fodor_00.html

 

Kafam iyice karıştı bu makaleyi ve kitabı okuduktan sonra...

 

512HD0QHSFL._SL500_BO2,204,203,200_AA219_PIsitb-sticker-dp-arrow,TopRight,-24,-23_SH20_OU01_.jpg

 

Yazarın web sitesi: http://pinker.wjh.harvard.edu/books/htmw/index.html

Admin

Güzel Ayrıntılar Buraya..!

"Caresiz kaldiginizda bilin ki tek care yine kendinizsiniz...!"

 

"Ilerlediginiz yolda hic bir zorlukla karsilasmiyorsaniz,bilinki o yol asla sizi dogruya ulastirmaz...!"

 

"Ayakta olmek diz ustu yasamaktan daha cok onur vericidir...!"

 

"Akilli olanlar sebepler konusunda tartisirlar.Ama nihai karari sonucta surekli aptallar verir...!"

 

"Kelimelerin gucunu bilmiyorsan insanlarin kuvvetini asla tahmin bile edemezsin...!"

 

"Hayatta en aci sey ;Insanoglunun yasam surecindeki kacirmis oldugu firsatlardir...!"

 

"Kucuk seylere gereginden cok onem verenler , elinden buyuk is gelmeyenlerdir"

 

"Hepimiz hayatin kisaligindan söz ederiz de, bos geçen zamanimizi

nasil kullanacagimizi bilmeyiz"

 

"Böcek olmayi kabullenenler, ezilince sikayet etmemelidirler."

 

"Askin ilk solugu mantigin son solugudur."

 

"Düsünceniz ne ise yasaminizda odur, yasaminizin gidisini

degistirmek istiyorsaniz düsüncelerinizi degistiriniz."

 

"Yasamimizda isledigimiz hatalarin cogu dusunmemiz gereken yerde hissetmekten, hissetmemiz gereken yerde dusunmekten ileri gelmektedir."

 

"Eger çok kisa bir süre sonra öleceginizi biliyorsaniz ve tek bir telefon konusmasi yapmaya zamaniniz varsa, kimi arar ve ona neler söylerdiniz? Öyleyse neyi bekliyorsunuz ?"

 

"Konusmak ihtiyac olabilir, ama susmak bir sanattir..."

 

"Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz..."

 

"Karanliklara sitem edecegimize hepimiz bir mum yaksak, karanliklar aydinliga donerdi.."

 

"Gomlegin ilk dugmesi yanlis iliklenince digerleri de yanlis gider. "

 

"Yarin bambaska bir insan olacagim diyorsun. Niye bugunden baslamiyorsun? "

 

"Felaketin bir iyiligi varsa oda hakiki dostlarimizi tanitmasidir..!"

 

"Eger bir yerde küçük insanlarin büyük gölgeleri olusuyorsa orada günes batiyor demektir"

 

"Geçmise dönük keskelerle yasamaktansa, gelecege dönük belkilerle yasamayi tercih ederim."

 

"Nefsini sabretmeye alistirabildiysen ona zaferlerini müjdele..."

 

"Gerçek ilerleme ilerici olmaktan degil, ilerliyor olmaktan meydana gelir? "

 

"Insanlar sizden elestiri isterler; ama duymak istedikleri övgüdür."

 

"Akil susunca düsünce durur, düsünce durunca, hareket durur, hareketsizlik, çürümenin esigidir."

 

"Hayati seviyorsaniz, zamaninizi bosa geçirmeyin. Çünkü zaman hayatin ta kendisidir."

 

"Her zaman dogruyu söyle; ne dedigini hatirlamak zorunda kalmazsin."

 

"Bugün halledemedigimiz bir sorunun nedeni, dün onu dogru yapmak icin zaman ayirmamis olmamizdir."

 

"Yasam geriye bakarak anlasilir, ileriye bakarak yasanir."

 

"Yetenek denen armagan, ihtiras, yani basari arzusu ile birlestiginde öyle bir yogunluk kazanir ki, dünyada hicbir güc onu durduramaz."

 

"Dostu da severim düsmani da. Çünki dost gücümü, düsman ise ödevimi gösterir."

- Birisine seni seviyorum deme firsatını asla kaçırma

- Yılda en az bir kez güneşin doguşunu seyret

- Sıkı tokalaş

- insanlarin gozlerinin icine bak

- ilk önce sen merhaba de

- Bir kavgada ilk sen vur ve sert olsun

- Sana nasil davranilmasini istiyorsan sen de öyle davran

- Yeni arkadaslar edin ama eskilerin de kıymetini bil

- Sevincleri erteleme

- Sevdiklerine kücük beklenmedik hediyelerle sürpriz yap

- Sana uzatilmis bir eli daima kabul et

- Hatalarini kabul et

- Cesur ol. Degilsen bile öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz

- Dinlemeyi ögren. Bazi firsatlar kapıyı hafif tıklatır

- Asla birilerinin umudunu kırma. Belki de sahip oldukları tek şey odur

- Herkesin önünde öv, elestirilerini bir kenara çekerek söyle

- Biri sana sarıldıgında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle

- Sırt üstü uzan ve yıldızlara bak

- Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacagına şaşıracaksın

- Sevginin gücünü asla küçümseme

- Yeterli zamanım yok deme, Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Albert Einstein'in da günleri 24 saatti

- Keşke sözcügü yerine, bir dahaki sefere demeyi dene

- Hal ve hareketlerine kendin karar ver. Başkalarının seni yönetmesine izin verme

- Sevgiline önce çiçegi yolla nedenini sonra bul

- Aynı hatayı iki kez yapma

- Olabildiginden fazla sevecen ol

- insanlara ücüncü bir sans verme ikide kal

- Tanidigin en olumlu ve coskulu insan sen ol

- Tartismayi bilmeyenler kavga ederler.

- Tecrübe, bir insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.

- Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır.

- Tecrübeler en iyi öğretmenlerdir. Yalnız masrafları biraz çoktur.

- Umudunu yitirmiş olanın, başka kaybedecek birşeyi yoktur.

- Büyük mutluluklar, büyük acıların yanıbaşındadır.

- Senden iyilere yerini vermesini bil.

- Barışı korumanın en iyi yolu savaşa hazır olmaktır.

- Küçük insanların büyük gururları olur.

- Düşmanların en büyüğü düşmanlığını gizleyendir.

- Düşünmeden öğrenmek vakit kaybetmektir.

- Yükselmenin en alçakçası, zayıfların sırtına basarak yükselmektir.

- Kazanacaklarına inananlar kazanırlar.

- İnsan olmayan, insanın değerini bilmez.

- İyiliği yalnız iyiler anlar, kötülüğü herkes.

- Madem daha ecelin gelmemiş, boşuna can çekişip durma.

- Parmak ay'ı gösterdiği zaman, parmağa değil ay'a bakmak gerek.

- Silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, yanlışınız çok demektir.

- Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmana ya varır ya varmaz.

- Kötü haberlerin kanatları vardır. İyi haberlerin ise ayakları dahi bulunmaz.

- Yeryüzü taşla doludur. Ama pek azı boyunlara kolye olur.

- En önemli vazifemiz; kulaklarımızı, söylediklerimizi duymaya alıştırmamızdır.

- Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar.

- Pencereden bakan dışarısını görür. Pencereye bakan ise camın kirini.

- Meyvası çamura düşüyor diye ağaca mı lanet edilir?

- Devler gibi eser vermek için karıncalar gibi çalışmak gerekir.

- Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan da zevk almazlar.

- Başkalarını avutmakla kendi acılarını unutursun.

- İnsanı hayvandan ayıran akıldır. İnsan, akıldan uzaklaştığı zaman hayvan ortaya çıkar.

- Bir kadının yüzünde taşıdığı ifade, sırtına giydiği elbiseden daha önemlidir.

- Kendilerine yardım etmeyen insanlara yardım etmeğe çalışmak faydasızdır.

- Herkesin istediğini yapabileceği bir yerde hiç kimse istediğini yapamaz.

- Acı çekmeyenler, başkalarının acı çekebileceğini akıllarına bile getiremezler.

- İnsanın yapabileceği en büyük fenalık, kendisine olan güvenini kaybetmesidir.

- Tekme yiyen köpeğin dişleri daha sivridir.

- Gerçeği insanların ölçüleri ile değil, insanları gerçeğin ölçüsü ile tanı.

- Sessizlik de bir çeşit konuşma sanatıdır.

- Sevgililer, güzelliğe zamanla alışıp onu gözleriyle değil duygularıyla görmeye başlarlar.

- Kalbin, mantığa sığmayan ayrı bir mantığı vardır.

- Alay, çoğu zaman akıl yoksulluğundan ileri gelir.

- Bir düşmanı bağışlamak, bir dostu bağışlamaktan daha kolaydır.

- Ayrılık, sevdanın merhemi olduğu gibi öfkeyi de kini de azaltır.

- İyi olmak istiyorsan kötü olduğuna inan.

- Unutma ki ağzında bal olan arının kuyruğunda da iğnesi vardır.

- En çabuk kuruyan şey göz yaşıdır.

- Olgun bir insanı dost edinmek istiyorsanız tenkit edin, basit bir insanı dost edinmek istiyorsanız methedin.

- İnsan her zaman kahraman olamaz ama her zaman insan olabilir.

- Bazı yıkılışlar daha parlak kalkınışların teşvikçisidir.

- İnsan gençliğinde öğrenir, yaşlandığında anlar.

- Hiç kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz.

- Beklemeyi bilen insan herşeyi elde edebilir.

- Cesaret ölmek değil yaşamakla ölçülür.

- Mutluluk paylaşılmak için yaratılmıştır.

- Şurada burada güçlü adımlarla dolaşmaktansa doğru yolda sekerek yürümek daha iyidir.

- İnsanlar yanlış yapabilirler, yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar.

- Güneşe bakarsan gölgeleri göremezsin.

Admin

Genişlik Kavramı

Ne kadar geniş olabiliriz veya olmalıyız? Olayları basitemi indirgemeliyiz veya olduğundan daha kompleks halemi getirmeliyiz? Nasıl karşılamalıyız? Nasıl düşünmeliyiz? Neden? Niçin? sorularına ihtiyacımız var mı? veya ihtiyacımız varsa nasıl bir ayar vermeliyiz veya kendi içindeki dengeyi nasıl yakalamalıyız? Uzun mu olmalı? yoksa kısa mı? Sahip mi çıkmalıyız? yoksa öylesine görmemezlikten mi gelmeliyiz? dikkat ederseniz soru işaretleri çoğaldıkça çoğalıyor..!

 

Öylesine söylenmiş, öylesine yazılmış, öylesine anlatılamaya çalışılan, öylesine dökülen sözcükler ve kendimiz..!

 

Karmaşık olmasa gerek, ama insanoğlu kendisi bir karmaşa diyesim geliyor ve bu karmaşanın içinde kendince bir yol arayan o ben ve benler ve onlar ve bizler ve sizler...

 

Çıkın bakalım işin içinden, yiyorsa tabiki.... ha ha ha.... :)

Admin

Öylesine bir bardan ötekine, önemi olmadan ve önceliğini düşünmeden dolaşırken birden bir ses duydum, durdum ama birden kayboldu...

 

Kendi kendime, acaba, benmi kurguladım o sesi diye düşündüm...

Ama bütün dikkatim kullaklarıma kaymıştı.

 

Kaymakta ne kelime, herşeyi unutmuş iki kulak olmuştum...

 

Duyamıyordum yada unutmuştum artık ve kendi içinde kaybolduğum an,

Geri dönüş yolculuğunun zolaştığı an, ezgiyi gene duydum ve bu sefer yakaladım ve bir dahada bırakmadım...

Öylece sesleniyordu bana yada ben öyle sanıyordum...

 

'Harman Yeri Tozlu Taşlı'

'Harman Yeri Tozlu Taşlı'

 

'Mendilimde Adın İşli'

'Mendilimde Adın İşli'

 

'Vurulup Düşen Tenimde'

'Vurulup Düşen Tenimde'

 

'Özgür Ülkemiz Nakışlı'

'Özgür Ülkemiz Nakışlı'

 

'Vurulup Düşen Tenimde'

'Vurulup Düşen Tenimde'

 

'Özgür Ülkemiz Nakışlı'

'Özgür Ülkemiz Nakışlı'

 

'Yangınlarda Yol Bulanın'

'Yangınlarda Yol Bulanın'

 

'Sevdiğine Kul Olanın'

'Sevdiğine Kul Olanın'

 

'Üşütürmü Kara Toprak'

'Üşütürmü Kara Toprak'

 

'Ölümü Yere Çalanı'

'Ölümü Yere Çalanı'

 

'Üşütürmü Kara Toprak'

'Üşütürmü Kara Toprak'

 

'Ölümü Yere Çalanı'

'Ölümü Yere Çalanı'

 

'Toprağı Eken Gülüm'

'Ekini Biçenler Gülüm'

 

'Toprağı Eken Gülüm'

'Ekini Biçenler Gülüm'

 

'Akıyor Harman Yerine'

'Harman Yeri Düğün Yeri Gel Gülüm'

 

'De Yürüüüüüüüüüüüüüü'

 

'Dizim var yol üstünde'

'Sözüm var dil üstünde'

 

'Dizim var yol üstünde'

'Sözüm var dil üstünde'

 

'Kör geceler neylesin'

'Közüm var gül üstünde'

 

'De Yürüüüüüüüüüüü'

 

'Toprağı Eken Gülüm'

'Ekini Biçenler Gülüm'

 

'Toprağı Eken Gülüm'

'Ekini Biçenler Gülüm'

 

'Akıyor Harman Yerine'

'Harman Yeri Düğün Yeri Gel Gülüm'

 

Öylesine kayboldum ikinci boyutta ve kendimi bulduğumda tekrar tekrar söyleyerek bıktırmıştım arkadaşlarımı...

:)

Admin

Acaba, dünyaya tepeden bakacak bir yerde yaşasak, ne görürdük diye hiç merak etmeniniz mi..!

Ben ettim! Acaba etmesemiydim diye de düşünmedim değil!

 

Yüksekliğin kendi içindeki dinamizmi bana hep alçak ve yüksek kavramlarından sınırsız zevk alma hissi vermiştir.

 

Tırmanacaksın, termosunu çıkarıp kahveni o onlarca yıldır atmadığın teneke bardağında yudumlayacaksın.

Tırmanacaksın, bir süre gözlerini kapatıp sadece rüzgarın o yükseklikte neler fısıldadığını dinleyeceksin.

Tırmanacaksın, kahven bittiğinde kendini o eşsiz rüzgarın kollarına atarak, yarışacaksın onunla.

Tırmanacaksın, 'Touchdown' olduğunda, kafanı kaldırıp baktığında inanamayacaksın bunu yaptığına.

 

Ve hiç olmamış gibi tekrar denemek isteyeceksin...

 

Bunun adına 'Tutku' diyorlar galiba.

 

Bir keresinde rüzgar Japonca konuşuyor gibi geldi bana.

Bunu bir kaç arkadaşla paylaştım ve onlarda aynı şeyi söylediler.

Sonra bir bilen çıktı ortaya ve o bölgedeki kayaların çok enteresan bir şekilde rüzgarı yönlendirdiğinden bahsetti.

 

İnanmak istememiştim nedense.

Rüzgarın Japonca konuşması düşüncesi bana daha cazip gelmişti.

Belki Japon bir arkadaşım olsun istemiştim, örneğin Tomoko.

Tomoko rüzgar gibi konuşsun, keskin, akılcı, ve ne yaptığını bilen.

 

Bir gün kendimi hazır hissettiğimde 'Tomoko' olmakda istiyorum...

İşte o gün, o gün, rüzgar benimle Türkçe konuşacak. Başka çareside yok hani...

 

:)

 

Dipnot: Touchdown: Havadan inerek yere vurmak veya yere değmek, inmek

Admin

Sinema Klasikleri...

Bu aralar sinemanın klasiklerini izlemek istiyorum...

 

Nereden başlasam diye bir baktım... Bir de ne göreyim... Binlerce film var..!

Bir yerinden başlamak du... Ve büyük yardımcım devreye girdi, seçti benim için ilk seyredeceklerimi...

(not: hepsini seyretmiştim ama olsun hatırlamak istiyorum :) )

 

Bakalım başlıyoruz ilk on film:

1 CITIZEN KANE

2 THE GODFATHER

3 CASABLANCA

4 RAGING BULL

5 SINGIN' IN THE RAIN

6 GONE WITH THE WIND

7 LAWRENCE OF ARABIA

8 SCHINDLER'S LIST

9 VERTIGO

10 THE WIZARD OF OZ

 

Başlamak lazım bir yerlerden....

 

:)

Admin

Başka kombinasyonu yokmudur acaba diye merak etmedim de değil...

Bazan yaşamaktan çok ona anlam yüklemeyi ve olayı tam bir PowerPoint Şiir şovuna dönüştürmeyi seviyoruz.

Öylesine alışmışız ki bu şovlara her zaman elimizin altında, e-posta kutumuzda bir tane duruyor.

Bir açıyorsunuz karşınızda aşkın en yalın, yaşanacak en güzel hali, belkide anlatılabilecek en güzeli diyebilirim...

 

Peki sonra ne oluyor. PowerPointle yapılmış bu aşk, kendi programının ekranından dışarı çıkamıyor ve hep söylenmemiş veya yaşanmamış olarak orada kalıyor.

 

Herşeyin sonunda, birşeyi hiç unutmuyorsunuz çaresizliği ve bunun sizi gene PowerPoint şiirlerine geri göndereceğini...

 

Aynı zevki almasanızda, hiç çaba sarf etmediğiniz aşkı kaybetmenizi gene o şiirlerdeki inanılmaz ve görüntülerle süslenmiş aşklardakini bulamadığınıza bağlıyorsunuz....

 

Emek isteyen bu kombinasyondaki harfler ta başından ucuz şeylerin esiri oluyor ve kendini yenileyemiyor.

Soruncuklardan kendini aşamıyor. Aşsada aştığı ile kalıyor.

 

Aşk bir çılgınlıktır. Ama tek başına da hiç bir şeydir. Aşkı karşılıklı anlayanlar onu aşk olarak yaşarlar yoksa aşk gene anlattığım rutinlere ve kalıplara döner.

 

Parantezlere saklanmış gibi.... Onu, iki tarafından sıkıştırarak, sıcaklığını hissetmek istiyorsun.

Bunun anlamı olsun istiyorsun. Hatta anlamdan çok ona kendini kaptırmak istiyorsun.

 

Aşk öldü diyorlar ya en çok ona gülüyorum...

 

Sadece bir şey ölüyor oda aşkı anlamayan veya kalıpların içinde bırakanlar...

Ve aşk gene yalnız gene sevecen hiç yılmadan aynı puntolarla kalbinizde çarpıyor...

 

Bazan bir zürafa olmak istemediğimide saklayamam ha...

 

:)

Admin

Öylece otorup kendi kendinize baktığınızda gördüğünüz ilk şey kendi ruhunuzun çıkmazı ise sizde başa dönmenin zorluğunu yaşayanlardansınız demektir. Başa, ama taaa en başa dönmekten bahsediyorum. Unutmayın en başa dönmek veya dönmeye karar vermek öyle kolay bir şey değil... Öncelikle bu iki kişilik bir karar ve bunu yapabilmek yürek ister. Karar vermek ve onu uygulamak iki ayrı şeydir...

 

Herşeyin sonlandığı, çıkış yolunuzun kalmadığı, artık bitti dediğiniz anda, en başa dönelim dediniz; ve hiç bir ses çıkmadı...

 

En başa, kendi içindeki yokluğun taaaaa en başına dönmecesine...

Elindeki bütün kozlardan vazgeçmecesine...

İçindeki bütün çıkmazları sıfırlayacasına...

Elindeki bütün delilleri yakmacasına...

Kafanın içindeki bütün siyah noktaları beyazlatacasına...

 

Önyargılarının hepsini orada öylece bırakmacasına...

Kafanda eleştirecek tek nokta kalmamamacasına...

Kaldığın yeri hiç hatırlamamacasına...

Nerde kalmıştık cümlesindeki 'NERDE KALMIŞTIK' unutulmuşcasına...

 

İşte sanki yeni başlıyormuş gibi, taze başlangıç veya yeni tanışmışcasına...

 

Gerektiğinde Kendi kalıplarınızla veya duyduklarınızla savaşacaksınız, gerektiğinde onları duymamazlıktan gelerek ısrarla yapışacaksınız...

 

İşte böyle dostlar... Yeniden, taaa başa dönmek...

Admin

Yeni bir yıl...

Yılın yeni olması 1 Ocak olmasından kaynaklanıyor diye söylediler bana...

Ve bende hep 1 Ocağı gördüğümde yeni yıl geldi diye kendi kendime sevindim...

 

Acaba 1 Haziran olsaydı ne yapardım diye düşünmedimde değil...

40 derecenin altında Yılbaşı nasıl olurdu veya,

Olmayan bir ay 'Maravan' gibi 1 Maravan'da kutlasaydık...

 

Veya yıl 365 gün yerine 15 bin gün olsaydı, yeni yılı beklemek nasıl olurdu diye de düşünmekten kendimi alamadım...

 

Ya dostlar bazan kendi kendimize saçmalıyoruz böyle...

 

Yeni yılda herkesin bir parça daha çok çalışarak, bir başkasını bir parça daha çok mutlu etmesi dileği ile... :)

 

Saygılar

Admin

Herhangi bir şeye başlarken önkoşul öne sürmeden başlamanın ne kadar zor bir şey olduğunu hiç düşündünüzmü? Önkoşulsuz ama gerçekten önkoşulsuz başlamak.

Koşulları kimin koyduğu veya ne kadar zor olduğundan bahsetmiyorum, önkoşulsuz başlamaktan bahsediyorum.

Sevginin tam olarak koşullarının kendine özgü olduğunu anlamak uzun sürmedi.

Anladığımda sevginin ne kadar saf ve temiz bir duygudan oluştuğunu anladım ve şimdiye kadar gördüğüm ve izlediğim sevgilerin birçoğunun karekter tatmininden başka bir şey olmadığınıda söyleyebilirim. Belkide bu konuda anlama önkoşulunun yaşamak olduğunu söyleyebilecek kadarda cesaretliyim demem gerekiyor.

Özellikle sevginin kendinden çok karşındakinin ihtiyaçları ve yapısal özelliklerine endeksli olması apayrı bir canlılık getiriyor. Nedir bu canlılık ve anlam yükleme?

 

Kendini tanımayan o kadar çok insan varki çevrenizde:

Aldatılmayı bekleyen kadın...!

Terkedilmeyi bekleyen erkek..!

Ağlamak için hata bekleyen kadın ve erkek...!

Hiç bir şey yapmadan bekleyen onlarca insan ve sonra suçlanan bir yığın dişi ve erkek..!

 

Bu liste uzar gider. Adına kendini tanıma dediğimiz şey belkide ilişkilerde anahtar görevi gören en önemli etken. Çünkü kişinin kendini tanıması ilişkilerde olgunluk ve karşıyı tatmin etme ve evrensellik açısından olmazsa olmaz bir önceliktir. Kişinin kendini tanıması yapmacık davranışların sonudur. Sevginin açık ve net anlatımıdır kendini tanımak.

 

Bu söylendikten sonra, fark etmek ve onun bir parçası olmaya geçelim. Öyleki kendiniz için evet demeden önce onun için hayır demeyi öğreniyorsunuz. Kendiniz için hayır demeden önce onun için evet demeye çalışıyorsunuz ama bu evetler ve hayırlar sahiplenmeden kaynaklanmıyor onun mutlu olmasının ve karşılık beklemeden algılanmasının bedeli oluyor.

 

Dokunma, önce kendimi hep farklı görür ve üzülürdüm bu konuda ama daha sonra anladım ki ben dokunmayı sevginin kendisi olarak algılıyorum ve özlüyorum. Ayakta dururken ellerimde, omuzumda, ayaklarımda, boynumda, göğsümde, farklı yerlerimde dolaşmasını istiyorum aynı şekilde kendimde aynısını yapmak istiyorum. Beni hissetmesi ve benden düşünmesi belkide yakalayacağımız en güzel ortaklık olacak diye düşünmüşümdür. On metre ileride birileri ile konuşurken birden yanında olmadığımı hissettiğinde, eksiklik hissetmesi, ve konuşmaya devam ederken gözleri ile çevrede beni araması, ve bu aramada beni yakalaması ve o gözlerdeki sevginin aktarımı beni en çok duygulandıran anlardan birisi olarak yerini almıştır demeliyim... Böyle binlerce, milyonlarca, küçük, ama anlamı büyük şeylerin oluşturduğu sevgi açılımı insanın kendini tanımasına ve tanıdığı kendisini daha da yoğun bir şekilde anlamlaştırmasına yol açıyor.

 

şimdilik diyerek burada duralım...

Admin

Takılıp Kalmayın

Takılıp kalmayın aynı şeye

Takılıp kalmayın aynı duvarlara

Takılıp kalmayın aynı perdeye

Takılıp kalmayın aynı konuya

Takılıp kalmayın aynı söze

Takılıp kalmayın aynı cümleye

Takılıp kalmayın aynı surata

Takılıp kalmayın aynı insana

Takılıp kalmayın aynı gruba

Takılıp kalmayın aynı partiye

Takılıp kalmayın aynı ruh durumuna

Takılıp kalmayın aynı stadartlara

Takılıp kalmayın aynı soruya

Takılıp kalmayın aynı çelişkiye

Takılıp kalmayın aynı ırmağa

Takılıp kalmayın aynı dağa

Takılıp kalmayın aynı sokağa

Takılıp kalmayın aynı semte

Takılıp kalmayın aynı şehre

Takılıp kalmayın aynı tiyatroya

Takılıp kalmayın aynı sinemaya

Takılıp kalmayın aynı şeylere

 

VE TAKILIP KALMAYIN AYNI KENDİNİZE

Admin

Kendi kendime konuşuyordum, uzaktan duyduğum seslerin arkasından kendime sorular soruyordum ama bir türlü tatmin olamıyordum, bu sanal yorumlardan. Duyduğum seslerden bir tanesi: 'Kadın meta olmaktan nasıl kurtulur' sorusuydu. Diğeri 'Kadınmı yoksa insanmı' hadi bakalım çık işin içinden çıkabilirsen..!

 

Annemi hatırladım, acaba metamıydı, yoksa ben annemi insan olarakmı algılamıştım..! Gene kafam karıştı içindeki ile dışındaki farklı algılanıyordu. Annen, ablan, yengen ve kız arkadaşın ve modeller ve yıldızlar ve en önemlisi medya aaaaa diye kendine geliyorsun birden. Sorun birden şekillenmeye başlıyor ama çözümü hala kaf dağının arkasında.

 

Toplum ve aileniz sizin karekterinizi şekillendirirken, size öyle enteresan şeyler öğretiyorki farkına vardığınızda iş işten geçmiş oluyor veya geçtiğini sanıyorsunuz. Nasılmı? Annem ve babam bana hep kız kardeşlerime bir yere gittiklerinde eşlik etmemi istemiştir ve her defasında kız kardeşlerim benim neden onlarla gittiğimi bana sormuşlar ve her defasında aynı cevabı almışlardır 'Babam öyle istiyor'. Bunun gibi yüzlerce olayı hatırlıyorum ve bunların yanyana geldiğinde benim karekterimde neyi şekillendirdiğini bugün anlayabilmekle birlikte bana kadının toplumdaki yerini ve kadının değerini öğretmiş olduklarınıda seziyorum (tabi sadece bir örnek değil yüzlercesi var önümde çok uzatmadan devam edelim diyorum).

 

Bir gün ablamın oğluna nasihatini duymuştum 'Bak oğlum o kız sana yaramaz, erkeklerle sürtüyor'. O sıralar ablamlarda kalıyordum hasbelkader bu kızıda tanıyordum, o kadar şeker o kadar içten bir insandıki, yeğenimin ondan daha güzel bir insanla birlikte olmasını düşünemezdim. Ablamın söylediği şeyler ona öğretilenler, toplumsal baskının, yerel dinsel öğretinin, ve kişisel birikimin ortaya çıkardığı yaklaşımlardan kaynaklanıyor olduğunu görüyordum. Kendine sorduğumda bana kızın kişiliğinin hiç bir önemi olmadığı, önemli olanın erkeklerle arkadaşlık kurduğu bağlamıydı. Bir süre sonra ablamın kendi küçük kızı ergen bir kız oldu. Ablam kendi kızına erkeklerle gezdiği için aynı şeyleri söylemedi: Çünkü kendi kzının 'kötü şeyler' yapmayacağını biliyordu (ha ha ha).

 

İşte tam burasıydı filmin koptuğu ve gerçeklerin içeri akmaya başladığı yer. Sanki Matrix filmindeki kurşun sahnesinde hissediyorsunuz kendinizi. Erimiş kurşun vücudunuz kaplamaya ve sizi başka biri olmaya zorluyor ve kendi kendine bir dönüşümün parçası oluyorsunuz. Farkına varıyorsunuz bu farkın bir şeyleri değiştirmesini istiyorsunuz ama o değişimin ne kadar zor ve bir o kadarda mücadele gerektirdiğini seziyorsunuz. Çok çabuk vazgeçebiliyorsunuz dedim ya çok zor bir değişim....

 

Ve özellikle o insanlar yok mu, o çok bilen, o ben biliyorum öyledir diyen. Hayır bütün suç şunlardadır diyen ve bir toplumu veya bir anahtarı yok sayan...

 

Önünde durduğum pencerenin, pencere olduğunu biliyorum ama bana neyi doğru gösterdiğini anlamaya çalışıyorum. İnsan olarak kendimi zorunlu hissediyorum ve gördüklerimin doğruluğu en zorlandığım şey olarak beynimde yer ediyor...

 

Saygılar

 

 

 

Intelligence plus character-that is the goal of true education

Zeka artı karekter-doğru bir eğitimin ana amacıdır

Dr. Martin Luther King. Jr.

Admin

Demokrasinin en tuhaf tarafi oylama sistemidir. Yani her secmenin bir oy hakki vardir ama hicbir ise yaramamaktadir. Cunku her insanin bir oy hakki

olmasi adaletsizlik. Adini yazmayi bilmeyenle yaziyi icat edenin esit oy hakki olmasi butun duzensizligin kaynagidir.

 

Bence saglam bir bilgisayar agiyla vatandaslarin uretime katkisi, odedigi vergi tutari, yaptigi hayirli ve hayirsiz is sayisi ogrenilip belli bir katsayiyla carpildiktan sonra (Bu katsayiyla carpma hikayesini niye istedigimi bilmiyorum, devlet hep oyle yapar diye yazdim.) kisinin verebilecegi oy sayisi hesaplanabilir.

 

Dusunsenize ikiyuz milyar vergi verenin de bir oy hakki var o tutardan fazla vergiyi kaciranin da.Orman yakanin da bir oy hakki var agac dikenin de... Secme durumu bu. Secilenlerde de durum farkli degil. En fazlasindan ilkokul bitirmis olma sarti araniyor o kadar. Yani heykel yapan da secilebiliyor, icine tukuren de! Memlekete katki ne kadar fazlaysa oy hakkinin da o kadar fazla olmasi gerekir. Varolan durum bence hukuka aykiridir. Hatta anayasanin bir maddesine de aykiridir ama su anda kacinci madde oldugunu hatirlamiyorum.

 

Oylamada bu haksizlik yapilirken sonuclari degerlendirmede de yanlis yapilmaktadir. En cok oy alan parti kazaniyor simdi. Bu yanlis! Butun yarismalarda en yuksek puan veren juri ile en dusuk puan veren jurinin verdigi oylar degerlendirmeye alinmaz. Geri kalanin ortalamasi alinir. Evet bu sacma bir fikirdir. Ama yine de bu konuya kafa yordugunu gosterir. Enflasyon devletin alenen suc islediginin kanitidir. Cunku devlet besbelli ki kalpazanlik yapmaktadir. Yani devlet acik acik sahte para basmaktadir ve bunlari aslindan ayirmak imkansizdir.

 

Ekonomi neden batti soyleyeyim: Bir kere ekonomi ureticiler arasindaki bir tuketici iliskisine donmedikce refah gelmez. Her uretici ayni zamanda bir tuketicidir ama pek cok tuketici sadece tuketicidir. Hicbir sey uretmez, hicbir ise yaramazlar. Hicbir meslek erbabi degildirler. Hicbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o boyle olduguna inanmistir. Mukemmele yakin okey oynar ama bu spor henuz olimpiyat kapsamina alinmamistir maalesef. Bir ekonomide bu kadar TUKETICI olursa batar tabii.

 

Dunyanin en az icat yapilan ulkesi Turkiye'dir. Zaten "basimiza icat cikarma simdi!" diye bir deyimin uretildigi bir ulkede sonuc baska turlu olamazdi. Ama su acik ki pek cokseye ihtiyacimiz var, bunlarin bazilarini kendimiz bulsaydik fena mi olurdu? Cunku bunun gelismeyle ilgisi yok. En buyuk

buluslar mum isiginda yapildigina gore?

 

Biliyorsunuz mesela Edison ampulu bulana kadar henuz ampulu bulamadigi icin mum isiginda calismistir. Yani ampulu mumla aramistir. Ve hep

ironi ironi dedikleri iste budur. Cunku icat dedigin patent hakki demektir ve kayda deger bir bulus insanin yedi ceddini zengin eder. Ama ulkende saglam

bir telif haklari yasasi yoksa insanin icinden icat yapasi da gelmez herhalde. Yani demem o ki en azindan bir vantilator filan icat edebilirdik. Ya da

tost makinesi. Bunlar atla deve degil diye soyluyorum. Yani MR cihazi demiyorum mesela. O zor tamam ama herhalde bir teflon tava yapabilirdik. Ama

kendi icatcilarimiza deli muamelesi yapinca uygarliga katki saglanamiyor tabii. Her mahallede vardir kendisi hakkinda "Bu mu? Manyagin teki mucit

o! Kendi kendine acayip seyler icat eder.." diye bahsedilen biri.

 

Dunyadaki icatlar doneminin kapandigi soylenir ama bu dogru degildir. Hala insan pek cok seyi yapamamaktadir. Mesela ucamamak, isinlanamamak,

yeteri kadar sIk sevisememek, aya gidebilmek ama orada henuz para aklayamamak, zaman tunelinin sadece filmini yapabilmis olmak, hicbir zaman dogru partiye oy verememek gibi daha cogaltabilecegimiz pek cok eksigi vardir. Dusunsenize dunyanin yuvarlak oldugunu ogreneli kac sene oldu ki sunun surasinda. Yani insanoglu binlerce yil ustunde yasadigi gezegenin birak detaylarini seklini bile bilmeden yasadi. Bati bile bu iste iyi degilken bizim durumumuzu dusunmek bile istemiyorum.

 

Bir tek uluslararasi ismimiz Behcet Bey'dir. Kendisini tanimiyorum ama Behcet Hastaligi dunya tip literaturune girmistir. Tabii gonul isterdi ki hastaligi degil ilacini bulsaydi ama zamanla o da olacaktir. Yani koca tarihe baktiginizda bula bula bir hastalik bulmusuz. O da tam bir icat sayilmaz aslinda. Hastaligi Behcet Bey uretmedigine gore. Mesela matbaayi biz bulmadigimiz gibi bulani da ciddiye almamisiz. O yuzden hala buyuk harfleri ya da kucuk harfleri ya da hicbirini tanimayan insanlar yasiyor aramizda. Soylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy kullanma hakki var.

 

Tarih boyunca bilime hic katkida bulunmamis bir topluma bir cok icattan yararlanma imkani verdigi icin dunyaya sukran borcluyuz. Adamlar telefonu

buldu, biz de bari en azindan jetonu bulaydik be agbi, ayip yani? Cunku bizim orta ogretimimizde akilda kalan cumle sudur Yahu bu matematigin gunluk

hayatimizda bize ne faydasi olacak?.... Hemen herkes matematikten nefret eder ve faydasiz bir sey oldugunu dusunurler. E bir toplum ya dayak yememis

ya da hesap bilmiyor durumundaysa batar tabii. Matematik insanoglunun buldugu (ki herhangi bir rakkami dahi biz icat etmis degiliz. En azindan

sifiri bul bari degil mi? Hayir onu da bulan bir arap alimidir ama simdi isim ver deseniz verecek durumda degilim.) en yararli derstir.

 

Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama bununla ovunmek esekliktir. Cunku bu basarisiz ogrenciler arasinda yaygindir. Onlar akillari sira matematikten anlayani ve basarili notlar alani marjinal yapmak isterler... Yani onlara gore matematikten kalmak degil ondan gecmek tuhaftir. Caliskan ogrenciye inek derler ama tembel ve sorumsuz ogrenciye takilmis herhangi bir hayvan ismi yoktur.

 

Matematik butun bir hayati, bir hayatta basa gelebilecek tum ihtimalleri, sadelestirmeleri, basitlestirme ya da karmasIklastirma eylemlerini, ozetle tum detaylariyla insan hayatini anlatan bir sifredir. Sifir hicbir sey degil aslinda herseydir. Bir, bir tek tanrinin ailedir. Sonra cokluk vardir azlik vardir. Bir rakam digerinden buyuktur ama sifiri neyle carparsan carp sonuc yine sifir olur. Sizin zekaniz karsinizdakinin zekasiyla sinirlidir. Yani hic kimsenin karsisindakinin kendinden daha zeki oldugunu anlamasina imkan yoktur. Herhalde o yuzden herkes kendini zeki zannediyor, hicbir salak, salak oldugunun farkinda degil.

 

Matematik felsefenin de temelini olusturur. Herhangi bir sayfada gordugunuz iksler yeler, abuk sabuk isaretler filan size hayattaki cok karmasIk bir

durumu formule eder ve size bilinmeyeni yani X'i sorarlar. Anlasana be sapsal o X dedigi sensin. Ileride yolunu kaybettiginde nasil bulacagini bilmen

icin bu formul.

 

Matematikteki problemler hayattaki problemlerin aynisidir. Yani iki kere iki her zaman dort eder. Matematik bunu bize garanti ediyor. Ya her zaman iki

kere iki dort etmeseydi? Ticaret cok riskli bir hale gelmez miydi? Sen hala de ki "Ulan bu karekok alma da neyin nesi?" Ya da "Integral mi? delirdi bu

herhalde.!"

 

Matematikten hoslanmayan ogrenciler sonraki hayatlarinda genellikle tercihlerini hep yanlis yapan insanlar olurlar. Sanirim ulkemizdeki secim sonuclari buna kanit olusturmaya yeter.

 

Evet matematik zordur ama hayat da oyledir. Matematigi seviniz cunku fazla seceneginiz kalmadi. Siz matematigi gereksiz buldukca enflasyon yukseliyor. Birbiriyle satranc oynayan kari koca sayisi artmadikca bu isler duzelmez. Herkesin oturup ya da daha iyisi oturdugu yetisir kalkip "acaba ne icat edebilirim" diye dusunmesi gerekir. Ama ondan once sahip olduklarimizin degerini bilmeliyiz.

 

Kendi yerel zenginliklerimizin de farkinda degiliz. Sozgelimi Bodrum'daki otellerin neredeyse hicbirinde Bodrum zeytini yoktur. Koylerinde bin cesit peynir

yapilan turistik bir beldede oraya uc yuz kilometre oteden gelmis ve otelin satin alma mudurunun zimmetine gecirdiginden artanla alinmis bir beyaz

peynir sunulur. Yani otelin hemen arkasindaki tepenin yamacindaki koyde yapilan muhtesem keci peynirinden otelde kalan Italyanin haberi olsa sirf

o peynir icin seneye bir daha gelecek ama maalesef bu olmamaktadir. Ustelik getirilen peynirin yanina bir parca hiyar, biraz da maydanoz konarak turiste

"bizim yalnizca peynirimiz degil sebzelerimiz de igrenctir" mesaji verilmektedir.

 

Turizm deyince bu arada turistik sapiklar icin bir ikazim olacak. Evet belki bazi kadin turistlerin beldemize geldiklerinde bir iki hemsehrimizle sevistigi olmustur ama emin olunuz ki hicbirinin buraya gelis maksadi bu degildir. Cunku seks turizmi yapanlar genellikle uzakdoguya falan giderler bize

gelmezler. O yuzden kendilerine tecavuz etmesek iyi olur. Onlar senin ustune alindigini bilseler o mini etegi giymezlerdi ama seni bilmiyorlar tabii...

 

Cem YILMAZ.....

Admin

Hoşlanmak ve eğlenmek iki yakın kavram, birisi yaklaştırır diğeri sizi içine sokar...

 

Sıralayalım bakalım...

 

Canlı müzik dinlemeyi ve en ön sırada söylenen şarkıyı haykırmayı çok severim...

Hard Rock dinlemeyi ve kafamı deli gibi döndürmeyi çok severim...

Canlı Klasik Müzik dinlemeyi ve üçüncü boyuta geçmeyi çok severim (tabi çalanalar o boyutta ise)

 

Dünyadan folk müzik veya lokal müzik dinlemeyi ve onlar hakkında bilgilenmeyi çok severim (Size bir tane son zamanlarda çok sık dinliyorum 'Kothbiro' Alberto Iglesias - Ayub Ogada)

Ara sıra canlı spor maçlarına gidip elime bir bira alarak o en üst düzeydeki atletlerin performanslarını seyretmeyi çok severim...

 

Elime aldığım koyu kahvemle kitapevlerinde kitap okumayı ve bir iki gün içerisinde para harcamak istemediğim kitapları ayakta okumayı çok severim...

 

Saatlerce kitapevlerinde oturmayı ve kitap kokuları arasında düş kurmayı çok severim...

 

Yağmurda sadece tişörtle uzun uzun yürürken elime değenle ıslak sıcak bir iletişime geçmeyi ve kendimi yenilemeyi çok severim...

 

Karanlıkta mum ışığında kırmızı şarabımı yudumlarken arkadaşlarımın derinden gelen seslerini dinlemeyi ve ne kadar şanslı olduğumu düşünmeyi çok severim...

 

Önümde oynayan oyunun sahnelerinin arasında oyunun yazarının ne anlatmak istediğini ve ne anladığımı yorumlamayı çok severim...

 

İnsanlara hep bir şans daha vermeyi ve aldıkları şansın sonrasında yüzlerindeki gülücüğü görmeyi hiç bir şeye değişmemeyi severim...

 

smile.gifclover.gif

 

http://youtu.be/3cM4mNuu2_I&autoplay=1

×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.