Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • simin

    Bağnu...

    Gönderen: simin

    2016/20 ocak akşam 21:00 Son konuşmamız sen bu dünyadan gitmeden 5 gün önceymiş... bilemezdim öleceğini... bilseydim hiç kızarmıydım sana...hiç sesimi yükseltirmiydim ? Asla.
    Kızdım sana çünkü;sen kendini çok fazla üzüyordun sen kendini asıl kahredecek olan kişiden fazla kahroluyordun.evet o senin kardeşindi daha 26 yaşında biri 6 yaşında biri 3 aylık bebeğiyle eşini kaybetmeye dayanamazdı.ama dayandı senden çok daha fazla. Kardeşin o trafik kazası neden oldu, nereden geliyordu eşi yanında kim vardı gerçeği öğrendiği zaman canının acısı nefrete dönüştüğü için çok dirayetli durdu ağlamadı.çünkü aldatılan kadının canı başka yanar. O kucağında bebeğiyle diğer kızına ileride neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onu aldattığı için normalde de ölmesini dilerdi emin ol! Son konuşmamız 1 saat 30 dakika konuşmuşuz yettimi yetmedi tabi ki. Hem ağladık hem de çok güldük ama sen "ağlerken güldürdün yine beni p.ç" dedin ya bana ☺ ben bu kelimeyi artık çok seviyorum.Hele sen 1.85 boyuna orantılı 41 numara ayaklarına ayakkabı bulamadığında o küçük yerde ben sana burdan alıp yollarken en hoşuma giden şey yine sana p.çlik yapmaktı.Kankaa bi ayakkabı buldum atıyım resmini dediğimde heyecanla beklediğin resimlerin 46 numara erkek sivri burun ayakkabı olduğunu gördüğünde de "sen insanmısın şindi ayvaan p.ç" dediğinde mağaza içinde tepinerek gülmeyi çok özledim.bana p.ç demeni özledim. bilseydim istediğin o mor ojeyi sana hemen ertesi gün kargolardım. sen ölünce mezarına getirdim koydum ama ne fayda. bende olan herşey sana çok güzel gelirdi bazen sanada aynısından alırdım bazen tipik boğa'lığımla inat edip bencilce sana vermezdim eşyalarımı.şimdi mi? aklından geçeni önüne sererdim olsan!
    biz insancıklar kaybedince anlıyormuşuz ya değerini kaybettiklerimizin ben bunu sende çok ağır tecrübe ettim kanka.
    • 1 yorum
    • 2.590 görüntü
 

Akılcı / Duyumsal / Sezgisel Paradokslar

Herhangi bir seyin, hic birsey, hersey ya da sey olarak varliginin determinist ve indirgemeci monist her turlu "ilk, tek, mutlak, baslangic, sonsuz" v.s. temelli zamansal ideolojik ve inancsal algisi hem bilimsel degildir, cunku gozlemi yoktur. Hem de kendi bunyesinde zamansal paradoks tasir. Bunun ilk nedeni insanoglunun yapilandirdigiginin zaten yapisinin paradoks tasimasindan kaynaklanir.   Orneklemek gerekirse;   Varlik-var/yok   Hak- Hakli/haksiz   Inanc-inancli/inancsiz   Kisaca tum dusunce ve davranislar algi olarak;   Ortak temel sabitligi icerir.   Dilin noktasal yapilanisi olarak ta ifade de tek tarafli karsitlik icerir.   Gelelim yukaridaki orneklerimize;   Ilk/Baslangic- her bir ilkin/baslangicin oncelik paradoksu vardir.   Tek-Her bir tekin karsitlik paradoksu vardir   Son-Her bir sonun sonralik paradoksu vardir.   Bu paradokslara ezeli ve ebediyi de ekleyebiliriz.   Mutlak/kesinlik- Bir seyi mutlaklastirmak, sadece bir dogmadir ve degisimini gelisimini ve yenilenmesinin onunu tikamaktir.   Bilimsel olan ise, bilmek ve bildirmek temelinde; gozlemsel yanlislanabilene kadar gecerli kilinir. Aksi bilimi de felsefi olarak dogmalastirmaktir.   Bilginin ve kavramin "ilki, teki, mutlaki, basi, sonu" v.s. yoktur. Ustelik degisken, yenilenen ve cagdaslasan sekilde degisime ugrar. Bu degisim, hem kavramsal hem de kavrama verilen algi temelli anlam ve icerik olarak degiskendir.   Varliksal/inancsal ve ideolojik bakis; dusunce ve davranisi daimi paradoksa sokar ve tartisma yaratir. Cunku sadece dogrulayan icin gecerlidir ve yanlislanamaz. Gozlemi ise, herkesi kapsamaz, sadece ideolojik/inancsal temellidir.   Varlik zaten ikilem icerir.   Birseyin varligi/hakki/inanci v.s.   Iste buradaki "bir sey" zaten ilk algi olarak varlanmis kavramlanmis ve uzerinden bilgi turetilmistir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Sosyal Sosyalizm

Insanogluna Marx eliyle once teorik olarak tanistirilan sosyalizmin, o gunku cagda; sosyal bir algisi, anlami ve icerigi yoktu.   Ogunku sosyalizm algisinin iki ana temeli vardi;   Birincisi toplumsallik   Ikincisi de ekonomik.   Ortak nokta- Politik   Iste bu iki temel, henuz o gunlerde farkindalioga ve bilince cikmamis hem bireyi hem de onun nitelik temelli sosyo-etik yonunu icermiyordu.   Yani sosyalizm, cografi olarak bulundugu tum toplum bunyesinde, ekonomi temel alinarak ve tum toplum nicelik yerine konularak toplumun bolunmusluk temelindeki sinif algisi ve savasiydi.   Yani ortada ne bir birey vardi ne de bireylerin sosyo-etik farklarinin onemi ya da degeri.   Bu konuyu daha fazla detaylandirmadan, bugun insanoglunun kendini getirdigi; post modernizmin bilgi ve bilisim toplumu caginda, aslinda algi bilgi ve farkindaligin bilinci olarak; sosyalizmin hak ettigi ve temelini sosyalden alan anlam ve icerigi, gunumuz insanoglunun verecegi cagdas savasimin temelidir.   Yani sosyalizm;   Birincisi bireysel   Ikincisi sosyal.   Ortak nokta- Etik   Iste bu iki temel, bugun evrensel hukuk insanhaklarinin hak ve ozgurluklerinin sosyo-etik algidaki verdiogi savasiminin temelini teskil eder.   Cunku buradaki eski sosyalizmdeki ve cagdisi kalan algidaki;   Sosyal deger farklarinin toplumun bunyesinde yok edilisi ya da onemsenmeyisi yoktur.   Ikincisi temel ekonomik ve sinifsal degil; etik ve bireyseldir.   En onemli fark ise, butun bu savasimin politikaya degil; insan haklarina dayanmasidir.   Gunumuzde ve cagimizda, tum insanoglu dusunce ve davranisinin ve de verdigi her turlu savasimin; sosyalist anlam ve icerigini bu mehvalde algilamak; bir suru karmasayi cozecegi gibi, kimin neyin ve neden onun yaninda yer aldigina da isik tutacaktir.   Gunumuzde en cok politik cikar temelinde ve duygu somurusu temelinde kullanilan ve kandirilan iki ana kavram; sosyal ve bireysel kavramlaridir.   Isin ozu ve ilginci ise, bu iki kavramin insanoglu ile insan arasindaki farkidir.   Cunku insanoglu algisi dusuncesi ve davranisi, toplumsal, ekonomik, sinifsal ve siyasal iken; yani sosyal ve bireysel anlam ve icerik tasimaz iken; gunumuzdeki zihinsel devrimine yonelmis insanlasmayolundaki insanoglunun ise; iki ana yonu vardir.   Mustakil var olan varlik olarak-bireysel   Birarada yasayan ve iliski kuran varlik olarak-Sosyal   Iste zaten insanoglu beyninin yeti fonksiyonlarinin yarattigi, ideolojiler, inancsallar, izmler ve etik temelli her turlu degerler ve bunlarin toplumu yonlendirmesi ve yonetmesi de; bu insanlasacak olan insanoglunun, hem bireysel hem de sosyal yanini goz ardi edip; hepsini tek bir kefede toplumsal olarak algilamakta ve ekonomik politik olarak ta; nitelik temelinde degil; nicelik temelinde siniflamaktadir.   Boylece iktidar guc ve otorite temelli her turlu ideolojik ve inasncal ve de izmsel niteligin tek algisi ve yaptigi; tum toplumu onun b irey ve sosyal yonunu gale almadan, kendi isdeolojisi inanci ve izmi niteliginde nicelik olarak toplamak ve kendi niteligine nicelik olarak mahkum etmek ve itaat ettirmektir.   Iste bu temeldeki ideolojik inancsalizmsel farkli niteliklerin fakat ayni iktidar guc ve otorite ortakliginin dunyayi ve insanoglu tarihini son yuzyilda nasil kana b oyadigini ve boyamaya da devam ettigini gozlemliyoruz.   Bunun basini ekonomik ve sahte ozgurlukci liberal politikalar cekmektedir.   Diger etik temelli (dini ve milli) politikalar da takipetmektedir.   Iste emperyalist zihniyetin bunu algisi ve bunun bilinci ile, insanoglunu nasil kendine teslim aldiginin ve de dusunce ve davranis olarak caresiz biraktiginin ve basta batida guya ekonomik rahatlik sagliyarak, nasil bencil, bananeci, bireyci ve dusunmeyen robotlar yarattiginin kaniti da budur.   Ustelik bu duygu temelli aklin cikarina yenik dusen gelismemis bilincleri de nasil kandirarak kendi emrine aldigi gun gibi ortadadir.   O yuzden bugun dunyanin hangi cografya ve toplumunda olursa olsun, farkli sosyo-etik degerli halklarin hak ve ozgurluklerinden yana olmak, halklardan yana olmak onlarin her turlu yasam ve deger hak ve ozgurluk taleplerini desteklemek savunmak ve bunu antiayrimcilik ve cografi olarak yurtsever ve yurtsayar temelinde yapmak ve bunun bireyselbilinc ve farkinda olmak kisaca, sosyal sosyalizmdir.   Sosyalsosyalizm, gunumuz caginin ve savasiminin da basarisi icin temel teskil etmektedir.   Bugun dunyanin neresinde olunursa olunsun; sosyal sosyalist olmak; ilericilik devrimcilik bilinclilik antiayrimcilik farklarin farkindaligi bireysellik sosyallik sosyo-etik halkcilik ve de halklarin ve de bireylerinin evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler Adina hem kendi bireysel talebi, hem de sosyal bilinc olarak digger bireylerin ve halklarin taleplerini savunmak ve destek olmak demektir.   Gecen sene ulke ve toplumumuzda yasanan gezi bilincinde, sosyal sosyalizm bilincsiz ve orgutsuz olarak mevcuttu.   Bugun maalesef ulkemizde sosyal sosyalizmi dile getiren, orgutleyen, kurumlastiran, parti haline getiren, daha acisi; algilayan ve farkindaligina ve bilincine varan bir hareket yoktur.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Laplace'in Şeytanı

Keşke şöyle on beş yıl kadar geriye gitsem ve beni şu aşamaya getirmiş olan hiç bir şeyi yapmadan, tekrar bir 15 yıl yaşasam.   Merak ettiğim şey aslında o zaman da acaba yine burada, bu şekilde mi olurdu hayatım?   Kimbilir belki de vardır o hayatlar bir yerlerde, mutlaka yaşıyorlardır? Belki de milyon hatta milyar kez çeşitli hayatlara bölünmüşümdür.   Paralel evrenler gibi...   Bir sürü paralel evrende yapmadıklarımı yaparak hayatlarına devam eden bir sürü "ben" var mıdır acaba?   Peki, hangimiz daha mutludur?     *** "Laplace'in Şeytanı" da neymiş, kimmiş onu da siz bulun artık

gloria

gloria

 

Bilişsel Analiz

Bilissel analizimize, insanoglu ve onun algisindan basliyoruz.   Cunku bilimsel olarak; algi olmadan, ne bir kavram ne bir bilgi ne de bir ifade edim, ya da ortaya koyum mumkun degildir.   Tabiki burada, evrimsel olarak canlilarin gelismislik temelinde, algi sadece insanogluna ait bir olgu degildir.   Yalniz, insanoglu arasinda digger algisi olan canlilar ile ortak bir dialog olmadigindan ve her turlu canlinin gozlemini dile getiren insanoglu oldugundan, canlilarin verdigi herhangi bir gozlemin alicisida insanogludur ve kendi dahil, her turlu canlinin gozlemini dile getiren de insanogludur.   Dolayisi ile buradaki algi, algi olarak insanoglunun algisidir.   Simdi analizimize gecelim.   Analizimizin cikardigi sonuclarin her biri kendi bunyesinde uzerinde ciltler yazilabilecek iceriktedir.   Burada onemli olan insanoglunun ifadesindeki ana ve temel kavramlarin biri biri ile olan iliskisi ve biribirini nasil tamamladiginin analizi ve dile gelimidir.   Ayni sekilde analizin sonundaki aciklama da, aslinda bilimsel insansal evrensel bakis acisinin temelini teskil eder.   Analiz:   Alginin fonksiyonu=varlik.   Burada fonksiyon, sey ilistirilmis hareket olarak; seyin "var" hareketin, yani insanoglu eyleminin de "oldurmak" olmasidir.   Yani, fonksiyon "vari oldurmak" tir. Kisaca buna "var olmak" bilinen algisi verilebilir.   Yani varlik, var olanin oldurulmasidir.   Algiya gore:   Var olarak oldurulan varligin, ifade edilmesi=Kavram   Kavrami algilama: Burada varliga verilen kavramin ikinci bir algisi soz konusudur   Kavrami algilama, iki yonludur.   Akilsal/Duyumsal akilci algilama=Inanc, buradaki inanc dini ya da tanrisal temeldeki inanc degildir.   Mesela "Senin dogru soyledigine inaniyorum" daki inanctir. Inanc ayni zamanda ideoloji olarak ta yansir.   Gozlemsel/Duyusal gozlemci algilama=Teori, ya da bilimsel varsayim/ongoru   Inancin dogrulanmasi=Gercek   Sadece dogrulayanin inanci/ideolojisidir ve yanlislanamaz.   Teorinin dogrulanmasi=Olgu   Bilimsel dogrulamadir ve gozlem ile yanlislanabilir.   Gercegin ve de olgunun ne oldugu=Yapilandirilmis bilgi   Iste bundan sonra geriye kalan, bilginin siniflanmasi, cesitleri ve nitelikleri farkidir.   Burada kisa ve oz bir analiz vardir, detaya girilmemistir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Direnmek

Bugun insanoglu eliyle gelinen, 21. yuzyilda; insanoglunun kendine sagladigi herhangibir bilgiyi, bilimi, felsefeyi, dili, ve bunlarin toplami olan; algiyi, farkindaligi ve bilinci hem koruyabilmek hem de yenileyebilmek, ilerletebilmek ve gelistirebilmek Adina; yapilacak en onemli eylemi; direnmek olarak ortaya koyabiliriz.   Bugun emperyalist zihniyetin ve onu besleyen her turlu dogal/fenomenal zihniyetin; geldigi her bir noktadaki tikaniklik ve bu tikanikligin insansal zihniyete acilamamasi; tum insanoglunu, her turlu yasam ve iliski olarak; daha once yasadigi ve her turlu tecrubesini edindigi gecmis caglara dogru cekmektedir.   Iste burada yapilacak tek sey direnmektir.   Peki direnmeyi saglayacak olan nedir?   Insanoglunun herhangibir seye direnebilmesi icin, onun farkindaligi ve bilinci gerekir. Yani "elinden alinmak isteneni vermeme ve yerine sunulan seyin, cag disi oldugunu algilama, firkin ve bilincine varma"   Iste insanoglunun bunu saglayabilmesi, onun en onemli zihinsel yetisi olan dusuncesini eyleme koymasi yani dusunmesidir.   Sonuctaancak dusunurse, elinde olanin onemini ve onun yerine sunulanin cag disiligini algilar.   Dusunmekte, tamamen kullugun koleligin, teslimiyetin, caresizligin, iman temelli sorgusuz inancin ve sunulani almanin v.s. tam tersidir.   Bugun ulkemiz iki farkli eylem algisini cagdaslik ve cag disi olarak birlikte yasamaktadir.   Birincisi gezi bilinci, direnci ve dusuncesi   Ikincisi ISID bilinci direnci ve dusuncesi.   Bu ikisi arasinda zamana oturtulamayacak kadar bir ucurum vardir.   Ilki cagdas iken, ikincisi ilkeldir.   Aci olan ise, cagdas olanin, ilkel olana karsi direnmesinin gerektigidir.   Iste dusunce de bunun icin gereklidir. Cunku eger bu ilkellige ve dayatmasina karsi bir direnc gosterilecekse, bu ancak dusunmek ile ve dusunuleni eyleme tasimak ile mumkundur.   Aksi zaten her zaman olandir.   Yani, caresizlik, teslimiyet, kulluk, kolelik v.s. kisaca sunulanin tek secenek oldugunun alisilagelmisligi. Pasifizm ve bananecilik.   Bu yazilanlari ornekleri ile algilamak isteyenler, Turkiye'nin son 34 yilina, O.Dogu'nun son 20 yilina, Batinin son 50 yilina, kimin neyi neden ve neye dayanarak yaptigina v.s. kisaca dunyanin son 60 yilina (ikinci dunya savasi sonrasi) bakabilirler.   Buradaki ikinci dunya savasi, ulke ve toplumumuzun 12 Eylul 1980 gerici darbesine esittir.   Iste bu tarihi olmusluktaki, direnmede gecikenler, yani dusunmeyenler; bugun bu ilkelligin pencesindedir.   Sira ilkellik gidisatinda ulke ve toplumumuzun kapisini calmaktadir.   Ya direnecegiz/dusunecegiz, ya da sunulani kabullenecek/teslim olacagiz.   Insanoglu, post modernizmi; kendi zihniyetine tanistirdiktan bu yana, kendi bunyesinde ve zihniyeti davranisa tasima ve somutlastirma bunyesinde, iki ana kutuba farklilasti,   Birinci grup, bilincli ya da bilincsiz; her turlu dogal/fenomenal zihniyetin getirdigi, tum etik ideolojik inancsal ve izmsel her turlu degeri sifirlayanlar ve guc, otorite iktidar temelinde bu zihniyeti sadece kendi cikari Adina her turlu dusunce ve davranisi mubah ve mesru kilarak, insanoglunu yonetenler ve yonlendirenler.   Ikinci grup, ayni sifirlama temelinde, dogal/fenomenal zihniyetin sinirlarini; bilimsel, bilissel, bireysel temelde asarak; zihinsel insanlasma ve evrensellesmeyi birinci gruba karsi, direnc ve dusunce temelinde tercih edenler.   Buradaki sorun, genelde kendisine verileni alarak uygulayan ya da buna bir cesit karsi cikan arada kalanlarin, bananeciligi, bencilligi, bireyciligi temelinde; birinci grup eliyle teslim alinmalaridir.   Iste insanoglunun nicelik olarak cogunlugunu belirleyen bu grubun, genelde guc, otoriteve iktidar karsisinda boyun egmesi; dunya insanliginin ve geldigi yerin; bugunku ilkel durumudur.   Iste bu grubun, direnmesi ve dusunmesi ve de bilinclenmesi bu gidisati degistirecektir.   Aksi sadece her iki digger grubun ya ikincisinin "kendini kurtarmasi" ya da birincisinin, her turlu korku felsefesini, suru psikolojisini ve dusuncenin gelisimin ve bunlara yonelik her turlu egitimin, yozlastirilmasidir.   Zaten, degerleri ile yasayan bu kitlesel grup; otorite, guc ve iktidar eliyle; her turlu degersizlige alistirilmakta ve deyim yerinde ise "koyun gibi gudulmektedir."   Ulke ve toplumumuz dahil, son 60 yildir dunyada gidisat bu yondedir.   Bu da ilkelligin, o tarihteki eski "masum" ilkellik gibi degil; bilincli ve sadece cikar temelinde getirilen her turlu ilkellik, bilgisizlik, dusuncesizlik kisaca "sen sadece verilenler ile yasa, gerisini biz senin yerine dusunuruz" mantigidir. Tabi ki verilenler ile yasamayanlari da, her turlu sifirlanan degerler temelinde, insanlikdisi uygulamalar beklemektedir.   Bu da her turlu basta yasam hak ve ozgurluk ihlalidir.   Iste o yuzden birinci gruba karsi direnmek demek, dusunerek her turlu yonlendirim ve yonetimin aslinda insanligin lehine olmadigini ve bunun bilim dahil; her konudaki kandirmaca ile surduruldugunu algilamak demektir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Doğa takvimi

Dedemle babaannemin kullandığı duvar takvimlerinin üzerine dedem, her zaman şuna benzer notlar tutardı: "Çaldağı'na ilk kar düştü." Köyümüz Akyoma'nın tam karşısındaki dağın adıdır Çaldağ, etrafımızdaki en yüksek yer orası olduğundan karın ilk düştüğü yer de orasıdır, o nedenle önemlidir oraya kar düşmesi, kış geliyor demektir bu.   "Zemheri zamanı," Bu da çok gördüğüm takvim üstü notlarından birisiydi dedemin. Anadolu'nun diğer birçok yerinde rastlanacağı gibi her ayın değişik bir adı vardır Giresun'da da. Zemheri onlardan birisi. Ocak ayına denk gelmektedir.   Kısalığı nedeniyle şubat ayına da gücük ayı derler. Küçük yani Mart aynı, abrul nisan demektir (april'den geliyor sanırım). Mayıs aynı, kiraz ise haziran ayıdır. Giresun hep fındığıyla bilinir ama aslında kirazın da ana memleketidir. Öyle ki ismini Yunanca'dan gelen kerasus kelimesinden almıştır, kerasus kirazlar anlamına gelir. Çok kiraz yetişir-di aslında eskiden Giresun'da, şimdilerde çoğu ağaç kesildi gitti. Artık eskisi gibi kiraz memleketi değil Giresun.   Neyse kaldığım yerden devam edeyim, orak ayı temmuz ayı demektir, bu dönemde oraklarla bahçe altları biçilir. Ağustos aynı, darı ayı eylüldür. Darı mısır anlamına gelir, tarlalardan mısırlar toplanır fırınlanır bu nedenle eylül ayı adını darıdan alır. Ekim ayı yapılacak işlerin bittiği zaman yani averelik zamanıdır adına da bu yüzden avara denir. Koç ayı kasım ayıdır, karakış ise aralık ayı. Bu ayda sert hava şartlarından dolayı köylü hiç bir iş göremez, karakış günleri sıkıntılı günlerdir yani.   Çok severdim bu takvim üzerine yazılı notları okumayı. Dedemle babaannemi kaybedeli çok zaman oldu, şimdilerde yok artık takvim üzerindeki o notlar. Bu sabah doğa takvimi diye bir takvimle karşılaştım, bu takvim işte tıpkı dedemin de tuttuğu gibi kesin olmasalar da çok uzun süreli gözlemlere dayalı notlar sonucu oluşmuş bilgilerden oluşuyor. Anadolu'da hala tarımla uğraşan insanlar için son derece önemli bu günler, onu paylaşayım istedim.   Silinmesin bunlar da dedemin takvimindeki notlar gibi.   27 Ocak: Kışın en soğuk zamanı 30 Ocak: Ayandan fırtınası 31 Ocak: Erbain’in (Zemherinin, 40 günlük kış döneminin) bitişi 1 Şubat: Hamsin fırtınası 3 Şubat: Çiftlik hayvanların çiftleşme döneminin başlangıcı 6 Şubat: Ağaç dikme zamanı 18 Şubat: Kuşların çiftleşme dönemi 20 Şubat: Cemrenin havaya düşmesi 27 Şubat: Cemrenin suya düşmesi 28 Şubat: Leyleklerin gelmeye başlaması 3 Mart: Soğukların şiddetinin azalmaya başlaması 5 Mart: Ağaçlara su yürümesi 6 Mart: Cemrenin toprağa düşmesi 9 Mart: Bağ budama zamanı 11 Mart: Kocakarı soğuklarının başlangıcı (7 gün sürer) 12 Mart: Husum fırtınası 14 Mart: Kaplumbağaların kış uykusundan uyanması 15 Mart: Kırlangıçların ve ebabillerin gelmeye başlaması 21 Mart: Günle gecenin eşitlenmesi, Nevruz, baharın başlangıcı 22 Mart: Mart dokuzu fırtınası 25 Mart: Çaylak fırtınası 27 Mart: Ağaçların tomurcuklanmaya ve yeşermeye başlaması 30 Mart: Çaylakların gelişi 3 Nisan: Çiçeklenme döneminin başlaması 5 Nisan: Bülbüllerin ötmesi ve yörüklerin yaylalara çıkması 7 Nisan: Kırlangıç fırtınası 11 Nisan: Leylek fırtınası 16 Nisan: Lale mevsiminin başlangıcı, Camuskıran fırtınası 17-19 Nisan: Kuğu fırtınası 21 Nisan: Sitte-i Sevir (6 gün boyunca süren soğuk ve fırtına), Boğa fırtınası 24 Nisan: İpek böceklerinin yumurtadan çıkışı 26 Nisan: Arıların yumurtadan çıkışı, güllerin budanma zamanı 27 Nisan: Kalem aşısı zamanı 29 Nisan: Serçelerin yavrulama dönemi 30 Nisan: Lale fırtınası 2-4 Mayıs: Çiçek fırtınası 6 Mayıs: Hıdrellez 11 Mayıs: Kırkikindi yağmurlarının sonu 16 Mayıs: Filizkıran fırtınası 20-22 Mayıs: Engirkıran fırtınası, Kokulya fırtınası, Ülker fırtınası, bağların çapalanma zamanı 29 Mayıs: Suyun topraktan çekilmeye başlaması 28 Mayıs: Koyun kırkma zamanı 30 Mayıs: Bağlara yerleşme zamanı, kabak meltemi 7 Haziran: Arpanın orağa gelmesi, pirinç ekimi 10 Haziran: Ülker doğumu fırtınası 16 Haziran: En uzun günlerin başlangıcı 19 Haziran: Gün dönümü fırtınası 24 Haziran: Yaprak aşısı zamanı 27 Haziran: Kızılak fırtınası 29 Haziran: Günlerin kısalmaya başlaması 1 Temmuz: Yaprak fırtınası 3 Temmuz: Sam rüzgarlarının başlangıcı 11 Temmuz: Çark dönümü fırtınası 24-26 Temmuz: Karaerik fırtınası 29-30 Temmuz: Kızılerik fırtınası 1 Ağustos: Yılın en sıcak günlerinin başlaması 5 Ağustos: Arıların bal tutmaları 12 Ağustos: Pamuk toplama zamanı 18 Ağustos: Yemişlerin olgunlaşması 24 Ağustos: Mihrican fırtınası 25 Ağustos: Sam rüzgarlarının sonu 28 Ağustos: Leyleklerin göçmeye başlaması 31 Ağustos: Mercan fırtınası 6 Eylül: Bıldırcın fırtınası 7 Eylül: Yaz sonu fırtınası, sebzelerin soğuklardan etkilenmeye başlaması 8 Eylül: Koç ayırma zamanı 13 Eylül: Çaylak fırtınası 15 Eylül: Bağ bozumunun bitişi 21 Eylül: Günle gecenin eşitlenmesi 23 Eylül: Koç katımı zamanı 25-28 Eylül: Kestane karası fırtınası 29 Eylül: Turna geçimi fırtınası, turnaların göçü 30 Eylül: Kırlangıç ve ebabillerin göç etmesi 4-5 Ekim: Koç katımı fırtınası 12-13 Ekim: Meryem Ana fırtınası 14 Ekim: Yaprak dökümü fırtınası, kaplumbağaların kış uykusuna yatması 17 Ekim: Kırlangıç fırtınası 19 Ekim: Bağ bozumu fırtınası 20 Ekim: Ağaç dikimi ve çelikleme zamanı 21 Ekim: Bağ bozumu zamanı 31 Ekim: Ağaçların budanması 4 Kasım: Lodos rüzgarları 5 Kasım: Kuş geçimi fırtınası 9 Kasım: Çiğ düşmeye başlaması 11 Kasım: Pastırma yazı sıcakları 22 Kasım: Haşerenin gizlenmesi 30 Kasım: Ağaçlardan suyun çekilmesi, ülker fırtınası 1 Aralık: İkinci pastırma sıcakları 8-10 Aralık: Karakış fırtınası 21 Aralık: Erbain’in başlangıcı (Zemherinin başlangıcı, 40 günlük soğuk kış zamanı), en uzun gecelerin başlangıcı 26-28 Aralık: En uzun gecelerin sonu, gün dönümü fırtınası

gloria

gloria

 

ACI DURDUĞUNDA

Kaşıntı bombası diye bir silah üretilip, kitleler çıldırtılabilir o bombayla..   kitlelerden ne istiyosam:))))   Benim gibi barışçıl bir insan bunu neden düşündü bilmem.Ama acı anında galiba bencilleşiyoruz. Öyle ki az önce balkona çıkıp avazım çıktığı kadar bağırarak; uyumayın ülennn kalkın kaşının hepiniz diyesim geldi. Çıktım da..   İyi ki de çıkmışım.Sonbahar'ı seviyorum.   Gecenin o tatlı serinliği kollarına aldı beni.   Sonra gökyüzüne baktım.Yıldızları tek tek sayabileceğim berraklığa daldım.Uzayın ucu bucağı belli olmayan büyüklüğüne dalıverince küçüldüm, kendimle bir acım da küçüldü, sakinleştim.   Kullandığım antibiyotiklerin neticesinde ürtiker olmuşum.Yani kurdeşen..   Doktor bana derdimin ne olduğunu anlatmaya çalışırken sabırsızlıkla sözünü kestim:   -ne olduğunu değil, nasıl biteceğini bilmek istiyorum, nolur bu kaşıntıyı durdurun!   Kaşıdıkça daha da azıyor bu meret.Onun için başladığından beri dizilerle, filmlerle zihnimi oyalamaya çalışıyorum.   Salem adında bu yıl başlamış bir dizinin tüm sezonunu iki günde bitirdim.Bir bölümde kendi durumuma uygun bir replik vardı:   -Dünyanın en büyük zevkini biliyor musun? -Acının durduğu andır!   Dertler paylaştıkça azalır derler ya, ben de paylaştım işte..   Kaşıntı bombası falan olmasın   Allah rahatlık versin herkeslere   Tüm iyi duygularımla..

Radya

Radya

 

İnsanoğlunun Kendi Kendini Değersizleştirmesi

Insanoglu, beyninin zihinsel yeti ve fonksiyonlari ile kendi kendini degersizlestiren/onemsemeyen/ ve ustelik kendisini degersizlestirecek ve onemsetmeyecek olan yarattigi degerleri ile bunu kendine saglayan bir turdur.   Bunun ilki, "sahte kendicilik" tir.   Yani, herseyin kendi icin var oldugunu, ve yaratildigini dusunmesi- Yani kendini bu sekilde yaratana yonelik duyulan kulluk ve teslimiyet   Bunun ikincisi de " bilisselsizliktir"   Yani kendisini mutlaka bir varlik ile ozdes gormesi material obje olarak algilamasi- Yani kendi niteligini algilayamamasi ve bunu kendine degil, material objeligine baglamasi   Iste bu ikisinin getirdigi ise, ortak olarak kolelik ve teslimiyettir.   Insanoglunun evrildiginden bu yana, bunun farkina varanlar; bu iki algiyi, kullanarak kendi cikarlari Adina yoneten/yonlendiren ve yonetilen/yonlendirilen olarak sistemlestirmisler, dozen haline getirmisler, ve her turlu yasam ve iliskilerini bu iki algi temelinde kurmuslardir.   Iste zaten tum ideolojiler, inancsallar, izmler etik olusumlar da zaten bu iki algi temelinde kurulmustur.   Ustelik bunun farkindaligi bilincli olarak bu iki algiyi daimi guncel tutmus ve yonettiklerinin, yonlendirdiklerinin bunun farkina varmamasi icin, her turlu egitim ve ogretimini ve de yetistirimini bu temel uzerine insa etmistir.   Yani oyle ya da boyle "insanoglu degersizdir, sadece ondan istenen degerler icin yasar ve iliski kurar, bu onun evrimsel ya da yaratilissal kaderidir, dogaldir ve buna karsi gelinemez, budunya insanoglu icin, sadece bu degerlere hizmet etme dunyasidir. Cunku ya onu yaratan tanri, boyle buyurmustur, ya da insanoglunun bir tastan, atomdan, maddeden hic bir farki yoktur"   Kisaca insanoglu kendi dogal zihniyeti ile, kendi degerinin yetilerinin farkina varamamis ve bunlari ya tanrisina vermistir, ya da material obje olarak es gecmistir.   Iste bunun farkindaligi da bunu kullananlari ve bu temelde kullanilanlari farkini yaratmistir.   Bu alginin ilki, once bilince cikmasin diye, uzeri ortulmus ve ronesans ile birlikte tekrar sorgulanmaya baslamistir.   Ikincisinin tarihinin baslamasi da post modernism eli ile insanoglu kendine tanistirmistir.   Tabi ki bu post modernism iki sekilde gelismistir. Hem bu iki algi zorunlulugunu kanunlar eli ile bir cesit gonullu yapmak, hem de bu dusunceyi ozgur birakarak bunun degismeyecegi propagandasini yapmak.   Diger bir yapilan da her turlu deger algisi bunyesinde insanoglu arasinda deger ayrimi savaslarini cikarmak ve koruklemek.   Yani ideolojileri inancsallari izmleri etik degerleri biri biri ile savastirmak.   Bugun insanoglu hala bu iki algiyi sorgulayamamakta, sanki icinde bulundugu durum rahatmis gibi kendini kandirmakta ve bunun degisemeyecegi gibi bir teslimiyet/kadercilik algisi tasimaktadir.   Ya da tamamen toplumsal yapidan koparak, bireyci olarak "her koyun kendi bacagindan asilir" dusuncesi ile, sadece kendi icin her seyi mesru ve mubah kilmaktadir.   Cunku post modernism, bir yerde; "ben, bencilik, bencillik, bananecilik, bireycilik" farkindaligidir.   Yani deger, salt birey uzerinden one cikmaktadir. Bu da algi ve dusunce temelinde, ya kisiyi pasiflestirmekte, ya da isyan ettirmekte, ya da caresiz birakmaktadir.   Halbuki insanoglunun farkina varmasi gereken, bu iki alginin da kendi zihninin bir urunu oldugu ve bugunku her turlu ayrimciliginin ve tur bunyesi savasiminin da kaynaginin bu algilar oldugudur.   Diger bir farkina varmasi gereken, bu degerleri verenin kendi oldugu, verdigi bu degerler ile kendini degersizlestirdigi; kendi degeri olmasa, digger degerlerin hic bir anlam ifade etmeyecegi oldugudur.   Iste bu iki farkindalik, bir yerde kendi bunyesinde; bu farkindaliklari kendi cikarina kullanan yoneten ve yonlendirenlerin de algilanmasini saglayacak; bu iki alginin bir kader caresizlik dogallik v.s. olmadiginin, sadece digger degerlerin temelinin cikar oldugunun ve de sadece ayrimciligin savaslarina yaradiginin algisi olusacaktir.   Insanoglu ne bir kuldur, ne de bir maddedir ve dolasyisi ile ne de bir degerler kolesidir.   Ustelik butun bunlari kendi zihinsel yetisi ile yaratan sistemlestiren ve kendini de bu gegerler onunde degersiz kilan da, kendisidir.   Iste bunun algisi ve farkindaliginin getirdigi bilinc, insanoglunun "kendilik bilisselligi" dir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Algı Felsefesi

Algi her turlu dile gelen bilgi niteligi ve cesidi olarak insanoglu temelinin farklilik yaratan en onemli fenomenidir.   Once Alginin neler icerip neler icermedigini ve nasil sekillendigini ve yapilandirildigini ortaya koyalim.   Alginin fonksiyonu (sey ilistirilmis algilamasi, algilamak eylemidir.   Burada ilistirilen sey iki turludur.   Birincisi, ilk alginin yani daha once kavramsal olarak ortaya konmamis, gerek duyusal gerekse duyumsal alginin algilamasi   Ikincisi, birinci algilamadaki alginin, kavramsal olarak ortaya konmus olaninin algilamasi.   Bu algilamak eyleminin, bir de ifade edilmesi vardir.   Burada algilamak eylemi, algilanana gore degil, algilayana ve onun algilayis niteligine gore ifade edilir.   Iste alginin algilamasi, birincil olarak duyusal/duyumsal, ikincil olarak ta kavramsaldir.   Iste tum ifade ve algilamak eyleminin algi ve algilama karmasasi ve farkliligi da burden dogar.   Birincisi, ilk algida ortada bir baskasinaalgilatacak ortak bir koken (kavram) yoktur.   Ikinci algida ise, kavramsal ayniliktaki algi, farkli algilama ile sonuclanir.   Diger bir sorun da, algilayanin mi; yoksa algilananin mi ifade edildigi sorunudur. Burada genellikle algilanan ifade edilir ki bu da ayni kavram temelindeki algilamanin farkli ifadesidir.   Halbuki algida, iki yon bulunur. Biri algilayan, digeri de algilayanin algiladigi (algilayanin algilamasi ile karistirmamak gerekir)   Aslinda ilk algi tamamen bilimsel ve kavramsiz algi olarak ortaya konamayan, sadece algilanmasi algilayanca ortaya konan algidir. Iste bilim bu algilanana, fenomen der.   Ikincil algi ise tamasmen hem ne oldugu, hem ne anlam ve icerik verildigi, hem de ifade edilis olarak nitelik ve cesit farki tasir.   Burada sorun olan zaten, artik ilk alginin ortada olmayisidir. Cunku algi artik verilmis ayni kavram uzerindedir.   Bilgisel olarak ikinci algi, gozlem ve aklin kavrami verilmis algilanan uzerindeki her turlu alginin verilmis kavram uzerine turetilen bilgi oldugudur.   Dedigimizi bir ornek ile aciklayalim.   Bir bebek duyusal/duyumsal olarak algi temelinde ifade ettiginin, kavramini ogrenmis olsun.   Diyelim bu kavram da, felsefi/metafizik/varliksal temellerden en bilineni madde olsun.   Burada ilk algi hafizadaki algidir, yani maddenin objeligi ve nesnelligi.   Iste buradaki madde uzerine dile gelecek her turlu ifade karmasasi soyledir.   Eger madde temelli ikincil bir algilama soz konusu ise, burada ilk ifadedeki karmasa; algilayanin mi yoksa algilananin mi dile geldigidir.   Ikinci karmasa her bir algilayanin kendi algi ve algilamasi temelinde, algilanan ile ilgili ifadesi, hem nitelik farki (varliksal, inancsal, ideolojik, mantiksal, etik, estetik, dilsel v.s.) hem de genel algidaki maddesel/nesnel/objektif temelinde varlik/yokluk ifadesi icerir.   Ayrica burada bir monism ve determinism vardir, bu da farkli algilama tasiyan ayni kavramdir. Boylece her bir madde algilamasi her algilayanin ve algilananin farkli ifadesi ile sonuclanir. Burada aslinda ikinci algi olan kavram uzerinde ifade dile gelmektedir ve her bir algilayan kendi algilamasi farki ile bu kavrami anlam ve icerik, olarak farkli ifade eder.   Boylece ayni algidaki ortak kavram, farkli algilamalar ve algilayanlar eli ile, ayniliga ulasamaz.   Iste oyuzden, bilimsel olarak ve bilissel olarak; bilim, ilk algidan yani kavramin ne oldugu uzerine bilgiden degil; kavrami olanin gozleminden yani tamamen algilamanin ortak algilayanindan yola cikar. O yuzden de kavrami olan fenomeni degil; sadece ondan turettigi bilgiyi ve cesidini olgusal gecerlilik ve gozlemsel yanlislasnabilirlik olarak ortaya koyar.   Bu da zaten ayni kavraminin farkli ifadesi ya da farkli niteliksel ne oldugunun tartismasindan farkli olarak, tum insanoglunun algisina hitabeden bir olgusal bilgi ortaya koyar.   Kisaca insanoglunun yapilandirilmis algisinin, her turlu ayniliginin, farkli ifadesi, anlami icerigi; iste bu yapinin ve islevinin celiskisinden gelir.   Bu caliskinin iliskiye donusturumu ve her turlu algilanir ifadesi ise, bu yapilandirilmisligin bilisselligi temelindedir.   Isin ilginci alginin fonksiyonu olan algilama ve de algilamak eyleminin ifadesi; her yonu ile ikilem ve karsitlik icerir.   Yoksa ayni algi, farkli algilama ve algilamak eyleminin farkli ifadesini dogurmaz.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Algı / Bilinç Bağı / Farkı / İlişkisi

Insanoglu her turlu dusunce ve davranisini, algisi temelinde belirler. Daha dogrusu bu belirlemede bilinc yoksa, belirlenir.   Alginin akilsal/akilci ve gozlemsel/gozlemci farkini daha once aciklamistik.   Simdi de alginin bilinc ile olan iliskisine deginecegiz.   Algi genelde pozitiftir ve etkisi ya buna parallel, yani "memnun/mutlu edici, rahatlik verici ve sorunsuz" dur.   Ya da buna ters olarak bu pozitif algi "memnun/mutlu etmez, rahatsiz eder ve sorunludur.   Iste bilincin bilerek ya da bilincalti devreye girdigi yer bu noktadir. Cunku beyin bu aldigi olumsuzluktan kurtulmak durumundadir.   Iste bilincalti bu "kurtulmak" durumunu ya beyin, kendi kendine halleder; ya da kisi bilincli olarak; kendisini rahatsiz edeni sorgular, irdeler, inceler ve bu rahatsizliktan kurtulma Adina; kendi bilincinin katkisini saglar.   Demekki bilinc, aslinda pozitif alginin verdigi negative his te yatmaktadir.   Sonucta pozitif algi da bir negative his yoksa; zaten bilince de gerek yoktur.   Iste bu nedenden dolayi, beyin; pozitif alginin verdigi negative histe ya kendi sorununu cozer, ya da kisi bu sorunun farkinda olarak beynini yonlendirerek sorunu kendi irdeler ve sorgular.   Burada pozitif algidaki negative his iki turlu yonlenir, ya bilinc aciktir ve yeni bilinclere yonelebilir, ya da bilinc kapalidir; rahatsiz edenin, temeli olan inanca indeolojiye etige deger olarak yonelmesi mumkun degildir ve o yuzden de rahatsizligini ters giderme Adina; olan inancina ideolojisine etigine ve izmine daha bir baglanir ve inatlassir ve savunur.   Iste zaten buradaki savunamamada gelen bir algi, kisiyi duygusal/akilsal ve egosal yonde yonlendirir bu da kisinin "sakinlikten" cikmasi ve bir suclu aramasui demektir.   Genelde kisiler, kendi varliklarinin farkinda ve bilincinde olmadigindan da, bu sucluyu disarida ararlar ve baskalarini suclayarak gecici bir rahatlik sahteligi yasarlar.   Cunku bu rahatsizlik orada durdukca ve suclu arandikca, tek cozum; kisinin aradigi suclunun kendisi oldugunu algilamasi ve rahatsizligini bilerek ve bilincli olarak cozmeye yonelmesidir.   Aslinda bunun farkindaligi ve cozume yonelisi, cagimizin en buyuk sorunudur ve cesitli sosyo-psikolojik etkileri olmaktadir.   Sonucta onemli olan pozitif alginin, negative hissinin kisinin farkindaliginda bilinci ile beynini ve vucudunu sorgulayarak cozmesidir.   Oteki turlu pozitif alginin negative hissi, hic bir zaman beyinden cikmaz. Yapilan da sadece suclu arama ve bunu disarda aramanin vermis oldugu "bulmak" yanilgisi ve sahte rahatligidir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Tanrıyı / Yaratıcıyı v.s. Algısal İfade Ediş Çeşitleri

Tanri algisini, insanoglu 4 farkli nitelikte degerlendirir.   Varliksal, Inancsal, Kavramsal ve bilgisel   Tanrinin varligini, varliksal olarak degerlendirmek, ve ifade etmek; metafizigin, teolojik degerlendirmesidir.   Burada varliksal nitelikteki ifade sekli ucludur. Genelde temeli de ontolojik tabanlardan birine dayanir (madde/nesnel,dusunce/oznel ve yok, isimsel)   Vardir, yoktur ve varligi/yoklugu bilinemez,   Tanriya inancsal algi ise, genelde metafizik (fizik otesi, akilci, duyumsal ve etik) ifade temelindedir.   Burada da uclu ifade vardir.   Inanmak, inanmamak ve inancsal nitelik disinda kalmak.   Kavramsal nitelikteki algi da ise, her kavramda oldugu gibi; kavramsal var algisi soz konusudur.   Buradan da bilgisel nitelik temelinde kavramsal var olan tanrinin, bugune kadar her konudaki insanoglu olarak ortaya atilmis cesitleri, anlam ve icerikleri, tarihi v.s. temelli sosyal bilgisinin, bilinirligi ya da bilinmezligi soz konusudur.   Genelde degerlendirilmeyen son nitelik tabani da; bilissel temeldedir.   Burada da tanri dan ziyade, tanrilastirma eylemi ve bu eylemin ve getirdigi tanrisal her turlu tartismanin, insanoglu uzerindeki etkisi izdusumu ve sosyo-psikolojik veri ve sonuclari degerlendirilir.   Mesela yukaridaki bakis acilarinda, eger temel bilissellik ise; varliksal ve inancsal nitelikli bakis acilari yer almaz. Bilissel olarak tanriya varlik ve inanc disi bakilir ve tanri sadece kavram olarak algilanir ve bilgisel temelde islenir.   Buradaki varliksal ve inancsal sifatlarin ve algisinin disinda kalmak demek, tanriyi varlik temelinde ve varliksal niteligin var/yok ifadesinde; inanc temelinde ve inancsal niteligin inanma/inanmama olarak ifade etmemek; bu ifade ve nitelikleri bilissel olarak; anlamsiz, gereksiz, luzumsuz, degersiz v.s. bulmak demektir.   Iste tum tanri ile ilgili niteliksel ifadelerin dile getirimi ve izm cesitleri ve hatta kendi bunyesindeki farklilasimlari; bu temelde sekillenir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Sosyal / Siyasal Yaşam / İlişki Farkı

Farklara gecmeden once; her iki kavramin ve yasam/iliskinin ortak noktalarini ortaya koyalim.   Her ikisi de ulke butunlugu temelinde toplumsaldir.   Her ikisi de etigin konusudur.   Sosyal yasam ve iliski; bir kmisinin kendine has etik degerlerinin toplum bunyesinde, kendinin sahip oldugu degerlerin butunlugu bunyesinde, bu degerleri yasam ve iliskisinde dusunce ve davranista ifade edebilmek.   Sosyal yasam ve iliski, dokunulmaz olarak bir kisinin evrensel hukuk ve insan haklarindaki en temel hak ve ozgurlugudur.   Buradaki tek onemli nokta, bu degerlerini yasarken; digger degerlere yada kendinin olmayan degerlere ve de kendi degerlerine sahip olanlara; onlarin hak ve ozgurlugune mudahele etmeden ve kendi hak ve ozgurlugunu de koruyarak yasamak ve iliski kurmak.   Buradaki sosyal yasam bu temelde iki turludur.   Kendi degerlerinin sosyal yasami   Kendi degerleri ile birlikte diger sosyal yasayanlar ile kurdugu iliski.   Iste buradaki A sosyallik; ya kendi degerlerini digger degerlerden ayirmak ve digerlerini kendi degerlerine gore otekilestirmek, yok saymak, gale almamak ve distalamak.   Bir de sosyal olarak farkli deger sahipleri ile iliski kuramamak.   Sosyallik kisaca farkli degerlerin bunyesindfe onlara saygi duyarak ve onlari icsellestirerek kendi degerleri ile birlikte yasayabilmek ve iliski kurabilmektir.   Siyasal yasam ve iliski ise;   Birincisi bir ideoloji inanc ve izm temelindedir.   Ikincisi bu ideoloji inanc ve izmin verdigi iktidar guc ve otorite mucadelesidir.   Buradaki iktidar guc ve otoritenin amaci, kendi siyasi niteligini digger siyasi niteliklerden ustun ve hakim kilmak ve onlar uzerinde kendi siyasi baskisini yonlendirmesini ve yonetimini kurmaktir.   Dolayisi ile siyasi yasam ve iliski, bir cikar ve amac tasir.   Sosyal iliski ve yasam hak ve ozgurluk iken; siyasi yasam ve iliski kisinin kendi tercihidir.   Bir kisi sosyal yasam ve iliskisiz yasayamazken; siyasi yasam ve iliskisiz yasayabilir.   Aslinda burada ters bir oranti vardir.   Bir kisinin sosyal bilinci gelistikce; siyasi bilinci geri gider. Cunku siyasi bilincin sosyal bilince mudahele ettiginin baski kurdugunun farkina varir.   Halbuki bu iki bilinci de alamamis toplumlarda, sosyal yasam ve iliski; siyasi yasam ve iliskiye duygu ve cikar somurusu olarak peskes cekilir.   Bunun anlami siyasi yasam ve iliski,kendi iktidar guc ve otorite mucadelesinde kendince sosyal cikar ve duygu somurusunu toplumsal bir politika haline getirir.   Yani sosyal degerleri kendi politik cikari dogrultusunda somurur.   Bunu da iki turlu yapar, kendi politikasina uyani "one cikarir ve kullanir" uymayani ise "karsisina alir ve otekilestirir"   Kisaca sosyal yasam ve iliski farklari birlikteligini farklari ile birlikte saglamak yerine; bir biri ile karsit kilmayi mucadele ettirmeyi ve birini digerlerine ustun ve hakim kilmayi politik cikarina gore uyarlar ve uygular.   Ustelik bunu hukumet ya da partisi olarak degil; ele gecirdigi devleti politize ederek yapar.   Yani devletin sosyal yonunu kendi cikarina gore politize eder.   Boylece iktidara geldiginde tum toplumu sosyal deger farklari birlikteligi ile kucaklayacagina; hem devleti hem de hukumeti kendi siyasi cikari dogrultusunda politize eder ve politikasi ile yonlendirir.   Politikasini tum kurumlarin bunyesinde hakim ve ustun kilmaya calisir.   Bunu da genelde sosyal bilinci alamamis toplumlarda gayet basari ile yurutur.   Cunku toplum ve her bir ferdi zaten siyaset ile yetistirilir ve yonlendirilir.   Iste bu siyasi ve sosyal yasam farki; en basta ahlakin algisinda farklilik ve cikar yaratir.   Cunku ahlakin yonlendirilisi sosyal degil; siyasi temeldedir ve iktidarin politik cikarini hakim kilar.   Buradaki en onemli sorun, iktidarlar ve politikalarinin farkliliginda nesiller arasi ahlak catismasidir. Bu catisma geleneklere kulture tarihi subjektif algiya digger her turlu etik degree de yansir.   Boylece nesiller arasi catisma dogar. Iki nesil biribirini sosyal olarak algilamak yerine; biri biriyle otekilestirme mucadelesine girer.   Mesela bir nesil milli temelde politize edilirken, digeri dini temelde politize edilir.   Siyasi bir toplum yerine sosyal bir toplum olmak adina, basta devletin sosyal olmasi ve siyasi olmamasi; hukumetin de siyaseti sosyal temel uzerine oturtmasi gerekir.   Eger bu saglanamazsa; ne sosyal algi ve bilinc yeserir ve gelisir. Ne de sosyal yasam ve iliski, her yonu ile siyasetin cikar temelli somurulmesinden ve politize edilmesinden kurtulabilir.   Ustelik farkli politize edilen farkli sosyal degerler, hem biri birini otekilestirir ve biri digeri uzerinde hakimiyet kurmak ister; hem de nesilleri bu farkli politizeden dolayi; biri biri ile catistirir.   Siyaset bir yerde ozel ve kisiye baglidir. Isteyen herkes te siyaset yapabilir. Yalniz buradaki onemli konu, bu siyasetin her turlu sosyal farki kendi cikari ve somurusu temelinde politize etmemesi ve politikasini iktidar, otorite ve gucu saglama adina kullanmamasidir.   Bir kisi icin sosyal yasam ve iliski onun hem hakki hem de ozgurlugudur. Siyasi yasam ve iliskisi ise; tercihi ya da istemi olarak yaptigidir.   Yeterki siyasi yasam ve iliskisine farkli sosyal yasam ve iliskileri siyasetinin, iktidari,gucu ve otoritesi dogrultusunda; cikar, somuru ve de hakimiyet temelinde peskes cekmesin. __________________ Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Evrim Kelimesinin Etimolojik Kökeni ve Kavramsal, Algı / Anlam "Sorunu"

Turkce kokeni olmayan ve yabanci dilden turkceye tercume algi ve anlam olarak aktarilan evrim kavrami sorunludur.   Buradaki ilk sorun, ozne sorunudur   Ikinci sorun kelimenin kavramsal olarak verdigi algi/anlam sorunudur.   Turkiye toplumu bilinc ve algi olarak genelde, ozneli ve direk algi yapisina sahiptir.   Yani bir kavrama anlam ve icerikk verilirken, genelde sanki o kavramin insanoglu gibi bir beyinsel yetisi ve fonksiyonu algisi her bir fenomende varmis gibi verilir. Bu da anlam ve icerik verirken verenin inancsal zihniyetinden kaynaklanir.   Belki buradaki bir yanlis algi/anlam da "devrim" ile mukayeseden gelir.   Ingilizce de "evolve" fiilinden turetilen "evolution" iki anlam ve iceriktedir.   Birincisi ozne tasimaz, ikincisi "gonulluluk/dogallilik" tasir.   Devrim anlamve iceriginde ise "re-volution" direk bir ozne vardir ve gonulluluk/dogalliliin uzerine insanoglu zihinsel yetisi ve fonksiyonu olan "re" on eki eklenmis, yani ozne olarak insanoglunun yetisi ve rolu ortaya koymustur.   Buradaki "re" on ekinin "dogalliligin/gonullulugun dusunce katilimi ile tekrari" soz konusudur.   Evrime geri donersek;   Evrim, "evirmek" fiilinden turetildiginde "re" yani insanoglu dusunce katkisi" temelini ve direk oznel anlam ve icerimi tassir.   Halbuki evrimin algi ve anlami "evirmek degil, evrilmek" fiilinden yani "evolve kokunden turetilmistir.   Bu fiilin ismi aslinda "evrilimdir"   Yani evrimin bir evireni yoktur, iste evrilim ancak bu evirenin olmadigidir.   Yani evrilmek ve evrilim de ozne ve insanoglu zihinsel yeti ve fonksiyonu yer almaz.   Iste bu yuzden evolution, aslinda evrim degil; evrilimdir.   Mesela bir canlinin baska bir canlidan evrilmesinde bir eviren yoktur.   Zaten evrilenin evireni yoktur. Dolayisi ile, evrilen evrim degil; evrilim gecirmistir.   Iste bu temelde devrim, bir devrilim degildir. Cunku bir devireni vardir ve bu insanoglu ve onun zihinsel yeti ve fonksiyonudur.   Iste o yuzden evrim ile devrim, bir birini oznel insanoglu yeti ve konksiyonlarinin etkisi olarak tamamlar.   Evrilim ise, bir evrim degildir, cunku evireni yoktur.   Evet kavrami evrim olarak kullanabiliriz. Yalniz kavrama verilenanlam ve icerik, evrimin degil; evrilimin karsiligi olarak algilandiginda; akilli tasarim gibi cikarimlar zaten evrilime uygulanamaz.   Ya da inancsal temelli yaratilis ile evrilim karsilastirilamaz. Cunku evrilimde bir eviren yaratici yoktur.   Cunku evrilimde; ne insanoglunun yeti ve fonksiyonlari ne de bir eviren ozne ya da guc yoktur.   Umarim baslikta ve yazida neyin verilmek istendigi algilanir. Cunku bu algi kavram olarak evrime olan bakis acisini tamamen degistirecek ya da evrimin aslinda evrilim oldugunu algilatacak ve bir eviren olmadiginin farkina vardiracaktir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

SESSİZLİKLER

" Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak ...istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaii’de yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.   Yaşadıklarıma bir hikayeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikaye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.   Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.   “Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım,” demişti ilk olarak. Sonra da bir kağıt uzatmıştı. Kağıtta şöyle yazıyordu: “24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.”   Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.”   Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.   İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. İkimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.   Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.   Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.   “Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki?” diye sormuştu o gece. “Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.”   Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var ,,, "   Emrah Serbes ( Mütevazı Hakikatler )

Radya

Radya

 

İnsanoğlunun Kendini, Kendi Biri / Türü İle Özdeşleştirmesi

Artik gunumuz ve cagimizda biyoloji evrim olarak gen uzerine okunmaktadir.   Kisaca bir fenomenin insanoglu turune ait bir bir olup olmadigini onun genetik ozelliklerine bakarak ortaya koyabiliriz.   Bu da insanoglunu genetik olarak evrimsel en yakin akrabalarindan da farkli kilar.   Yalniz gunumuzde hala bir insanogluna soruldugunda, "sen kimsin/nesin?" diye alinan yanitlar, cagdisidir.   Burada felsefi, metafizik bilincli ya da bilincsiz ve de etik alisilagelmis yanitlar halas soz konusudur.   Bu yanitlar genelde "kulum, koleyim, maddeyim, metayim, atomum, embriyoyum, bitkiyim, hayvanim, maymunum" v.s. temelinde insanoglu kendisini kendisi ile ozdeslestirmez.   Bu konu da bir de ozdeslestirmenin etik temeli vardir, burada da insanoglu kendisine dogumdan itibaren verilen degerlerle kendisini ozdeslestirir.   Bu yanitlar da genelde "Erkegim/kadinim, adim-soyadim, milletim, dinim, etnigim, mezhebim" temelli yanitlardir.   Bir de ozdeslestirme de sosyo-psikolojik yanitlar vardir.   Bu yanitlar genelde "delikanli, genc, genc kiz, efe, kulhanbeyi, serseri, berdus, asik, baba, anne kardes, yasli, amca, dayi, ihtiyar, moruk v.s. temelli olabilir.   Hayvan ve bitki ozdeslestirmeleri de algi temelinde mevcuttur;   Ornek "aslan, kaplan, kurt, ayi, kopek, kedi, kuzu, okuz, deve, maymun, bit, pire, papatya, manolya, lale, gul, v.s.   Bunun disinda mesleki ozdeslestirmeler soz konusudur.   Ornek "doktor, muhendis, ogretmen, sofor, kapici, yonetici, memur, isci, copcu, bakici" v.s.   Bu iki turludur ya kisi kendini bu sekilde ozdeslestirir, ya da etrafindakiler algi olarak bu ozdeslestirmeyi kisi uzerinde yaparlar.   Kisaca insanoglu kendisini; deyim yerinde ise "gunesin altinda ne varsa" onun ile ozdeslestirir.   Aslinda bu gayet dogaldir. Cunku insanoglu her bir seyi gozlemler ve algilarken, ona kendince ona uygun bir ad verir ve bu uygun buldugu ozellikleri de kendinde bulur. Boylece adlandirdigi her bir seyin, kendi ile ozdeslesmesi de kacinilmazdir.   Burada ilginc olan butun bu ozdeslestirmelerde, kendi ile ozdeslesimin olmamasidir.   Bir yerde her seyi gozlemler algilar ama kendisini gozlemleyemez ve algilayamaz.   Nihilizm ile birlikte gelen yeni akim ile birlikte insanoglu ilk defa, kendinin farkina varmis ve bu farkindaligi "ben" basligi ve temelinde kullanmaya baslamistir.   Bu aslinda ve bir yerde sadece kendi farkina varis ve kendini one cikaris olsa da henuz tum turunun farkindaligini ve bilincini tasimamaktadir.   Cunku bu kendi farkina varis kendi ego temelli akilci ve duygusal farkinin baskalari uzerindeki cikar kullanimi temelinde olmasi ve kendi birsel cikari icin herkese ve herseye istedigini yapmasinin dusunmesinin mesru ve mubah kilinmasidir.   Bu sekildeki ben bilincini, yani bireysellik, bireycilik, bencillilik, bencilik ve bananecilik temelini ilk ortaya atan Ayn Rand'dir.   Yaziyi bitirmeden bir filmdeki bir soylemi buraya ornek olarak alalim.   O film de bir kisi soyle bagiriyordu "I am not a number, I am a man"   "Ben bir numara degilim, ben bir insanogluyum"   Kisaca insanoglunun heuz kendini sadece kendi egosal cikarci temelde kendi ile ozdeslestirdigi ve beninin farkina vardigi cagimizda, henuz bunu tursel butunluk bilincine tasiyamamis olmasi da acidir.   Tarih bize bunu ne zaman insanoglu kendi turu bunyesinde bir birini oldurmez svasmaz ve her turlu dusunce ve davranis farki ile birlikte yasar ve bu farklari kendi turu bunyesinde bilim ve teknikte kullanir ve gelistirirse; iste o zaman, bugun en azindan kendi birinin bilinci bilissellige cikacak ve tursel bilinci ve bilisselligi de kapsayacaktir.   Henuz dunyamizda kendi bilincinin egosal olarak yansimaya yeni basladigini dusunursek; bunun tursellige ulasmasi pek ufukta gorunmuyor.   Yani insanoglunun, kendini ozdeslestirirken, su ya da benzeri cumleyi kullanmasi.   "Ben insanoglu turumun tek bir biriyim"   Iste bu cumle maalesef evrimsel degil; ancak beyinlerin zihinsel devrimi ile gerceklesecektir.   Yani bir fiziksel degisim degil, zihinsel bir degisimdir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Determinizm / Özgür İrade - İlişkisi / Çelişkisi-Sorgulama / Qua Felsefesi

Asagida felsefi olarak yukarida adi gecen her iki kavram arasindaki "iliski/celiski" temelinde; tum felsefi algilar aciklanmistir.   Kombinasyon olarak, ozgur irade ile determinizm arasinda 4'lu iliski/celiski saglanabilir.   Bu iliskiler/celiskiler;   Determinizm, temelli olarak;   Fiziksel determinizm vardir   Fiziksel determinizm yoktur.   Ozgur irade olarak;   Ozgur irade mumkundur   Ozgur irade mumkun degildir.   Yukaridaki karsitlik temelinde felsefi olusumlar ve algilar;   Fiziksel determinizm vardir/ozgur irade imkansizdir- Koyu/kati determinizm   Fiziksel determinizm vardir/ozgur irade mumkundur-uygunluk/bagdasma   Fiziksel determinizm yoktur/ozgur irade imkansizdir- koyu/kati uygunsuzluk   Fiziksel determinizm yoktur/ozgur irade mumkundur- liberteryenizm   Determinizm- Doğa'daki her olayın, dolayısıyla insanın tüm faaliyet ve davranışlarının kendi iradesi dışında seyreden bazı faktörlere tabi olduğunu ileri süren teori, gerekircilik   Özgür irade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser*gilediği kararlılık; belli bir durum karşısın*da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksı*zın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle*me neden olan eylemi başlatabilen yetidir.   Libertianizm-   A political philosophy maintaining that all persons are the absolute owners of their own lives, and should be free to do whatever they wish with their persons or property, provided they allow others the same liberty   Herkesin kendi hayatinin kesin sahibi oldugunu ve baskalarina ayni ozgurlugu tanidiklari surece de, kisileri ve mulkleri ile istedikleri her seyi yapabileceklerini soyleyen politik felsefe.   an ideological belief in freedom of thought and speech   Dusunce ve ifade ozgurlugu oldugunu soyleyen,ideolojik inanc   belief in liberty, belief in a person's right to think and act freely; belief in free will   Ozgurluge inanc, kisilerin serbestce dusunme, davranma hakkina inanc, ozgur iradeye inanc   Evet simdi herkes kendi algi bilgi bilinc ve secimi ile; kendine uygun olani secsin ve kendine neden onu sectigini aciklasin.   Bunun kisice bilinmesi farkindaligi ve uygulanmasi; her bir kisinin kendini ne olarak algiladiginin da bilinmesi olacaktir.   Aslinda konu felsefi olarak ve de dini, etik, hukuki ve bilimsel olarak cok onemlidir.   Cunku herkesin kendi yasam ve iliskisini belirlemede ve uygulamada ivedi oneme sahiptir.   Yukaridaki kombinasyonlardan cikan farklari, her bir fark olarak acikliyalim.   Buradaki farklarin ilk ayrimi; "Uyum" temelindedir.   Determinizm ile ozgur irade arasinda bir uyum olmadigini savunanlar;   Metafizik (felsefenin varlik dalini inceleyen kolu olarak) libertianistler- Felsefi olarak, determinizmin olmadigini ve az da olsa ozgur iradenin olabilecegini savunurlar.   Bu konudaki ornek filozoflar; Peter van Inwagen, Robert Kane, Robert Nozick,[6] Carl Ginet, Hugh McCann, Harry Frankfurt, E.J. Lowe, Alfred Mele, Roderick Chisholm, Daniel Dennett,[7] Timothy O'Connor, Derk Pereboom, and Galen Strawson.   Koyu deterministler- "fiziksel determinizm vardir ve ozgur irade imkansizdir" i savunurlar.   Koyu uygunsuzlar- "determinizm olmamasinin da, ozgur irade ile uyusmadigini ve her iki durumda da ozgur iradenin imkansizligini" savunurlar.   Diger fark ta "uyum" un uyumlu oldugu uzerinedir.   Bunu savunanlarin genel tanimi; "ozgur iradeyi tanimlayanlarin bu tanimi determinizme baglamadan, determinizmi referans almadan" yaptiklaridir. Cunku onlar, determinizmin ozgur irade ile uyumlu oldugunu savunurlar.   O yuzden uyumdan yana olanlar, koyu deterministler ile libertianistler arasindaki "determizmin ozgur iradeye karsitligi" uzerindeki anlasmazligi "sahte cikmaz" olarak degerlendirirler.   Sahte cikmaz- Kisaca griyi gorememe ve iki karsit (siyah&beyaz) uc arasinda kalma. esnek empatik arabulucu v.s. olamama. Yani kendini "catc 22" ile cikmaza sokma. Kisaca paradox olma durumu.   Benim bu konudaki bireysel gorusum ve bunun evrensel-insan zihniyeti aciklamasi asagidadir.   Yukaridaki aciklamal ve secenekler temelinde, ben ozgur irade ile determinizm arasinda bir uyum oldugunu savunanlardanim.   Yani; Fiziksel determinizm vardir/ozgur irade mumkundur-uygunluk/bagdasma (Compatibilism)   Inancsal-Bilissel Determinizm-Kararlilik/Belirlilik   Dunya genelinde ingilizce kokenli bir kavram olarak kullanilan determination/determinizm'in Turkce en uygun ve tutarli esanlamlilari; kararlilik ve belirliliktir.   Burada iki turlu yanlis algi vardir. Birinci yanlis algi, ozgur irade ile kararlilik/belirliligin karsi karsiya getirilmesi ve birinin digerine karsi olarak sadece birine indirgenmesidir.   Ikinci yanlis algi ise ozgur iradedeki "ozgur" algisindadir. Buradaki "ozgur" algisi liberal temelli degil, free temelli "serbest" anlamindadir.   Buradaki serbestlik, kisinin dusunce ve davranisindaki herhangibir kararinda ve belirliligindeki yanasimin tamamen kendi kendilik bilinci ile olmasi ve kendi disinda baska bir yerden etki zorlama, mudahele v.s. yasamadan yaptigini kendi bilinc ve farkindaliginda yapmasidir. Yani kisi serbest olarak dusunme ve davranma durumundadir ve bunun kararliligini ve belirliligini sergilemektedir.   Iste basta bu sekildeki bir algi kararlilik/belirliligin ozgur irade ile celismedigini aksine; buradaki serbestligin zaten kararlilik ve belirlilik ile ortaya kondugunu gostermektir.   Insanoglu turu biri eger kendilik bilisselligine numenal yeti kullanim ve paylasimi olarak erismemis ise; dogal zihniyetin bunyesinde gosterdigi kararliligi ve belirliligi; gorunurde kendi gosterimi olarak gozlem verse de; geri planda onun beynine degil; onun inancina, ideolojisine ve ozgur irade karsiti indirgemeci bilincaltisartlanmisliginin alisilagelmis dusunce ve davranisina dayandigi algilanir.   Sonucta dogal zihniyetin determinizminde, zaten insanoglu bilinc ve farkindaligi yer almadigindan kisi goruntusu ile ortaya konan determinizm, kisinin ozgur iradesi degil; aksine kendini yonlendiren ve yoneten numenal yeti degerlerinin yonlendirim ve yaptirimidir.   Genelde bu tip kendilik bilisselliginden yoksun, determinizm; metafizigin varliksal ve fizik otesi ve de etigin her turlu numenal yeti degerlerinde ideolojik inanncsal bir dogru olarak yansir.   Nihilizm ile ortaya cikan kendilik bilincinin turselligi icermeyen, ben, bencilik, bencillik, bananecilik ve bireycilik temelli ve ozgur irade icerimli determinizmi ise, sadece egosal, akilci ve duygusal temeldedir. Yani kisi bir yerde kendine kisilik ve kimlik degeri yaptigi numenal yeti veri ve tabularini ya kendince dislamis, ya kendince anlam ve iceriklendirerk, kendiher turlu bireyci cikari adina sahiplenmis ve sabitlemistir.   Tursellikten yoksun bu ben temelli bilinc ve farkindalik bireyci akilciligin egosal ve akilci sadece kendi cikarini gozeten bir tezahurudur.   Burada inancsal determinizm ile mukayese edildiginde birinin ayni deger temelinde degeri, digerinin ayni deger temelinde kendi birinin cikarini dile getirdigini algilayabiliriz.   Buradan da kendilik bilisselliginden yoksun, inancsal determinizm ile tursel bilissellikten yoksun ben bilincinin ayni degeri ya deger ya da birey cikarinda ortaya koydugu gorulur.   Bilissel determinizxm de ise; hem ozgur irade varligi hem kendilik bilisselligi varligi bireyi sosyo-psikolojik temelde ve yasam ve iliskideki karsilikli alis veriste tursel anlam ve icerikte dusunce ve davranisa iter. Buda, bu temeldeki bilisselligin kararliligi inancsal ve bireyci determinizm acisindan noncognitive bir algi verir.   Bilissel determinizmin bir yonu de bilimsel ve bilgisel temeldeki yanasimdir. Hem olgusal gecerliligin gozlemsel yanlislanabilirlige kadar ki determinizmini tasir, hem bu determinizmin yanlislanabilirligi temelinde ozgur iradeyi getirir, hem de gozlemsel yanlislanabilirlige belirliginin gecerliliginin mutlak olmadigi algisini verir.   Inancsal determinizm, kisiyi aklinin ic ve dis savasimina ustelik kendi varligi olmadan koyarken, benci determinizm, kisiyi turune yonelik bir ustunluk egosuna sartlandirir.   Bilissel determinizmin tursel butunlugu ile bilimsel determinizmin gecerlilik ve yanlislanabilirliligi de; numenal insanlasma yolunda hem bireyi ozgur iradeli olarak gelistirir, yeniler; hem de bilimi metafizigin o mutlakci, kesinlikci, tekci, ilkci akilciliginin inancindan korur.   Tum bu aciklamalar isiginda hem determination/determinizmin ozgur iradeye ters dusmedigi, yani "ya o ya oteki" tercih zorlamasini icermedigi; hem de numenal insanlik temelli bilimsel ve tursel determinizmin; inanbcsal ve birsel determinizmin sahipli, sabit, cikarci ve kendilik bilisselligi ve turselligi tasimayan yonunu algilamak ve kisinin kendi devrimci sorgulamasi ile kendine numenal insanligi kazandirmasini saglamasinin onu acilmis olur.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Akılcılığın İnançsal Takıntısı-Görünmezlik

Tarihe baktigimizda, insanoglu Sokrates oncesi; sadece bilimsel temelde bes duyusu ile algiladigini ortaya koyuyor, sorguluyor, irdeliyor ve buluyordu.   Bulgu olgu kurgu islemi; sadece bulgu ve olgu uzerinden bilimsel ortaya koyumdu.   Sokrates ile ilk defa, insanoglu; akilciliga yoneliyor, metafizik temelinde "gercegin ne oldugu" tartismasina giriyor ve bunu sadece akilciligin ideolojileri inanclari ve teorileri ile tartisiyordu.   Aristo ile hiz kazanan bu akilsal algi ve akilcilik maalesef gozlemi ikinci plana itiyor, gorunmezlik temelinde tanriyi ve metafizigin fizik otesini one cikariyor ve metafizik olarak varliksal temelde akilci ve akilsal bir kisir dongu tartismasina monizm temelinde giriyordu.   Bu durum insanoglunu din ve tanri temelli bir karanlik caga sokuyordu.   Ronesans ile ilk defa farkli bir sorgulama donemi basliyordu.   Boylece bilim varliksal temelde bir akilciligin bunyesinde tikanip kaliyor, sadece ispat temelli mutlaklik ve kesinlik kazaniyor ve aklin gorunmez olarak ortaya koyduklari ile metafizigi ontolojik olarak teslim ediliyordu.   Iste bilimin metafizik varliksal felsefeye teslimi; bilimi degil; felsefeyi gelistiriyordu.   Bu durum 20. yuzyila kadar surdu.   Insanoglu ilk defa 20. yuzyilin ikinci yarisinda, tekrar bilim temeli olarak sokrates oncesinin o gozlemsel algi ve gozlemci algilamasina tekrar donuyordu.   Tabiki burada modern bilimin, izafet teorisinin, post modernist akimlarin, quantum zihniyeti ve biliminin, bilissel bilimin, yapilandirmaci bilginin ve yanlislanabilirlik temelinin rolu onderliginde dil devriminin de etkisi ile bilim yeni bir felsefi temel olanb epistemolojiyi temel aliyor ve varliksal her turlu akilsal ve akilci algiyi metafizigin tartismasina birakiyordu.   Boylece bilim kesinlik ve mutlak gibi, tekleme ilkleme gibi akilciliklardan da kurtuluyor; olgusal gecerlilik ve gozlemsel yanlislanabilirlik olarak; bilimin bilgi bilinc ve bilissellik temelindeki surekli suregelen bir surecte; daimi yenilemini gelisimnini ve degisimini algiliyordu.   Artik bilim bilimsel olarak akilsal ve akilci alginin gozlemi olmayan her turlu ideoloijik inancsal ortaya koyumunun bilimsellik icermediginin sadece bilimi felsefi tikamak ve sulandirmak oldugunun bilincine ve farkina variyordu.   Bu ayni zamanda metafizik ontolojik tabanlarin ucunu de madde dusunce ve kavramin; aslinda insanoglu fenomenal butunlugunde birlestiginin ve insanoglu disinda kavramsal bir bilgi ortaya koyucu bir guc olmadiginin da kaniti idi.   Boylece insanoglu her bir bilgi ve ortaya koyumun temelini teskil ediyor, tum fizik otesi ve metafizik ontolojik tartisma ve tabanlar bilimsellik kazanma adina tarihe gomuluyordu.   Boylece bilimsel olmayan, psedo yani sozde bilim ile bilim farklilasiyor, metafizigin ontolojik tabanli varliksal bilimi tarih oluyordu.   Cunku insanoglu temelli ortaya koyum, varliksal olarak hic bir varligin bir oznelligi olmadigini ve de tum bu oznelliklerin diger varliklara insanoglu eliyle eklendiginin de algi ve bilincini getiriyordu.   Boylece insanoglu kendi fenomenal varligin farkina birey olarak ulasiyor ve birey bilinci bireysel temelde toplumsal kisilik ve bilincin de tarihteki onderligine son veriyordu.   Bu da bilimsel olmayan etik ve metafizik temelli tum ideolojik ve inancsal izmlerin iktidar gucx ve otorite savaslarini sadece tek bir temelde birlestiriyor; her birini butunluk birlik ve beraberlik adina; ayrimci cikarci kiliyordu.   Iste insanoglunun zihinsel devrimindeki insanlasmasi ve evrensellewsmesi de; bilimsellesmesi ve bilissellesmesine ekleniyordu.   Su anda icinde bulundugumuz bilgi ve bilisim toplumu ve cagi bunun mucadelesini veriyor.   Varlik degil bilginin ne oldugu   Akil degil gozlemin ne oldugu   Inanc ideoloji degil; bilimselligin ne oldugu   Okuma ogrenme ve bilme degil; bilisselligin ne oldugu   Hic bir insanoglu disi varligin degil; insanoglunun neyi ne olarak yapilandirmis oldugu   Gercegin dogrunun degil; olgunun ne oldugu   Ispatin kesinligin mutlakligin degil; gecerlilik ve yanlislanabilirligin ne oldugu   Akilci ve akilsal ilklik teklik degil; zamansal kisir dongunun ne oldugu   Zamanin mekani ortaya koymasi degil; zamanin sadece mekanda bir zamansal bildirim oldugu   Mekanin ilkligi tekligi baslangici sonu sinirlari v.s. nin zamansal olarak ortaya konamayacagi   Neyin ne oldugu tartismasi degil; neyin ne olarak insanoglu kavramsal bilgisi ile yapilandirdiginin   Cagi ve toplumlarini yasiyoruz.   Yalniz butun bunlarin algisi bir yerde farkindalik bilinc ve bilissellik iceriyor.   Bu da insanoglu beyninin fonksiyonel ollarak herseyi gozlemsel algi ve gozlemci yanasim ile ortaya koymasinda yatiyor.   Aksi aklin esareti ve bilimsel olmayan ideolojilerin e inancsallarina ve izmlerine yasam ve iliskiyi peskes cekmek ve teslim etmektir.   Iste aklin akilci ve akilsal gozleme dayanmayan mutlakci kesinlikci ilkmci tekci takintisi ve insanoglu disinda bir tasarimci/planlayici/programlayici ve teleolojik yani amacsal oznesi ve oznelligi aramasi ve bunu maddeye dogaya evrene ya da bir tanriya vermesi sorunu budur.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Varlıksal / İnançsal İç Çelişki - noncognitivizm

Aslinda herhangibir dine tanriya varliksal ya da inancsal olarak bagli oilmak, kendi icinde celiski tasir.   Birincisi, her teist, varliksal ve inancsal temelde kendi ozel inancinin celiskisini tasir.   Ikincisi, her teist ozel inancindan dolayi genel teizm celiskisi tasir.   Simdi bunlari soyle aciklayalim.   Mesela islam dini uygulayicisi ve onun Allah'ini varliyan ve inanan bir muslumanin; diger dinler ve tanrilar temelinde bir karsitligi olmasi nedeniyle, celiski tasir.   Orneklersek; din olarak mesela hristiyanliga, yahudilige ve tanrilar yahuva ve goda karsidirlar.   Bu karsilik, Karsi A olarak, onlari antiteist yapar ve bu da teizme terstir ve teizmin celiskisidir.   Ayni sey bir deist icin de gecerlidir. Cunku deistin tanrisi, dini olan bir ateistin tanrisina terstir; yani din temelinde deizm; A karsiti oldugu halde, tanri temelinde deizm, Karsi A dir.   Yani deizmin tanrisal antiteizmi ve teizmi yani ozel bir tanrisi; ya da olan dini temelli tanrilara karsitligi vardir.   Bu temelde, teist ya da ateist kendi tanrisi disinda olan bir tanriya ve teist olarak ta bir dine inanmadigindan; hem antiteist, hem de deist olmaktadir.   Bu bir yerde ateizmdir.   Teizmin ve deizmin ateizmi; kendi ozel din/tanri ve tanri disinda olan tanrilari kabul etmemek inanmamak ve yok saymak temelindedir.   Eger ozelden ornek verirsek;   Bir musluman, teist olarak hristiyan olmadigi icin antiteist hristiyanligin tanrisi godu var saymadigindan da ateisttir.   Bir panteist, evreni tanri olarak kabullendiginden, baska bir seyi kabullenmediginden antiteist ve ateisttir.   Kisaca her ozel ya da genel din ve de tanri varligina inanan bir deist ya da teist; ozel de digerlerine inanmadigindan; antiteist ve ateisttir.   Kisaca varliksal ve inancsal her hangi bir olumlukuk, tek duze ve ozel bir olumluluk oldugundan, diger ozel olumlu olanlari distaladigindan kendi varladigi ve inandigi dini ve inanci ile celiskidedir.   Kisaca her bir ozel inanc ve varlama hem genelin bunyesindeki hem de ozeller arasi secim olarak birer celiskidir.   Temel olarak varliksal ve inancsal taraf sadece din ve tanri ile de sinirli degildir. Bu durum, her turlu etik/metafizik ideolojik inancsal deger icin de gecerlidir.   Aslinda yukarida yazilanlari kisa ve oz olarak ozetleyen bir ateist soylem vardir;   Bu soylem "Sen de binlerce din ve tanri arasinda, ozelde onlarin bir cesidine Islam dini temelindeki musluman ve Allah'a inandigin halde bir ateistsin; aramizdaki fark ben o binlercenin icine senin inandiklarini da dahil ediyorum"   Bu soylem her bir dini ve tanri inanci tasiyana ve bir deist temelinde sadece bir tanri inanci tasiyana da; ya da diger etik/metafizik ideolojik inancsallardan birini tasiyana da soylenebilir.   Her soylem kendi konusu ve kavrami ozelinde epistemolojik mantigin algilandigini gosterir.   Yani bir onermenin uc karsi onermesi vardir.   Bunun tumunu gorebilmek ve hic birinde yer almamak ise serbest dusunurluktur.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Evrim / Devrim / Bilim Bağı

Bu uc kavram uzerine ciltlerce kitaplar yazilabilir ve en cetin tartismalara girilebilir.   Yalniz burada onemli olan, bu uc kavramin ayri ayri; biribirinden farkinin farkina varmak ve her bir kavramin bilisselligine kendi farkinda varmaktir.   Kisaca bu uc kavrama ....e gore temelinde ve hedefinde analojik ve mana turetme ve cikarma mantigi temelinde bakarsak;   Evrim; Herhangi bir seyin kendi kendine kendi ic dinamigi ile geldigi noktadir.   Bilim, Bu gelinen noktanin gelis surecini geldigi sekli ile gozlemsel algi ve yapilandirilmis olgu bilgisi ile ortaya koymaktir   Devrim, Evrimsel noktanin ve bilimsel ortaya koyumun her yonu ile degisimi/degistirimi; yenilenimi/yeniletimi, gelisimi/gelistirimi ve yerine gore; olani ve ortaya koyani, donusumu/donusturumu ve baskalanimi/baskalatimidir.   Burada her bir kavram da; kendi bunyesinde surekli suregelen bir yasam ve iliski icindedir.   Buradaki ana nokta, devrimin hem evrilmis olani hem de ortaya konmus olani her yonu ile degistirebilecek ogesinin ne oldugunun bilisselligidir.   Devrimi, insanoglu zihinsel yetisinin ogeleri gerceklestirir.   Yani eger herhangibir devrimden bahsediyorsak; mutlaka bir insanoglu zihinsel yeti ve fonksiyonundan bahsediyoruz demektir.   Kisaca evrimi de bilimi de insanoglu sadece algisi ile ortaya koymaz; bu ortaya koydugunu zihinsel yetisi ve fonksiyonlari ile vucudunu da kullanarak somuta fenomene tasir.   Teknik bunlara en guzel ornektir, cag degisimi bunlara en guzel ornektir. Yasam ve iliskiyi sekillendiren her turlu etik deger sistemlesme duzxen kurma kurum ve kurumsallasma bunlara en guzel ornektir.   Bu ornekler cogaltilabilir.   Yalniz basta olabilecek olan buyuk bir kaosu engelleme adina; yapilan ve somutlastirilan her devrimin toplumsal yasam ve iliskideki islerligi adina gerekli olan her turlu hukuku unutmamak gerekir.   Buradan cok onemli bir algi ortaya cikmaktadir. Demekki hukuk ta her turlu degisim temelinde degismelidir ki; ortaya konan her turlu devrimsel yeniligi karsilayabilecek duzeyde olsun.   Kisaca ortacag hukuku ile bilgi cagini yasatamazsiniz.   Nerede insanoglu toplulugu varsa, orada ortak bir yasam ve iliski ve de bu yasam ve iliskiyi somuta tasiyan etik ideolojik inancsal degerler ve de bu degerlerin ortak huzuru bozmamasi adina ortaya konmus bir hukuk ve adalet anlayisi vardir.   Demekki insanoglunun evrileni ya da bilgi ile ortaya konani devrime tasimasi yetmez; bunlar arasi her turlu uyumu saglayabilmek adina bir hukuku da ortaya koymasi gerekir.   Aslinda hukuk, etik yasam ve iliski ile bu yasam ve iliskinin adil olmasini saglama adina getirilmis yonlendirimlerdir.   Yani her turlu yasam ve iliskide; bu yasam ve iliskiyi saglayanlar kendiliginden adil olabilseler; hukuka da gerek kalmaz.   Iste burada da devrim devreye girer. Yani yasam ve iliskideki adilligi saglayacak olan insanoglunun zihinsel ve davranissal yasayacagi devrim ile baglidir. Yani beyin yetilerini fonksiyonel olarak insanlastirmak, evrensellestirmek, bilimsellestirmek ve bilissellestirmek.   Buradan cok onemli bir algi ortaya cikar. Bu algi insanoglunun cagdasligi etikligi ve guncelligi ve de degisime ayak uydurabilmesi icin gereklidir.   Bu algi, zihinsel devrim algisidir. Yani insanoglunun her turlu beyinsel yeti kullanim ve fonksiyonunu evrimsel kendiligine birakmak yerine; beynin sahibi bireyi olarak devrimci sorgulamasi yenilemesi degistirmesi ve eskilerden her turlu adil yasam ve iliskiyi bozanlardan kurtulmasi ve arinmasidir.   Iste bu algi bize, devrimin bir niteligin digerlerini nicelik olarak tek duze bir yonlendirmeye iktidari gucu ve otoritesi eli ile yani izmler ile zorlamasi degildir.   Cunku devrim nitelik olarak insanoglunu nicelik yerine koydukca; yasam ve iliskideki adilligi bozmak ile kalmaz, bu bozulmus adaleti ustelik hukuk olarak dayatir.   Devrim bir nitelik degisimidir. Burada iki nokta onemlidir.   Birincisi bu nitelik degisimin, digerlerini kendi niteligine zorlamamasi.   Ikincisi her bir nitelik degisiminin, nicelik olarak yasam ve iliskiye yansimasi.   Buradaki nicelik, ayni zamandasomut ve fenomenal olarak ta algilanmalidir.   Sonucta niceligin her turlu geldigi yerin arkasinda bir nitelik vardir.   Ortacag niteligi ortacag niceligini getirir.   Yani kimse ortacag niteligi ile, gunumuz bilgi ve bilisim toplumu niceligini saglayamaz.   Eger ortada boyle bir gorunum yoksa; demekki nitelik bu gorunumun niteligi degildir.   Nicelik bilim ve evrim ile saglanabilir, ama niteligi yani saglanani ve de onun her turlu yenilenimi degisimini ancak devrim saglar.   Buradan yeni bir algi ortaya cikar.   Demekki devrim, sadece ortadaki bilim ve evrimin niteligini saglamakla yukumlu ve sorumlu degil; ayni zamanda onlari yenileyebilecek, degistirebilecek gelistirebilecek nitelikleri bunyesinde tasimakla da sorumlu ve yukumludur.   Cunku aksi, cagdisilik inancsal ideolojik izmsel dogmave tutuculuk ve hatta radikal gericilik demektir.   Bu son cumleyi algilamak icin, bugun dunyaya cografi ve toplumsal olarak gozleme sundugu yasam ve iliskiye devrimci nitelik ile bakmak yeterlidir.   Iste insanoglu beyninin fonksiyonal ve yeti olarak boyle bir devrimci ve niteliksel ozelligi vardir. Bunun var olmasi evrim iken; bunun algilanmasi farkindaligi bilinci ve bilisselligi ve devrimci nitelik olarak kullanimi paylasimi ve somuta tasinmasi ve bunun surekli suregelen sureci ve yenilenimi ise;devrimdir.   Devrim olmadan, ne bilim ilerler ne evrim ortaya konur.   Aksine devrimin yapicisi ve uygulayicisi insanoglu yerine; baska bir niteligi oldugu sanilan bir guc ortaya konur.   Bu guc somut ya da soyut olmus fark etmez. Fark eden bu gucun, insanoglu varliginin farkindaligini onlemesi ve insanoglu devrimci niteligini bu guce teslim etmesi ve dolayisi ile insanoglunu caresiz birakmasi ve bir cesit kader kandirmacasi algisiyla mahkum ederek; onun devrimcxi niteligini her yonu ile kullanmasini ve paylasmasini onlemesidir.   Iste o yuzden her turlu dogma; hem devrimcxi nitelik tasimaz, hem de devrimci nitelik olusumunu ve gelisimini onler.   Cunku bu dogmalar inancsal ideoloijik izmsel ve etik temelde sabit ve degismezdirler.   Bunun arkasindaki evrimci temelde gelen niteligin adi da "idee fixe" yani sabit fikirdir.   Bu hem evrim hem de bilim de, her yonu ile devrimi ve devrimci niteligi onleyici ve engelleyici en buyuk adaleti saglamayan nitelik guc otorite ve iktidaridir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Bireyin, Evrensel-Insan Zihniyeti

Bireyin, cagin; bilgisel, bilimsel ve bilissel gelisimine, degisimine uygun olarak; evrensel hukuk, insan haklari hak ve ozgurlukleri temelindeki, adaletin, vicdan ve saygisini talep, savunu ve destegini dusunce ve davranisa; yasam ve iliskisinde tasimasi evrensel-insan zihniyetidir. Evrensel-insan zihniyeti her turlu insanoglu yapilandirilmisliginin bilisselligi ile; bu yapilandirilmis gercekligin sorununun yapi ve isleyisini temelden ve kokten cozucu ve bozucu bilginin bilimsel ve bilissel aciklamasini ve dusuncesini; qua felsefesi, serbest dusunurluk devrimci sorgulama ile insanin numenal/zihinsel insanliginin devrimini, yasamina iliskisine duzenine sistemine ve her turlu kurumlasmasina yonelik hedefin analojik ve mana cikarsama ve mana turetmesi temelinde surekli suregelen bir surecin caga bilime degisimine yenilenmesine yonelik olarak kritik, analitik, diognastik dile getirimini yapmaktadir. Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Zihinsel Evrim ve Zihinsel Devrime Geçiş

Zihinsel evrim, dunyanin herhangibir cografya ve toplumunda dogan bir bebegin sahip oldugudur.   Yani dogumda olan her turlu fiziki, sinirsel/kimyasal yapisi; beyin ve vucudunun algiya bilgiye ogrenime acik olmasi ve tamamen herhangibir kavram ya da bilgi ile dogmamis olmasi. Iste bu zihinsel evrim, dogan bir bebegin bulundugu ortamda kendisine dogumdan itibaren verdikleri ile yetisir.   Burada onemli olan bu bebegin genelde tum dusunce ve davranislarinin sadece bir taklit ve ogrendigini tekrarlamasi olmasiir.   Kisaca ne farkindalik ne de bilinc yasam ve iliskileri icin mevcut degildir.   Dolayisi ile tum dusunce ve davranislari otomatik, yerlesmis, alisilagelmis bir sekildedir.   Burada farkindaliga gecisin, temeli; huzur ve mutlulukta yatar.   Eger kisi herhasngibir nedenden dolayi huzursuz ya da mutsuz ise; bu bir farkindaliktir.   Bu iki turludur;   Evrimsel olan bunun bil;incalti verdigi rahatsizliktir.   Devrimsel olan da sorgulamaya yonlendirendir.   Iste bu farkindalik ya beynin zorlamasi ya da kisinin sorgulamasi ile bilince yonelir.   Yani artik kisi huzursuzlugun v.s. sadece farkinda degil; ayni zamanda bilincindedir.   Bu bilinc, ya bilisselligi getirir; ya da beyin bilincalti bunu bir huzura erdirir, ya da kisi sorgulama asamasina girer.   Kisaca devrimci olan ne farkindalik ne de bilinc degildir; bilisselligin sorgulama yolu ile kazanilip, rahatsizligin bir ust duzey olarak yeniden huzuru ve rahatligidir.   Iste her bilisselligin ve sorgulamanin getirdigi yeni algilama bilgilenme ve yasam ve iliskideki bilissellesilen konudaki yeni dusunce ve davranistir.   Iste insanoglu yasami boyu genelde zihinsel devrime yonelemez ve devrimini yapamadan yasamini yitirir.   Zihinsel devrimin en onemli temeli; kisinin kendi istemi ve iradesi ile kendi beyninde yer etmisleri kendinin sorgulamasi ve degistirmesidir.   Zihinsel evrim de ise; eger bir rahatsizlik var ise; bunun rahatligi bilincalti olarak beyin tarafindan yerine getirilir. Yani beyni tasiyan kisinin kendisi bu islemde yer almaz.   Zihinsel devrim; farkindalik bilinc ve bilisselligin kisi sorgulamasi ve istemi ile beynini yonlendirmesi ve yonetmesidir.   Bu temelde zehinsel devrimin olabilmesi icin; kisinin en azindan birey olmama farkindaligi bilinci ve bilisselligi gerekir.   Iste buradaki bilissellik kisiyi birey olmak istemi ve sorgulamasina yonlendirir.   Tabi ki birey yetistiren toplum ve cografyalarda bu zaten evrimlesmistir.   Dolayisi ile cagdas ve etik olarak birey olmak bir devrim degildir.   Buradaki devrim birey olmanin bilisselliginin getirdigi kisi eliyle gelen sorgulama ve degisimdir.   Kisaca evrim kendiliginden ve bilincalti devrim ile kisinin istemi ve sorgulamasi ile yapilandir.   Iste burada her farkindalik ve bilincin getirdigui bilisselligin yasam ve iliskisi algisi bilgisi ve dusunce ve de davranisi zaman ile otomatiklesir ve evrimlesir.   Iste bu anlamda devrim, her evrimlesenin kisi eliyle yeni bir degisim farkindaligi algisi ve bilgfisi bilinci temelinde sorgulanmasidir.   Bu bir yerde evrimsel tetikleme demektir.   Yani kisi ve beyni her evrimini devrime tasidiginda onun da evrimlesmesi temelinde yeni devrimleri tetikler.   Iste bunun aliskanligi da zaten huzursuzluk v.s. yi beklemeden hem evrimleri tetikleme de hem de her devrimi yeniden evrimlestirmedeki ve de yeni devrimler adina kisinin kendi devrimlesmis sorgulamasi ve beyinde yer edenleri surekli yenilemesi ve degistirmesidir.   Henuz cagdas toplumlarda devrimsel bir beyin fonksiyonu yoktur, sadece evrimin olan duzeyde rahatsizligi ve devrime tetiklemesi vardir.   Yani birey tetikleme olmadan, kendi basina degisime yonelecek bilissellikte degildir.   Bu zaten evrensel-insan zihniyetinin sadece evrimsel yonlendirmesi degil; kisinin bu yondeki ve yonlendirmedeki kendi bilissel sorgulama ve beyin yetilerini harekete gecirme bilisselligidir.   Iste evrensel-insan zihniyeti bu duzeyde evrimlesmisliktir.   Burada surekli bir devrim ve bu devrimdeki kisinin yonlendirmesi ve sorgulamasi soz konusudur.   Yani bu artik huzursuzluk v.s. iler degil; kisi-beyin birlikteliginin ortak hareketidir.   Yeri gelir beyin kisiyi uyarir, yeri gelir kisi beynini uyarir.   Iste bu zihin ile vucudun ortak bilisselligidir.   Kisaca dunyanin her hangi bir cografya ve toplumunda dogan bir bebegin, evrimsel ve devrimsel yolculuiguna ortaya koyalim.   Parcasal (ailesel, cevresel, toplumsal, tarihsel, kultuirel, her turlu etik, ideolojik ve inancsal) kisilik ve kutuplasma.   Zihinsel evrimin ilk asamasi   Bireysel (benli bireyci,bananeci v.s.) kisilik; bireyci akilciligin ideolojik inancsal etik secimi ve savunusu.   Zihinsel evrimin birey yetistiren toplumlardaki asamasi   Iste genelde insanoglu devrimini yapamadan yasamini yitirir.   Simdi de beynin yeti temelli ogelerini siralayalim.   Bulunan huzur ve mutluluk, gelen rahatsizlik, rahatsizligin farkindaligi ya da bilincalti zorlamasi, cozumsuzluk ya da ikna ve huzur, farkindaligin bilince tasinmasi ve bilissellik duzeyi.   Eski yerde demir atma, ya da gelinen yeni donem; ve bunun huzursuzlugu v.s. yani bir usteki cumlenin tekrari.   Zihinsel devrim icin; mutlaka bilissellik gerekir. Aksi olan bilisselsizlikte ise; evrime tabilik kacinilmazdir.   Bu ya huzurludur, ya da sosyo-psikolojiktir. Ya farkindalik icerir, ya da icermez.   Kisaca farkindalik ve bilinc evrimin, bunlarin bilisselligi ve kisinin beyin ile birlikte hareketi yani kisinin beynine olan mudahelesi ile gelen bilissellik devrimin gerektirdikleridir.   Ornek verelim.   Bir inanir eger huzurlu ise ortada ne farkindalik ne de bilinc vardir.   Bir inanir huzursuz ise; bu ya bilincaltidir, ya da farkina varilmistir.   Farkina varmak ya psikoloji getirir ya da korku endise getirir.   Bunu ya beyin kendi cozer ve kisi farkinda olmaz; ya da kisi farkina varir ve cozume kendi yonelir ve bilincine erisir.   Zaten bilinc asamasi; artik inancin verdigi huzursuzluktur ve yeni bir huzur arar. Bu da inancsizliga yonelistir.   Buraya kadar evrimdir.   Devrim ise; inanci inancsal olarak sorgulamak ve sadece taraf belirlemek degil; tarafi yaptiran fiilin farkina varmaktir.   Yani beyindeki inanci eyleme ve tarafa tasima eylemini.   Iste bunun farkindaligi bunu bilince tasir ve eylemin bilisselligi de; bu eylemden kurtulmayi arinmayi getirir. Yani serbestligi.   Beyin ismi sorgulamaz sadece isme yonelik tarafindan duydugu huzursuzlugu sorgular, bu da eylem bilisselsizligidir.   Ornek verirsek; tanriyi varliksal ve inancsal olarak sorgular. Beynin tanrilastirma eylemini sorgulamaz.   Iste beynin tanrilastirma eyleminin vercegi olumlu olumsuz taraf secmeyi sorgular.   Eylemi sorgulamak ismin bilisselligidir. Yani neden taraf secimine yonlendigini sorgulamak.   Her eylem sorgulamasi ancak yeni bir huzur farkindalik ve bilinc getirir. Cunku bilissellik icerir.   Eger sadece isim sorgulaniyorsa; taraf ve mensubiyet sorgulanmaktadir ki bu builissellik icermez.   Kisaca bir inanir inancin bilincinde degilken, inancsizolan inancin bilincindedir; ama bilissellik ortada yoktur.   Cunku hala taraf sahibiyeti soz konusudur. Yani eylem kavram sabitliginde yapilmakta ve kavram sorgulanmamaktadir.   Mesela tanri var/yok, ya da tanriyainan inanma; sadece tanri inanc ve varlik isimleri bunyesindeki taraf secimidir.   Bilissellik ise; bu bunyedekilerin sorgulanmasidir. Iste bu farkindalik, yukaridaki taraf sorgulamasinin bilincini verir ve bilisselligi de bu eylemden kurtarir.   Bu baslik algisi bilgisi bilinci ve farkindaligi "yuksek" bir basliktir.   O yuzden ne kadar net algilanirsa; o kadar acik sorgulatir.   Aksi sadece noncognitivizm izlenimi verir. __________________ Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

İtaat ve Saygı Farkı / İlişkisi

Toplumumuzda her kavramda oildugu gibi, basliktaki iki kavramda da bir algi karmasasi mevcuttur.   Itaat genelde,"kucuklerin" "yeni" neslin, "buyuklere" "eski" neslie, " karsi ve yonelik dusunce ve davranista "uymasi" yani, onlarin dediklerini aynen dusunmesi ve davranmasi anlamindadir.   Kisaca itaat, buyuklerin kucuklerden otomatikman bilincalti olarak bekledigi davranistir.   Aslinda itaat cagdasligi onleyen en onemli faktorlerden biridir. Cunku gelisen dunyada ve cagda yenilerden eskilerin aynen kendileri gibi dusunmesini ve davranmasini istemeleridir.   Dolayisi ile birey olamamis ve birey yetistirmeyen toplumlarda, itaat bir cesit saygi olarak algilanir ve maalesef tek taraflidir. Yani itaat sadece kucuklerden buyuklere gosterilecek bir degerdedir.   Tarihe baktigimizda itaatkar toplumlar cagin gerisinde kalmis yeniligi sindirmis ve yenilige "savas acmis" toplumlardir.   Saygi ise, birincisi; itaat gibi tek tarafli degil; iki taraflidir.   Ikincisi birey olmak ve birey yetismeyi bilinc olarak bunyesinde barindirir.   Zaten bireylerin biri birini oldugu gibi kabul etmesi ve birinin digerine kendi dusunce ve davranisini dayatmamasi; sayginin temelini teskil eder.   Itaat genelde ideolojik inancsal ve izmsel nitelik tasiyan toplumu yonlendirmeli her turlu etigin yasam ve iliskide yer almasi adina, sistemin ve kurumlarinin toplumuna dayattigi degerlerdir.   Zaten buradaki saygi ile olan bir bagi da; itaat edilmedigindeki "saygisizlik" algisidir.   Halbuki bireyler biribirlerine itaat etmek yerine, biri birleri ile iletisim ve dialog icindedirler ve bu iletisim ve dialogu her turlu paylasim olarak saglayacak olan saygi, bozacak olan da itaattir.   O yuzden kimse kimseden kendsisine itaat etmesini beklememelidir.   Cunku kimsenin kimseden kendisine itaat etmesini bekleme hakki yoktur ve aksine bu bireyin kendi dusunce ve davranisina getirilmis bir sinir ve saygisizliktir.   Nesiller ancak biribirileri ile biribirilerinin dusunce ve davranislarina degerlerine saygili olurlarsa; birlikte olabilirler. Cunku bu birliktelik iki tarafli bir birlikteliktir.   Itaat ise diger tarafi kendi gibi dusunme ve davranisa zorlayan bir hask ve ozgurluk ihlalidir.   Sonucta itaati uygulamanin, toplumsal yani; yetistirimin getirdigi bilincsiz gonullulukte olsa; her turlu itaat etmeme, etmeyen uzerinde bir baski siddet korku salma ve boyun egdirme getirecektir.   Unutmamak gerekir ki; itaat bir yerde zorunluluk icerdiginden, kendisinden itaat etmesi istenen; daima bu itaatini yerine getirmeme adina bir ayriliga yonelecektir.   Sonucta bir cocugu belki ekonomik olarak ve yetistirim olarak belirli bir yasa kadar kendinize itaat ettirebilirsiniz; yalniz bir yetiskinin itaati her ne kadar yerlesmis bir etik saygi algisi da olsa; bir an gelecek bu itaate isyan ile sonuclanacaktir.   Unutmamak gerekir ki; itaat altinda yetisenlerin birey olmak ve birey olarak kendini kendi adina temsil etmek sansi ellerinden alinmaktadir.   Ayrica hic bir sekilde toplumda kendini ortaya koyabilecek bir bilince de erisememektedir.   Boylece toplumda olusan itaat zincirinin bir kisisi olarak yetisir.   Aslinda burada toplumda yerlesmis negatif bahane hazirdir. Bu da itaat etmeyenin "asi/baskaldiran/yaramaz" v.s. temelli algidaki toplumdan bir cesit distalanmasi anlamindadir.   Yani birey olarak kendi adina hak ve ozgurluk aramak kendi dusundugu gibi davranmak; bir cesit olumsuzluk ve distalanmas icerir.   Iste o yuzden gelismemis toplumlari toplumsal olarak suru psikolojisi ve korku felsefesi temelinde yonlendirmek te; itaat bas rolu oynar.   Dilimizde itaate yonelik o kadar cok atasozu ve deyim vardir ki; toplumun bunlardan kurtulmasi bile basli basina bir yetistirim/yetisim egitim sorunudur.   Bir kisiye oneri yapabilirsiniz, fikrinizi dusuncenizi soyleyebilirsiniz, ama; sizin dediginize ve yaptiginiza itaat etmesini isteyemezsiniz. Bu hak ve ozgurluk ihlalidir.   O yuzden toplum olarak baskalarini itaate zorlama ve bunun yollarini aramak yerine, herkesin kendi dusunce ve davranisina saygi gostermek; yapilacak olandir.   Cunku bir yerde gelismemis toplumlarda itaat sanki zaten olmasi gereken bir davranis olarak bilincaltina yerlesmistir.   Iste o yuzden dialog iletisim yerine, ya itaatin getirdigi kabul ya da itaatsizligin getirdigi karsi cikis; toplumumuzda yaygindir.   Demekki once bu yerlesmis ve olumlu gibi algilanan itaat etik degerinin, sorgulanmasi ve ondan kurtulunmasi gerekiyor. Iki yonu ile birlikte, yani ne itaat etmek ne de kendine itaat beklemek.   Ne itaat bekleyen bir nesil olalim; ne de itaat eden bir nesil.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Çağdaş Yaşam ve İlişki

Bir kisinin caga uygun olarak yasam ve iliski surebilmesi icin; once cagin bilisselligi gerekir.   Cagimiz bilgi ve bilisim cagidir.   Bir bireyin cagdas yasam ve iliskisi iki farkli faktore baglidir.   Birinci faktor, ozgur birey olabilme faktorudur.   Ozgur birey olabilmek, bireyin kendisinden ziyade; yasam ve iliski surdugu ulkesine toplumuna duzenine sistemine kisaca ozgur bir birey olarak yetisip yetismemesine baglidir.   Ne demektir ozgur birey?   Ozgur birey demek, birey olarak her turlu dusunce ve davranisini yasam ve iliskisinde kendi adina dile getirebilmesi demektir.   Bunun icin bulundugu ortam ozgur birey yetistiren bir ortam olmalidir. Yani devlet her turlu sekilde bireyin kendi iradesi ile kendi degerleri ile yetisebilmesi egitim alabilmesi icin uygun olmalidir.   Boyle bir devletin herhangi bir belirli ustun hakim bireyine dayattigi bir etigi yoktur.   Tek etigi, o da bireyler birbiri uzerinde hakimiyet ve ustunluk kurmamasi adina; evrensel hukuk ve insan haklari temelinde bireyin hem hak ve ozgurlugunu saglamak, hem de hak ve ozgurlugu ihlal etmesini onlemektir.   Bir birey kendi adina hak ve ozgurluk talep ederken, baskasinin kendi adina hak ve ozgurluk talebini ihlal etmemelidir. Yani hak ve ozgurluk adaletini devlet hukuku ile korumasi ile saglamalidir.   Yani devlet her bir bireyini ozgur birakirken, bir bireyin baska bir bireyin ozgurlugune olan mudahelesini karismasini baskisini zorlamasini hakim ve ust olmasini onlemelidir.   Buradaki devletin tek yonlendirmesi hak ve ozgurluk adaletidir.   Eger devlet bireyini hak ve ozgurluk olarak adil kilmaz ise, ozgur birey olmak ve ozgur birey olarak yasam ve iliski surmek ve de yetismek mumkun degildir.   Ayrica devlet bireyini sadece ozgur adaletli birakmek degil; bu ozgurlugun hak egitimini almak icin de yetistirmelidir.   Iste buradaki ana faktor devletin kendine has ve toplumu yonlendirici bir etik degerinin olmamasidir. Tum etik degerlerin kontrolu bilimsel ve evrensel hukuk ile insan haklarina adil olmalidir.   Devlet bir yerde her bir farkli bireyinin hak ve ozgurlugunu hic birinin digerin i ihlal etmemesi temelinde kucaklamasi savunmasi ve korumasidir.   Kisaca devletin bir etigi (milli dini siyasal geleneksel toresel toplumsal v.s.) yoktur.   Yani devlet, sosyal sivil, adil, olarak bireyine ozgurluk hakki taniyan bir devlettir.   Iste bu sekilde ozgur olarak yetismis bireyler de, birbirlerinin her turlu etik degerini saygi ile karsilar ve bireyler birbirlerini degerleri ile birlikte kabullenirler.   Cunku ozgurluk haklari sadece kendi degerlerini yasam ve iliskilerine tasimak icindir ve hic bir degerin digerleri uzerinde bir hakimiyet veya ustunlugu soz konusu degildir.   Boyle bir devleti yonetecek ve yonlendirecek devlet kadrolari da bu duzeydeki bireylerdir.   Ayrica hukumet hic bir sekilde etik degerler uzerinden bir siyaset yapmamaktadir.   Cunku etik degerlerin siyasetin degil; sosyal yasam ve iliskinin bir vazgecilmezi oldugunun bilincindedirler.   Iste bu temelde, ozgur bireyin ortaminda ulke ve toplumunda ETIK SIYASET YOKTUR.   Yani siyasi olarak herhangibir etik degerin propagandasi ustunlugu hakimiyeti yok sayilmasi eliminesi v.s. soz konusu degildir.   Cagdas yasam ve iliskinin bir diger unsuru da serbest bireydir.   Serbest birey, ozgur birey gibi degildir. Yani bireyinm serbest olmasi, ortama ulkesine toplumuna devletine v.s. bagli degildir; aksine kendi bilisselligine baglidir.   Serbest birey demek, dogumdan itibaren kendisine verilen her turlu yasam ve iliski degerini; kendi adina ve insanlik yararina sorgulayabilen ve verilen degerlerden bu temelde beynini kurtaran ve arinan birey demektir.   Bir bireyin serbestligi ne kadar cok konu ve kavramda gerceklesirse, zihinsel ve davranissal insanlasmasi ve devrimi de o duzeyde gelisir.   Birey, bireyleri birbirinden ayiran, otekilestiren distalayan birinin uzerinde hakimiyet ve ustunluk kuran guc ve otoriteye baski vesayet olarak ihtiyac duyan; carpistiran savastiran dusman kilan v.s. tum degerlerden arindikca ve kurtuldukca serbestlesecektir.   Serbest birey, bilgisel bilimsel ve bilissel kendini degistirmis yenilemis bireydir. Insana saygi duyan vicdanini adalet ile yonlendiren bireydir.   Baristan, esitlikten hosgoruden yana olan bireydir. Serbestlenen beynini ozgurlugu icin kullanan bireydir.   Bireyler arasinda yetisme gelisme degerler v.s. olarak farklar vardir. Iste bu farklardir ki; bireylerin ozgur ve serbest olmasini gerektirir.   Cunku farklar hem ayristirma temelinde serbestlik icin sorgulanmali; hem de kullanim temelinde ozgur olmalidir.   Yani farklar birinin digerini ayirmasi ya da digeri uzerinde hakimiyet ustunluk kurmasi icin degil; bir arada biribirine saygili ve kabullu birlikte yasam ve iliski icindir.   Farklar bir mozaiktir, cesitliliktir ve her bir fark kendi degerini ortaya koyar. Dolayisi ile bir bireyin bu mozaik ve cesitliligi hem kullanmasi ozgurlugu hem de ayirmamasi serbestligi cok onemlidir.   Iste o yuzden insanoglunun dillendirdigi herhangibir konu ya da kavramin yasam ve iliskide paylasimi ve kullanimi bilissel ve bilimsel olmalidir.   Zaten saygi ve vicdani adaletin bilisselligi de hem ozgur hem de serbest birey olarak bu yuzden elzemdir.   Burada bir onemli nokta da; cagi dogmalastirmamak ve sabitlememektir.   Cunku insanoglu bilgilendikce bilissellendikce teknik ve bilim olarak gelistikce ve degistikce bir onceki eskimekte vecagdisi kalmaktadir.   Iste basta serbest bireyin bu bilissellikte olmasi ve serbestligini gelisen yenilenen ve degisen caga insanlik adina uyarlayabilmesi gerekir.   Yoksa serbestligi yeni gelen caga uymayacaktir. Yani eski caga bagimli kalacaktir. Bu da onun beyninin serbestligini onleyen bir sinir olacaktir.   Bu ayni zamanda nesil farkinin dogmamasini da saglamak adina onemlidir. Sonucta caga uymak ve ayak uydurmak eski nesilin cok daha kendini serbeste erdirmesi ile paraleldir. Yoksa yeni nesile ayak uyduramadigi gibi, ayak bagi da olabilir.   Bu hem kendisinin gericiligi hem de gelisen yeni neslin uzerindeki baskiyi getirir. Bunun ilk farkedileni yeni neslin ozgur birey olamamasi ve kendisine bu ozgurlugu tanimayan nesil yuzunden caga uygun gelisememesidir. Bu da insanligin tumden gelisimi onundeki engellerden biridir.   Eski nesil ne kadar caga uygun ozgur ve serbest olursa, yeni nesil de ondan aldigi ile daha ozgur ve serbest olur ve boylece insanoglunun insanlasmasi zihinsel ve davranissal olarak sekteye ugramaz.   Eski nesiller olarak kendimizi ne kadar serbestlersek; yeni neslin ozgurluk mucadelesine ozgur bireyler yetistirerek ve de onlarin bizlerin serbestleyemedigimiz degerlerini sorgulamasina izin vererek o kadar yardimci oluruz.   Unutmayalim ki her bir neslin dunyaya insanliga bilime bilgiye v.s. bakis acisi caga daha uygun olacaktir. Onlar biz eski nesile cagi tanitacak ve bizim cagdasligimizda yardimci olacaklardir.   Iste bir yerde nersiller arasi celiskinin iliskiye donusmesi de bu karsilikli yardimlasma adaleti temelindedir. Cunku yeni nesil ozgur birey olarak, eski nesile onun degerlerinin ozgurlugunu taniyacak kendi neslinin yeniligini de talep edecektir.   Iste bu tanima ve talep birlikteligi nesillerin de birlikteligidir. Cunku buradaki tanima ayni zamanda eski neslin yeni nesile tanidigi ozgurluktr de.   Kisaca eski nesil yeni nesilden kendi ozgurlugunu talep ederken, ona kendi yeni ozgurlugunu taniyacak; yeni nesil de; eski nesilden kendi yeni ozgurlugunu talep ederken, ona eski nesilliginin ozguirlugunu taniyacaktir.   Onemli olan degerler degil; degerlerin baska degerler uzerinde hak ve ozgurluk ihlali olmamasidir. Boylece eski nesil kendi degerleri ile serbeste ererken; yeni nesil yeni degerleri ile ozgur olacaklardir.   Iste serbest dusuncenin bireyin kendi iradesinde olmasi, hem kendini serbestlerken; yeniye ozgurluk getirmesi anlamini tasir.   Yeni de kendi ozgurlugu ile yeni serbestliklere adim atacak ve eski nesil de bundan esinlenerek caga tutunmaya gayret edecektir.   Iste eski ve yeni neslin cagdas yasam ve iliskisi hem kendi adlarina hem de birliktelikleri adina hem cesitlilik hem de mozayik kullanimi ve paylasimi adina; bireyleri once ozgur sonra da ozgurluklerini sorgulayan serbest bireyler yetistirecektir.   Zaten boyle bir ortam insanligin oldugu yasatildigi ve paylasildigi ve de gelistirildigi yenilendigi ortamdir.   Eger ozgur degilsek; bu ozgurlugu bulundugumuz ortamdan talep edelim, talep edenleri savunalim ve destekleyelim.   Eger serbest degilsek; nelerin bizi biribirimizden ayirdigini nedenini nasilini sorgulayalim ve tum bunlarin kavram ve konusunu degerlendirelim ve neden bizi serbeste erdirmediginin bilincine vararak; bizi birbirimizle birlikte yasatmak adina, serbestleyelim.   Kendimizi ne kadar serbestlersek; olmayan ozgurlugumuzun kiymetini de talebini de o kadar net algilariz ve talep ederiz.   Cunku serbestlik ozgur olarak yasam ve iliskiye hak temelinde tasinmazsa; sadece bir dusunce olarak kalir.   Bir dusunce ancak davranisa tasinirsa; baskalarinin algisina sunulmus olur. Aksi dusuncenin beyinde hapsedilmesi demektir.

evrensel-insan

evrensel-insan



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.