Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • simin

    Bağnu...

    Gönderen: simin

    2016/20 ocak akşam 21:00 Son konuşmamız sen bu dünyadan gitmeden 5 gün önceymiş... bilemezdim öleceğini... bilseydim hiç kızarmıydım sana...hiç sesimi yükseltirmiydim ? Asla.
    Kızdım sana çünkü;sen kendini çok fazla üzüyordun sen kendini asıl kahredecek olan kişiden fazla kahroluyordun.evet o senin kardeşindi daha 26 yaşında biri 6 yaşında biri 3 aylık bebeğiyle eşini kaybetmeye dayanamazdı.ama dayandı senden çok daha fazla. Kardeşin o trafik kazası neden oldu, nereden geliyordu eşi yanında kim vardı gerçeği öğrendiği zaman canının acısı nefrete dönüştüğü için çok dirayetli durdu ağlamadı.çünkü aldatılan kadının canı başka yanar. O kucağında bebeğiyle diğer kızına ileride neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onu aldattığı için normalde de ölmesini dilerdi emin ol! Son konuşmamız 1 saat 30 dakika konuşmuşuz yettimi yetmedi tabi ki. Hem ağladık hem de çok güldük ama sen "ağlerken güldürdün yine beni p.ç" dedin ya bana ☺ ben bu kelimeyi artık çok seviyorum.Hele sen 1.85 boyuna orantılı 41 numara ayaklarına ayakkabı bulamadığında o küçük yerde ben sana burdan alıp yollarken en hoşuma giden şey yine sana p.çlik yapmaktı.Kankaa bi ayakkabı buldum atıyım resmini dediğimde heyecanla beklediğin resimlerin 46 numara erkek sivri burun ayakkabı olduğunu gördüğünde de "sen insanmısın şindi ayvaan p.ç" dediğinde mağaza içinde tepinerek gülmeyi çok özledim.bana p.ç demeni özledim. bilseydim istediğin o mor ojeyi sana hemen ertesi gün kargolardım. sen ölünce mezarına getirdim koydum ama ne fayda. bende olan herşey sana çok güzel gelirdi bazen sanada aynısından alırdım bazen tipik boğa'lığımla inat edip bencilce sana vermezdim eşyalarımı.şimdi mi? aklından geçeni önüne sererdim olsan!
    biz insancıklar kaybedince anlıyormuşuz ya değerini kaybettiklerimizin ben bunu sende çok ağır tecrübe ettim kanka.
    • 1 yorum
    • 2.590 görüntü
 

Timsah Gözyaşları

Kadına karşı işlenen suçlar neredeyse vaka-ı adiye haline gelmişken, hunharca, canavarca, adice bir cinayet daha işlendi bu ülkede. Bardağın son damlasıydı ki, toplumsal infial oluştu, ülke ayağa kalktı. Özgecan ilk kurban değildi; ne yazık ki son da olmayacak. Olayı geniş bir perspektiften değerlendirdiğimde, beni dehşete düşüren, iğrendiren, endişelendiren o kadar nokta var ki, hangi birisini sayacağımı şaşırdım.   Öncelikle bu olayın faillerini kısa sürede ortaya çıkaran kolluk kuvvetlerine kendi adıma tebriklerimi sunuyor ve teşekkür ediyorum. Dilerim adalet de en kısa zamanda gereken en ağır cezayı verir..   Bir ülkede bir suç sistematikleşmişse, artık orada suçun bireyselliğinden bahsetmek pek mümkün değil. Bu ülkede artık kadına karşı şiddet sistematikleşmiş ve bir sistem, kültür sorunu haline gelmiştir.   Dün (16.02.2014) Başbakan Davutoğlu da, kadına karşı şiddet için yeni bir eylem planından bahsederken "Yasalar yapılır ama önemli olan ortak yaşama kültürü konusunda güçlü bir seferberliğin başlatılması. Bu bir zihniyet, kültür meselesi" demiş. Doğru söylemiş... Doğru söylemiş ama, bu çarpık zihniyet ve kültürü yerleştirmek için ellerinden geleni yapan kendileri değil miydi? Şimdi bundan şikayet etmek komik olmuyor mu? Üstelik daha bir kaç yıl önce "kadınlara yönelik şiddet olaylarının muhalefetin ve medyanın istismarıyla artıyormuş gibi bir havada takdim edildiğini" söylememişler miydi? Karma eğitimi bile kaldırma eğiliminde olanlar, hangi ortak yaşam kültüründen bahsediyorlar?   Her söylem ve eylemleri, kadınları cinsellikleri ile ön plana çıkarıp onları toplumdan soyutlamaya, geri plana itmeye, ikinci sınıf insan yerine koymaya yönelik olmadı mı? AKP hükümeti, başa geldiğinden bu yana kadına yönelik söylem ve eylemleri ile, kadına karşı işlenen suçlardaki rekor artış arasında bir korelasyon yok mu?   "Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerince cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak" demediler mi?   Kendi resmi yayın organı haline getirdikleri TRT'de, Hamile kadının sokağa çıkmasının terbiyesizlik olduğu söylenmedi mi? Cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden bu söylemlere yapılan şikayetler için, daha dün yabancı bir dizide geçen "Tanrı" kelimesine ceza veren RTÜK, bu söylemin yayın ihlali olmadığına hükmetmedi mi? Dahası, bu söylemde bulunan kişi halen programına devam etmiyor mu?   Tecavüzcüsünden de hamile kalsa, kürtaj yaptırmaması gerektiğini söylemediler mi? Kadına, kendi bedeni üzerinde dahi hak sahibi olamayacağını dikte etmeye çalışmıyorlar mı?   "Anneler, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamalıdır" demediler mi? Kadının çalışma özgürlüğüne set çekmeye, "kadının yeri evidir" demeye getirmediler mi?   Tüm bu ve buna benzer söylemler, giderek muhafazakarlaşan toplumda kadınları baskı altına alıp, öz güvenlerini yitirmelerine sebep olmuyor mu? Böyle bir ortamda kadınlar şiddet de görseler, tecavüze de uğrasalar seslerini çıkaramayacak duruma gelmiyorlar mı? Sen kadını yalnızca cinsel bir obje olarak ön plana çıkarır, üstüne de ikinci sınıf insan muamelesi yaparsan, bunu fırsat bilecek, kadın üzerinde şiddet ve tecavüz de dahil her hakkı kendilerinde görecek hastalıklı beyinler çıkmayacak mı?   Diğer taraftan, kadınların saçından bile tahrik olan zihniyet, bir çift kadın bacağı görünce sapıtıyor. Hoş, saçını, bacağını kapatsa elinden tahrik olacak. Elini kapatsa, gözlerinden tahrik olacak. Gözlerini kapatsa çarşafın altından seçilen vücut kıvrımlarından tahrik olacak. Perde arkasında dursa, kahkahasından tahrik olacak. Sonuç? Sonuç her halukarda tahrik olacağı için, en iyisi kadın kapı dışarı çıkmayacak. Bu işin sonu buraya varır çünkü. Evet sayın başbakan, bu bir zihniyet ve kültür meselesidir. Bu noktaya gelmemizin sebebi, sizin kadını yalnızca cinsel bir obje yerine koyan zihniyetinizin ve yerleştirmeye çalıştığınız bu kültürün sonucudur. Bu zihniyette olanlar, şimdi Özgecan'ın ardından timsah gözyaşı döküyorlar. Vay benim köse sakalım...

yam_yam

yam_yam

 

ŞEYLER DÜNYASI

“Hayatın ilk aylarında bebek, anne memesini kendi bedeninin uzantısı olarak algılar. Yaşamımız süresince dönem dönem, eski günlerimize kayıp, çevremizdeki insanları bizi besleyecek memeler olarak görme eğiliminde oluruz. Durum süreklilik gösterdiğinde ise ‘şeyler dünyası’nda yaşanıyor demektir. Şeyler dünyasında, paylaşmanın yerini, insanların birbirini ne işe yarayacaklarına göre değerlendirdikleri bir pazar alanı alır. Karşı cins ilişkilerinde taraflardan birinin diğerine ısrarla yönelttiği ‘yaşat beni’ talebinden kaynaklanan sorunlar yaşanır. Dibe doğru çekildikçe, ahlak, izan, sağduyu, onur gibi ortak insani değerler silikleşir, doğa tahrip edilir, tarih yok edilir, engel olarak görülen kişiler etkisiz kılınır. Kendisi de dahil, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi sevememe sonucu sevilmemenin yıkıcı isyanıyla. Pazar yerinin yalnızlığı, kızgınlıkla beslenen insanlar yaratır... Kendileriyle başlayıp biten sığ alanlarda hapsolduklarından, evrenin merkeziymiş gibi davranırlar.”     Psikiyatrist Engin Geçtan

Radya

Radya

 

Masumiyetler Birer Birer Gasp Edilirken...

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aylık dergisinin şubat sayısında yer alan bir makalede, nişanlı çiftlerin “el ele dolaşmalarının dinen uygun olmadığı” savunulurken, fetvada, nişanlı çiftlere “İslami usullere göre görüşüp konuşmaları” önerilmiş. Muhafazakarlık denen şey, böyle bir şey işte. İnsanlık adına bütün masumiyetleri yok eder. İlkokul çağındaki çocukların saçlarından tahrik olunacağını düşünür; türban takar, çocukluğun masumiyetini öldürür. El ele tutuşmanın, sevdiğinizin saçını, yüzünü okşamanın verdiği tüm hislerin yalnızca cinsellik barındırdığını düşünerek, dokunmanın masumiyetini öldürür. Velhasıl, ahlak denilen şeyin, kadın ile erkek arasındaki ilişkinin yalnızca cinsellikten ibaret olduğu iddiasında bulunduğunu düşünerek sevginin masumiyetini öldürür. Tüm masumiyetlerimiz aynı hızla gasp ediliyordu; birinciliği hangisine vereceklerini bilemediler.

yam_yam

yam_yam

 

Kimin Cumhurbaşkanı?

Erdoğan, öldürülen Filistinliler için İsrail Cumhurbaşkanı Peres'e "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" dedi.
Erdoğan, Mısır’da İhvan lideri Muhammed Biltacı’nın ölen kızı Esma’ya yazdığı mektubun okunması sırasında canlı yayında ağladı.
Erdoğan, Suriye’deki kimyasal silah kullanıldığı iddia edilen saldırıya ilişkin “O çocukları nasıl öldürdünüz, hâlâ birileri yorum getirmeye çalışıyor. BM Genel Kurulu toplandı hâlâ doğru bir açıklama yok. Aynı şey Mısır için oldu, orda da bir kınama dahi yok” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, ABD'de geçtiğimiz günlerde üç Müslüman gencin öldürülmesinin ardından Obama'ya seslenerek: "Ben, Sayın Obama'ya sesleniyorum, 'Neredesin Başkan' diyorum. Dışişleri Bakanına, Biden'e sesleniyorum, 'Neredesiniz' diyorum. Biz siyasiler, ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Tavrımızı ortaya koymak zorundayız. Çünkü halk size oylarını verirken 'Benim can güvenliğimi, mal güvenliğimi sağlayacaksın' diye veriyor." dedi.
Şimdi gelelim bu tarafa... Türkiye'de son 10 yılda resmen kadın katliamı yaşanıyor; Erdoğan'dan bu konuda hiç açıklama gelmedi. Yalnız şöyle bir şey söylemişliği var : "Kadın-erkek eşitliği fıtrata ters".
Türkiye'de kaza görünümlü iş cinayetinde tek seferde 300 işçimiz öldü; Erdoğan'ın tek söylediği "Bu işin fıtratında var"
Gezi olaylarında, biri 14 yaşında olmak üzere 8 kişi polisin aşırı şiddet ve hedef gözeterek ateş etmesi sonucu hayatını kaybetti; Erdoğan "emri ben verdim" dedi, polislerin kahramanlık destanı yazdığını söyledi.
Reyhanlı'ya düzenlenen saldırıda 53 vatandaşımız hayatını kaybetti; Erdoğan "53 sünni vatandaşımız şehit oldu" dedi.
Erdoğan'ın söylediğine göre, madem siyasiler ülkelerinde işlenen cinayetlerden sorumlular, biz de soralım o zaman "Sizin sorumluluk alanınız neresidir hocam?" Siz kimin/nerenin cumhurbaşkanısınız?

yam_yam

yam_yam

 

Etik Bilim ile Bilimsel Etik Farkı

Bilindigi gibi etik, felsefenin genelde "insanoglu biri sosyal olarak digger birleri ile bir arada nasil yasar/yasamalidir?" sorulari uzerine degerler one suren dalidir.   Tarihler boyu cografi ve de toplumsal olarak hem kendi bunyesinde hem de tarihin akisinda bu degerler genelde tutuculassada, degisimine engel konulmaya calisilsa da; gelisen degisen ve ilerleyen teknik ve de bilim sayesinde degisime ugrar.   Etik degerlere ana olarak ornek verirsek, bunlar:   Milloi/kokensel, dini/mezhepsel, tarihi, kulturel, cografi, sosyal, siyasal, geleneksel, toresel degerlerdir.   Insanoglu tarihindeayni donem temelinde ulke ve toplumlar arasi ayni degerdeki bir etikte ortaklik benzerlikler olsada tezatlar da vardir.   Mesela namus, ahlak algisi cografi ve toplumsal degree gore degisir.   Bir genc kizin evlenmeden onceki birden fazla erkek ile iliskisi bazi toplumlarda normal karsilanirken, bazi toplumlarda "namussuz" karsilanir.   Ahlak algisi da farklidir. Bir dusunce ve davranis bazi toplumlarda normal gelirken, bazi toplumlarda "ahlaksiz" karsilanir.   Burdan su sonuc ortaya cikar.   Demekki etik, ayni bilim gibi gecerli ve yanlislanabilir kilinamaz.   Nedeni de ortada insanoglu dusunce ve davranisi vardir ve bu dusunce ve davranis inanca ideolojiye izme alinan degerlere gore uygulayanin dogrusudur ve sadece onu baglar.   Bunun dogrusalbir tartismasi da, yanlislanabilirligi de mumkun degildir.   O zaman bilimsel sifatini etigeuygulamak bu temelde mumkun degildir.   O zaman etigin bilimi ne demektir?   Etigin bilimi, insanoglunun tamamen etik degerlerini bilim temelinde uygulamasidir.   Yani burada bilimin her turlu dali girer. Sosyal bilim dallari ve tip.   Mesela akraba evliligi, mesela tibbi yardim almak yerine, inanca sagligi birakmak, sagligi medyumculara fallara birakmak v.s.   Iste etik degerlerin her turlusu gelisen bilim ve teknik ile parallel yurumelidir ve bu degistikce de bu degisim etik olarak takip edilmelidir.   Peki bilimin etigi ya da etik nitelikli bilim nasil olmalidir.   Burada en onemli nokta, ayni bilimin gecerliliginin tartismasiz olmasi gibi, etigin de hilafsiz tum insanoglu turu birini kapsayacak sekilde adil olmasi demektir.   Yani burada basta sosyal bilimler ve insanoglunun her turlu sosyal birlikteligi, hem insanoglu turu birinin birini, hem de digger birleri kapsayacak adillikte olmalidir.   Burada ilk akla gelen evrensel hukuktur. Iste bu evrensel hukuk ta insan haklari temelinde uyarlanir.   Buradaki adalette, esitlikte, antiayrimcilikta tamamen insanoglunun yasam ve iliskideki her turlu degersel hak ve ozgurluklerinin istisnasiz adaletidir.   Buradaki hak ve ozgurlukler ile evrensel hukukun bagi da; bu hak ve ozgurluklerin saglanmasi korunmasi kollanmasi ve kimsenin kimsenin hak ve ozgurlugunu ihlal etmemesi icindir.   Sonucta insanoglu turu birinin sosyal yassam ve iliskisinden dolayi; hak ve ozgurlukleri sinirlidir.   Bu siniri da digger insanoglu turu birinin hak ve ozgurlugu belirler.   Yani her bir kisi, kendi hak veozgurlugunu kullanmanin yaninda; baskasinin hak ve ozgurlugune de saygi gostermeli ve mudahele etmeyip;kendi hak ve ozgurluk baski ve mudahelesini yapmamalidir.   Kisaca kendi degerlerini kullanirken, baskasinin degerlerini kullanma alanine mudahele etmemelidir. Iste ayni bilimdeki tartismasiz olgu ve gozlem; buradfa etikte tartismasiz bir adalet/esitlik/antiayrimcilik demektir.   Iste etikteki bilimsellikte budur. Yani bilimsel olarak etik olmak ve etik olarak bilimsel olmak.   Iste bu birliktelik ayrilmaz bir ikilidir ve biri digerini tamamlar.   Cunku bilimsellikteki etik olmamak; bilimsellikten sapmayi, etikte de bilimsel olmamak, insanoglu yasam ve iliskisine ihlali, zarari ve mudaheleyi getirir.   Peki bir bilim kisisinin, ya da bilimsel bir sey ortaya koyan kisinin; etik olmasi ne demektir?   Iste burada bilim kisisinin, soylediginin gecerliligi, guvenligi tutarligi ve de dinlenirligi acisindan; durust olmalidir.   Yani hic bir kisisel ya da politik cikar Adina; yalan soylememeli ve kimseyi soylemleri ile yaniltmamali ve kandirmamalidir.   Durustlugu acik sozlulugu kendine ters gelse de sadece bilimsel olarak konusmayi kendine hedef secmelidir.   Kendi gorusleri temelinde bilimsel soylemi carpitmamali ya da soyleme inanc ve ideoloji katmamalidir.   Cunku bilim kisileri dunyanin en guvenilir kisileri olmak durumundadir.   Burada en guzel ornegi tarihte Einstein'dan verebiliriz.   Einstein calismalari esnasinda hedefledigi klasik mekanige, Newton mekanigine katki yapacagini dusunurken, quantum mekaniginin belirlenemezlik ilkesinin gecerliligini Kabul etmistir.   Iste bu bilimsel etige en guzel bir ornektir.    

evrensel-insan

evrensel-insan

 

FERAYE

Bu sabah çocukluğumdan bir parça daha kopup yıldız olarak kaydı sonsuzluğa.. Kulağımda sadece o ses ve o siyah-beyaz fotoğraf var şu an:   Dedemin bahçesi, bahçedeki fıskiyeli havuz, havuzun kenarında eski radyo, radyonun yanında tepsi, tepside çay bardağında rakı, şezlongun da dedem..   Vee..     Buluşurlar belki, kim bilir..

Radya

Radya

 

Bilimsel Olarak Yanlışlanabilirlik

Bilimi ispattan ve sabitlikten dolayisi ile felsefenin inancsal ve ideolojik basi cekmesinden kurtaran ve gelisimini degisimini ve yenilenimini en iyi aciklayan kavram yanlislanabilirliktir.   Burada klasik metafizik varliksal temelli ideoloji ve inanc iceren temelde bir ispat soz konusu degildir. Ayrica suphe de soz konusu degildir.   Burada soz konusu olan GECERLILIKTIR. Gecerli olan da olgu olarak tartismadisi olarak GOZLEM VEREN TEMELINDE GECERLIDIR.   Iste buradaki yanlislanabilirlik, GECERLI OLAN OLGUNUN, GOZLEM TEMELINDE YANLISLANABILIRLIGI anlamindadir.   Burada bilimin tamamen onu acilmistir. Cunku klasik bilimdeki mutlaklik kesinlik ve ispat; sadece BILIMI BILIMSEL OLARAK DOGMALASTIRIR VE SONUCLANDIRIR.   Halbuki bilim daimi bir yenilenim ve gelisim surecidir. Bugunku bilgiler yenilenir, esaki bilgiler bilimsel olmaktan cikar.   Iste epistemolojik ve yontemsel naturalizm temelindeki bilim, BILIMSELLIGI NOKTALAMAZ, SONLANDIRMAZ, KESINLESTIRMEZ; sadece TARTISMASIZ OLARAK GECERLI KILAR VE YINE TARTISMASIZ OLARAK GECERLI KILDIGINI GOZLEM ILE YANLISLAYABILIR.   Buradaki bir onemli nokta da, BILIMIN BILIMSEL OLARAK GOZLEM VERMESI VE GOZLEMSEL YANLISLANABILIRLIGIDIR.   Boylece metafizigin ve etigin ideolojik inancsal akilci dogrularindan da farklilasir. Cunku GOZLEM VERMEYEN AKILCI DOGRULAR YANLISLANAMAZLAR.   Dolayisi ile bilimsel de degildir.   Iste yanlislanabilirlik hem bilimi bilimsel kilar, hem de ideolojik inancsal akilciliktan farkli kilar.   Cunku bilimin bilimsel olarak ortaya koydugu tartismasizdir. Aklin ideolojik inancsal dogrulari ise tartisma temelindedir.   Yanlislanabilirlik tamamen fenomenal bir temelde bes duyuya hitap edendir.   Popper'in ornegini hatirlatalim.   Popper bu konuda soyle bir ornek veriyor.   "Butun kugular beyazdir" cumlesi bir olgudur ve GECERLIDIR. Yani burada bir tartisma yoktur.   Diyelim bir kisi bir yerde baska renk bir kugu gozlemledi, diyelim siyash bir kugu gozlemledi.   Iste bu durumda "butun kugular beyazdir" olgusunun gecerliligi GOZLEM ILE YANLISLANMISTIR.   Yani ortaya BEYAZ OLMAYAN BIR KUGU CIKMISTIR VE ARTIK BUTUN KUGULAR BEYAZ DEGILDIR.   Iste bu temelde YANLISLANABILME SADECE VE SADECE TARTISMASIZ VE GOZLEMSELDIR.   Metafizik olarak ise ayni etikteki gibi, AKILCI GOZLEM VERMEYEN HERHANGI IDEOLOJIK INANCSAL BIR DOGRULAMA, YANLISLANAMAZ.   Iste bu temelde de AKILCI GOZLEM VERMEYEN IDEOLOJIK INANCSAL DOGRULAR BILIMSEL DEGILDIR, SADECE DOGRULAYANIN IDEOL;OJISI YA DA INANCINA GOREDIR. O YUZDEN DE YANLISLANAMAZLAR.   DOGRULUGU YANLISLANAMAYAN HIC BIR BILGI BILIMSEL DEGILDIR.   Burada ideolojik inancsal dogrulamalarin, yanlislanamiyacagini yani ortada yanlislanabilecek bir gozlemin olmadigini; felsefenin varlik ile ilgili dali metafizigin iki ana ideolojisinden ornek verelim.   Idealizm- Dusunce, tektir, ilktir ve mutlaktir.   Materyalizm- Madde, tektir, ilktir ve mutlaktir.   Idealizmde Dusuncenin, ILKLIGI, TEKLIGI, MUTLAKLIGI GOZLEM VEREN BIR OLGU DEGILDIR, DOLAYISI ILE YANLISLANAMAZ. BU TEMELDE DE BILIMSEL DEGILDIR..   Materyalizmde de, maddenin ILKLIGI, TEKLIGI VE MUTLAKLIGI GOZLEM VEREN BIR OLGU DEGILDIR. DOLAYISI ILE YANLISLANAMAZ. BU TEMELDE DE BILIMSEL DEGILDIR.   Gorundugu gibi, idealizm ile materyalizm FARKLI VARLIKSAL TEMELLERDEN YOLA CIKSALARDA, AYNI YANLISLANAMAYAN VE GOZLEM VERMEYEN AKILCILIKTA BIRLESIRLER.   Yani temellerinin "ilk, tek ve mutlak" oldugunda.   Iste bu temelde, MADDEYI TANRILASTIRANLARA DA "HYLOTEIST" DENIR.   Bilginin bilimsel ve bilissel olani olgu. Iste bilimsellik ve bilissellik, diger bilgilerden ve sinirlama ve sonlamalardan GECERLILIK, YANLISLANABILIRLIK, YENILENEBILIRLIK VE DEGISIM olarak farklilasiyor.   Buradaki GECERLILIK OLGUSAL, YANLISLANABILIRLIK GOZLEMSEL YENILENEBILIRLIK HEM OLGUSAL HEM GOZLEMSEL DEGISIM ISE; DONUSUMSEL, BASKALASIMSAL VE OLUSUMSALDIR. BU DURUM DAIMI YANI SUREKLI SUREGELEN BIR SURECTIR.   Iste bu farklilasma, fenomeni sinirsiz, sonsuz ve daimi kildigi gibi; gozlemi, bilgiyi ve algiyi da sinirsiz ve sonsuz ve de daimi kiliyor.   Tek fark fenomenin bu sinirsizligi, sonsuzlugu ve daimiligi KESINTISIZ, gozlemin, alginin ve bilginin sinirsizligi, sonsuzlugu ve daimiligi KESINTILI. Iste bu kesintiyi veren de bilimsel ve bilissel olarak olgu ve gecerlilik; kesintiyi kaldiran da bunun gozlem ile yanlislanabilirligi.   Iste bilgideki bilimsel ve bilissel fark bu KESINTININ GECERLILIGI dir. Diger her turlu bilgi de, bu KESINTI KALICIDIR. Yani mutlaktir, sonludur, kesindir, degismezdir, tektir, ilktir baslangici ve sonu vardir v.s. kisaca zamansaldir.   Metafizik temelli, yani varliksal, ontolojik materyalistler/nesnel gercekciler ile, metafizik temelli, varliksal, ontolojik idealistler/oznel gercekciler ve pozitivistler/isimciler; ayni sekilde metafizik temelli yaraticilar, fizik oteciler, teolojik ideoloji ve inanc sahipleri ve hatta etik formel ve diyalektik mantik savunuculari ve de klasik bilimciler, yani bilimin temelini varlikta ontolojide arayanlar mesela materyalist diyalektik "bilimciler" kesintinin gecerliligini algilayamazlar.   Cunku kesintiyi kalici kilarlar. Iste epistemolojinin (bilgi ve her turlu ve de bilimsel/bilissel bilim ve felsefesinin) bil kokeni ve insanoglu yapilandirilmisligi ile, metafizigin var, ol ve inan kokenli yapilandirilmisligi farki, tam da budur.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Peki...

“Ben sadece sevdim...” İçinde ne barındırır bu cümle?   Emek? Özveri? Acı? Çok Acı? Umutsuzluk? Ayrılık? Hepsi?   Ben söylerim, sen dinlersin. Söylemesi gereken sadece söyler mi? Umut ederek mi söyler? Daha mı çok acı çeker söylerken? Kıvranır mı acıdan?   Dinlemesi gereken peki? O ne yapar o zaman? Ne yaşar? Ne hisseder? Hiçbir şey mi? Çok şey mi?   Hiçbir şeydir belki... Sevme der, sevmeseydin der. Ne kadar kolay söyler.   Sev desem ben olur muydu peki? Sevseydin deseydim... Ben bunu o kadar kolay söyleyemiyorum işte... Artık söyleyemiyorum. Oysa sevseydin beni.   Sadece sevmek yetmez mi? Yetmiyor işte bazılarına... Peki ne yapsaydım daha?   Hiçbir şey mi? Hiçbir şey yapmayayım mı? Gerçekten mi? Yapmayayım mı gerçekten?   Peki...

gloria

gloria

 

Çağdaş Sosyalizm

Genelde gunumuzde kisiler sosyalizmden bahsederken bunun neden gerekli oldugunu izah etmeye calisiyorlar.   Halbuki 21. Yuzyilda tartisilmasi ve sorgulanmasi gereken "Nasil bir sosyalizm?" sorusu olmalidir.   Cunku, herseyden once her bir beyin duzeyinin sosyalizm kavramindan ne algiladigi ve nasil bir ve ne sekilde anlam ve icerik verdigi farklidir.   O yuzden once sosyalizm kavraminin nasilinin anlam ve iceriginde ortak noktalarin bulunmasi gerekir.   21. yuzyildayiz. Cagimiz bilgi ve bilisim cagi. Ayni zamanda birey olmusluk cagi.   Bu temelde ben once ideolojik degil de, etik; inancsal degil de bilissel ontolojik degil de epistemolojik, guce otoriteye ihtiyac duyup toplumu nicelik olarak degerlendiren degil de; demokjratik yolla gelen sosyo-etik bilincli ve her bir niceligi niteligi ile birlikte degerlendiren sosyalizmden yanayim.   Yani insanoglunun niceligini bir nitelik temelinde kitlesellestirmek yerine, insanoglunun niteligini one cikarmak.   Bu da insanoglunun ne gibi yetilerinin oldugunun farkindaligini ve bilincini ortaya getirir.   Buradan sinifsal degil de bireysel sosyalizm olgusu ortaya cikar. Iste bu bireysel sosyalizmin her bir bireyin sosyallige bunu etik temelde farklarin farkinda ve evreensel hukuk insan haklari temelindeki antiayrimci bir hak ve ozgurluklerin temelinde her turlu firsat esitligini savunan ve toplumun her bir kesiminin yasam standartini ve duzeyini yukseltici bir amac ile kurulacak olan ozgur birey devleti.   Sosyal, normallesmis, sivil, hak ve ozgurlukcu, demokratik ve bireyin her turlu yasam ve iliskisindeki hak ve ozgurlugunu savunacak talep edecek ve koruyup/kollayacak siuvil ve yol gosterici kurum ve kuruluslar.   Politikanin toplum uzerinde degil, devletin ve hukumetin kendi toplumu uzerinmdeki pragmatist yanasimi.   Etik hic bir degerin politikanin somuru ve cikarina hizmet etmesine izin vermeyen bir hukuk sistemi.   Sekuler bilincli bir yonlendirim ve yonetim bicimi, bilimsel bilissel ve bilgisel temelli cagdas egitim ve birey yetistirimi.   Bireylerin sorgulamaya yonlenmesini saglayan niteligi oner cikarak kritik analitik analojik ve toplumun her bir bireyinin yararina bir beyin egitimi.   Dusunen ve dusunduren beyinlerin egitimi.   Kisaca zihinsel degisim ve devrimin yonlendiriom ve yonetimdeki ivedi onceligi.   Daimi baristan ve hak ve ozgurluklerden yana bir tutum.   Dunya halklarina ve onlarin hak ve ozgurluklerine etik deger farkina bakilmaksizin gosterilecek savunu ve verilecek destek.   Aslinda bunblar daha da genisletiulebilir ve detaylandirilabilir.   O yuzden nasil bir sosyalizmin tartisilmasi istenen arzu edilen sosyalizmin ne oldugunun ve nasil insa edileceginin tartisilmasi demektir.   Aksi her bir beyinderki sosyalizm algisi v.s. farklidir.   Ustelik ortaya atilan sosyalizmin temeli bir ideolojik/politik bir dozen ve system olarak ta atildigi sekli ile cagdisidir.   İnsanın, insanlığın potansiyelini bir izme ideolojiye insanoglunun yarattigi ve somutlasstirdigi bir dozen ve sisteme adamak ile, insanoglunun kendi anlattigi masallara kendisininm teslim olmasini savunmak arasinda hic bir fark yoktur.   Bu dusunce olarak kendisini insanoglu turunden gormeyen, insanoglunun niteliklerini hice sayan, insanoglunu sadece nicelik olarak tek bir nitelige mal, meta mulk olarak adayan ama insanoglu olamamis ontolojik temelli felsefi bir beynin dusuncesidir.   Ayni beyin ne 21. yuzyilda oldugunun farkindadir, ne de beynin zihinsel oneminin bilincin farkindadir. Ne de bilgi ve bilisim caginda oldugunun farkindadir.   Kisaca 19. yuzyildan kalma kendi ontolojik/nicelik temelli tek niteligi nicelik olarak algiladigi insanogluna dayatmaktan baska bir sey degildir.   Zaten sosyalizmin de basarili olamamasinin sebebi budur. Insanoglunu bir mal meta olarak gormek ve kendisinin de niteligini insanogluna dayatmak.   Bu zihniyetin aslinda hic bir dogma ideolojik ve dayatmali dinden de digger izmlerden de farki yoktur.   Ne bir birey bilinci icerir ne de bir insanoglu farkindaligi.   Zaten bu zihniyettir sosyalizmi kapitalizme de peskes ceken.   Cunku ayni zihniyet bugun emperyalist zihniyettir. Yani guc otorite kullanarak insanoglu yerine koymadigi ulke ve toplumlara saldirmak. Yani "ulkelerin kaderlerini tayin etme hakkini" kendinde gormek.   Insanoglu potansiyelini algilayamayan hic bir zihniyet, kapitalizmin somurusune ve onuncikarina teslimiyetine mahkumdur.   Iste materyalizm ile idealizmin ortak akilciligi insanoglunu insanoglu disi bir fenomene teslim etmektir. Biri kul yaparken digeri insanoglunu metya mal yapar ve her ikisi de kendi niteligine kole olacak insanoglu niceligi arar.   Kendisi aslinda bu zihniyet ile karsi oldugu sandigi idealism ile de kapitalizm ile de birlesmektedir.   Iste o yuzden insanoglu potansiyelinin farkinda ve bilincinde olmayan bir beyin, birey bilinci tasimayan sosyal bilinc tasimayan bir beyindir.   Birey bilinci, sosyo-etik bilinc ve ozgur birey devleti olmadan insanoglu temelli insani degerler olmadan ya da bunlari kendi ideolojisi inanmci izmi icin ihlal edcen sosyalizm mumkun degildir.   Tabi burada her bir nitelige onem ve deger veren evrensel hukuk insan haklari temelindeki hak ve ozgurlukcu ve hak ve ozgurluk ihlalini onleyici bir sosyalizmden bahsediyorum   Sinif temelli guc ve otorite nicelikli zor kullanarak uygulanacak Devrime gelirsek, 21. yuzyildayiz.   Demokratik yolla iktidara gelme olanagi olan bir dunyada yasiyoruz ve bu olanak gecmis tarihten daha da fazla.   Eger hala devrimden bahsediyorsak bu bir savas ve fenomenal kan dokmekten baska bir sey degildir.   Eger hala devrim yolu ile iktidara geliniyorsa, bu demokratik olarak toplumun ve de farkli halklarinin ve kesimlerinin seni iktidara getirecek kadar benimsemedigini ya da senin kendini onlara yeteri kadar izah edemedigini gosterir.   Diyelim devrim ile gelindi, ne olacak baslanacak kendi nitelikleri halklara ve topluma dayatilmaya.   Bunun SSCB' nden farki ne olacak?   Ya da getirilecek olanin, getirence her turlu yasak ve onlemeler ile yaptigi fasizmden ya da her hangi bir guc ve otoriteye tapan izmden farki ne olacak?   Demekki her zamanki gibi once zihin degisimi ve bilinclenme gerekiyor. Topluma farkli halklara ve kesimlerine gelecek sosyalist bir yonetimin nasil yarar saglayacagini aciklamak gerekiyor.   Digerlerinin toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin iktidara gelmediklerini, sadece kendi politik cikar ve somuruleri icin geldiklerini anlatmak gerekiyor.   Sosyalizm, kavram olarak tamamen demokrasiyi sosyo-etik bilinci antiayrimciligi, toplumun ve farkli halklarindan yana olmayi sekuleriteyi, firsat esitligini icermediktenm sonra, hak ve ozgurlukleri savunmak, talep etmek ve desteklemek yerine, ihlal ettikten sonra, sosyalizm degildir; fasizmden de bir farki kalmaz.   Sosyalizmi fasizmden farkli kilan en buyuk ozellik, hak ve ozgurluklerin hic bir sekilde ihlal edilmemesidir.   Yoksa toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin, zor yolu ile gelen ve kendi niteliklerini dayatan bir iktidarin fasizm ya da sosyalizm adi altinda gelmesi fark etmez.   Cunku bir seyin ne oldugu adinda degil, yaptigi icraatinda dusunce ve davranisindadir.   Iste o yuzden "nasil sosyalizm?" sorusu yaniti aciklamasi ve bilgisi ve de bunun topluma ve farkli halklarina ve kesimlerine yansitilmasi cok onemlidir.   Aksi kimse bana topluma sosyalizm ile fasizm arasindaki farki anlatamaz.   Sonucta bir seyi bir seyin elinden zor ile almak fasizmdir. Bunun sosyalizm oldugu kimseye izah edilemez.   Zor, baski, saldiri, yasak v.s. temelli her turlu insanlikdisi ve vuicdan disi dusunce ve davranis; tam da emperyalist zihniyetin bugun yaptigidir.   Ustelik "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk,adalet, esitlik" temelli insani kavramlari cikar ve somuru olarak kullanarak ve bunlar Adina her seyi mubah ve mesru kilarak.   Aynisini sosyalizmin yapmasinin, ne emperyalist zihniyetten ne de fasizmden ya da dini politikadan bir farki yoktur.   Iste sosyalizm kendi farkini "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk, adalet, esitlik" v.s. kavramlarini toplum ve farkli halklari ve kesimleri Adina ve yararina kullanarak ve burden hic bir cikar ve somuru gozetmeden ortaya koymalidir.   Bu farkini da anlatabilmeli ve goisterebilmelidir.   Bunun da yolu emperyalist zihniyetin yolu olan baski zor kullanmakj saldiri, savas v.s. degildir.   Bu hata zaten ilk defa SSCB'nin Afgasnistan'a saldirmasi ile islendi.   Bugun emperyalist zihniyet iste bu o devrin sosyalizmini kullanarak teroru yaratiyor, koruyor, kolluyor, besliyor ve dunyaya da sanki onun ile savasiyormuis ve toplumlari ondan koruyormus gibi bir izlenim veriyor.   Yukaridaki kavramlari da buna alet ederek, her turlu saldirisini guc ve otoritesi ile mesru ve mubah kiliyor.   Yani kavramlari su istismar ediyor ve toplumu kandiriyor.   Sosyalizmin 21. yuzyilda bunlardan farki olmali. Bu fark, tam da zor yolu kullanmamakta yatiyor.   Yoksa fasizm ile farkini aciklanamaz.   Cunku o tarihte uygulanan sosyalist oldugu soylenen icerikteki zor kullaniminin, bugun fasizmden bir farki yoktur.   Kim bana hak ve ozgurlukleri yasam olarak elinden alinanlarin ve katledilenlerin Stalin ya da Hitler tarafindan yapilmasinin bir farkini izah edebilir.   Adi ne olursa olsun, katliam zor kullanma hep aynidir. Bu ister fasizm ister sosyalizm Adina yapilsin; toplumun gozunde yapan bir katildir.   Iste sosyalizm artik 21. yuzyilda emperyalizme verdigi o devir anlam ve icerigini ondan farkli olarak cagdasliga tasimalidir.   Yoksa emperyalizm her yere kendi cikar ve somurusu icin sosyalizm adi ile saldirmaya devam eder.   Yukaridaki kavramlarin da istismarina devam eder.   Yukaridaki kavramlarin "demokrasi, hak, ozgurluk, hukuk, adalet, esitlik" v.s. sosyalizmin toplum yararina verebilecegini gostermek ve emperyualizmin gercek yuzunu sergilemek, emperyalist yontem ve uiygulamalar ile olmaz.   Cunku tum insanlikdisi dusunce ve davranislar emperyalist zihniyetin urunudur, ustelik bu kavramlari su istismar ederek bunu yapar.   Sosyalizm bundan farkli ise, farkini gostersin. Bu da zor kullanmak degildir.   Bugun ontolojik felsefeler olan materyalizm, idealism ve pozitivizm ve bunlarin temel aldigi her turlu etik deger ve ideolojik inancsal izmler; emperyalist zihniyetin kendi politik/ekonomik/diplomatic guc ve otoriteye dayanan insanoglunu meta, mal madde ve kul ve kole olarak degerlendiren ve tum insanligin degerlerini de cikar ve duygu somurusu olarak kullanan bir iceriktedir.   Iste tamda bu nedenden sosyalizm insanoglunun bir meta mal madde kul ve kole olmadigini tum insani degerlere sahip oldugunu ve bunu da emperyalizm gibi duygu ve cikar somurusunde yapip ekonomiyi nicelik olarak azinligin eline veren emperyalist zihniyetten farkli olarak cogunlugun yani toplunm ve farkli halklari ve kesimleri icin yaptigini gostermelidir.   Bu da sosyalizmi ontolojik temelden insanoglu timeline tasimak ile nitelikile nicelik paralelligini kurmakile olur.   Yoksa bugun antiemparyalist gibi gorunen tum ideolojik inancsalizmler, aslinda emperyalist zihniyetin bir parcasidir ve ona hizmet etmektedir.   Cunku emperyalizm kendi karsitligini da bunyesinde tasir.   Ancak emperyalist olmayanbir zihniyet, kendi emperyalist olmayan sosyalizmini ortaya koyabilir.   Bu da emperyalizmin yaptiginin tam tersini yapmak dusunmek ve davranmaktir. Ya da yaptigi insani degerlerin aslinda bir cikar ve somuru oldugunu gostermek ve bunu onun gibi bir cikar ve somuru olarak yapmamak insanlik Adina ve etik olarak yapmaktir.   Yoksa insanoglu niteligi sadece insanoglu niceligini teslim almak, itaat ettirmek, biat ettirmek, guc ve otoriteye boyun egdirmek, kul ve kole yapmak, mal meta ve mulk yapmak her turlu insanlikdegerini de sosyo-etik degeri de cikar ve somuru araci olarak kullanmak ve insanoglu niceligini de bu ugurda herseyi mesru ve mubah kilarak harcamak icin kullanir.   Halbuki insanoglu niteligi insanoglu niceligi ile paraleldir ve esittir.   O yuzden emperyalist zihniyetli, ontolojik temelli nicelik hakimiyetli sosyalizm degil; insanoglu temelli nitelik/nicelik esitli sosyalizm   Neden iktidar demokratik yollar ile alinamiyor?   Alinamiyorsa, burda bazi seyleri sorgulamak gerekir?   Ya da toplumun sosyalizmi algilayacak nitelikte olmadiginin farkindaligi gerekir.   Iste bu farkindalik, once topluma bu niteligi kazandiracak bir icerikte olmalidir.   Yoksa olan adi sadece sosyalizm olan bir emperyalist zihniyet olur.   Insanliga ters dusen ne varsa onlarin da ortadan kaldirilmasi ve insanlik adina ne varsa, onlarin da nasilemperyalizm adina cikar ve somuru olarak su istismar edildigi ve arac olarak kullanildigi ve de insanoglunun bunlar kullanilarak ve bir malmeta madde ya da kul kole niceliginde degerlendirilerek nasil emperyalizmin cikari ve somurusu adina harcandigi ve kullanildigi ancak iktidar da iken ve ustelik topluma bunun bilinci verilerek yapilir.   Ben bir birey olarak ve 21, yuzyilin bireyi olarak; ontolojik temelli ideolojik inanca ve zora, guce ve otoriteye dayanan bir sosyalizmin pesinden gidecek bir nicelik degilim. Benim algimda hic bir kimse de degil. Herkes kendine gore kendince kendi duzeyince bir nitelik sahibi.   Aksine insanoglu temelli evrensel hukuk insan haklari bunyesinde hak ve ozgurluklerden yana olan ve bunu daimi hak ve ozgurlugu toplum farkli haklar ve kesimler olarak ihlal edilen nitelikli nicelikten evrensel hukuk insan haklarindan yana sosyo-etik bilincli bir bireyim.   Kimse hukuksuz olarak zor yolu ile hak ve ozgurlukleri ihlal ederek, hak ve ozgurluk saglayacagini kendi ile celismeden, aciklayamaz.   Cunku bir beyin, ya hak ve ozgurluklerden yanadir, ya da ihlal edenlerden yana.   Hangi hak ve ozgurlukler icin hak ve ozgurluk ihlal ettig ise onemli degildir.   Bunu ister dini ister milli, ister ideolojik ister inanc ister bir etik ya da izm Adina yapmak; kimseyi hak ve ozgurluk ihlali eden olarak hakli, hukuklu ya da adil kilmaz. Ustelik te etik degildir.   Hukuk denen bir sey var. Bu da hem hak ve ozgurlukleri saglamak hem de ihlal etmemek icindir. Iste demokrasi de, esitlik te, adalet de tum insani degerler de burdadir.   Diger tum guc ve otoriteye dayanan yollar, kendi ideolojik inancsal izmsel cikari Adina yapilan baskilar, zorlamalar, yasaklar ve buna uyarlanan kurallar kaideler v.s. hukuksuzdur ve emperyalist zihniyetin cikarinadir.   O yuzden bugun dunyada sosyalist bir dozen de system de yoktur.   Cunku bugun bir sosyalist duzen hic bir cografya ve toplumda evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler ihlal edilerek, ustelik "ben bunu insanogluna hak ve ozgurluk saglamak icin sosyalizm adina yapiyorum" demenin; ABD'nin ikiz kuleleri kendi vurdurduktan sonra bunu cikar ve somuru temelinde kullanarak "biz Irak'a demokrasi, adalet, hak ve ozgurluk getirmek icin ciktik" soylemi ile Once Afganistan sonra daIrak'a askeri teror ile saldirmasindan ve masum toplumu katletmesinden ve bugun de hala Irak'in yasadigi vahsetin sorumlusu olmaktan farkli olmaz.   Ayni zihniyet bugun kokdendinci teroru kullanarak, O.Doguyu kendi politik/ekonomik cikar ve somurusu icin; kan golune cevirmis ve cevirmektedir ve bunu da dini/milli degerler adina yaptigini soylemektedir.   Sosyalizm nasili ile bu kervana katilmamali emperyalist zihniyetin yaptiginin tam tersini yapatak hem sosyalizmin hakkini vermeli, hem de olmasiu gereken sosyalizmi dunyaya gostermelidir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Etik Olmak İle İdeolojik Olmak Farkı / İlişkisi

Insanoglu bilindigi gibi sosyal bir fenomen olmasinin yaninda, soyutlama soyut degerlendirme, soyut deger verme ve soyut deger yaratma yetisi olan ve bu soyutlarini da somutlastirarak dozen system ve kurum haline getirebilen bir fenomendir.   Sanki burada bir metafizigin ontolojik yani varl;iksal "madde/dusunceden birinin monizmi" celiskisi varmis gibi algilanmaktadir.   Halbuki insanoglu fenomeninde bu iki varliksal temel biri birini tamamlar ve bu tamamlamadan insanoglu kavramsal bilgisini yaratir ve turetir.   Burada baslik konmusuna bagli olarak bunlardan sosyallik ve ideolojiklik tam da bu celiskinin bir birini tamamladigi bir butundur.   Yani insanoglu ideolojisini oretayas atar ya da yaratir ver sonar da bunu kitlesel ve sosyal olarak yasam ve iliskisine tasir ve dozen sistemini kurar.   Burada cok onemli bir nokta vardir. Ne etik degerler ne de ideolojik degerler, bilimsel bir icerik tasimaz.   Cunku soyut temelli olan bu degerlerin gozleminin alinmasi tartyismasiz degildir ve evrensel bir onay icermez.   O zaman burada bir ...e gore soz konusudur.   Yani insanoglu neye gore ideolojik ya da etik degerleri belirliyecek ve bunlari yasam ve iliskiye tasiyacaktir.   Buradaki en onemli sorun, bu degerlerin insdanoglunun biri biri ile ustunluk hakimiyet savasiminin guc ve otoritesini gerektirmeyen aksine bu deger farklarinin biribirini tamamlayici ve bir mozaik temelinde birlikte bir birlerini icsellestirerek ve bir birlerine saygi gostererek sosyal birlikteligin saglanmasidir.   Iste bu temelde maalesef, ideolojiler inancsal ve politik icerik kazanarak birt izme donusurler ve bu izm temelinde de bir guc otorite elde ediminin mucadelersini verirler.   Buradaki sorun bu mucadelenin erke gelmesinden sonradir.   Cunku erke gelen bu izm sadece kendi inandigi ideolojisinin niteliklerini toplumuna tek nitelik olarak dayatmasi ve sadece kendi niteligini topluma hakim kilmasidir.   Bu da ister istemez digger ideolojilerin bu hakim ideolojiye karsi verdigi savasimi getirir. Bu savasimda degisecek tek sey, yeni ideolojik erkin eski ideolojik erkin yaptigini kendi niteligi olarak dayatmasi olacaktir.   Yani toplum acisindan degisen bir sey olmayacak oyle ya da boyle bir inanc tem,elli ideolojinin niteliginin hukmu ve esareti altina girecektir.   Iste burada sorun hangi ideolojinin hukmu degil; hokum altina giren toplumun kendisidir.   Iste o yuzden ideolojiler etik degildir. Sadece kendi niteliginin tek nitelik olarak hakimiyetini isterler.   Iste bu da nitelik temelli ideolojilerin kendi aralarindaki nicelik guc ve otorite savasidir.   Tarihe baktigimizda bu sekildeki ideolojik inancsal izmlerin anlam ve icerigi adi amaci v.s. ne olursa olsun; ortak noktalarinin kendi niteligini topluma dayatmak oldugunu soyleyebiliriz.   Tabi ki burada bir ideolojinin hakimiyet kurmadaki yol ve yonteminin siddet derecesi de ister istemez onmu dictator ve otokrat yapar.   Boylece ideolojik inancsal nitelik olarak tek bir nitelikteki toplumlar yetistirilmeye calisilir. Baka bir ideolojik inanc iktidara geldiginde de toplumda nitelik farki ve catismasi dogar.   Ustelik cagdaslasma Adina da bu ideolojik inanc temelli iktidarlar, dogma olarak ve niteliklerini koruma Adina caga ayak uyduramazlar ve gericilesir, tutuculasir ve hatta koktencilesirler.   Bu da caga karsi direnen bir ideolojik inanc niteligi demektir.   Aslinda burada din temelli iktidarlardan, ideolojik inancsal temelli iktidarlar pekde farklilasmaz. Sonucta her ikisi de guc ve otorite ve nicelik temelinde kendi niteligini topluma dayatirlar.   Ideolojik inancsal niteligin kendi niteligini topluma guc ve otorite olarak dayatmasi ve bunun getirdigi ideolojiler inanclar arasi iktidar mucadelesinin tarihler boyu insanogluna ne gibi zararlar ve hak ve ozgurluk ihlalleri getirdigi izmin adi ne olursa olsun, insanoglunu kana bulamistir.   En basta insanoglu niteligi Adina bu ideolojik ve inancsallarin guc ve otoriye temelli kendi niteligini topluma dayatmasi etik degildir.   Cunku etik demek, evrensel hukukun ve insan haklarinin antiayrimci firsat esitligi icerikli hic bir inancsal ideolojik degerin tarafinda olmadan toplumun tum degerlerini ayni demokratik ve sosyal algi ile kucaklamasidir.   Etik olmak toplumu guc ve otorite temelinde tek bir nitelige mahkum etmek degil, aksine; her bir niteligin toplum bunyesinde digger niteligin hak ve ozgurlugune mudahele etmeden kendini yasayabilmesidir.   O yuzden etik olmak nitelik ayrimci ideolojik inancsal ve izm yanlisi olmak degildir. Aksine bunlardan arinmis olarak her birinin hak ve ozgurlugunu tanimak talep ettirmek savuinmak ve desteklemek ve de birinin digeri uzerindeki nitelik hakimiyetine izin vermemektir. Zaten hukuk da burda gereklidir.   Hukuk hem har bir etik degerin yasamini saglamak hem de birinin digerine hakim olmasini onlemek icin vardir.   O yuzden de hukukun etigi ideolojik inancsal izmsel olamaz.   Etik ve hukukunda politika da yoktur. Cunku politika niteligin guc ve iktidarini saglamak Adina ideoloji ve inanclarin yaptighi kendi niteligi cikarina digger nitelikleri bastirma ve kendi niteliginin hakim ve ustunlugunu digerlerine gore ortaya koyma somurusudur.   Etikteki politika ise ancak toplumun yararina ve tum toplumun ve her bir ferdinin yasam ve iliski standartini yukseltici ve duzeyini rahatlatici oldugu surece icte ve dista yararlidir.   Aslinda buradaki politika bir yerde yararcilik olarak, topluma etik olmanin ogretilmesi egitimi yetistirimi ve yonlendirimi politikasidir.   Iste bu etik politika ancak ideolojik ve inancsal tek bitr niteligin topluma dayatilmasini ve guc ve otoritenin nicelik savasimini onler.   Kisaca ideolojik olmak sadece kendi niteligini guc ve otoritenin niceligi temelinde topluma dayatmak iken, etik olmak her bir ideolojik inancsal degerin farkinin farkindas olarak bunlari toplumda bir arada yasatma Adina her birinin hak ve ozguirlugunu birinin digerinin hak ve ozgurlugunu ihlal ertmeyecek sekilde hukuk ile tanimakdir.   Herkesin kendine has bir inanci ideolojisi ve etik degeri olabilir ve olmalidir. Fakat herkes tew bilmelidir ki baskalarinin da kendine has ideolojisi inanci ve etik degeri vardir.   Burada olmasi gereken ideolojiler inanclar izmler ve etik degerler arasi birinin digerine ustunluk hakimiyet savasi ve dayatmasi degil; her birinin digerini Kabul ederek bir toplum bunyesinde birlikte birinin digerine mudahelesi olmadan her birinin yasayabilmesidir.   Iste etik olmak da budur.   Yani etik olmak her bir farkli ideolojiyi inasnci izmi etik degeri icsellestirebilmeyi ve onlar ile birlikte ayni cografi ve toplumsal ortamda kendi ideolojisi inanci izmi ve etik degeri ile birlikte mudahelesiz yasayabilmeyi getirir.   Ideolojik olmak tek niteligin dayatmasi demektir.   Etik olmak her turlu farkli niteligin bir arada hic birinin digerine mudahelesi olmadan digger degerler ile birlikte demokratikm ve antiayrimci olarak yasayabilmesini saglamaktir.   Ideolojik olmak dogal/fenomenal zihniyetin dayatmasi iken, etik olmak insansal zihniyetin deger mozayiginin farkindaligi ve her bir degerin zincirin birer halkasi oldugunun bilincidir.   Ideoloji tek halka olarak zincire dayatirken, etik zincir olarak tum halkalarina sahip cikar. Etik bir yerde zincirin icinde bir halka olmadan zincirin kopmamasini ve bir halkasinin digerleri uzerinde hakimiyet kurmamasini saglar.   Etik olmak qua felsefesi ile zinciri halkalari ile birlikte gorebilmek, ideolojik olmak sadece kendi halkasini zincire vezincirin digger halkalarina dayatmasini saglamaktir.   Iste o yuzden ideolojik ve inancsal olmak politik cikar ve somuru icerir. Guc ve otoriteye gereksinim duyar ve sadece kendi niteligini nitelik olarak group; digger nitelik sahiplerini nicelik olarak algilar ve degerlendirir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Kuran'ı Algılamadaki / Uygulamadaki Pragmatisizm (Yararcılık)

Bilidigi gibi Kuran ve icinde yazanlar ile tarihteki farkli reel islam yasam iliski duzen sistem farki, Kuran'daki cagdisilik, bilimsel yer almayanlar celiskiler ve hatalar; Kuran'i "kalb ile iman ve dil ile ikrar" temelinde ve de algi ve uygulamadakiaklin ve yorumlarin kullanilmasi temelinde ve de "Kuran'da hic bir celiski yoktur, cunku Allah'in sozudur" sabit bilincalti ve degismez iman ve inancida, bir pragmatisizm sezilmektedir.   Yani her iman eden ve inanan, Kurani kendi inancini dogrulamak adina ve imanini percinlemek adina; bu dogrulama pragmatisizminde degerledirmektedir.   Iste bu algidaki pragmatisizm bugun dunya capinda Kuran'in uygulanmasi olarak cok farkli uygulamalar icermektedir.   Evet cunku bunlarin hepsinin reel de yansimasi Kuran'da vardir.   O yuzden de zaten Kuran yerine gore yetmedigiicin hadisler v.s. ortaya atilmistir, farkli dallar ve ayni dalda farkli mezhrepler ortaya cikmistir.   Zaten tum tartisma da, uygulama da herkesin kendi dogru algi ve iman pragmatisizmi temelinde vuku bulmaktadir.   Burada bu iman ve inanc temelli dogrulamadaki pragmatisizmin algilanamamasi ve dogrulayana gore reel islamdaki dogrulanmayan uygulamalar, ancak "islam bu degil, islam baris dini" bahanesi ile gecistirilmekte ve her pragmatist acisindan da kendi dogruladiugi uygulama "gercek islam" olarak algilanmaktair.   Buradakidiger bir sorun ise, kurana iman ve inancin; iman ve inanctan cikip; politik cikar ve somuru ve de dini temelli bir sistem duzen ve yasam ve iliski bicimine donmesi ve "kula kulluk" uygulamasidir.   Yani Allahlarina olan kulluk, politik cikar ve somuru temelinde din sistem ve duzenini yasam ve iliskisini kendi dogru pragmatizmine gore yonlendirenlere kulluga donusmektedir.   Cunku bu kullukyerine gelmezse cezasi olmek ya da katledilmek ya da uzvu kesilmek kisaca korku ve suru psikolojisinin kurbani ve kuluolmak ve buna biat ve itaat etmektir.   Bu da zaten birey bilincinionleyen sosyal algiyi onleyen herkesi tek bir temelde yoneten veyonlendiren ve yonetenin ve yonlendirenin cikarina ve somurusune yoneliktir.   Bugun islamin en buyuk sorunu bu pragmatisizmin politik cikarve somuru temelindeki guc otorite ve iktidar amacinin her turlu insanlikdisi ve vicdandisi uygulamayi kendikuran pragmatizmleriadina mesru ve mubah kilmaktir.   Iste ISID ve benzeri gucler buna en guzel ornektir.   Bu da zaten emperyalist zihniyetin her turlu cikari ile ortusmekte ve o yuzden de bu ayirici, bolucu katledici kuran pragmatisizmini beslemek, yetistirmek, yardim ve yataklik etmek ile sonuclanmaktadir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Bu hafta tatil ama ben çalışıyorum

Bugün pazartesi, ama ben güne güzel başladım. Öncelikle her günkü gibi sabah 6.30 da kalkıp 7 de servise binmek zorunda kalmadım. 8 de kalktım, 8.30 da servise bindim 9 da işe geldim (insani koşullarda çalışmak diyorum ben buna) sonra arkadaşlarla oturup güzel bir kahvaltı yaptım sohbet ettim tabii güzel bir müzik de bize eşlik etti.   Oturduğum yeri sevmedim bugün, hemen kapının dibinde, üstelik banko gibi her yanın çevrili, sıkışık ve dağınık, kısıtlanmış... Aldım masamı, koltuğumu, bilgisayarımı camın kenarına taşıdım bir haftalığına, aydınlığı, güneşi görüyorum. Gerçi güneş yok yağmur yağacak ama olsun, yağmur eşliğinde Tom Waits dinlemek, üstelik camdan dışarıyı izlemek ve tabii tüm bunları yaparken sıcacık yanan peteğin de kemiklerine kadar seni ısıtması... Bir yandan kahve ve kitap kokusu sarmış her bir yani   Daha ne olsun.

gloria

gloria

 

Sosyalleşmedeki, Politika ve Etik Farkı / İlişkisi

Insanoglu, kisisel toplumsal ve de sosyal yasam ve iliski kurabilen bir fenomendir.   Yalniz tarih boyu baktigimizda, insanoglunun; kisisellestigini ve toplumsallastigini gorebiliriz de, bir turlu sosyallesebildigini goremeyiz.   Bunun ana temeli, insanoglunun evrimsel gelisim olarak beyninin kazandigi zihinsel soyutlama, soyut degerleme ve soyut degerlendirme yetisi ve ozelligidir.   Iste insanoglu kendi turu bunyesinde bu soyutlama ve soyut degerleme/degerlendirme temelinde farklilasmis, bu farkliligi da ayrismaya ve bu ayrisimi da yoneten/yonetilen yonlendiren/yonlendirilen ikilemine guc ve otorite olarak tasimistir.   Buradaki ilk ana sorun, insanoglunun kendi yarattigi bu soyut degerler eli ile kendini ve yasamini bunlara adamasi ve bunlar Adina turu bunyesinde savasmasi ve mucadele etmesidir.   Buradaki en buyuk etken, bu farkli deger degerleme ve degerlendirmelerin; politik cikar temelinde getirdigi guc ve otorite baskisi, zorlamasi mudahelesi ve digger degerleri kendinden ayirarak kendi degeri temelinde elimine etme cabasidir.   Iste hal boyle olunca, politik cikarda samimiyet, durustluk, hosgoru v.s. gibi etik ve insanlik iceren degerler aranmaz. Yani her turlu evrenselhukuk insan haklari hak ve ozgurlukler, politik cikar temelinde tum insanoglunu degil de; sadece politik cikarin gozettigini icerir.   En yakin orneklerle dediklerimizi ortaya koyalim.   Mesela Fransa'da 12 kisi "dini degerler ile alay ettig"i icin katledilirken, bir kisi "bakara/makara" diye dini degerler ile alay ettiginde kimsenin sesi cikmaz.   Ayni sekilde Fransa yonetimi "ifade ozgurlu" Adina kendi ulkesinde milyonlari toplarken, ayni Fransa yonetimi Afrika'da O.Dogu'da saldiri duzenleyerek halkin yasam ozgurlugunu elinden alir.   Baska bir ornek;   Gezi bilincini destekleyen, Kobani eylemlerini desteklemez. Cunku politik ve deger ayrimciligi olarak cikarina tersduser.   Mesela Turkmenlerin oldurulmesine karsi cikarken, ayni bolgedeki diyelim kurdlerin oldurulmesine sessiz kalir.   Kendi politik cikarinda diyelim ses cikarirken, ISID'in ya da B.Haram'in yaptigi katliamlara sessiz kalir.   Filistin icin ses cikarirken, ABD'nin Irak'taki yaptigi katliamlara sessiz kalir.   Camilereayakkabi ile girildi diye karsi cikarken, Camide eylem yapanlar cami bombaliyanlar kuran yakanlara sessiz kalir.   Bir ornegi de ikiz kulelerden verelim. 3 binden fazla kisinin olumunu protesto ederken, ayni kitle; Afganistan, Irak saldirilarina onay verir.   Kisaca politik cikarda tutarli etik samimi durust v.s. bir karsi cikis ya da sessiz kalis mumkun degildir. Cunku her turlu deger sadece politik cikar temelinde degerlendirilir.   Bu oyle hal alir ki, katledilenler bile; bu politik cikarin bir somurusu kullanim araci haline gelir.   Ornekler hem yakin hem de gecmis tarihte o kadar coktur ki, isteyen soyle bir hafizasini zorlayarak; evrensel hukuk insan haklari ve her turlu hak ve ozgurlukteki bu ikiyuzlu cikarci dusunce ve davranisi gorbilirler.   Halbuki etik olmak ise, tutarliligi, durustlugu, ve en basta insanligi gerektirir.   Yani her turlu ve her bir deger olarak ellerinden yasam dahil her turlu hak ve ozgurlugu alinanlari ya da saldiriya baskiya ugrayanlari, katledilenleri kisaca kisiyi ya da ait oldugu sosyal halk grubunu onlarin degerlerine (milli dini v.s.) bakmadan ve kendi degerlerin ile (milli dini v.s.) mukayese etmeden hakve ozgurluk ihlallerini ortaya koyabilmek ise etik olandir.   Yani her turlu hak ve ozgurluk ihlalinde, C.Hebdo, Isid'in katlettikleri, B.Haram'in katlettikleri, tum dinikoktenci terrorist gruplarin katlettikleri ya da baska temelli terrorist gruplarin katlettikleri, devlet terorunun katlettikleri, emperyalist saldirilarin katlettikleri, kisaca kim nerede katlediliyor ya da hak ve ozgurlukleri ellerinden aliniyor, saldiriya baskiya ugruyorsa bunun hangi degere sahip olup olmadigina bakmadan ve politik cikar ikiyuzlulugu yapmadan dile gelmesi etik olandir.   Katledilen hak ve ozgurlugu ihlal edilen ve elinden alinan kim nerede ve ne degere sahip olursa olsun ayni insanlik ile degerlendirilmeli, katleden her kim nerede ve ne degere sahip ise de insanlik Adina dile getirilmeli ve kinanmalidir.   Iste insanoglunun en belirgin yasam ve iliskisi olan sosyal yasam ve iliski ancak bu etik algi ile saglanabilir.   Yani evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler talep edenleri, savunanlari ve destekleyenleri bir yana;   evrensel hukuk insan haklari hakve ozgurluk ihlal edenleri bir yana.   Zaten tarih her zaman aslinda ancak politik olanin hukukunun hak ve ozgurlugunun hem ihlal edildigini hem de kendisinin bunu ihlal ettigini gosterir.   Iste o yuzden de politik cikar savasi; bir guc otorite ve itidar savasidir. Cunku bu savasi kim kazanirsa, kendinden ve kendi degerinden olmayanin hukukunu hak ve ozgurlugunu ihlal edecektir.   Bu acidan kisinin etik olmasi basta farkindalik ve bilinc gerektirir.   Yoksa bukelemun gibi cikarina uygun hem kendi hak ve ozgurlugu ihlal edildiginde veryansin eder, hem de baskasinin hukuk ve hak ve ozgurlugunu ihlal ettiginde de ovunur.   Ulke ve toplumumuz acisindan soyut deger degerleme ve degerlerndirme olarak politik cikarin elinde bir somuru araci olan iki ana deger; dini/mezhepsel ve milli kokensel degerlerdir.   Zaten tarihte T.C. olarak bu iki degerden hangisi basta isedigerinin hak ve ozgurlugunu ihlal ettigini ve kendi bunyesinde de mezhep ya da koken ayrimciligi ve hak ve ozgurluk ihlali yaptigini gostermistir.   Emperyalizm ise hic bir zaman etik degildir, sadece guc otorite ve iktidar temelinde cikarina bakar ve tum etik degerleri ve basta hak ve ozgurlukleri bu temelde ya kullanir propagandasini yapar, ya da saldirarak yok eder ihlal eder.   Burada aci olan ulke toplumumun da bu oyuna gelmesi ve emperyalist yonetimine saldiri icin onay vermesidir. IsteFransa iki gundur O.Dogu'daki saldirisini artirmistir. ABD'de kendi kulelerini bilerek vurdurmasinin cikarini topumunun Afganistan ve Irak saldirilari destegi ile mukafatlandirmistir.   Evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukleri insanligin butunlugu Adina talep edelim savunalimve destekleyelim. Bunu ihlal eden kaynak her ne olursa da her nasil ihlal ederse de ayrimsiz cikarsiz karsisinda olalim.   Iste sosyallesmedeki etik olmak insanlik Adina budur. Aksi politikm cikarciligin ikiyuzlu durust olmayan cikarci bukalemunlugudur.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Radikalleşme ve Demokratikleşme Farkı / İlişkisi

Bugun insanoglu tarihine baktigimizda, kendisine dogumdan verilen degerlere; ya sorgulamasiz sarilmis ve savunmus, ya da yeri geldiginde de karsi cikmistir.   Bu degerler genelde, metafizik, varliksal, inancsal, ideolojik, izmsel, etik ve felsefi degerlerdir.   Genelde bilimsel bir temeli olmayan bu degerlerin, insanoglu cagi degistikce ve yasam ve iliski dozen ve sekli degistikce "eskimesi, gericilesmesi, tutuculasmasi, yobazlasmasi" soz konusudur.   Iste radikal yani, koktenci olarak bilinen bu "degerlerde ayak direme/degerleri her kese Kabul ettirme" takintisi, zaman zaman ve donemine goire deger cesidi olarak insanoglunun basina bela olmaktadir.   Gunumuz bu konuda, dini degerler olarak on plandadir. O.Dogu'daki ISID ya da Afrikada'ki Boko Haram, Afganistanda'ki Taliban ve genel olarak El-Kaide ve digger bolgesel kollari bunlarin basinda gelir.   Aslinda bu dini koktenci hareketlerin, O.Dogu da yaptiklari insanlikdisi ve vicdan disi yasam ihlalleri ile, daha dun gerceklestirdikleri Charlie Hebdo katliami; ayni koktenci alginin bir tezahurudur.   Yani bu koktencilere gore; onlarin dini algisi her ne ise, sadece yasam ve iliski olarak o gecerlidir ve buna oyle ya da boyle uymayanlar cezalandirilir. Buradaki cezalandirma, yasamlarinin elinden alinmasidir.   Bu koktenciler icin, olmenin ve oldurmenin bir degeri yoktur. Cunku bu sadece inanclari temelinde zaten olmasi gerekendir.   Bu yolda kimi ya da neleri feda edeceklerinin de onemi yoktur, cocugu bile kendi eylemlerine alet edebilirler ve kullanabilirler.   Kisaca radikallesme, hangi deger temelinde olursa olsun; insanoglunun canavarlasmasi ve cinnet gecirmesidir.   Kisaca deger her turlu kisiyi esir alir.   Dunya bu konuda her turlu ideolojik iancsal izmsel etik v.s. degerlerden radikalizm olarak cok cekmistir ve hala da cekmektedir.   Buna parallel olarak dunya bakis acisinin ve insanoglu beyin duzeyinin farkli bir algisi da demokratiklesmektir.   Nedir, bu baglamdaki demokratiklesmek, " sadece senin degil; senin disinda belki de senin degerine tamamen ters gelen, her bir ve her turlu digger degerlerin de olldugunun farkindaligi"   Yani dunyanin hangi cografya ve toplumu olursa olsun, hic bir cografya ve toplumda sadece tek bir konu ve kavramda bir degerin degil; ayni konu ve kavramda baska konu ve kavramda baska degerlerin de bulunmasi.   Burdan cikarak, birlikte ayni cografya ve toplumda surdurulecek olan sosyal bir yasam ve iliskinin, ancak her bir ve her turlu degeri icermesi"   Iste demokratiklesme, bir cografya ve toplumda bir birinden farkli her bir konu ve kavramdaki degerlerin birlikte ve beraber yasayabilmeleri ve iliski kurabilmelerini sagliyacak olan farkindalik ve bilinctir.   Peki bunun saglanmasi nasil mumkun olabilir?   Basta her turlu radikal deger algisindakilerin, digger degerlere mudahelesini baskisini onleyerek.   Bu aslinda bir esaret ve ozgurluk arasindaki algi farkidir.   Cunku, radikalizm; ancak kendi degeri ozgurlugunde digger degerleri esir alir.   Demokrasi ise, her bir degerin sosyal temelde digger degeri esir almasini onlemek icindir.   Yani radikalizmdeki tek sesliligin, demokrasinin cok sesliligini esir almamasi icindir.   Bu da bize iktidarin, gucun ve otoritenin demokrasinin elinde olmasi gerektigini aciklar.   Eger guc, otorite ve iktidar; radikalizmin elinde ise, zaten demokrasinin olmasi mumkun degildir.   Demokrasinin guc ve otorite ve iktidarda oldugu ortamlarda da, her hangibir radikal degerin digger her turlu ve her bir degeri esir almasi mumkun degildir.   Dunya insanoglu beyni ve beyin duzeyi olarak hala bu ana ikilemi yasamakta ve bunun savasimini vermetedir.   Evrensel hukuk, insan haklari her turlu ve her bir konu ve kavramdaki hak ve ozgurlukler, bir cografya ve toplumda farkli sosyal degerlerin biri birleri ile birlikte yasayabilmeleri ve iliski kurabilmeleri de hep bu demokrasi ile mumkundur.   Demokrasi kisaca "kendi degerlerini baskasina dayatmamak, zorlamamak ve baska degerlere mudahele etmemek ve her bir ve de her turlu degeri kendi degerin gibi kabullenebilmektir."   Demekki basta zihinsel devrim ve degisimdeki insanlasmak demokratiklesmekten gecer.   Yani "tek benim degerlerim degil; benim olmayan herkesin kendi degerleri ile birlikte benim degerlerim"   Burada algilanmasi gereken bir konu da, bir degerin yasayabilmesi icin; digger degerlere gosterilen saygi gerekir. Aksi, her bir degerin, digger deger altinda yasam tehlikesi vardir.   Yani guc ve otoritenin, tek bir degree verilmesi demek; digger degerlerinin yasam hakkinin elinden alinmasi demektir. Ayni zamanda o tek degerin de guc ve iktidari baska degree kaptirdiginda kendi degerinin yasam hakkinin elinden alinmasi demektir.   Kisaca radikallesme ile hem kisisel hem sosyal hem toplumsal her turlu mucadele, sadece demokratiklesme mucadelesi degil; kendinin de demokratiklesmesi mucadelesidir.   Guncelkonumuz, gelisen olaylar temelinde dini deger radikallesmesi tehlikesi olabilir.   Yalniz unutmamalidir ki, her turlu metafizik varliksal inancsal ideolojik etik ve izmsel radikallesme ayni tehlikeyi icerir.   Bu acidan demokratiklesme, bir politik degil; aksine etik degerler mozayiginin farkindaligi ve hem kendi hem de baskasinin degerini koruma, talep savunma Adina da zihinsel degisimin insanlasma yolundaki bir asamasidir.   O yuzden her bir beynin, sapkasini onune koyup; kendi beyin duzeyinin ne kadar demokratiklestigini sorgulamasi ve varsa kendi ideolojik inancsal etik ve izmsel radikallesmis degerleri, bunlarin da farkina ve bilincine vararak bunlardan kurtulmasi gerekir.   Aksi bir kisinin sosyal degil; kisisel, degersel toplumsal bir yasami demektir. Sosyalligi ve sosyal iliskisi de ancak radikalligi musade ettigi kadardir.   Demokratiklesmemis ve demokratiklesemeyen bir beynin, sosyal algisi yoktur. Sadece yasamini ve iliskilerini kendini esir ettigi konu ve kavramdaki degerine teslim etmis ve baskalarini da teslim alma cabasi icindedir.   Bunun da canavarlik siniri yoktur. Her turlu hak ve ozgurluklerin ihlalini guc ve otorite duzeyine gore icerir. Gunumuzde cagdaslasabilmenin ilk sarti beyinlerin ve zihinlerin dolayisi ile davranislarin demokratiklesebilmesidir.   Iste cagdaslik ve gelisen degisen caga ayak uydurabilme merdivenin bu ilk basamagindan baslar. Demokratiklesme, birey olmanin ve insanlasmanin da ilk basamagidir.   Demokratiklesme, sosyallesme ve iliski kurabilme ile de paraleldir.   Koktencilik ise, esir oldugu kendi her turlu cesitteki degeri Adina ya yasamini verir, ya da baskalarinin yasamini alir.   Demokrasi ise yasamin on sartidir. Hem yasamak hem de yasatmak icin.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

BİR DİLEK

Halinden memnun olmanın zenginlik olduğunu anlayamazsak, hayat boyu bahçemizde gömülü hazinenin farkında olmadan yoksul bir hayat süren adama benzeriz. Bir okulda ilkokul çocuklarına eğer gerçekleşecek 1 dileğiniz olsa bu dilekle ne yapmak isterdiniz diye sormuşlar. Çocuklardan bir tanesi, "Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsaydı, annemin istediğim kadar çikolata yememe izin vermesini dilerdim," demiş. Diğer çocuklar bunu onaylayarak alkışlamışlar. Bu gerçekten iyi bir dilekmiş. İkinci çocuk daha akıllıymış, "Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsa, o zaman bir pastaneye sahip olmak isterdim," demiş. "Bu sayede istediğim kadar çikolatayı kimseden izin almadan yiyebilirim." Belli ki bu çocuk daha akıllıymış ve arkadaşları mutlulukla onu alkışlamışlar. Üçüncü çocuk, "Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsaydı o zaman dünyanın en zengin insanı olmak isterdim," demiş. "Bu sayede sadece kendi mahallemdeki değil tüm dünyadaki çikolataları istediğim gibi yiyebilirim." Çocuklar daha da mutlu olmuşlar bu fikirle. Dördüncü çocuk, "Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsaydı o zaman gerçekleşecek sonsuz dilek hakkım olmasını isterdim," demiş. "Bu sayede dilediğim her şey gerçek olurdu." Öğrenciler deliler gibi alkışlamışlar. Belli ki bu son derece akıllıca, dahiyce bir fikirmiş. Sonra beşinci çocuk kalkmış. Nazik, sevecen bir çocukmuş. "Eğer gerçekleşecek bir dilek hakkım olsaydı," demiş. "Bununla, hiçbir şey dilemeyecek kadar halimden memnun olmayı dilerdim." İşte bizim öğretmenimiz bu çocuk olmalı.   Cem Şen

Radya

Radya

 

GÜNAYDIN 2015

Normalde yeni günü "GÜNAYDIN" diyerek selamlamayı çok seviyorum. Seviyorum ama hiç de selamlamıyorum artık neredeyse. Gün aydınlık değilken, gün aydın demek bana yapmacık gelmeye başladı sanırım. İşte bu yüzden yeni yıldan en büyük isteğim aydınlık günlere uyanabilmek..   Az önce çok güzel bir yeni yıl mesajı okudum:   "En çok neyi seviyorum biliyor musunuz, yılbaşı gecesi herkes aynı yöne doğru bakmayı başarabiliyor. Bütün umutlar, beklentiler hep aynı yönden gelecekmiş gibi, herkesin yüzü yeni yıla dönüyor. Bence dünya için önemli bir, bir olma anıdır yıl dönümleri..."     Keşke diyorum, keşke bu birlik sadece an'lar da kalmasa, çok daha uzun bir zaman dilimine yayılsa. O zaman sevgi, barış, huzur dileklerimiz sözlerlerde ve düşüncelerde kalmaz, bizler de daha mutlu sabahlara uyanabilirdik belki de.       2015'in herkes için, daha sağlıklı daha mutlu, daha huzurlu ve daha çok kazançlı yılların başlangıcı olması dileğimle..       Sevgiler

Radya

Radya

 

ÖZLEMEK, ÖLMEKTEN SADECE İKİ HARF FAZLA BE ÇOCUK

Sadece bir rüya idi aslında, ama düşündükçe, gözlerimin önüne geldikçe, ruhumda karmakarışık duygular uyandıran bir rüya. Hani "göğsüme fil oturdu" deriz ya, iki göğsümüzün ortasına. Sanki yarmış biri orayı, içine bir çuval taşı doldurup tekrar dikmiş. O vakit derin derin nefes almaya uğraşırsınız, ama ne mümkün. Çabalarınız beyhudedir, fil göğüs kafesinizin tam da üzerine oturmuştur bir kere…   İşte tam o noktadan, zaman zaman belki geçer diye yumrukladığım yerden, çatlıyor mu, yarılıyor mu, kanıyor mu hatırlamıyorum, fil değil, taş da değil, bana çiçek uzatan küçücük bir el çıkıyor. Suda tam boğulacakken, suyun yüzüne fırlar gibi nefes nefese, gözlerim ıslak uyandım sonra.   Çocukluğuma dair zihnimdeki en keskin hatıra annemin beni anaokuluna götürdüğü gündür. Ürkek bir kuş gibiydi kapıdan içeri girişim. Annemin yapıştığım elini bırakmakla, oyuncakların olduğu yere gitmek arasında yaşadığım tereddüt hala tüm canlılığıyla zihnimde, belki de ve de daha doğrusu kalbimde. Ben tam ikna olacak gibiyken, öğretmenin bize göstermek için yönelttiği loş bir ışıkla aydınlatılmış uyku odası içimde yanan o ufacık ışığın da sönmesine sebep olmuştu. O andan itibaren eve gidene dek hiç susmaksızın ağladığım için olsa gerek, annem bir daha anaokulu lafı etmedi.   Yıllar sonraydı, kızımın anaokuluna başladığı günler. O gün okuldan kızımı alıp anneme uğramıştım. Anneanne torun her zamanki gibi sevgi yumağı oldular. Annem okulla ilgili sorular sormaya başlayınca, o hiç beklemediğim serzenişi işittim, “Annem arkadaşlarımın anneleri gibi beni bahçede beklemiyor” dedi küçük kızım ve hıçkırıklara boğuldu.   O içimi lime lime eden gözyaşlarına rağmen yutkunarak da olsa aldırmıyormuş gibi yaptım ve hatta annemin bu aldırmaz görünen tavrım karşısında; "Sen ne kadar gaddar bir annesin." deyişini de duymazlıktan geldim.   Ellerim ellerini tutamadığı zamanlarda yaprak gibi titremesindi benim çocuğum, Ben yanında yokken kolsuz kanatsız hissetmesindi kendini tek dileğim. Hepsi buydu, ama sadece ve sadece buydu bir başka annenin bile anlamadığı…   Geçen yıl evimizde birkaç gün apartmanın çatısından düşen yavru bir martı misafir ettik. O ana kadar martılarla ilgili tek bildiğim inanılmaz sesler çıkardıklarıydı. Bu kısa dönemli ziyaretten sonra o sesleri ne zaman ve niçin çıkardıklarını öğrenecektim. Yarası beresi var mı yok mu anlamadan onu çatıya geri koymak istemedim. İlk iş ne ile besleneceğini öğrendim internetten, meğer ne çok çatıdan düşen martı yavrusu vakası varmış…   Odamdaki banyoyu hemen ona tahsis ettim. Bana hemen alıştı, kapıyı açtığımda bana doğru paytak paytak gelişi tek kelimeyle muhteşemdi. Aslında martıdan çok bir ördeği andırıyordu. Üç ya da dördüncü gündü sanırım, benimkisi banyonun penceresinden çatıya seslenmeye başladı. Karşılığında da yukarıdan cevap geliyordu. Annesiyle haberleşmenin yolunu bulmuştu. İçim burkuldu. Yavruyu hemen çatıya çıkarttık. Çatıdaki sevinç çığlıklarını tarif etmem imkânsız, ama asıl şok edici olan birkaç saat sonra yavrunun yine bahçeye düşmüş oluşuydu. Sonrasında çatılardaki martıları çok daha farklı bir gözle izledim. Çünkü artık biliyordum o kendilerini yırtarcasına çıkardıkları seslerin ardındaki gerçeği. Önce yavrular çatıdan düşmesin diye çabalıyor, uçma zamanları geldiğindeyse çatıdan atlasınlar diye yırtınıyorlardı.   Geçen yıl Üniversite tercihleri yapılırken bir yanım kal diyordu. Nasıl gönderirdim o kadar uzağa.. Düşüncesi bile beni nefessiz bırakırken, martıların çığlıkları hep beni kendime getirdi. Bırak uçsun diyorlardı sanki. Bıraktım da…   Onu Allaha ve sonrasında kendine emanet ederek bıraktım.   Şimdi o özgürce uçtukça mutlu oluyorum. Alışabildim mi? Hayır. Çünkü özlemek şairin de dediği gibi;   "ölmekten sadece iki harf fazla"   Fakat şu da var ki; o ne kadar uzakta da olsa, onun o güzel elleri tam o sızlayan yerde, göğsümün orta yerinde..

Radya

Radya

 

Uyarılmışlık / Uyarılış

Uzun zamandir "hani su herkesin ve herseyin ilk nedeni" konusu var ya, ya da "herseyin teorisi" denilen konu; bu temelde sorgulama, inceleme ve arastirma yapiyordum.   Aslinda bu arastirma cercevesinde bir seyin farkina vardim. Aslinda bu farkina varilan sey, yine herseydfe oldugu gibi, normal disi idi.   Sonucta bizim en buyuk hatamiz ve sorunumuz, hep etkenden edenden yapandan, varliktan v.s. yola cikmak.   Halbuki farkina varilmasi gereken bir edilgen; yani hareketsizi, hareketli kilan, pasifi aktif kilan, sessizi sesli kilan, dilsizi dilli kilan v.s. factor.   Basliga bakildiginda, basliktaki kelimenin etkenini ve de etken temelli turetilmislerini bulmak mumkun.   Uyari, uyarmak, uyarmis, uyaran v.s.   Iste insanoglunun sorunu da tam burda.   Yani kendinden degil de, baska bir etkenden yola cikma.   Dolayisi ile insanoglunu edilgen yapanda zaten bu.   Diyelim bir uyari, uyaran, uyaris, uyarmak fiilini yerine getiren var.   Iste buradaki "var" kilit nokta, yani bu vari dile getiren; uyaran degil, uyarilan, uyari degil, uyariyi almis olan, uyaris degil, uyarilis, uyarmis degil, uyarilmis olan, kisaca uyarmislik degil, uyarilmislik.   Neden mi? Yani var algisi uyariyi verenin degil, alanine algisi. Uyaranin degil, uyarilanin algisi v.s.   Aslinda hem yabanci dilde hem de turkce de, "uyarilis, uyarilmislik" v.s. temelli bir kelime ve kavram mevcut degil.   Zaten bu da bize; alisilagelmis alginin pozitivitesinin edilgenden degil, etkenden yola cikmasi.   Burdan aslinda yaratilis edilgeninin en buyuk rakibi de ortaya cikmis oluyor, uyarilis.   Iste bu temelde aslinda hersey cok daha net ve algilanir olarak ortaya cikiyor.   mesela soralim- yansiyan nedir?- uyarilanin yanitidir.   Uyaran nedir?- uyarilanin yanitidir.   Uyari nedir?- Uyarilanin yanitidir. v.s.   Boylece dilin onemi kavramlarin anlam ve icerigi bilginin ortaya cikisi ve de insanoglunun yani bizlerin kendi uyarilmisligimiz ile neyi ve nasil yapilandirdigimiz da ortaya cikiyor.   Boylece insanoglu faktorunun bir uyarilan olarak uyarilmislik temelinde herhangibir seyi ortaya koymasi ve yansiyani kendi uyarilmisligi temelinde algilayarak yansitmasi da daha bir algilanir hale geliyor.   Boylece yaraticiligin, tasarlayiciligin, planlayiciligin v.s. nin de uyarilan insanoglunun bu uyarilisi temelinde oldugu ortaya cikiyor.   Kisaca uyarilmislik, uyarilisin ve uyarilan insanoglunun aldigi bu uyariyi dile getirmesidir.   Yani uyarilan olmaz ise, uyari da uyaran da, uyaris da algilanamaz.   Uyarilanin algisi; uyariyi da, uyarani da, uyarisi da; uyarilan olarak kendi ortaya koyar.   Uyarani ortaya koyan; uyarilandir.   Uyarilma da insanoglunun akli ve gozlemi ile aldigi uyaridir.   Bu cok onemli bir farkindaliktir. Hem insanoglunun algilanmasinda, hem bu konuda dile gelenlerin algilanmasinda hem de yaratilis yerine, uyarilisin oldugunun algilanmasinda cok onemli rol oynayacaktir.   Bu farkindalik tum insanogluna ve dile ekleme Adina bir isik olsun!   Bu mesaj aslinda ara ara yeniden zihin olarak dogan, evrensel-insan zihniyetinin; yeni bir dogumu dolayisi ile bireyinin de yeni bir bilisselligidir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

anadolu

öylesine özel bir çoğrafyada yaşıyoruz ki anadolu antik kent yerleşimlerini saymakla bitiremeyiz hoyratlığımız ve aldırmazlığımız yanı sıra bir kaç menfeat uğrunu bunları tahrip etmekten vaz geçmiyoruz gecen hafta sonu doğa yürüyüşlerimizde bir olay beni yine etkiledi antik dönemlerde insanların psikolojik sebeblerinden ötürü yapmış oldukları bazı sembollerin define bulma amaçlı tahrip edilmeliri ayrı bir acı olaydır bu işle ilgilenen arkadaşlara sesleniyorum doğada her gördüğünüz sembol ardında lütfen bir şeyler aramayın bunlar bu coğrafyanın kültürel zenginlikleridir ve bunları bizden sonra gelecek nesillerinde mirası olduğunu unutmayalım

Yusuf Tongüç

Yusuf Tongüç

 

ilkbahar şiiri ve yazısı

ilk baharın havası,kuşların yuvası,kalplerin yarası.. kuşlar cıvıl cıvıl öter;çiceklerin kokusu heryere söker;tane tane yaprak döker...ilk baharın mutluluğu çiceklerin kutluluğu hoş geldin ilk bahar;kokusu mis gibi her yeri sarar ;güzelliği her şeye yarar;hoşgeldin ikbahar! yazın mujdecisi;hoşgeldin ilk bahar........ size bir şey diyeyim kim olursanız olun ilbahar bazen rüya gibidir.insanı cennete indirir,sanki. tabiyki siz ilkbaharın güzellikleri ile kendinizi överseniz. böyle olursa her şeyde bir umut olur...ilkbahar hissi bunu anlatır.lakin eyer normal bir şey gibi öylesine ona bakarsanız.. aynı bir insan gibi size asla açılamaz..zaten buda insanların bir ayrılış noktasıdır...

Lara Şengöz

Lara Şengöz

 

Ayaksız Yol..

Ayakları olmayanlar yolunu kaybedemez!     Sevdiğimden bu yana acelem var. Çelik çomak oynuyor aşk; yanak çukurunda. Ömür kuyusunun kovası iken ayrılık Islanıyor, ehli akla kadar duyu.. Nemlenen tüm uzuvlar, Tüm yağmurlar; omuriliğe çarpmalar.. Bir kibrit içimde yakıyor yaşamı. Yarınlarım için sol tarafımdaki ben'i görürsen Kaç; onlar sana ecnebi olanlar..   Tanık yok dışarıdan bakılınca Tanık olsun bana yüzünü ezberleten gölgen. Ben çalmadım elinin üstündeki titrekliği, Aşkları ben yok etmedim. Doğan çocuklara uçurum adını verip, yeltenmedim intihara. Ne ağzımla tarıyorum soyadını, Ne aşkları kaşlarının arasından vuran komandoyum. Ölümün kollarında barfiksler çekiyorum.   Her sonbahar bir yaş düşüyor, Kirpiklerime şimşeksi. Ağlatmasa özlemek bir bulutu, Kuraklığım cennete dönüşüyor.   Işığı olmayanlar karanlığını bulamaz..   Buldum; rengini arayan bir şarkının gizini. Duydular; Beni kelamlarımla beraber Ayrılığın tonuna bastılar / bir ritmin güzüne attılar.   Sen yatağına çekilen güneş Bir kere olsun benim için Çıkıp gel günün karanlıklarından.. Ve bul, ve dinle, ve sına beni. Latifkâr ağızlara takıldı resmi ismim. Kanayan yerlerimden melek düşmüyor. Masallar dillenmiyor ellerimden. Kâr etmiyor yaşama üs kalabalıklar kurmak. Ben kaderin in katmanından Al derinimden bir ikram Korku vurup uçursun bir ölümün eteğine..   İçine girmeyenler dışarıdan anlamaz..(F.E)

Mirim

Mirim

 

HELİN

Son'a bir damla kan kala ağızlarda Yaşam, firar; ölüm merhabadır. Sevdadan evvel sarfiyatınadır kulluğunuz. Cümle alem bilsin ki; Kalemimi tutuşturan Tanrının adıyla Seven/ler m a s u m d u r...!   Puştluğun anlam bulduğu dünyada, tanımsızlaştı can veren sevmişliğim. Ben yaşamı nasırından tanıdım Helin. Ahiri belli bu silinmişliğin..   Isırgan takvimler ansızlığın donukluğuna katıldı. Panzer gibi gürültülü, yıkıldılar üzerime. Mevsimler Helin, kahırlar için birleştiler Vadesi kısaltılmış ilkbahara, s i n s i c e..!   Gözlerin buraları sevmedi. Bakışların Helin, bir semt pazarında Tüm eşantiyon alıcılar, çıkar amaçlı satıcılar Ve bir terazinin kefesinde haksızca Sevdasını tarttıran iki can arasında Adını mahşer koyduğuna, şiirleri üzerine yemin ettiğin şairin -Azrail, o Azrail Ölüme yazıyor kalemi V a h a y f a...!   Puştluğun anlam bulduğu dünyada, tanımsızlaştı can veren sevmişliğim. Ben toprağa aşık oldum Helin Ahiri belli bu sessizliğin..   Bulut dedi ki; Gül'ü kopartırsan yağdırmam.. Teninde bırakırım gri'liğimi -ki renksizdir, göremezsin İyisi mi ı s l a n...!   Şükür ettim Kanatılmışlığı sol elimle okşadım. Sağ memesinden içtim cüzzamlı bir gezginin. Avuç içim fal yoksunu, sızlıyor kaderim. Toprak gibi kokum, dilim ve inan Helin, inan bana Aşk vermeyen topraktan da ş i k a y e t s i z i m....!   Düşüncelerime özgürlük verilecekmiş bu sene--nutuk işte..! Aklım,güneşinin hürriyeti misali kararmakta Sıcak ve kurak ve bereketsiz ve güvercin kanı ve yoksulluk ve ölüm Ve alabildiğine pas içinde Lakin güneşine senin, siyah yerine Helin Bir başka gün pozunda Sarı gülüşlü çocuk verilmişti--a n ı m s a..!   Şimdi o göğsündeki sızıyı Bir kızıl kısrak tepmesi bilir. Ben bu sevdada kaç kere kara'ya çaldım Helin(!) Bana teni tazelenmeyen bir gök g e t i r...!   Puştluğun anlam bulduğu dünyada,tanımsızlaştı can veren sevmişliğim. Ben yokluğuna secde ettim Helin Ahiri cehennem bu hikayenin..   Nur'landı günahıma cilalanan, inancımdan akan özlemim,çığ oldu yitikliğin Ruhumu taşıdı ellerin-serçe parmağıyla Araf'a Ben çok gece öldüm Helin. Aşk kere diriliyorum. Bu ne cehennem, bu hangi öpüşte içtiğim günahın bedeli(!) Bu hangi yelkovandan, tıkırdayan intihar gibi Yüreğimi ç a l d ı r a n...!   Yeter Helin yeter.. Çıkıp kaldırımlarda temizleyeceğim bedenimi Sen bana bir dua, Bir şehadet, Ve yaşın kadar tövbe g e t i r..!   Ve baldırı çıplak dünyanın giyinik insanları Dinleyin gözlerimden taşan çığlığı...   Unutmuştum. Unutmuştum ki; doğdum. Doğarken çıtırdadı adı konulmamış yarınım. Rüzgar dağıldı alnıma Toz savurdu gözlerime, iliklerime Kızgınlığıma yandım. Yüzümü kızıl şafakta yaktım. Dağıldım bu adisyonsuz sevda da. Yalana ve ihanete ve öfkeye ve pisliğe Son nefeste kapattım ( c a n ) e v i m i...!   Sen Helin sen... Ört beni güneşe ahımla Ört beni, gün ah'larımla   ...Kayıbım Helin..   Çünkü varlığının boğulduğu denizlerde Kıyıya ulaşamadı sol y e r i m..!   F.E

Mirim

Mirim

 

Ben Seni Her Gün Başka Türlü Seviyorum

Ben seni her gün başka türlü seviyorum Kimi gün bir kardeş gibi, bir bacım gibi Kimi zamanlar neşem gibi acım gibi.. Bazı zamanlar derdime ilacım gibi.. Ben seni her gün başka türlü seviyorum.   Her gün bendesin aklımdan hiç çıkmıyorsun. Sevdim seni ateş de olsan yakmıyorsun Her adımımda benimle bir atıyorsun Olmasan da her gece benle yatıyorsun Ben seni her gün başka türlü seviyorum.   Saçların gözün siyahtı karayı sevdim Yüreğime açtığın bu yarayı sevdim. Sen yaşıyorsun diye bu dünyayı sevdim. Her gün seni içip sarhoş olmayı sevdim. Ben seni her gün başka türlü seviyorum         Necdet GÖKNİL

necdetgöknil

necdetgöknil



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.