Zıplanacak içerik

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • simin

    Bağnu...

    Gönderen: simin

    2016/20 ocak akşam 21:00 Son konuşmamız sen bu dünyadan gitmeden 5 gün önceymiş... bilemezdim öleceğini... bilseydim hiç kızarmıydım sana...hiç sesimi yükseltirmiydim ? Asla.
    Kızdım sana çünkü;sen kendini çok fazla üzüyordun sen kendini asıl kahredecek olan kişiden fazla kahroluyordun.evet o senin kardeşindi daha 26 yaşında biri 6 yaşında biri 3 aylık bebeğiyle eşini kaybetmeye dayanamazdı.ama dayandı senden çok daha fazla. Kardeşin o trafik kazası neden oldu, nereden geliyordu eşi yanında kim vardı gerçeği öğrendiği zaman canının acısı nefrete dönüştüğü için çok dirayetli durdu ağlamadı.çünkü aldatılan kadının canı başka yanar. O kucağında bebeğiyle diğer kızına ileride neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onu aldattığı için normalde de ölmesini dilerdi emin ol! Son konuşmamız 1 saat 30 dakika konuşmuşuz yettimi yetmedi tabi ki. Hem ağladık hem de çok güldük ama sen "ağlerken güldürdün yine beni p.ç" dedin ya bana ☺ ben bu kelimeyi artık çok seviyorum.Hele sen 1.85 boyuna orantılı 41 numara ayaklarına ayakkabı bulamadığında o küçük yerde ben sana burdan alıp yollarken en hoşuma giden şey yine sana p.çlik yapmaktı.Kankaa bi ayakkabı buldum atıyım resmini dediğimde heyecanla beklediğin resimlerin 46 numara erkek sivri burun ayakkabı olduğunu gördüğünde de "sen insanmısın şindi ayvaan p.ç" dediğinde mağaza içinde tepinerek gülmeyi çok özledim.bana p.ç demeni özledim. bilseydim istediğin o mor ojeyi sana hemen ertesi gün kargolardım. sen ölünce mezarına getirdim koydum ama ne fayda. bende olan herşey sana çok güzel gelirdi bazen sanada aynısından alırdım bazen tipik boğa'lığımla inat edip bencilce sana vermezdim eşyalarımı.şimdi mi? aklından geçeni önüne sererdim olsan!
    biz insancıklar kaybedince anlıyormuşuz ya değerini kaybettiklerimizin ben bunu sende çok ağır tecrübe ettim kanka.
    • 1 yorum
    • 2.147 görüntü

Sitemizdeki Bloglar

    • 1
      başık
    • 0
      yorum
    • 1436
      görüntü

    Son Başlıklar

    ÖzcanKraL
    En Son İleti

    Yılbaşında neler yapacaksınız

    yilbasi.jpgHayatınızda Hiç Kardanadam yaptınızmı ?

    Hanqi Yılbaşı sizin için zevkli qecti...

    sizin için yılbaşının Önemi nedir ? neden yılbaşı kutlarsınız

  1. Saba Tümer, cnntürk kanalında o meşhur kahkahasını atıyor..hah hah haaa..

     

    kahkahanın sebeb-i hikmeti futbolcu Rıdvan a ilk kez hangi tarihte milli

    oldunuz sorusuna Rıdvan ın <milli takımda mı> sorusu ile cevap vermesi..

    büyük program <duayeni>basıyor kahkahayı,hem de çok şuh olan cinsinden :

    hah hah hhaaaa..

    dişlerinden emin hepsi porselen..kanalla ilişkileri çok iyi,kimse yerinden

    oynatamaz..geriye seyirciler kalıyor kaliteyi sorgulayacak..onlara da bir bel

    altı esprisi yeter..hah hah hhaaaa..

     

    yalnızca tv programlarını dikkatli gözlüyorum,ne kadar kültürel bir

    yozlaşmanın ve bir kirlenmenin içine düştüğümüzü görüyorum...

    Hülya Avşar hanfendi ciner grubunun habertürk kanalında aşk-meşk

    konularını sorgulamakta..

    ebru şallı ise kadınlarımızın fazla kilolarını atmakla meşgul..sakın ola ki

    ebruyu izlemeden spor yapmayın..kendisi bu alanda yüksek lisans

    düzeyinde spor eğitimi almıştır(!).

     

    size sorayım , Hülya Avşar ın mesleği nedir? tv oyuncusu mu?

    sunucu mu? sinema oyuncusu mu?program yapımcısı mı?şarkıcımı?

    spiker mi?yoksa sanat jürisi mi?

    bir on yıl öncede gece erotik jimnastik yapıyordu, yaşı kırklı gruplarda

    olanlar hatırlar..bu kadar <yetenekli> bir insan herhalde bu ülkenin başına

    gelmedi..ancak bir gerçek var ciddi miktarda para kazanmış..

     

    kısaca sanat geçmişi şöyle :

    bu sanat elçimiz. eski Galatasaraylı futbolcu Tanju çolak ile basında yer

    alan ilişkileri ile <ünlü>olduktan sonra film çekmeye başlamış sonrada

    <şöhret basamakları>nı bir bir tırmanmış.yani ondaki sanatsal yeteneklerin

    hepsini tüm insanlar keşfetmiş birer birer..

    bunu gören Aysun Kayacı da hülya ablasının yolundan gitmiş,o da futbolcu

    Emre Aşık la olan ilişkisini medyatik etmiş..oda şöhret yolunda şimdi..

    Seda Sayanlar Ebru Gündeşler, Sibel Canlar,Gülben Ergenler ın şöhret

    basamaklarının pek farklı olduklarına da inanmıyorum..bunların <sanat> ı

    da nedir diye de hep merak etmişimdir doğrusu...

     

    örneğin bu sanatçıları bir elli yıl sonra sanat tarihi yazar mı?

    ama acı olan şudur ki bu insanlar <sanatçı> olarak çok rahat yaşamakta

    ve belki de sayısı milyonları bulan genç kızlarımız bunları örnek almakta..

    kim ter döküp de mühendis olsun, veya hukuk okusun.?

    ne gerek var?. bir başka gerçek de KPSS sınavlarıyla heder olan genç

    kızlarımıza haksızlık yapıldığı...

     

    dolaşmaya devam edelim <ulusal> tv lerimizi..

    yine eğlenmek isterseniz star kanalında gedikli program ibo şov da

    İbrahim Tatlıses bekliyor sizi..İbo usulu eğlenin..

    kesmezse buyurun Mustafa Keser usulune..

     

    evlenmek mi istiyorsunuz? mutlaka Zuhal Topalı izleyin star kanalında....

    o siz hem eğlendirecek hem de evlendirecektir..kesinlikle elektrik

    alacağınız birini bulacaksınız..

    zaten önce mal beyanı isteyeceksiniz ki elektriklenme olsun(!)..

     

    anlamıyorum bu nasıl bir sis perdesidir ki insanların gözü karartılır,

    adeta bir vitrin kadını yaratılmış medyada..haber sunucuları beyni değil

    fiziği çekici kadınlardan seçiliyor..neymiş efendim: seyirci izliyor..

    yani konu ortadoğu ırak savaşı ama konu hakkında birikimi olan biri

    yerine kırıtan bir bayan sunucu programı yönetiyor..yazıktır kadınımıza

    da insanımıza da..

    bunları derken çok yetenekli, birikimli üstelik ahlaklı kadınlarımız haşa,

    bu yazıda onlara söz söylemek bahis konusu bile değil..

     

    gündüz tv izleyemiyorum..ama bir ara görmüştüm ki <kadın programları >

    ile memleketin her sorunu çözülüyor..aldatılan eşlerden,dayak yiyen

    kadınlara kadar her sorun hallediliyor..annenizi mi kaybettiniz

    siz zahmet edip aramayın <bilmem kim ile dertleriniz> programı sizin

    yerinize bulacaktır..efendim kadınların dertleri çözüldükten

    sonra bırakmıyoruz onları..ne yapıyoruz.?.kadın matinası eğlence

    programımız var..

    bir program düşünün ki herkes kadın çalgı ekibi hariç..

    eğlendiren de genelde <yumuşak>bir erkek..cümbür cemaat eğlenip

    kurtlarımızı döküyoruz..

     

    bu toplum körleşmiş; akıl ve ruh tutulması geçiriyor.Sibel Canın bilmem

    kaçıncı eşinin kaçamaklarını bilen yurdum insanı tüm dünyaca şapka

    çıkarılan piano virtüözümüz Fazıl Say dan habersiz...

     

    bu arabesk kültürden ne zaman kurtuluruz? biraz zor mu dersiniz?

    o zaman Saba Tümer i dinlemeye devam :

    hah hah hhaaaaa,,,

     

  2. Legendary
    En Son İleti

    Çok eski bir tanıdığı ziyaret ettim.

     

    Nerede mi? HUZUR EVİNDE

     

    Huzur evini ilk ziyaretimdi ve neden daha önce gitmediğime hayıflandım.

     

    Bir tatlı söz,bir güler yüz görmek isteyen insanlarımızla dolu.Hepsi çok tonton , çok cana yakınlar.Geçmiş hayatlarından kopup istemeselerde yaşamak zorunda bırakılan tatlı ihtiyarlarla dolu.

     

    Ufak bir odaya hayatlarının geri kalan kısmını yayıp yaşıyorlar.

     

    Geride bıraktıkları uzun hayatın kokularını küçük odalarında duymak mümkün...

     

    Gözlerinde hem mutluluğu , hem hüznü görebilirsiniz...Kimisinin hiç ziyaretçisi yok...Kahve ve çay saatlerini heyecanla bekleyen çoğu , içeceklerinin yanında anılarını katık ediyorlar...

     

    Kimi dünyadan kaçıp inzivada,kimi bakacak kimsesi olmadığı için zorunlu bulunuyor.

     

    Kulakları az işitiyor ve duymak istediklerine hasret yaşıyorlar.

     

    Tanıdığımın odasında eski anlıları tazelerken uzaktan gelen ud un sesi ile dikkatim dağıldı.

     

    Tanışım aşağıda konser var istersen inelim dedi.Türk sanat müziğinin sesi suskun , mahzun binaya yayılıyordu.

     

    Acele aşağı indik.Toplantı salonunda sınıfı andıran arka arkaya dizilmiş koltuklarda oturan tonton yaşlılar karşılarındaki müzik grubunu zevkle dinledikleri yüzlerinden belli oluyordu.

     

    Yaşlı tonton nineyi aralarına alan grup, eski bir nağmenin sözlerini zor çıkan sesinden dinlemek için müzik aletlerinle eşlik ediyorlardı.

     

    Kimi el çırpıyor,kimi ise sadece dinlemeye çalışıyordu.

     

    Tabii istekte yapılıyor.Biraz ilerimdeki teyze , solist bayanı yanına çağırıp "çile bülbülüm çile" diye istekte bulundu.

     

    Kimbilir neler gizli çileli hayatında...

     

    Müziğin ritmi değişti çökertme ile oyuna kalkan solist , oyunuyla birkaç tontonu da oyuna çekti.Darbuka,gitar ve ud daha bir şen çalmaya başladı.Elinde olsa tekerlekli sandalyesinde oturan teyzenin kalkıp oynayasını yüzünde görmek mümkündü.Bir an da olsa müziğin notasında mutluluğu yakalamak onlarca çok kolaydı .

    Her şey bir tarafa, 35 yaşlarında babasını ziyaret sonrası dönüşünde gördüğüm bir beyin hangi yürekle lüks arabasına binip gittiği oldu.Baba Avukat oğluyla gurur duysa da oğlu babasını huzur evinde bırakacak kadar düşüncesiz...

     

    Belki de bu manzaralarla karşılaşmamak için huruz evinin yolunu bilmiyorum...

     

    İçim buruk, tekrar görüşme dileklerimi belirterek herkes ile vedalaşıp oradan ayrıldım...

  3. Yarindan Habersiz..

     

     

     

    Uzaklara daldim yine..

     

    Hüzünlerim var, yarina ait olmayan!

     

    Kendime sakladigim dünlerde. biraktigim bir bir hayaller.

     

    Yasamadigim koca bir hayat, üstelik imkansizliga inat..

     

    Hep bir özlem var, icimde kalan.

     

    Yoruldum..

     

    Cok yorgunum!

     

    Bu günü yasiyorum,yarindan habersiz..

     

    Su an sadece hayallerimleyim ve kar taneleri yagdikca,

     

    Her yerin,yeni bir sayfa misali..

     

    Beyaza boyanmasi gibi simdi sessizligim..

     

    Sicacik tutan bir el, soguktan koruyan..

     

    Agacin üzerinde iki asigin harfleri

     

    Derinden bir bakis, hafiften bir gülüs..

     

    O bakisin gözlerimde biraktigi izi..

     

    Silme..sakin silme

     

    Bir dokunus,

     

    Titreyen ellerimle

     

    Daldigim hayallerin icinde..

     

    Bir sen,

     

    Bir ben..

     

     

    Seherizm..

    • 1
      başık
    • 0
      yorum
    • 2410
      görüntü

    Son Başlıklar

    birkumtanesi
    En Son İleti

    ..........

    Kitabımın öyküsü bir gül hakkında,anneciğim. Gülün adı Efes Gülü.İlahi kokuyla yaratılmış bir gül.Kokusunun kendine özgü bir sesi var.

    Mutlu bir ses.Düşlerden ve meleklerden bahsediyor.Tanrı'ya bu dünyada kavuşmaktan bahsediyor.

    Ama gül büyüdükce kendi sesi zannettiği başka bir ses duymaya başlıyor.Sürekli ben diyen, epeyce yüksek çıkan bir ses. O kadar yüksek ki,

    gül artık kendi öz sesini duyamaz hale geliyor.

    Kendi sesini tekrar duyabilmesi için kokusunu koruması gerekiyor gülün.Ama öyle bir yere ekilmiş ki, onu kokusu için sevmiyorlar. Sadece onun

    rengine, gövdesine ve taç yapraklarına önem veriyorlar.

    O da onların sevgisini kazanmak uğruna, kendisini başkalarının beklentisi doğrultusunda şekillendirmeye başlıyor. Büyü dediklerinde, büyüyor.

    Kendini parlat dediklerinde, sessiz bir telaşla denileni yapıyor. Çok geçmeden de, ihmal ettiği kokusu uçup gitmeye başlıyor.

    İnsanlar önce onu şekillendiriyor, sonra sanki bir tanrıçaymışcasına övgüler yağdırıyorlar. Öyle ki, bir süre sonra gül dahi bir tanrıca

    olduğu yalanına inanıveriyor. Kendini özel hissetmesi için bir gül olduğunu hatırlamasının yeteceğini anlıyamıyor bir türlü.

    Büyük bir şey değil.Sadece bir gül.

    Ve her geçen gün daha mutsuz hissediyor kendini.Geriye hayatında tek mutluluk kalıyor. Annesi. Ama tam annesini keşfetmeye başladığı,

    tam annesine en çok ihtiyac duyduğu sırada, annesini sonsuza dek kaybediyor. Daha doğrusu, kaybettiğini düşünüyor.

    Aslında, bu öykü bir gül hakkında değil, anneciğim. Bu öykü bir anne hakkında. Gerçek güllerin hiç bir zaman

    ölmediğini, solduktan sonra dahi etraflarına koku vermeye devam ettiklerini kanıtlayan bir anne hakkında.''Hatırlaması'' için saksısını

    şöle bir sarsmak zorunda kalan bir anne.

    Bu mümkün olabilecek mi? Gül unuttuklarını hatırlamayı ya da öğrendiklerini unutmayı başarabilecek mi? Kokusunu geri kazanabilecek mi?

    Ve en önemlisi, kendi öz sesini duymayı başarabilecek mi?

    Umarım....

     

    Evet anneciğim, romanımın öyküsü aşağı yukarı böyle.Ama doğru düzgün anlatabildim mi bilemiyorum.Bence bu anlatılmaktan çok,

    yaşanması gereken bir öykü..........

    Ama başaramamış olsam bile, sorun değil.Doğru düzgün anlatamadıysam da, başkaları beğenmeyecek olsa da sorun değil.......

     

     

    (Serdar Özkan'ın Kayıp Gül adlı romanından alıntı)

     

     

    Kendi öz sesini duymak isteyen herkes, bir gün mutlaka duyacaktır.

  4. "...Her savaşta ilk ölen bir çocuk var.

     

    O "başkasının" çocuğu olduğu zaman mı savaştan rahatça sözediliyor?

     

    Siz bir insanın savaşta nasıl öldüğünü hiç düşündünüz mü?

     

    Önce bir vınıltı duyulur, uğursuz, ürkütücü bir vınıltı, başını kaldırıp gökyüzüne bakarsın, o vınıltı ani bir homurtuya dönüşür sonra, bir karaltı süratle yaklaşır ve dehşetli bir patlamayla etrafındaki hava boşalır, kolların, bacakların patlamanın olduğu yerden uzaklaşan havanın korkunç çekim gücüyle yerlerinden koparılır, alevler içinde yanan bedenin dağılır.

     

    Böyle ölüyor çocuklar...(*)"

     

    savascocuk.jpg

     

    Bomba patlar.Ortalık kan gölü.Tüm haberlerde beş dakikalığına dökülen timsahın gözyaşları;

     

    "Savaşın ikinci yılında yine çocuklar öldü!"

     

    ve paramparça olmuş küçüçük bedenler.

     

    Nerede bu savaş,savaşın rengi ne...?

     

    Değer biçer insanlık savaşa,kan ile boyanmış beden yanıtlar;

     

    "bu savaş senin olduğun her yerde,hangi renk mi,bak kırmızı benim rengim."

     

    Siz bir çocuğun savaşta nasıl öldüğünü hiç düşündünüz mü?

     

    işte böyle ölüyor çocuklar...

     

    halepce.png

     

    ‘’Sen hiç Sarıkamışı gördün mü kedi? Sarıkamış içinde Aynalı Çarşı.Sen Aynalı Çarşıda uçup da denize gömülen gemileri hiç gördün mü? İyi ki görmedin. Sen hiç parça parça olmuş, üst üste tepelerce yığılmış, siperleri, koyakları, çukurları ağzına kadar doldurmuş ölüleri gördün mü? Ovalar dolusu çürümüş, kokmuş, kokusu insanı boğan ölülerin üstünden hiç yürüyerek geçtin mi? Sarıkamış savaşını görmemiş, yaşamamış insan, hiçbir şeyi görmemiş, yaşamamış demektir. Erzurum içinde Aynalı Çarşı. Sen kedi sen hiç, uykucu, rahat, gerinen kedi, sen hiç Allahuekber dağında olup bitenleri gördün mü? İnsan boyu, iki insan boyu karın içinde yalınayak, başı kabak, pantolunu yırtılmış, kaputsuz, ceketsiz, karınları bit dolu, donmuş elleriyle kaşınamayanları, Rus topçusunun karlı dağları ateşe, zindana çeviren güllelerini, karla birlikte uçuşan kolları, bacakları, kollarla bacaklarla, gövdelerle birlikte yağan kanları, Allahuekber dağlarının doruklarından fırtınaya, boraya tutulup donan, taş kesilen, donmuş kirpikleri, kaşları, donmuş gözleriyle bakan onbinlerce askeri gördün mü hiç? Sen bunları görmediysen hiçbir şey görmedin demektir. Sen bunları görmediysen kedi, niçin bir tekneye binip de karşı kıyıda karaya çıkmıyorsun? Sen bunları görmediysen insanların yüzüne bakmaktan niçin utanasın?...(*)’’

     

    Utanır Sarıkamış,utanır Allahuekber dağları.Utanır güneş;utanır da güneş kendi aydınlığından,sakınır aydınlığını karanlığın rengini çalan o insancıklara!

     

    Utanır gövdesinden ayrılan bedene ev sahipliği yapan dağlar,utanır kanın rengine boyanan taşlar,utanır insan bedenini bilinmedik diyara çalan Munzurlar...utanmaz sol yanı daima çarpan insan.

     

    UItanmaz Vasili,utanmaz insan...

     

     

     

    95.jpg

     

    Gökyüzü masmavidir;güneş sımsıcak...Annesinin verdiği ekmek ile karnını doyurur bir çocuk...Uğultudur önce ölümün adı.Gökyüzüne bakar küçük çocuk.Önce mavilikler kaybeder rengini,sonra kıyamate benzer o sesler...paramparça artık o beden.

     

    Elinde silahı,evinde onu bekleyen daha dört yaşında ki çocuğu...gülümser toprağa düşmüş o ekmeğe...paramparça artık o beden.

     

    Siz bir çocuğun savaşta nasıl öldüğünü hiç düşündünüz mü?

     

    Düşünmediniz mi!

     

    Siz bir insanın savaşta nasıl öldüğünü hiç düşündünüz mü?

    Düşünmediniz mi!

     

    "Önce bir vınıltı duyulur, uğursuz, ürkütücü bir vınıltı, başını kaldırıp gökyüzüne bakarsın, o vınıltı ani bir homurtuya dönüşür sonra, bir karaltı süratle yaklaşır ve dehşetli bir patlamayla etrafındaki hava boşalır, kolların, bacakların patlamanın olduğu yerden uzaklaşan havanın korkunç çekim gücüyle yerlerinden koparılır, alevler içinde yanan bedenin dağılır.(*)"

     

    işte böyle ölüyor çocuklar...

     

    işte böyle ölüyor insanlar...

     

    işte böyle ölüyor insanlık...

     

    huzuncile_savas68fff3er.jpg

     

     

     

     

     

     

     

    *Ahmet Altan

     

    *Yaşar Kemal(Ada Hikayeleri-Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana)

     

  5. harmony
    En Son İleti

    Bu hazin saltanatı, kendinin sanma...

    Hepsini bırakıp, hiç olup söneceksin...

    Ey insan, boşuna gururlanma...

    Çıplak geldiğin gibi, çıplak döneceksin...

  6. Butterfly effect
    En Son İleti

    Herşey Sen...

    Vapur düdükleri öterken iskelede

    birkaç hafta sonraki gelişimizi düşünüp

    martılara simit almalıyız derken,

    Beyoğlu'nda dolaşırken kendimi sakınırken üstüme yürüyen

    kalabalıktan ,

    Üstüne Nevizade'de yudumlarken şarabı bir kadeh yeter derken,

    beş dakika ortadan kaybolup aradaki sevdiğimiz eski pasajlarda

    seni gülümsetecek bişeyler ararken,

    kocaman atlı bronz saati alamadım diye hayıflanırken,

    sonrasında taşıyamazdım ki diye kendimi haklı çıkarmaya çalışırken ,

    gecenin bitmesini sevdiklerime, sevdiğim için veda etmeyi beklerken,

    yıldızlara baktığımda aynı gök kubbenin altında olduğumuzu

    düşünüp şükrederken,

    ve sabah kavuşmanın sancısını çekerken en tezinden,

    sensiz olan, içinde sen olmayan ,senin olmadığın heşey yarım ...

     

    *İki günlük bir ayrılıktı ama çok uzun geldi...

    • 1
      başık
    • 3
      yorum
    • 1799
      görüntü

    Son Başlıklar

    SevgideÜşümek
    En Son İleti

    Sevgim de üşüdüm

    Avuç içlerim alev alev ,telefonun tuşlarına zorla basıyor parmaklarım.

    Bana söyleyeceklerinden çok, sesini duymaya kilitlenmiş yüreğim

    bedenime dar geliyor

    Yutkunuyorum ve tekrar basıyorum tekrar tekrar.

    Ardından büyük bir sessizlik.

    Kapatıyorum.

    Bitti evet bitti

    Bittiğini biliyorum.

    Ve buz kesiyor yanan vücudum..Sevgim de üşüyorum.

    • 1
      başık
    • 0
      yorum
    • 6996
      görüntü

    Son Başlıklar

    liruda
    En Son İleti

    Hayal gücü dünyayı döndürürmüş,bunu Albert Einstein ile paylaşmamak,bu fikre bir sanatçı olarak katılmamak içten bile değil...

    Hedefler,amaçlar,ilişkiler,beklentiler üzerine kurduğumuz şu kısacık yaşamımızda,bize sunulan bu olağanüstü gücün kullanımı ve geliştirilmesi konusunda düşünmeye başladım. Hayal etme gücümüzden uzaklaşıp,gündelik dertlerin ve bocalamaların içinde kaybolup gittiğimiz zamanlar da kendimize hayal kurmak için zaman ayırmalıyız.

  7. Soğuk havaları severim ben..

     

    Bir dağ evi, yanan şöminenin ısıttığı sıcacık bir ortam.

     

    Pencereye vuran yağmur damlalarınıda unutmamak lazım :)

     

    Şıp şıp diye yağan yağmur sesine bir de sıcacık yudumlanan çayı da ekledim mi değmeyin keyfime...

     

     

    Soğuk havaları severim ben...

     

    Sallanan sandalyeyi koymuşsun camın önüne

     

    Perden hafif aralık..

     

    Dışarıda içindeki sevgiyi kucaklayan yemyeşil bir örtü..

     

    Elindeki kitabı mı okusan yoksa bu manzarayı mı seyretsen diyen bir iç ses..

     

    İşte böyle soğuk havaları severim ben..

     

    Bir yanın alabildiğine doğa bir yanınsa sıcacık bir ev...

     

    :wub: :wub:

  8. Amerikalı bilim adamına göre 30 yıl içinde insan beyni kişiliği, anıları, yetenekleriyle birlikte bilgisayara aktarılacak. Daha sonra bu bilgiler androidlere aktarılıp sonsuza kadar yaşamak mümkün olacak.

     

    HAYATINI insanlara yardım edecek buluşlar icad etmekle geçiren Amerikalı bilim adamı Ray Kurzweil, ’ölümsüzlük’ teorisinin tamamen gerçekçi olduğunu ve bunun 30 yıl içinde gerçekleşeceğini öne sürdü. Yeni teknolojileri icat edilmeden önce tahmin etmesiyle tanınan Kurzweil’in iddiasına göre, teknolojik gelişmelerle 2030’larda bir insanın beyni, tüm kişiliği, anıları, yetenekleri ve geçmişiyle birlikte bilgisayar ortamına aktarılacak. 2040’ta ise nanoteknoloji ve robot teknolojisi sayesinde bilgisayara aktarılan beyin bilgileri insanımsı robotlara, yani androidlere yüklenecek. Böylece sonsuza kadar yaşamak mümkün olacak. İnsanlar ve biyolojik olmayan makineler gelişmiş genetik, nanoteknoloji ve robot teknolojisi sayesinde öyle etkili bir şekilde birleşecekler ki insan, daha da gelişmiş bir zekayla yaşamını sürdürecek. 1976’da görme engellilerin kitap okumasını sağlayan makineyi geliştiren Kurzweil gelecekte 1970’te ölen babasının bile yaşama döndürülebileceğini savunuyor.

     

    USAİN BOLT GİBİ KOŞACAĞIZ

     

    61 yaşındaki bilim adamına göre 20 yıl sonra hücre büyüklüğündeki nanorobotlar sayesinde herkes Usain Bolt kadar hızlı koşacak, 15 dakika nefes tutulabilecek.

  9. Soğuğun Adıyla Uzandı Suskunluğun Yüreğime

     

    Harekesiz bir cümleyle başladı

    Şimdi adına ağıt yaktığım duygu

     

    İşgale açık kaldı yüzüm

    Ve zaman buzdan bir cam gibi

    Düşüp parçalandı dizlerimde

     

    Kalemimdeki düşler

    Üçgen bir çocuğa açılırken

    Bir cezm gibi kesti

    Suskunluğun kelimelerimi

     

    Yüreğimi kemirerek

    Cehennemin dibini hak ederken bir kurt

    Ömürden akan karanlık

    Serkeşçe takıldı düşüncede

     

    Elif elif uzadı gece

    Sonra düştü her şeyin üstüne

    Sabretmek ölüm kadar zormuş

    Bildim. Bilmenin her haliyle

     

    Şakaklarımdan akarken kan

    Ve adınla başlarken ateşe açılan kapı

    Bir ayet dahi kalmadı

    Tutup kaldıracak ellerimden

     

    Sevmek, belki yalnızlık kadar zor

    Susman, sedef kakmalı bir hançer

    Nasıl nefret ederse kelebek geceden

    Sükutuna dair duygum az değildir ondan

     

    Vesselamü aleyküm

    Hala kuşun düşmesinin engelleyebilirsin daldan…

  10. suheda_
    En Son İleti

    Uyuduğum uykudan omuzuma nazikçe dokunan bir elle uyandım.Gözlerimi aralayıp baktığımda hostesin gülümseyen yüzüyle karşılaştım..

    "inişe geçiyoruz lütfen emniyet kemerinizi bağlarmısınız"

    Oturduğum yerde doğrulup saate baktım tam 23:50 yi gösteriyordu,sonra gayri ihtiyari yanımda oturmakta olan hiç tanımadığım adama,uçağa ilk bindiğimiz andaki gibi elleriyle sıkıca koltuk kenarlarını kavramış,dimdik oturmuş gözleri sımsıkı kapalı..

    Onun bu hali bende gülümsemeye yol açtı "korkudan ölecek garibim"diye geçirdim içimden..

    Gece yarısına doğru İzmir havaalınında sıcak bir rüzgar karşıladı beni,birde tatil programlarına eşlik etmem için kafamın etini yiyen kuzenimin kocası..

    Didim'e gidiyordum Akbük koyuna hani şu muhafazakarların beş yıldızlı oteli Capris Termal Palase..

    Normalde 2 saatlik olan yolu biz altımızda lüx araba ve hız göstergesini 200 km altına düşürmeden bir saatte aldık..

    Otelden içeri girer girmez bana ayrılmış olan yatağa üzerimdekileri fırlatıp yüzükoyun çakılıverdim..

    Son ana kadar muallaktaydım gidip gitmeme konusunda sevmiyorum çünkü deniz tatillerini gürültüyü kalabalığı ve yüzüme direkt yansıyan güneş ışığını..

    Ama bir arada olmanın eğlenceli olacağı düşüncesiyle (yanılmamışımda)..

    Bir gün içerisinde hazılanıp biletimi alıp uçtum..

    Dile kolay tam onbir kişiydik aynı aileden..

    Önceden ayrıltılmış süit odalarımızda sürekli yer değişikliği yaparak kalıyorduk..

    Her fırsatta gezen sosyal biriyimdir.Bu yüzden imkanlarım doğrultusunda çok fazla otelde misafir olmuşumdur.

    Ama bu otel,gerçekten takdire şayan bir hizmet vermekte doluluk oranının tam kapasite olmasına rağmen (aldığım bilgiye göre 2.800 konuk vardı)hiç bir eksikliğe mahal verilmedi.

    Otelin havuzları kadın erkek diye ayrılmış ülkede bu tarz hizmet veren çok fazla otel olmadığı için,bu yoğunluk olsa gerek..

    Müşterisinin büyük bir çoğunluğunu gurbetçi vatandaşların oluşturduğu otelde yabancı misafir sayısı hiç azımsanmayacak boyutta..Bunuda termal olmasına bağlıyorum..

    arı gibi çalışan personeliyle ve 24 saat hizmet veren açık büfeleriyle,her ne kadar odalarını beş yıldıza yakıştıramadıysamda Capris benden tam puan aldı..

    Tüm bunların dışında beklediğim şey oldu beyaz bir cilde sahip olduğum için domates gibi kızarıp yandım..

    Ya arkadaş 45 derece sıcakta yaşanılırmı?

    Ne kadar koruyucu kullandıysam fayda etmedi ikinci gün sabaha kadar acılar içerisinde kıvrandım eline bir krem alan sırtıma sürüyor bu iyidir diyerek..

    ertesi gün havuz başında sırtımı korumaya alarak yattım.kazara sırtım açılsa etrafımdakiler hemen müdahale ediyor.Artık çok sevdiklerindenmidir yoksa ortalığı ayağa kaldırmamdan korktuklarındanmıdır yada onların ısrarıyla orada olduğumdan suçluluk duygusundanmıdır,nedir bilmiyorum üzerime titreyip durdular..

    Sevilmek güzelde aşırı ilgi bunaltıyor..

    Yanık acıları geçtide kaşıntıya çare bulamadım kuruluktan deyip sürekli nemlendirici sürdüğüm halde banamısın demiyor e şöyle gönlümcede kaşıtamıyorum acıyor çünkü..

    Her şey güzeldide dönüşte İzmir havaalında dört saat beklemek tüm tatil boyunca yaşadığım tek kötü şeydi..

    Bu arada bir dedikoduda yapayım size tuvalet çıkışı kapı önünde çıkmamı bekleyen ünlü bir bayanla karşılaştım,ben çıktım o girdi,üstüme başıma çeki düzen verirken tuvaletten çıktı ellerini yıkamadan gitti.

    Koskoca yaşlı başlı kadın bir anda gözümde sinek gibi oldu..

    O bekleme süresinde sigara içmek için dışarı çıkarken polise"bana bak her saat başı dışarıya sigara içmeye çıkacağım bana şüpheli muamelesi yapma sakın"dedim..

    "Ah siz Karadenizliler süper insanlarsınız" diye cevap verdi..

    Trabzon havaalanında serin bir rüzgar karşıladı beni bu sefer,tanıdık bildik bir rüzgar..

    Eve dönmek güzel şey..

     

    Suheda

  11. Ve sen gidiyorsun

    Yaşananları yok sayarak

    Cami kapısına .... bırakırcasına

    Ardına bile bakmadan gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Dünümüzü silerek

    Bugünümüzü kırıp dökerek

    Yarınımızı yok ederek gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Sensiz olamayacağımı

    Yanımdayken bile seni özlediğimi

    Saçının bir teline dahi kıyamadığımı

    Bile bile gidiyorsun

    Ben şimdi kimin gözlerinde öleceğim

    Ben şimdi kimin dizlerine yatıp

    Kimin ellerini tutacağım

    Kabuslar gördüğüm

    Karabasanlarla sarmaş dolaş olduğum

    Sehpalı hazan düşlerimde

    Kimi uyandırıp

    Kimin omuzlarında ağlayacağım

    Senden başka kimsenin yanında

    Ağlayamayacağımı

    Bile bile gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun

    Kafamı duvarlara vura vura

    Hücre hücre parçalasam

    İşkencecilerin yapamadığını

    Yapsam kendime

    Kendimi içten içe yesem bitirsem

    Yok etsem bile

    Kapının önüne çıkınca gönlüm olsada yıkık

    Yine alnım ak yine başım dik olacağımı

    Sanki sen hiç gitmemişsin

    Sanki

    Hiç bir şey olmamış gibi davranacağımı

    Bile bile gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Sensizlikten çıldırsam

    Ecelimolacağını bilsem de

    Sana gitme demeyeceğimi

    Sana yalvarmayacağımı

    Bile bile gidiyorsun

     

    Velhasılı kelAm sevdiğim

    Uğruna ömrümü verdiğim

    Uğruna

    Gecelerimi çarmıha gerdiğim

    Sensiz yapamayacağımı

    Sensiz yaşayamayacağımı

    Bile bile gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Git...

    Beni hayallerimle

    Beni terkedilmişliğimle

    Beni sensizlikle başbaşa bırakarak git

    Git artık git

     

    Ve sen gittin

    Ve ben sensiz yok um

    Ben sensiz bitmişim

    Ben sensiz bir hiçimartık

    Ama giderken

    Bir şey unutmadın mı gülüm

    Sen

    Sen varya sen

    Sen artık

    Bensiz

    Hiç bile değilsin

     

     

     

     

    Ahmet YILMAZ

    • 1
      başık
    • 0
      yorum
    • 775
      görüntü

    Son Başlıklar

    Yezdan
    En Son İleti

    4420795-lg.jpg

     

     

    SEVDA MEVSİMİ

     

    Öyle bir zamanda gel ki bana,

    Gidişinin bir anlamı olsun...

    Kuşlar sussun..

    Bir eski şarkı olsun yanıbaşımda,

    Hergece yalnızlığıma dokunsun..

    Bir eski türkü,

    Duyuyorum işte...

    İçinde bir parça sen yanına gelirse,

    Bir tutamda,

    Bir tutamda eski bir sevda olsun...

  12. Şeyh Galib meşhur mesnevisinde 'Hüsn'ü bulmak için yollara düşen 'Aşk'ı mumdan bir gemiye bindirerek ateş denizinden geçirir.

     

    "Mumdan bir gemiyle ateş denizini geçmek de ne ola ki?" diye yormayın zihninizi. Bu akılla kavranabilir bir keyfiyet değildir. Ve bu öyle bir manzaradır ki aklı gözünde olanlarda temaşa zevki dahi uyandırmaz.

     

    Bu tür muammaların hakkından ancak gönül gelir. Öyle ya ateşi gülşene çevirmek için İbrahim İbrahim olmak içinse kainatı gönlün sorgusundan geçirmek gerek. İmkansızın peşine düşmek mekanın ve zamanın ötesinde bir hayatın düşünü yormaya çalışmak ve aklın sınırlarının ötesine taşmaya çalışmak...

    Gönül bu işine akıl erer mi?

     

    Tarih sayfalarına kaydedilmiş ne kadar kahramanlık öyküsü edebi metinler arasında ün yapmış ne kadar aşk masalı varsa aklın ve eşya düzeninin ötesinde yaşanmış serüvenlerdir hepsi. Bu nedenledir ki kimin "evvel zaman içinde..." diye başlayan bir öyküsü vardır işte o zamanın ve mekanın dışına taşabiliyor demektir.

     

    Aklı gözünde olanlar dedim ya işte onlar her şeyi yanlış yerde aradıkları gibi mevsimleri de takvimlerde ararlar. Ömrünü rakamlara mahkum etmiş her zavallı için baharın kıştan farkı sadece renklerin değişmesidir.

     

    Dakikalara saatlere günlere aylara ve yıllara bölerek yaşadığımızı sandığımız bu hayat aslında beş mevsimden ibarettir.

     

    Evet ömrün sadece beş mevsimi vardır: Aşk hasret yalnızlık vuslat ve hüzün.

     

    Aşk zamanın gönül rengine boyandığı mevsimdir. Uçarı heveslerin bıçkın arzuların beden mülkünü istila ettiği bu mevsimden hatıralar defterine nakşedilmiş birkaç soluk resim kalır. Ara sıra hayal aleminin pembe perdelerini aralayarak gönül penceresinden gülümseyen bu isimsiz suretlerin davetleri düşer aynalara. Damarda kanın ısınmaya başladığı anlar olur. Akıl gecikmiş davetlerin zelzelesinin enkazında kaybolur. Ve aşk her yıl mevsim ayırmadan birkaç kez misafir olur gönül ülkesine. Aşk aklın bedenden firar eylediği mevsimdir.

     

    Hasret ıssız yolların dikenlerini sevdanın ve sohbetin ezgileriyle ayıklama uğraşıdır. Dönmeyeceklerini bile bile gidenleri beklemektir. Beklemek ağız tadıdır hasret mevsiminde. Dem olur ki gönül; güneşi arayan ufuk bülbülü sesleyen gül ateşi arayan pervane aklıyla kavgalı bir divane yahut sılaya selam göndermek için turna katarlarını bekleyen bir garip olur.

     

    Hasret ki yolların yorgun yüreklere yüklediği gam gönül yurdunu vakitsiz kuşatan akşamdır. Hasret ki yolların yolculara geçit vermediği mevsimdir.

     

    Yalnızlık tutsaklık zincirinin gönül kuşunun ayaklarına dolandığı andır. Öyle yaman bir zamandır ki bu gönül bahçesinin bütün renklerini siyaha dönüştürür. Huzur ürkek bir güvercin gibi uçup gider ötelere. Geceler alabildiğince uzar gündüzler bir alacakaranlıktan ibaret kalır. Ağlasın hallerine talih ki şafağın zincirlerine vurulmuş birer gölgedir sevgiden yoksul yürekler.

     

    Yalnızlık yılgınlığın insafsız bir akınla gönül ülkesini tarumar eylediği mevsimdir.

     

    Vuslat aldanıştır. İkiliğin olduğu yerde aşk aşkın olmadığı yerde vuslat yoktur. Çöl Mecnun'dan dağ Ferhat'tan Kerem ateşten Aslı külden gül bülbülden ve gam gönülden ne zaman ayrıldı ki... Yusuf Züleyha'dan kaçabilir mi tek kanatla uçabilir mi turnalar aklın anahtarı açabilir mi sevdanın kapısını... Ve siz denize ulaşmayan kaç ırmak gördünüz ki?

    Vuslat ki ruhların bedenleri imkansızın peşinde yorduğu mevsimdir.

     

    Hüzün bütün duyguların birbirine karıştığı ve akılla gönlün kıyasıya yarıştığı bir kavşaktır ki ona varan bütün yollar ıssız bütün yolcular yaralı bütün haberler kötü ve bütün selamlar buruktur. Ve onun ikliminden geçen bütün kuşların kanatları kırıktır. Her şeyden geriye buruk bir tat kalmıştır ancak.

     

    Ve hüzün yılların ötesinden buruk davetler gönderen hatıraların mevsimidir.

     

    İşte böyle ey gül-i rana!

     

    Ömrün beş mevsimi var: Aşk hasret yalnızlık vuslat ve hüzün.

  13. Sonunda katil oldum.. Öldürdüm karıyı.. Bu mektubu da yazıyorum ki

    bunalımdan çıkamaz intihar edersem beni anlayan birileri olur belki... Bakın

    karıyı neden öldürdüm anlatayım.. Herşey 2 yıl önce bu mahalleye, daha

    doğrusu apartmana taşınmamızla başladı... Karım yeni komşular edindi..

    Altımız üstümüz geveze kadınlarla doldu, gelgitler günler münler başladı

    bilirsiniz işte muhabbeti.. Bir gün alışveriş yaptım eve döndüm. Elimde bir

    torba dolusu erzak Zaten trafik yüzünden burnumdan soluyorum. Eve girdim.

    Karıma gülümseyerek konuşmaya başlıycaktım ki, bana şöyle dedi:

     

    - Kazım bu ne bu?

    - Erzak karıcım, alışverişten geliyorum.

    - Erzak anladık da neden bu kadar?

    - Eh işte bi kaç gün yeticek kadar, haftasonu süpermarkete gideriz.

    - Yandaki komşunun kocası hergün iki file dolu geliyo senin haberin var mı?

    Cok şaşırmıştım. Böyle bir huyu yoktu bu kadının. Ses etmedim. Ertesi gün

    iki torba doldurdum geldim. Bir buket de çicek.. Ne dese bayılırsınız?

     

    - Kazııııııım bu ne bu?

    - Sana çicek getirdim karıcım.

    - Onu anladık, neden 8 tane gül?

    - Sen seversin...

    - Hayır işte. Ben orkide seviyorum. Karşı komşumuz daha dün karısına 3 tane

    tabak kadar orkide bulmuş getirdi, senin haberin var mı?

    Yahu ne oluyor bu karıya.. Eskiden böyle diildi. Daha ertesi gün bir orkide

    buldum, elim yine dolu 2 file, bi de ne zamandır istediği klasik müzik

    kasetlerini aldım geldim.....

    - Kazııııııııım bu ne bu?

    - Orkide, istemiştin ya hani!

    - Hayır onu demiyorum, bu kasetler.

    - Haa senin cok istedigin kasetler vardı ya hani.

    - Aaaa ben sana bunları al mı dedim? Ben bunları seviyorum dedim.

    - Ama karıcım.

    - Ama mama istemem. Ben istemeden bişey alınmıycak! Hem bana CD alıcaksın

    bundan sonra. Bütün apartmanda CD calamayan bi ben kaldım. Bundan sonra CD

    alınacak bu eve.. Bak haftaya günüm var. Hemen CD istiyorum.

     

    - Hanııııııım bak sana ne aldım!

    - Aaaa Kazım?

    - şaşırdın ve çok sevindin di mi?

    - Bu ne bu?

    - Sanyo müzik seti hem de CD caları var. Bak bunlar da CD'ler.

    - Kazım sen ne müsrif ve işe yaramaz bi herifsin?

    - Ne oldu karıcım?

    - Sanyo alınır mi hiç?

    - Neden ki Sanyo'da bişey mi var?

    - Tabi ki, apartmandaki herkesin Sony'si, Pioneer'i var. Ben nasıl

    göstericem bunu millete. Uhü uhüüü. Hüngüüüürrrr. Bunun watt'ı da düşük.

    Superbass'ı da yok. Ühüüüü, sen beni sevmiyorsun, ühhüüüüüüü.... Allalaaa,

    karıya bak yaa, nereden ne buldu şimdi? Hem nerden öğrenmiş duymuş bu abudik

    gubidik lafları? Ulan karılar kendi aralarında superbass'dan mi

    konuşuyolar? Yoksa devir değişti de ben başka bi çağda mı yaşıyorum, nedir

    yarabbim bu karabasan.. Gittik Sony ile değiştirdik tabi. 3D-Deepbass'lisini

    aldık, hanım hava atıcak İNŞALLAH.

     

    Sony alanlara da cep telefonu veriyolarmış iyi mi? Hem de hattı kartı bedava. Eh hanım haklıymış demekki.

    Gerçi iki kat para ödedim ama bedava cep telefonu verdiler, o da aradan çıktı. Hemen eve koşarak döndüm:

    Hanııımmm baksana cep telefon hediyesi de varmış!

     

    - Kazım?

    - Gulp!

    - Bu ne bu?

    - Ce ce cep tele.... tele.....

    - Görüyoruz kör diiliz! Cep telefonu ile kurtulabiliceğini mi sandın?

    Bunlar demode oldu artık. Herkesin var cep telefonu. Sen hangi devirde

    yaşıyosun? Bak alt komşunun kocası karısına bilgisayar aldı. Hem de

    internetli. Bi hava atıyo ki sorma. Ben de istiyorum.

    - Innngg... Hadi ya?

    - Tabi ya, senin bunlardan haberin yok tabi. Elalem uzaya gidicek yakında.

    - Ama karıcım biliyosun seneye düşünüyoduk zaten bilgisayar falan...

    - Anlamam ben. Hemen istiyorum. Haftaya günüm var, göstericem.

     

     

    Ulan karı esas ben sana yakında gününü göstericem... Ama ses etmedim yine.

    Sonradan düşündüm aslında haklı, ne göstericek öbür kadınlara? Hemen

    arkadaşlardan biraz anlayanlara telefon ettim cepten. Ooo amma da meraklısı

    varmış bu işin.. Hepsi koşup geldi. Kimi diyo Pentium III al, öbürü diyo

    modemi 56 olsun, beriki diyo voodoo kartı taktır. Eüzibillahimin... Nedir

    hocam bu Vudu? Gittik bilgisayarcıya. Beni evirdi çevirdi elimdekini

    avcumdakini aldı. Üstüne de 3 senet yaptı, bilgisayarımızı aldık. Doğru eve

    koştum, hanım baylıcak artık, bilgisayarımız bile var. Komşulara bile

    yetiştik. Pardon çağı yakaladık diyorum.

     

     

    - Kazııım!!!!!

    - Hönk?

    - Bu ne bu Kazım?

    - Oooo... Eeee... 300 megahertz, CD romlu, 56K modemli, ekranı da ( dur

    kaç tı? ) hah! 15 inç

    - Kazım!!!

    - Neeeee.............

    - Kazım sen bir salaksın! Kazım sümsük herif! Bunu mu kakaladılar

    sana....!!!!

    - Ne var ki ne?

    - Kazım bu Pentium II bile diil

    - Ama 300 mhz. (Ah keşke öbür arkadaşı dinleyip P-II alsaymışım, işimiz var

    şimdi)

    - Kazım bu Cyrix! Gözün de mi görmedi? Bu olmaz! Etikette "Intel Inside"

    yazıcak..!!!

    - Ama karıcım ne farki var ki, yokmuş yani hiç bir farkı, bunun da interneti

    var.

    - Istemeeeeeeeeem istemem..... Hayatta elimi sürmem. Bu P-III olacak. Hem

    bunun diski de kuçuk. Ben bunun neresine ne download ediyim? Üstteki komşu

    bi site bulmuş bütün resimli yemek tarifleri varmiş. Bu diske sığar mı

    bunlar hiç? Ne biçim adamsın sen Kazım? Beni rezil mi ediceksin elaleme?

     

    Ses etmedim, madem faydalı bişey alıyoruz, hanım faydalanıcak, belki daha

    iyi yemek yapar, eğdim boynumu gittik degiştirdik, iki kat para ödedik ama

    bir PIII-450 aldik. Olsun yaa, biricik karım, ne karılar var her ay bilezik

    kolye diye tuttururlar. Bu arada sabir taşina dönmüşüm çatlamak

    üzereyim........ Birkac ay daha dayanabildim, çünkü anlycağınız üzere bu iş

    burada bitmedi.. Eve ne getiriyosam bi kulp bulundu, kimden ne gördü ve

    duyduysa istedi.

     

     

    Kazım...!!! Karşı komşular dolby prologic almışlar. Ben de istiyorum.

    - Kazım....!!! Yan komşular CD yazıcı almışlar. Bana hemen 8X hızlısı

    alınıcak.

    - Kazım.....!!! Üst komşular arabaya GPS taktırmışlar. Taktır çabuk yollarda

    kaybolmayalım.

    - Kazım......!!! İki alttakilere Çarkıfelek'ten araba çıktı. Ben de

    istiyorum, ara hemen, bana da çıksın !

    - Kazım.....!!! İki üsttekiler digital çanak taktırttı. Çık çatıya sen de

    tak. Benim yok dedirtme bana...!!!!

    - Kazım... !!! Kapıcının karısının bile DVD playeri var !

    Aylar içinde eriyip yitiyordum. Elde avuçta kalmadığı gibi bilmem kaçıncı

    tüketici kredisini tüketmiş, bellibaşlı bütün bankalara borç takmış, bilmem

    kaçıncı kredi kartını bağlatmış vaziyetteydim. Hayret bi şekilde bankalar

    hala daha geliyolar:

    Bireysel hesap açalım, depozitli hesabımız var, hesabınızda para yokken para

    çekin, buyrun burdan yiyin.. Ben kafayı yemişim birader borç içinde

    yüzüyoruz zaten. Ulan peki bu kadar parayı bu apartmandakiler nereden

    buluyodu? Bir gün karım yine karşıma geçti:

    - Kazım! Bütün apartmandaki kocaların yan geliri var senin neden yok? Rüşvet

    mi yersin, mafya mi olursun, gece işi mi bulursun, ne yapıcaksan yap, ben

    anlamam!

     

    Bi tokat çaktım ki ben bile inanamadım. Karı boylu boyunca yerdeydi.

    - ...

    Karıyı eşşek sudan gelene kadar dövdüm. Ambulans çağırdım, doğru hastaneye.

    Bir süre korktum beni sorguya çekerler mi diye ama karı şikayetçi olmadı.

    Haftaya taburcu oldu geldi. Eve girer girmez:

     

    - Kazım, ALLAH belacığını versin herif!

    - Ne var lan yine ne?

    - Beni sigorta hastanelerinde süründürdün, ALLAH da seni teneşirlerde

    süründürsün!

    - Ne diyon karı ne diyon seennnnnnnn.....!!!!!!

    - Karşı komşunun kocası karısını özel sağlık hastanesinde baktırmış gül

    gibi! Millet karısını dövüyo ama özel hastanelerde özel odalarda baktırıyo.

    Beni rezil ettin ele güne!

    - Ha?

    - Yan komşu var ya, dövmekle kalmamış, ayaklarını da kırmış karıının, sen

    ne biçim herifsin? Gücün mü yok? Iktidarın mı yok? Sen ne biçim ERKEKSIN

    heriiiiff!

     

    Bunu duydum ya gözüm dönmüş. Ne kendimi biliyorum ne olanları hatırlıyorum.

    Karıyı 39 yerinden bıçaklayıp serdim yere. Üstüne15-20 bıçak daha

    saplamışım, bıçak saplanmadık yerim kaldı demesin diye!

    Işte böyle... Sanıyosunuz ki herşey cözümlendi. Hayır. Şimdi hapisteyim

    fakat daha kötü durumdayım. Her gece kabus görüyorum. Karım her gece rüyama

    giriyo.... Bana ne diyo biliyo musunuz?

    - Kazım ...

    Yok, boşverin. Söyleyip sizi de deli etmiyim şimdi. Neyseki yalnız diilim.

    Üst komşum üst ranzada, alt komşum alt ranzada, yan komşular da yan

    koğuştalar...

     

    Bülent Kızıl

  14. Blanc Sombre
    En Son İleti

    r24_T-HOcyg

     

    If you want a lover

    Ill do anything you ask me to

    And if you want another kind of love

    Ill wear a mask for you

    If you want a partner

    Take my hand

    Or if you want to strike me down in anger

    Here I stand

    Im your man

     

    If you want a boxer

    I will step into the ring for you

    And if you want a doctor

    Ill examine every inch of you

    If you want a driver

    Climb inside

    Or if you want to take me for a ride

    You know you can

    Im your man

     

    Ah, the moons too bright

    The chains too tight

    The beast wont go to sleep

    Ive been running through these promises to you

    That I made and I could not keep

    Ah but a man never got a woman back

    Not by begging on his knees

    Or Id crawl to you baby

    And Id fall at your feet

    And Id howl at your beauty

    Like a dog in heat

    And Id claw at your heart

    And Id tear at your sheet

    Id say please, please

    Im your man

     

    And if you've got to sleep

    A moment on the road

    I will steer for you

    And if you want to work the street alone

    Ill disappear for you

    If you want a father for your child

    Or only want to walk with me a while

    Across the sand

    Im your man

     

    If you want a lover

    Ill do anything you ask me to

    And if you want another kind of love

    Ill wear a mask for you

     

    **********************************

     

     

     

    eğer bir âşık istersen

    istediğin her şeyi yapacağım.

    ve eğer başka türlü bir aşk istersen

    senin için maske takacağım.

    eğer bir partner istersen

    elimden tut.

    ya da sinirden beni dövüp yıkmak istiyorsan

    işte karşındayım

    ben senin erkeğinim

     

    eğer bir boksör istersen

    senin için ringe çıkacağım.

    ve bir doktor istersen

    her santimini incelerim.

    eğer bir şoför istersen

    atla içeri.

    ya da beni dolaştırmak istersen

    biliyorsun, yapabilirsin

    ben senin erkeğinim

     

    ah, ay çok parlak

    zincir çok sıkı

    canavar bu gece uyumayacak

    şu sana verdiğim sözleri düşünüp durmaktayım,

    verdiğim ve tutamadıklarım...

    ah.. ama bir erkek, dizlerinin üzerinde yalvararak,

    bir kadını geri kazanamamış ki hiç

    ya da belki sana doğru sürünürdüm bebeğim.

    ve ayaklarının dibine düşerdim.

    ve güzelliğine ulurdum,

    kudurmuş bir köpek gibi

    ve kalbini pençelerdim

    ve çarşaflarını gözyaşlarımla ıslatırdım.

    lütfen, lütfen derdim

    ben senin erkeğinim

     

    ve yolda giderken biraz uyumak istersen

    senin için kenara çekeceğim

    ve eğer o sokakta tek başına olmak istersen

    senin için yok olacağım

    eğer çocuğuna bir baba istiyorsan

    ya da sadece benimle biraz yürümek istiyorsan kumlarda.

    ben senin erkeğinim...

     

    (çeviri ekşi sözlük)

     

  15. en bilimsel açıklama aşağıdaki geldi bana smile.gif

     

    Uyku geceye ait bir alışkanlık olabilir mi? Uyku araştırmacılarının babası olarak bilinen Nathaniel Klietman uyku haline geçebilmek için bir faaliyet sisteminde kritik bir seviyenin altında şiddetli bir durum olması gerektiği inancındadır. Bütün kainata ölçülü bir hareket,yani ritim hakimdir. Med-Cezir, güneş ve ayın doğup batmaları,mevsimler,dünyanın ekseni etrafında dönmesi ve daha pek çok düzenli ve maksatlı hareketler hep bu ritmi bize gösterirler...

     

    niye ????

     

    uyumasak olmaz mı acaba smile.gif babam hep uykuda geçirilen zaman boşadır derdi ve 46 yaşında rahmetli oldu, sanırım erken öleceğini biliyordu gibi sad.gif neyse smile.gif

     

    aslında uyumasakta bu zamanda neler yapabileceğimizi düşünmek istedim sadece.. düşünsenize bir gece gündüz kavramı olmadan dilediğin kadar eğlenebilir, çalışabilir, tatil yapabilir vs...

     

    yaşamak güzel şey bu hayatın her anını doya doya tadını çıkarmak varken neden uyumak sadece smile.gif

    • 1
      başık
    • 0
      yorum
    • 1603
      görüntü

    Son Başlıklar

    darkendie
    En Son İleti

    Dimdik hatıra sonunda düşmüş yola,

    usanmış beni bir geçmişi olmadan izlemekten,

    unutulmuş yol kıyısındaki bir ağaçta

    Uzaklara gideceğim, hatıra

    parçalanarak ölünceye yolun taşlarında,

    ve devam edeceğim, içimde

    hep o gezginin acısı, yüzümde gülümseyiş.

    Bu dönenen bakış ve güç

    büyülü bir matador mendilinde.

    Alıkoydu kaygı duymaktan tüm çıkarlara,

    hep yitiren bir çizgi oldu benim eğrim.

    Ve bakmak istemedim seni görürüm diye

    beni isteksizce davet etmeni

    mutluluğumun pembe boyalı torerosu

    Deniz seslenir bana sevecen elleriyle.

    Çayırım -bir kıta-

    Dümdüz yayılır, tatlı ve silinmezdir

    alacakaranlıkta bir çan gibi.

    • 2
      başlık
    • 1
      yorum
    • 3867
      görüntü

    Son Başlıklar

    hanif_42
    En Son İleti

    Biismillahirrahmanirrahim

    Selamlar...Gerek bu forumda gerekse pratik hayatta ve öğretilerde çeşitli şekillerde İlah tasavvurları var ve insan zihni İlah kavramını bu bağlamlarda tasavvur eder. Birbirlerinden farklı mahiyette olan bu tasavvurların odak noktası yüce bir yaratıcıya dair dir. Bununla birlikte İlah vasfının dirkekt yada dolaylı bir şekilde nesnel varlıklara, canlılara yada eşyaya yükleyerek İlah vasfını bu şekilde değerlendirir. Kur an i Kerim in İlah tasavvuru farklı bir biçimde herşeyden ari olarak Allah a isnat ettiği bir vasıf olup bu kavramın kapsadığı alanlara hiç bir yaratılmış dahil edilemiyeceği gibi Allah tan gayri bir ilah ta söz konusu değildir. Kur an i Kerimin verdiği Allah tasavvurunu incelerken özellikle ilah kavramından hareket edeceğiz bununla beraber Rabb kavramınıda dahil ederek çalışmayı diğer öğretilerin bu bağlamdaki düşünceleride yazının geneli içinde örneklendirerek aradaki farklılıkları incelemeye gayret göstereceğim...

    • 1
      başık
    • 6
      yorum
    • 1883
      görüntü

    Son Başlıklar

    Misafir
    En Son İleti

    ucurtmalar.jpg

     

    UÇURTMALAR

     

    En sevdiği renk mor olan kadın/ En sevdiği kelime "asi"/ En sevdiği oyun incitmek beni/ Hıncı, çocukluktan kalma bir yara izi gibi

     

    İpleri dolaşmış uçurtmalar misali/ Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı/ Ne gidebildik kendi yolumuza/ Rüzgarda savruk, başına buyruk/ Senle ben

     

    Zamanı, yaralarla ölçen kadın/ Geçmişiyle kavgalı/ Gündüz isyankar/ Geceleri Tanrı’ya sığınan kız çocuğu/ Kırdığı kalpleri dizmiş ipe/ Gene en büyük zararı kendine

     

    En sevdiği ses, çocuk sesi/ Güneşli, billur, neşeli/ Oysa, yıllar var ki kendi/ Anne olmayı istememiş/ Çekip gidebilmek için bir gün/ Geride ekmek kırıntıları bırakarak/ Kuşlar yesin diye ayak izlerini/ Kalmasın ne bir sızı ne kalp yarası

     

    Sevişirken taşkın bir nehir/ Öpüşürken kor bir alev/ Uykusunda melek gibi masum/ Bakmaya kıyamadığım/ Kaç gece göğsünde uyuduğum/ Ama beraber uyanamadığım kadın

     

    İpleri dolaşmış uçurtmalar misali/ Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı/ Ne gidebildik kendi yolumuza/ Rüzgarda savruk, başına buyruk/ Senle ben

     

    Her hasretten sonra/ Başka başka sevdaların kollarında/ Yemin etmişken bir daha konuşmamaya/ Gene bulup birbirimizi/ Sabahı olmayan gecelerde/ Aldatma pahasına sevdiklerimizi/ Ağlayarak seviştiğim kadın/ Senle ben ipleri dolaşmış uçurtmalar misali

     

    İpleri dolaşmış uçurtmalar misali/ Ne beraber uçabildik, boş verip şu dünyayı/ Ne gidebildik kendi yolumuza/ Rüzgarda savruk, başına buyruk/ Senle ben

     

    Alıntı : Elif Şafak

  16. Taylan Abi
    En Son İleti

    Erkenciyim. Her yere erken giderim. Babamdan kalma huyum bu. Babama da babasından kalmış.

     

    Dedem;

     

    Demir yollarında kondüktör *zamanında. (*Yer kabuğu yeni soğumuşken. Kondüktör bknz : şöyle bişi) Kendisi malını bildiğinden ve zamanın tek alternatif ulaşım aracı tren olduğundan hareketle, ev halkını eğitmiş. Şartlandırmış da diyebiliriz aslında. Ev halkının muhtemel yolculuğu öncesinde Tren sizi beklemez, siz onu beklersiniz kabilinde vecizelerle evde dominant bir hava estirirmiş. Bilirmiş vesselam, adamın işi malum. O zaman öyleymiş.

     

    Hep erken davrandım ben de hayatımda. İlk gençliğimde kızceğizlere hoşlandığımı ifade ederken, ilişkiyi rayına oturtmuşken (dededen kalma alışkanlık) evlilikten bahsederken, 30'u geçtikten sonra barda tanışıp kaynaştığım ablaceğizlere pul koleksiyonumdan bahsederken...

     

    1 İTİRAF 1 DAVET blog'umda yazarken de bahsettim ve özür diledim tüm sevdiklerimden, tam olarak da bu yüzden.

     

    Şimdilerde nişanlıyım, düğüne 2 ay varken balayını nerede geçiririz lan acaba merakına düşmüşken aklıma geldi tüm bunlar. Aklımda balayı için 1-2 yer vardı, karar veremedim, size sorayım istedim. Tahmininiz üzere en önce Zebercet insanına sordum. Ay evet öyle yapmalı, orayı da görmeli, şunu da bilmeli, bunu da yaşamalı modunda yaklaştı. Tamam da lan sayın Zebercet, fikir veriniz lütfen eğer veremiyorsanız arkadaşınız Dilooora bana yardım etsin dedim, 3 gün oldu kimseciklerden tık haber çıkmadı. Yazıyorum bütün olanları haliyle.

     

    Velhasıl anladım, zaten de biliyordum Türk'ün Türk'den başka dostu olmayacağını. Gavur İzmir'li Zebercet'in de hakikati, böyle birşey olsa gerekti.

     

    Hırvatistan düşünüyorum sevgili okur;

     

    Uçtuk Zagrep'e. Gezdik şehr-i şahaneyi. Ertesi gün uçtuk Dubrovnik'e. Deniz, tarih, nostalji, şarap, aşk ve meşk. Yediğimiz içtiğimiz ayrı kalsın, gördüğümüzü de anlatırım zaten sana.

     

    Dönerken Zagrep'te bir Lili Marlen türküsü dinlemeye vakit ayırmalıyız tekrar. Bana da bu yakışır bence...

     

    Bitirirken;

     

    Üstüne fikri olanı dinlerim, dedem kondüktördü kabulüm, her yere erken giderim.

     

    Ama daha 2 AYımız var...

  17. yasark
    En Son İleti

    Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL maaşla, bir bekçi işe almaya karar verir. Bir süre sonra düşünülür Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak''Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750'şer TLmaaşla, iki kişi işe alınır.

    Bir süre sonra İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz diyedüşünülerek, 1.000'er TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biridenetim yapar diğeri raporları yazar .Bir süre sonra Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek diye tartışılır ve 1.500'er TL maaşla, bir malimüsavir, bir katip, bir de istatikçi işe alınır. Bir süre sonra ''Peki bunlardan kim sorumlu olacak.'' Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı bir müdür ve 3.000'er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.