Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • simin

    Bağnu...

    Gönderen: simin

    2016/20 ocak akşam 21:00 Son konuşmamız sen bu dünyadan gitmeden 5 gün önceymiş... bilemezdim öleceğini... bilseydim hiç kızarmıydım sana...hiç sesimi yükseltirmiydim ? Asla.
    Kızdım sana çünkü;sen kendini çok fazla üzüyordun sen kendini asıl kahredecek olan kişiden fazla kahroluyordun.evet o senin kardeşindi daha 26 yaşında biri 6 yaşında biri 3 aylık bebeğiyle eşini kaybetmeye dayanamazdı.ama dayandı senden çok daha fazla. Kardeşin o trafik kazası neden oldu, nereden geliyordu eşi yanında kim vardı gerçeği öğrendiği zaman canının acısı nefrete dönüştüğü için çok dirayetli durdu ağlamadı.çünkü aldatılan kadının canı başka yanar. O kucağında bebeğiyle diğer kızına ileride neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onu aldattığı için normalde de ölmesini dilerdi emin ol! Son konuşmamız 1 saat 30 dakika konuşmuşuz yettimi yetmedi tabi ki. Hem ağladık hem de çok güldük ama sen "ağlerken güldürdün yine beni p.ç" dedin ya bana ☺ ben bu kelimeyi artık çok seviyorum.Hele sen 1.85 boyuna orantılı 41 numara ayaklarına ayakkabı bulamadığında o küçük yerde ben sana burdan alıp yollarken en hoşuma giden şey yine sana p.çlik yapmaktı.Kankaa bi ayakkabı buldum atıyım resmini dediğimde heyecanla beklediğin resimlerin 46 numara erkek sivri burun ayakkabı olduğunu gördüğünde de "sen insanmısın şindi ayvaan p.ç" dediğinde mağaza içinde tepinerek gülmeyi çok özledim.bana p.ç demeni özledim. bilseydim istediğin o mor ojeyi sana hemen ertesi gün kargolardım. sen ölünce mezarına getirdim koydum ama ne fayda. bende olan herşey sana çok güzel gelirdi bazen sanada aynısından alırdım bazen tipik boğa'lığımla inat edip bencilce sana vermezdim eşyalarımı.şimdi mi? aklından geçeni önüne sererdim olsan!
    biz insancıklar kaybedince anlıyormuşuz ya değerini kaybettiklerimizin ben bunu sende çok ağır tecrübe ettim kanka.
    • 1 yorum
    • 2.590 görüntü
 

"Yeni" Savaştıran Emperyalizm ve Halkların Yaşam Savaşı

Emperyalizmin tarihine baktigimizda, ozunun degismedigini fakat uygulamasinin ve goruntusunun bu oze bagli olarak ve de ozunun goruntusunu daha net sergileyerek cesitlendigini zaman icinde soyleyebiliriz.   "Yayilmaci, yerlesici, disaridan ekonomik ve politik mudaheleci" emperyalizm, 1960'lar ile yarattigi terorizm ile "iceriden karistirici ve iceriden yonlendirici ve yonetici" konuma gecmenin yaninda, organize ettigi terorizm ile de "ulkeleri icerden parcalayici/bolucu" konuma gecmistir.   Terorizmi cikar elde edecegi ulke ve toplum temelinde yetistiren besleyen ve destekleyen emperyalizm; SSCB'nin parcalanmasinda en tarihi katkisini gostermistir.   Burada emperyalizmin kendi acisindan artik ulke ve toplumlari ele gecirmesi ya da karismasinin sekteye ugramasi, emperyalizme Yarattigi terore kendini vurdurarak (ikiz kuleler, 7/7 Londra teroru v.s.) kendince once kendi halkinin sonar da digger ulkelerin yaptigi propaganda ile "teroru vurmak icin, yerinde savasmak gerekir" siari ile Afganistan'dan basliyarak; direk kendi terorunu ve askerini kullanmak kaydiyla, ulkelere direk saldiriyi kendine mesru ve mubah kilmistir.   Irak ve Afganistan basta olmak uzere, kendi askeri ile saldirmasinin kendine verdigi "zararin" farkina varan emperyalizm; SURIYE SAVASI ILE BIRLIKTE SAVASAN KONUMUNDAN SAVASTIRAN KONUMUNA GECMISTIR.   Iste emperyalizmin bu yeni yuzu "savastiran emperyalizm" dir.   Bilhassa Irak'ta her turlu "zarari" yasayan emperyalizm, Suriye'de ayni hataya dusmek istememistir.   Elinde baska ulkelerin askerlerini Suriye'de savasa surukleyecek bir bahanesi de bulunmamaktadir.   Iste savastiran emperyalizm bu sonuctan dogmustur.   Peki nedir savastiran emperyalizm?   Savastiran emperyalizm, elde edilmek ve parcalanmak istenen ulke ve toplumun direk resmi hukumetine karsi savas acmak icin, SAVASACAK TERORIST GUCLER YARATMAK, BESLEMEK, ONLARA YARDIMLIK VE YATAKLIK YAPMAKTIR.   Iste bugun Suriye'de olan budur. Yani Suriye ic savasi, ne emperyalizmin kendi askeri ile ne de savastirdigi ulkelerinm askerleri ile yaratilmis bir ic savas degildir.   Bu ic savas, direk dunyanin cesitli cografya ve toplumlarindan toplanan ve ic savas cikartilacak ulke ve toplumda da ayarlanan genelde toplum icinde dusunce ve davranislarindan dolayi suca yonelik suc islemis halk deyimi ile "hapishane kackinlari" ndan yaratilmistir.   Burada o eski terror hareketinin adi ne icin savasir gorunmesi v.s. ise tamamen algi operasyonudur ve kafalari karistirmak icindir.   Cunku bu hapishane kackinlarinin tek yaptigi saldirmak ve oldurmek ve de bunun icin olmekten baska bir sey degildir.   Yani siarlari "oldurmek ve oldurmek icin de gerekirse olmek" dir.   Yani insanligin "yasamak ve yasatmak" siarinin tamamen ziti insanlik ve vicdan disi bir siardir.   Bu insanlikdisi hapishane kackinlarina karsi verilen tek savas, halklarin artik yasam savasidir.   Tabi ki her zaman oldugu icin halklarin bu yasam savasini kendi politik cikari icin kullananlar olmustur ve olacaktir.   Kisaca bu savastiran emperyalizmin yarattigi sadece "insanoglu katletme makineleri" olmanin yaninda, insanoglunun ve doganin tarihin hic bir degerine de saygi gostermemek ve ne varsa yakip yikmaktir.   Bir yerde bir ulke ve toplumunda yaratilan ic savas ile "teksaslar yaratmak" olmustur.   Kanun kural yoktur, gucu olan digerini katleder ve de kendi gucu temelinde katletmedigini kendine boyun egdirir ve biat ettirir.   Bu yeni savastiran emperyalizmin digger bir sonucu da, emperyalizmin robotlastirdigi ve cemaatlestirdigi dunya gencligine "yeni bir moda" sunmasidir.   Bu modaya gore dunyanin cesitli yerlerindeki gencler, maceraya atilmak Adina bu hapishane kackinlarina ve onlarin yarattigi hukuksuzluk ve adaletsizlige ozenti duymakta ve katilmak istemektedir.   Aslinda bu savastiran emperyalizm, belki de emperyalizmin bugune kadar kendi cikari Adina buldugu en gecerli yol olacaktir. Cunku.   Dunyada her cografya ve toplumda orgutlenecek hapishane kackinlari vardir.   Bunlari her turlu besleyen, yetistiren, yardim ve yataklik eden emperyalizmin sonsuz kaynagi vardir.   Olenlerin yerine yenilerinin gelmesi ve hatta cocuklarin dahi bu katliamlarda kullanilmasi, her turlu bu kanunsuzluga ve adaletsizlige ozendirme ve de dunya gencliginin bu maceraya atilmak icin can atmasi.   Evet, bugun Suriye savaslari ile emperyalizm, yeni bir savastiran emperyalizm donemine girmistir ve bu donemin her turlu yaptiklari aslinda emperyalizmin de o gizlenmeye calisilan ozunu aslinda artik gizliyememesidir.   Bugun Suriye haritasina bakanlar emperyalizmin yarattigi bu aci tabloyu gorebilirler.   Burada bu hapishane kackinlarinin adinin ya da oynadigi etik ya da inanc yonunun (dini ya da milli) hic bir anlami ve onemi yoktur. Bu sadece bir algi operasyonu olarak asil yapilanin ozunun gizlenmesi adinadir.   Burada olan tek sey ise, halklarin yasam savasi ve sonu getirilmeye cal;isan insanoglunun her turlu verdigi insanlik ve vicdan savasidir.   Iste bu acidan bu yeni savastiran emperyalizme karsi olabilmenin tek yolu, onun bu savastiran taraflarindan biri olmamak ve aksine yasam savasi veren halklardan yana olabilmektir.   Iste burada herkes inancini ideolojisini ve her turlu etik deger farkini bir tarafa birakip; yasam savasi veren halklarin bu halklar ne kim olursa olsun, yanlarinda yer alabilmektir.   Zaten boyle bir algiyi onlemek icin emperyalizm her turlu din milli etiok mikroayrimci savas cigirtkanligini da yapmakta ve yaptirmaktadir.   Cunku amac oyle ya da boyle bu hapishane kackinlarinin her turlu vahsetine taraf bulabilmek ve onlarin bu yaptigini algi operasyonu ile mesru ve mubah kilmaktir.   En azindan taraflar yaratmak ve olmasi gereken yasam savasi veren halklarin desteklenmesi ozunu kacirtmaktir.   Emperyalizm ile bu hapishane kackinlari arasinda her turlu oyun mevcuttur. Yani emperyalizm sadece onlari beslemek yaratmak yardim ve yataklik etmek ve ettirmek ile kalmaz; sanki onlari yaratan kendi degilmis gibi, kendisini onlar ile savastirir da gozukur.   Ortada olan bir cikar projesinin yerine getirilmesi Adina; emperyalizm bu hapishane kackinlarini herturlu savastirir, geri cektirir v.s. yani istedigi gibi yonlendirir ve idare eder.   Bugun basta Suriye olmak uzere tum O.Dogu'da bu hapishane kackinlari cesitli adlarda ve inanclarda ideolojilerde savastirilmakta SANKI BIRI BIRI ILE SAVASIYORMUS IZLENIMI BILE VERILMEKTEDIR.   Bu cesitli hapishane kackinlarinin adi ya da gorunen inanci ideolojisi ne olursa olsun, hepsinin ortak yani; halklara saldirmak ve onlara yasam hakki tanimamaktir.   Iste o acidan herkes tarafini iyi secmelidir.   Ya savastiran emperyalizmin cesitli neden ile ideolojik ya da inancsal savasan bir tarafinda olmak, ya da yasam savasi veren halklarin tarafinda olmak; iste bu secim insanlik ile yasam ve yasatmak ile, insandisilik ve olmek oldurmek farkidir.
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

BOP'a Karşı Tutumlar -Qua Felsefesi

BOP temelinde O.Dogu sekilleniyor.   Bunun ilk ayagini Irak'ta gorduk   Ikinci ayagini ve Irak'a da sicrayan ayagini da Suriye'de gorduk ve gormekteyiz.   Irak'i bizzat ABD askeri teroru dagitti.   Tabi oncesinde kendi ulkesindeki ikiz kuleler katliamini duzenledi ki, Irak'a terrorist saldirisini yapabilmekicin elinde bir bahane/neden olsun.   Aslinda bunun ilk baslangici ABD eliyle Islam gorunuslu terrorist hareket olan El-Kaide'nin kurulmasi ve ilk savasini SSCB'ne karsi Afganistan'da vermesidir.   Ayni ABD turkiye icin de PKK'yi kurdu.   Kisaca BOP once orgutlendi, sonar da yasama gecirildi.   Gunumuze donersek;   Bugun ABD'nin kurdugu bir cok satin alinmis eli kanli teroristlerden olusturulan gruplardan ISID bugun O.Dogu'nun gundemindedir.   Burada farklipolitik algilar farkli cikar temelinde ISID'akarsi tutum almaktadir.   Bugun ISID Yemen dahil, Irak ve Suriye sinirlari bunyesinde her turlu katliamli terorizmini gerceklestirirken;   Eger burada hic bir direnc yoksa;katliam sadece haber olarak yayinlanmaktadir.
Son ornek "ISID Yemen'de cami bombaladi, 31 olu"   Eger ISID terrorist saldirisini duzenlerken, bir direnc ile karsilasirsa; bu direnc; Suriye ya da Irak resmi hukumetlerinden geldiginde de olay yine sadece haber olarak gecer.   ISID'in saldirilarinda direnc gordugu ve farkli tutumlarin sergilendigi tek terrorist saldirilar, Irak Suriye resmi gucleri disinda kalan, Kurd kokenli silahli milislerdir.   Bu once Irak ta yasanmis ve tutum farki getiren son donemin basilica bolgeleri;   Rojova, Kobani ve en son de El tayyab olmustur.   Bu uc boolgede de ISID terrorist saldirilari puskurtulmus ve bolgeler kurd silahli gucleri tarafindan ele gecirilerek, ISID katliamindan kurtarilmistir.   Bu arada en buyuk Ironi, ABD nin ISID'i hem yaratmasi hem yardim etmesi ve beslemesi hem de ne zaman Kurd bolgelerine saldiriya gecerse de onlari bombalamasidir.   Yani ABD sadece ISID'in kurd bolgelerine saldirisinda ISID'a karsi devreye girmekte ve o bolgeyi koruyan kurd silahli milislerine yardimci olmaktadir.   Kisaca algi olarak ABD BOP temelinde bir yerde ISID'a soyle demektedir "Kurd bolgelerine saldiracaksin, orada kurd silahli milisleri egemen olacak sen de geri cekileceksin."   Kisaca ABD ISID'i BOP temelinde kurd bolgelerine saldirtmakta ve orada olusturulacak bir kurdistanin insasini pratikte yerine getirmektedir.   Burada iki turlu tutum vardir.   BOP'un esbaskani ve surekasi ISID'i desteklemekte ve olusmakta olan Kurd bolgesine karsi cikmaktadir.   Yine BOP temelinde olusmakta olan kurd bolgelerini savunanlar da ISID'a karsi cikmaktadir.   Butun bu olumu politik etik cikar temelinden cikarip qua felsefesi ile tum olup bitene bakmak ta, ancak olup biteni algilama Adina olumcul bir oneme sahiptir.   Buradaonemli olan etik olmak ve etik olmanin temelinde dunyanin hangi cografya ve toplumunda olursa olsun, halklara saldiranlari terorizmi katliamlari lanetlemek ve bolgede yasayan halklarin hak ve ozgurluklerinden yana olmaktir.   Yani konu ne ABD, ne onun BOP'u ne ISID, ne Kurd milliyeti ne de kurdmilisleri degildir.   Konu kimin bu saldirida planlayici uygulayici olarak yer aldigi ve halklara saldirdigidir.   Burada gorunen sey ise, planlayicinin ABD, bu plani uygulayici saldirganin da ISID oldugudur.   Iste bunu savunan ve buna karsi eylem koyan herkesi elestiren politik ve idseolojik cikar; ne insanlik ne vicdan ne de halklardan yana olma egilimi tasimaz.   Onlar icin saldiran planlayan degil; bu saldiri ve plana karsi cikanlar elestirilir.   Yani halklarin dusmanligi ve katliamlar altinda olmalarina goz yumulma soz konusudur.   Diger bir tutum da, orada ve nerede olursa olsun yasamakta olan halklara her turlu saldiriya planlayici ve uygulayicilara karsi cikmak ve bolge halklarinin hak ve ozgurlugunden yana olmaktir.   Bu temelde bu halklari bu sdaldirilardan koruyanlarin da desteklenmesi soz konusudur.   Burada da yine politik etik cikar one cikmaktadir.   Bu savunuyu yapanlarin kurd milisleri olduguna kurd olduklari icin destek vermek ve bu temelde BOP'un planlayicisindan yana olmak.   Iste bu cikarin digger cikardan farki; katliama karsi cikmaktir. Buradaki ilksorun, bu savunuyu yapan kurd milislerinin politik cikar geregi hareket edip etmedigine dikkat etmek ve yapildiginda da karsi cikmaktir.   Mesela kurd silahli milisleri ele gecirdigi bolgelerde kurd milliyetciligi temelinde eger etnik bir yaptirim uyguluyorlarsa, onlarin da aslinda ISID'dan bir farki kalmaz ve bunu goz yumanlarin da ISID'a goz yumanlardan farki kalmaz.   Burada olmasi gereken ise sudur.   Hem planlayici ABD'ye hem de saldiran ISID'a karsi cikmak; hem de orayi ele geciren kurd milislerinin etnik katliam baski ve zorlamalarina karsi cikmaktir.   Yani kimseden yana olmamak, sadece bolge halklarinin hak ve ozgurluklerinden yana olmak ve bu yanaligi da onlarin etnisitesi temelinde yapmamak, sadece baski ve katliam altindaezilen halklar oldugu icin onlardan yanma olmak esastir.   Yani konu ABD ISD dini ve mezhepsel ya da ideolojik ve inancsal yanasim degil, etik etnik milliyetcilik degil, savunanin etnik kimligi degil; sadece ve sadece kim ne olursa hangi etnisiteye ve mezhebe dine inanirsa inansin; saldiri altindaki bolge halklarinin hak ve ozgurluklerinden yana olmaktir.   O yuzden de tartisma ABD BOP ISID ve kurd silahlimilisleri ya da kurd halki degil; saldiriya ugrayanb halklarin etnigine mezhebine inancina bakilmadan halk ve ozgurluklerinin savunulmasidir.
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Devletin Dini ve Milliyeti / Hükümetin Dini ve Milli Siyaseti Olamaz.

Bir devlet, ait oldugu cografi ve toplumsal birlikteligin devleti, bir hukumette ait oldugu cografi ve toplumsal birlikteligin bir hukumetidir.   Dolayisi ile farkli halklarinin ve kesimlerinin ve de farkli sosyo-etik degerlerinin oldugu bir cografya ve toplumun devleti ve hukumeti; tum bu toplumun farkli degerlerini kucaklayacak bir yonetim yonlendirim yapilanma ve isleyis temelinde olmalidir.   Yani ne devletin bir resmi dini ya da milliyeti, ne de hukumetin bir resmi dini ya da milli siyaseti olamaz.   Olursa bu toplum bunyesinde bir ayrimcilik otekilestirme boluculuk ve birinin digeri ustundeki ustunluk ve hakimiyetini yaratarak adaleti bozar.   Adalet hukuk hak ve ozgurlukler eliyle devletin ve hukumetin tum vatandaslarina degerleri ne olursa olsun esit ve esitlikci mesafede olmasidir.   Bu da zaten toplumsal ve cografi olarak normasllesmis cagdaslasmis ve sivillesmis bir devlet ve hukumetin, prensip hukuk hak ve ozgurluklerr olarak iktidara soyunan her bir partisinin tuzugunde etik temelde dini ve de milli bir politika icermemesi anlamina gelir.   Iste ancak bu sekilde bir parti, ne etik milli ve de dini bir politik cikar duygu somurusu ve su istismar yapabilir, ne de kendi politik cikar ve somurusunu tum toplumu farklari ile kucaklayacak olan bir devlete ve hukumete tasiyasbilir.   Boylece hem devlet ve hukumet siyasetin bu yonunu onleyebilr, hem de partiler iktidara geldiginde kendi politik cikar ve somuruleri Adina hukumeti ve devleti ele gecirip; tek parti iktidarinin devletini ve hukumetini kurabilir.   Iste gunumuzun cagdas devlet ve hukumet algisi isleyisi ve yapilanisi budur.   Boylece toplum devleti ve hukumeti eliyle bunyesindeki tum sosyo-etik farklari kabullenmeyi birlikte farklari ile yasamayi ve bir birlerinin farkli degerlerine saygi gostermeyi de ogrenir.   Iste ancak boyle bir toplum ve cografyanin rejimi sistemi demokratik hak ve ozgurlukcu evrensel hukuk ve insan haklarina bagimli gelisen ve caga ayak uydurabilen bir toplum ve ulke olabilir.   Bunun aksini savunan digger her bir gorus; ya belirli bir ideolojik ve inancsal cikar somuru ve su istismar icerir ve toplumu ve ulkeyi ayristirmaya otekilestirmeye ve kendi degerlerinden olmayanlara yonelik nefret soylemine ve tum toplumun farkli halk ve kesimlerini tek bir etik degree milli ya da dini zorlamak ve bunun icin her turlu baskiyi kurmak, yalani soylemek, korkutmak tehdit ve santaj etmek durumundadir.   Boyle durumdaki bir toplum hic bir zaman normallesemez, sivillesemez, cagdaslasamaz ve daimi bir kaos kutuplasma altinda ustelik istikrarsiz ve iktidara gelen eliyle de ikircimli bir nesiller savasimina, mucadelesine donusur.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

7 Haziran Seçimlerinin Türkiye Tarihindeki Diğer Dönüm Noktası

7 Hazirandaki milletvekili secimleri, sadece AKP ve biatci surekasinin Turkiye ulke ve toplumunu, teokratik, otokratik tek bir diktatore teslimiyetci gidisatina "dur" deme acisindan bir donum noktasi degildir.   T.C. ne bir devlet ne bir hukumet ne de bir rejim olarak ne de anayasada belirtilen "sosyal, hukuk" olarak bir yonetime hic bir zaman sahip olamamistir.   Iktidara kim geldi ise, devlet ve de hukumet onun politik cikar politikasinin bir duygu ve ekonomi somuru araci olmus, devlet ve hukumet iktidar partisinin politik yonetim ve yonlendiriminden kurtulamamistir.   Burada aslinda etigin en onemli iki degeri olan milli/kokensel ve dini/mezhepsel yonlendirme ve yonetimler devlet ve hukumetin tek sesliliginin bir gostergesi olmustur.   Dunya bilgi ve bilisim caginda, ozgur birey devletler cagidir ve devletler hic bir iktidarin etik seciminin politikasinin araci olmamakta ve olamamaktadir.   Ulkemizde de Turkiye tarihinde ilk defa, iki sene once gezi ile gelen ve tamamen a politik fakat sosyo-etik bilincli hareket; tum ulke ve toplumuna sosyo-etik degerler farki mozayiginin nasil ortak bir sorun bunyesinde bir araya gelebilecegini ve bir araya gelenlerin sosyo-etik farklarinin hic bir sorun olmadigini aksine saygi ile karsilandigini gormuslerdir.   Bir ulkenin devleti, anayasasi, meclisi, ve her turlu kurum ve kuruluslari; o ulke bunyesinde yasayan her bir sosyo-etik farktaki halklar ve kesimler icin vardir.   Hic bir devlet ve hukumet meclisi ya da anayasasi ve de kurum ve kuruluslari ile hic bir partinin ya da iktidarin kendi politik cikari Adina benimsedigi tek milli ya da dini sosyo etik degeri onun iktidari eliyle ve Adina; toplumuna yonlendirim ve yonetim olarak dayatamaz.   Aslinda olmasi gereken hic bir siyasi parti ya da hareketin ve de iktidarin sosyo-etik hic bir degeri kendi politik cikari Adina bir kullanim ve somuru araci yapmamasi ve yapilmamasinin da kanunlar ile onunun kesilmesidir.   Iste Turkiye bu gelen secimler ile, sadece AKP temelli dini temele hapsolmak tehlikesi ile karsi karsiya degil; "eski tas eski hamam" olan iktidara gelen partinin kendi politik cikarini toplumun uzerinde tek bir etik degerde somuru araci olarak devlet ve hukumeti ele gecirmesi ile uygulamasinin da sona erdirilmesi acisindan bir donum noktasindadir.   Kisaca, amac 1980 oncesine de 1923'e de donus olmamalidir.   Amac, cagdas ve evrensel hukuku insan haklarini ve herturlu halk ve kesimin sosyo-etik farklarini hic birini bir birinden ayirmadan ve birini digerlerine ustun kilmadan saglanacak bir anayasa bir meclis ve bunun temelindeki sosyal demokratik hak ve ozgurlukcu bir devlet hukumet ve her turlu kurum ve kurulus olmalidir.   Eger bu saglanamazsa, AKP iktidara gelmese de, bu donum noktasi asilmis sayilamaz.   Sonucta toplumu devlet hukumet kurum ve kuruluslar anayasa ve meclis eliyle politik temelde tek bir sosyo-etik degere zorlamak ve bunun icin de her turlu baskiyi kurmak Turkiye ve toplumu acisindan cagdaslik firsatinin kacirilmasi ve aslinda hic bir seyin de degismediginin kaniti olacaktir.   O yuzden secimlerden ne sonuc cikarsa ciksin, amac bu sosyo-etik bilincli her turlu yonetim ve yonlendirimin ulke bunyesindeki her bir kurumda saglanmasinin mucadelesini vermek olacaktir.   Yoksa dini/mezhepsel baskinin ortadan basta bir sosyo-etik deger ile kaldirilmasi sadece "eski taseski hamam" daki yapilan baskinin adinin degisimidir.   Iste tam da bu nedenden bu secimler ulke ve topluimu acisindan cagdaslasmaya yonelmek ya da ortacagda kalmak ya da 1900 lere geri donmek olacaktir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Oynatmaya az kaldı, doktorum nerede?

Erdoğan, "Papa'nın özel uçağı var, bizim dini liderimizin neden olmasın?" demiş. Eh, ne de olsa erkek deveyi dişi deveden ayırt edemeyeceğini düşündüğü bir topluma seslendiğinden, gerçeğe ve akla mugayir beyanlar vermekten çekinmiyor.   1 - Papa'nın özel uçağı yoktur. En son Türkiye ziyaretine de Alitalia'nın (İtalya Hava Yolları) kendisine tahsis ettiği uçakla gelmiştir.   2 - Türkiye ziyaretinde kullanmak üzere Fiat Albea araç talep etmiş, ancak kendisine güvenlik gerekçesiyle lüks bir araç tahsis edilmiştir.   3- Papa yalnızca bir dini lider değildir. Papa, Vatikan Devleti'nin devlet başkanıdır. Aynı zamanda dünya üzerinde 1 milyardan fazla kişinin ruhani lideridir.   4 - Erdoğan "Bizim dini liderimiz" demiş. Türkiye'nin resmi ya da gayriresmi olarak ne zamandan beri bir dini lideri var? Diyanet İşleri kanunla belirlenen görevleri yerine getiren bir kurumdur ve başkanı da dini lider değil, atama ile görevlendirilen bir memurdur. Yoksa... Şeyhülislam..? Halife..?   5 - Son olarak,   - Şecaat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler.   - Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.   - Oynatmaya az kaldı, doktorum nerede?

yam_yam

yam_yam

 

Sosyo-Etik Değer Tarafı ve Tarafın Diğer Tarafları Ötekileştirmesi

Toplumumuzun en onemli sorunu kendisine dogumdan itibaren verilen her turlu deger, veri ve tabuyu sabitlestirmesi ve sahiplenmesi temelinde; "kendi degerinden baska bir degeri tanimamasi, ona karsi cikmasi, onu otekilestirmesi ve bunu da degere yonelik degil; sadece ve sadece kendi degerine karsit, zit, dusman, ters v.s. olarak algilamasidir.   Bu yukaridaki paragrafta ne denmek istedigini ornekler ile acikliyalim.   Diyelim bir kisi, deger olarak "turkcu, Ataturkcu, sunni, turkmilliyetcisi v.s." onun acisindan bir tek "turk, Ataturk, sunni, turkmilliyeti" "dusmani, karsiti, zitti, tersi v.s. vardir.   Yani kisaca bir deger sahibi, kendi degerinden olmayani "dusman" ilan eder.   Zaten bu "dusman" ilan etme, basta her turlu dusunce ve bilginin karsilikli paylasilmasini onler.   Cunku "dusman" ilan edilen deger; sadece "karsiya alinir, nefret soylemine tasinir, otekilestirilir" v.s.   Burada ilk sorun beynin algidaki siniridir. Yani beyin sadece kendi degerlerinden olanlari algilar, olmayanlari da red eder.   Burada beyin acisindan red edilenlerin hepsi ayni kefeye konur.   Yani bir turkcu deger icin, turkcu olmayan her bir deger sadece "turk dusmani ya da turkofobiktir"   Halbuki, kendi degerinden olmayan baska her bir deger biribirinden algi bilgi bilinc ve farkindalik olarak farklidir.   Yani mesela bir turkcu olmayan hem turk dusmani olmayabilir, hem de turkcu olmayan diyelim baska milliyetlerden olan, milliyetci olmayan farklar vardir. Yalniz bu onlarin "turk dusmani" oldugu anlamina gelmez.   Bu her konuda boyledir. Diyelim musluman olmayan bir kisi, baska bir diune de mezhebe de sahip olabilir, dinsiz de olabilir. Yalniz bu onlarin "musluman dusmani" oldugu anlamina gelmez.   Bu tikaniklik ve algi kapaliligina sahip beyinlerin, kendi degerleri disinda kalan her bir degeri ayni kefede otekilestirmesi zaten bu beyinlerin bilgive dusunce paylasmaktan ziyade; sadece ya kendi degerlerini dayatmalari savunmalari ya da kendi degerlerinde olmayanlara karsi cikmalari otekilestirmeleri ve sonunda zaten olmayan bilgi ve dusunceden, direk yazara ve kendi degerinden olmayana yonelmeleri; toplumumuzun bir ortak noktada birlesememesinin bir tezahurudur.   Bu ufuklar acilmadan ezberler bozulmadan ve bu alisilagelmis "kendi degerine ikna etme/olma" aliskanligindan kurtulmadan; hic bir ortamda farkli degerlerin bir biri ile olan her turlu karsilikli fikir alis verisi mumkun degildir.   Bunun pratikte de boyle oldugu, sanal sosyal medya da ve gercek yasam ve iliskide de bir okur ya da yazarin kendi yasam ve iliskisinde gozlem acisindan en guzel ornektir.   Her; turk olmayan turk dusmani degildir.   Her musluman olmayan, musluman dusmani degildir.   Her Ataturkcu olmayan, Ataturk dusmani degildir.   Her AKP'li olmayan, AKP dusmani degildir.   Her milliyetci olmayan milliyet dusmani degildir.   Her dinsiz, din dusmani degildir.   Her inancsiz inanc dusmani degildir.   Kisaca "her A olmayan, A dusmani/A fobik degildir.   Ayrica her A olmayan sadece kendi tek sinirli karsiti olan B de degildir.   Ornek verelim.   Her materialist olmayan, idealist degildir.   Her sunni olmayan Alevi degildir.   Her turk olmayan, kurt ya da Ermeni degildir.   Her kurdum diyen, PKK'li degildir.   Ne her turk, diyelim soykirima karsi cikar; ne de her ermeni soykirim der.   Kisaca her turlu deger ve o degerlerden olmayan illa bu degerden degildir.   Zaten bu algilansa ve bu tikanikliktan kurtuluna cok farkli bir toplum oluruz.   En azindan ayristiracagimiza her birimiz biri digerinin farkli degerini kabullenir ve icsellestirir.   Kimse kimseye kendi degerini dayatmaz ya da kendi degerinden olmayani otekilestirmez.   Tabi bu her seyden once bilgilenmek sorgulamak cagdaslasmak ve insanoglunu bir deger temelinde "oyle, ya da ona dusman" gormek yerine, kendi gibi insanoglu olarak gormek ve her bir insanoglunun diger her bir insanoglunu onun her turlu farkli degerleri ile Kabul etmektir.   Iste ancak bu bilinc, tarihi cografyayi ve her turlu degerlendirmeyi, gercekci ve oldugu gibi ortaya koyabilir.   Aksi bir turkcu icin, ya hersey turkluk perspektifinden ve bu perspektiften olmayan da turkofobik, turk dusmani perspektifinden algilanir.   Halbuki alginin perspektifi turkluk ya da turk dusmanligi degil; diyelim tarihin oldugu gibi gelismesi ne ise onu ortaya koymaktir. Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Etiğin, Nitelikleri ve Çeşitleri

Etik, felsefi kullanim ve paylasimda bir kavram olarak; her bir beynin kendi bunyesindeki ...e gore temelli algisinin bu kavrama verdigi anlam ve icerioktir.   Dolayisi ile o klasik dildevrimi oncesi "Etik budur/bu degildir" seklindeki bir determinist ve mutlak dogru iceren bir aciklama, bugun gecerli degildir.   Evrensel-insan zihniyetine gore etik kavramina verilen anlam ve icerik "bireyin yasam ve iliskisindeki her turlu zihni yetisinin islemesi ve davranis oloarak yansimasidir."   Yukaridaki . ... e gore ve verilen anlam ve icerige gore;   Etigin cesitleri;   Bireysel, Toplumsal ve sosyal etiktir.   Nitelikleri ise;   Bilimsel, evrensel ve adil temeldeki bilisselligidir.   Simdi bunlari sirasi ile, aciklayalim.   Bireysel etik: Bireyseletigin iki yonu vardir.   Birincisi bireyin kendi etigi, ikincisi de bireyin yasadigi toplum ve cografyanin bireye tanidigi ve bu toplum ve cografyada yerlesmis algidaki etik ve etigi kullanma hak ve ozgurlugudur.   Bireysel etik, birey acisindan sadece onun her turlu zihin degerlerini icerir.   Diger ayagi da, bireye icinde bulundugu ortamda taninan etik hak ve ozgurluklerdir.   Sosyal ve toplumsal etigin de iki yonu vardir.   Bireysel yonu ve bireyin icinde bulundugu toplumsal sosyalve cografi degerler yonu.   Iste bireyin bireysel etikteki her turlu zihinsel degerinin birey tarafindan davranisa tasinmasi, onun iliski ve yasam olarak sosyal ve toplum,sal etigidir.   Bireyin sosyaletigi, kendi bireysel degerleri; toplumsal etigi ise icinde yasadigigi ulke ve toplumun degerleridir.   Burada digger bir yon ise, bireye sunulan toplumsal ve sosyal etik olanaklaridir.   Bu da yine, ulkenin cografi tarihi ve toplumsal yerlesmisliginin temelindedir.   Kisaca bir birey icin etik; hem bireyin zihni degerlerini davranisa tasimasi hem de icinde yasam ve iliski surdurdugu sosyo-toplumsal yapinin ona tanidigi hak ve ozgurlukler toplamidir.   Etigin nitelikleri ise, aslinda etiktenm ziyade; yine ...e gore temelinde ve verilen anlam ve icerik bunyesinde; "cagdas evrensel olarak etik olmak" konusudur.   Bilimin etikteki niteligi tamamen sosyo psikolojik temelde cagin teknik ve bilimselgelismersi temelindeki bireyin, evrenselligi adilligi ve bilimselligidir.   Bu da bireyin etik olmanin bilincinde olup olmamasinin, bilissel olarak ortaya koyumudur.   Bilimsellik tartismasiz cagdas ve evrensel olmaktir.   Bilissellik ise, bu cagdas ve evrenselligin getirdigi bireyin bireysel, sosyal ve toplumsal yasamindaki adil olmasi ile paraleldir.   Buradaki adillik te iki yonludur.   Bireyin, bireysel dusunce ve davranis adilligi.   Bireyine icinde bulundugu toplum ve cografyanin sagladigi her turlu dusunce ve davranistaki ihlale izin vermeyen hak ve ozgurluk adilligidir.   Kavram adillik olunca devreye evrensel hukuk ve insan haklarinin cagdasligi girer.   Bu da iki yonluidur.   Bireyin bilisselligi temelindeki kendini bu temelde yetistirmislik ve bireye toplum ve cografi ulkesinin system ve duzeninin sagladigi adalet duzeyi.   Kisaca etik olarak birey hem ozgur hem degildir.   Hem bagimsiz hem degildir.   Hem serbest hem degildir.   Buradaki hemlerin iki ayagi da hem bireyin kendi bilissellik duzeyine, hem de icinde bulundugu toplum ve ulkenin ona tanidigi dozen ve system duzeyine baglidir.   Aslinda etik, bir birey ve yasadigi toplum olarak onun yasam ve iliskisini de hem yonlendirir, hem yonetir, hem de anlamlandirir ve iceriklendirir.   Bireyin cagdasduzeyde etik olmasi ve bunu degisen caga gore uyarlamasi, tamamen bireysel bbir bilissellik icerirken; bireyin sosyalve toplumsal yasam ve iliskisindeki her turlu davranisinin kontrolunu bulundugu system ve duzenin geldigi etik duzey belirler.   Bu temelde etik olmak bir dozen ve sisteme biat etme ya da itaat etme; ya da bas kaldirma isyan etmeden ziyade, hem bilissel hem de tgoplumsalsosyal yasam ve iliski temelinde bireyin kendiosine zarar vermeyecek sekilde uygulanan dusunce ve davranistir.   Yani bu temelde etikte saygi (hic bir farki digerinden ayirmamak, ya da yok saymamak; farklari bir fark temelinde butunlem,emek ya da ayristirmamak; aksine kendi firkin dahil; her bir firkin tanim talep savunu ve destegini farklari icsellestirerek oldugu gibi kabullenmek.)   Etikte vicdan ( kendine ve baskasina dusunsel ve de davranissal zarar ve rahatsizlik vermemek, hem kendini degerlerin ile birlikte Kabul ettirirken, her bir baskasini da onlarin kendi degerleri ile birlikte kabullenmek)   Iste bireyin bilisselliginin cagdasligi evrenselligi ve adilliginin dusunce ve davranistaki bu iliskisi ve yansimasi onun hem evrenselhem de icinde bulundugu cografi temelde toplumsalve sosyal etik oldugunun da bir gostergesidir.   Bu da etigin ne oldugu ile, etik olmanin ne oldugu farkinin farkina varilmasi ve algilanmasi demektir.   Etik bu dunyada yasayan ya da bu dunyaya dogan mustakil var olan varligin yasam ve iliskisinin temeli iken; etik olmak tamamen kisinin kendi bireysel ...e gore ve anlam ve iceriklendirdigi her turlu yasam ve iliskisindeki dusunce ve davranisidir.   Yani etik olmak tamamen kisinin kendi kendini bilissel olarak kontrolu ve yonlenmdirmesi ve bunu yasam ve iliskisine tasimasidir.   Dolayisi ile etik bir yasam ve iliski degerler butunu iken, etik olmak bireyin kendi zihni ve fiziki faaliyetleridir.   Iste buradaki "etik olmak" hem cagdasliga ve evrensellige hem de kisinin yasam ve iliski surdugu toplum ve ulkenin toplumsal sosyal ve duzensel/sistemsel etik algisina vicdan ve saygi temelinde hak ve ozgurluklerin ihlal edilmeden yasam ve iliskiye tasinmasinin adil saglanmasidir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Müstakil Var Olanın Bütününü Oluşturan Farklarının Farkındalığı

Insanoglu turunun mustakil var olan her bir birinin gozlemsel butunlugunu olusturan farklarin farkindaligi cok onemlidir?   Simdi soyle bir soru soralim.   Bir seyin farkina varan kim/ne?   Iste bu soru bize, gozlemsel algi olarak bir butunu algilatiyor.   Peki bu "kim/ne" mustakil var olan butunu olusturan ve bir biri ile her turlu iletisim de olan farklar nelerdir?   Yani farkina varan, kimdir/nedir?   Farkina varan kisinin butunlugu. Yani beyni, zihni ve kendisi.   "Kim" sorusu bir ilizyon degildir. Fenomen olarak mustakil var olan varlik ile ilgili temel sorudur. Yalniz "ne" sorusundan farki, sorulanin oznel, ozsel ve ozel yaninin olmasidir. Bir yerde neyi ortaya koyan kimdir. Kim de bu temelde insanoglu turu biri olarak 4 lu yapidadir.   Beyni (vucudu), zihni, kendisi ve kavramsal bilgisi.   Iste burada bir seyin farkina varilmasinda beyin ve zihin yeterli degildir, kendisinin ve kavramsal bilgisinin de katilimi gerekir.   Cunku bilincalti olarak yani kisinin kendisini icermeyen sekilde beyin ve zihin ikilisi bir seyi hafizasinda bulunduruyor olabilir, yalniz bu farkindalik degil; sadece "kayit etmislik"tir.   Ben=beyin (vucut)+zihin+mustakil varolanin fenomenal gozlemi+kavramsal bilgi---> Tum bunlarin toplaminin gozlemin algisina sundugu dusunce ve davranisi.   Biz de benin coguludur. Tabiki her bir benin, bizi kendi beyin duzeyine ve kendi soyut degerlerine deger vermesine ve degerlendirmesine goredir.   Kimi ben icin ailedir, kimi icin cevredir, kimi icin toplumdur, kimi icin akrabalardir, is arkadaslari/mahalle arkadaslaridir, milli vatandaslardir, ayni dinin inanclilaridir, ayni ideolojiyi paylasanlardir v.s.   Kisaca ilk algi- Insanoglunun beyninde !? belirmesi ve bu belirene verilen "var isareti" dir.   Ikinci algi- Kavrami belirlenmis bir somutun ya da soyutun uzerindeki kavramsalbilginin olmasi tarafi ve ifadesidir.   Gozlem- Bilimsel olarak insanoglunun bes duyusu ile tartismasiz olarak aldigi algidir.   Algilar- Akilsal algi- sezgisel, duyumsal, hissel v.s.   Gozlemsel algi- duyusal, fiziksel, matematiksel, yazisal, cizimsel, sekilsel v.s.   Iste mustakil var olan bir varliginin butununun degisimi, bu farkindaliklarin biri birleri ile olan bilincli iletisimidir.   Cunku degisim, her bir farkin kendi bunyesindeki degisiminin diger farklari da degistirmesidir.   Burada aslinda "olana yabancilasmak" algisi devreye girer.   Bilinc temelindeki "yabancilasmak, once zihnin sonar kisinin sonar da beynin ve en sonunda kavramsal bilginin "kim" 4 lu butunlugu temelinde dile getirdiklerinin dusunce ve davranisinin, artik o eski alisilagelmislik olmadigidir.   Mesela bir kisiyi inancli iken bir de inancsiz iken dusunun.   Iste bu kisi inancsiz oldugunda kendi ve herkes olarak inancliliga yabancilasmistir.   Bu bir ideoloji izm etik deger ya da herhangibir sey olabilir.   Yabancilasmak, bilincalti da basliyabilir, bilincli de olabilir.   Evet bilinclendikce ve bunu daimi kildikca bilincaltinda yer etmis her turlu dogumdan itibaren aldigin bilgiyi, ordan cikarir ve sorgulayarak, "yeni kimini" olusturursun.   Bilincalti dogumdan itibaren bilincsizce ayni bir bilgisayar gibi kisinin her turlu algiladigini hafizasina zihnine ve beynine eklemesidir. Sonra da bunun yonlendirdigisekilde hareket etmesidir.   Kisinin bilincli olarak kendi bilincaltindaki bir seyi sorgulayabilmesi icin, ondan rahatsiz olmasi, zarar gormesi ya da sorun olarak algilamasidir. Ayrica bunlarin da farkindaligidir.   Bunu kisi degilde beyin zihin ikkilemi kendi yaparsa kisi sosyo-psikolojik soruna girer ve bunu kendi cozemez. Cunku burada kisinin bilincli bunu yapmasi yerine, beyin ve zihnin bu olumsuzlugu yasamasi on plandadir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

söz büyüdür...

Binlerce yıl önce Meksika’nın güneyinde bilginin kadınları ve erkekleri olarak anılan ve kendilerine“Toltek”adını veren kızılderililer yaşardı.Onlar yaşam sanatını uyguluyorlardı. Bilgelik kitaplarında ise;insanın ,dünyada cennet gibi bir ortam yaratabilmesi için kendisiyle yapması gereken dört anlaşmadan söz ediyorlardı. Bu anlaşmanın ilki ve en önemlisi “Sözcüklerinizi Özenle Seçin” başlığı taşıyordu. Çünkü Toltek Kızılderilileri olumsuz sözcüklerin insan yaşamı üzerinde “kara büyü”etkisi yaratabileceğine inanıyorlardı. “Dört Anlaşma” isimli kitabın yazarı Don Miguel Ruiz bu konuyla ilgili olarak şöyle bir anısını anlatıyor: “Küçük kız annesinin ruh halinden habersiz, kendi dünyasında, kendi rüyasında mutlu ve enerjikti. Kendisini çok iyi hissediyor, neşeyle avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor ve koltukların üzerinde hoplayıp duruyordu. Küçük kızın gittikçe yükselen tonda söylediği şarkı ve hareketliliği annesinin baş ağrısını iyice artırmıştı. Bir an geldi ve anne kontrolünü kaybetti. Kızgınlıkla küçük kızına bağırdı. “O çirkin sesini kes. Sus ve otur”. Gerçekte annesinin o anda herhangi bir sese karşı toleransı sıfırdı. Gerçek, küçük kızın sesinin çirkin olması değildi. Ama küçük kız annesinin sözüne inandı. Ve o anda kendisiyle bir anlaşma yaptı. Küçük kız o andan itibaren bir daha şarkı söylemedi. Çünkü sesinin çirkin olduğuna inanmıştı. Sesiyle insanlara rahatsızlık vermemeliydi. Okulda da içine kapanık, utangaç bir çocuk haline geldi. Derslerinde bile şarkılara katılmıyordu.Hatta başkalarıyla konuşmakta bile zorlanıyordu. Yaptığı bir anlaşma ile küçük kız için her şey değişmişti. O artık sevgi ve kabul görmek için duygularını bastırması gerektiğine inanıyordu. Tek bir söz onun hayatını derinden etkiledi. Bu etki onu çok seven biri yani annesi tarafından yapıldı. Farkında bile olmadan. Ruiz “söz” konusunda şöyle bir açıklamada yapıyor: “Söz büyüdür. İnsan sözü kullanma yetisine sahip bir büyücüdür .Sözün gücünü yanlış şekilde kullanarak sürekli kara büyü yaptığımız söylenebilir. Sözün büyü olduğunun farkında bile olmaksızın…” ................

Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

 

yazık...

Roboski'deki katırların yüzleri maskeli molotof attıkları fotoğrafları yayınlandıda benmi görmedim ..! ''Yeryüzünde katlettikleri katırlar kadar hükmü olmayan canlıların yer kapladığı bir ülkede yaşıyoruz! Ağaç, hayvan, doğa, hayat düşmanları! ''Murathan Mungan

Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

 

Bilimin Teleolojisi

Baslik aslinda aklin teleolojisi ile bilimi birlestirmek adina ilginc bir ironi.   Yalniz eger bilim insanoglu adina bir degerse, bunun mutlaka her beyin algisinca bir teleolojisi, yani bir amaci gayesi v.s. vardir.   Peki nedir, bilimin amaci?   Bunu en kisa sekli ile "bilmek ve bildirmek" olarak ortaya koyabiliriz.   Buradan ilk fark, yani bilimin amacinin inanmak olmadigi ortaya cikar.   Peki, bilim neyi bilir bildirir?   Bunu da en kisa sekli ile "algiladiginin/varladiginin tartismasiz gozlemini" diyebiliriz.   Buradan da diger bir fark olan, amacinin felsefe olmadigi ortaya cikar.   Buraya kadar;   "Bilimin, algiladiginin tartismasiz gozlemini bilmek ve bildirmek" oldugunu ortaya koyduk.   Yani bilimde felsefe bu temelde bir amac degildir.   Peki bilim hangi algiladiginin gozlemini bilir bildirir?   Bilindigi gibi, insanoglunun iki farkli algisi vardir. Duyumsal ve duyusal.   Iste burda ilk elde bilim duyusal algiladiginin, yani fenomeni gozlemsel algisi ile ortaya koyar.   Burada tartismasiz bir bes duyu algisi vardir ve bu gozlemsel algidir.   Demekki bilim "fenomenin(yani varligi kesin olarak ortaya tartismasiz konamayanin) gozlemsel algisini(tartismasiz olan) bilir bildirir.   Peki, bilim; bilimsel olarak fenomeni varliksal nitelikte "kesin, tek, ilk, mutlak" bir gozlem ile ortaya koyabilir mi?   Hayir. Cunku bu tip ortaya koyumlar, gozlemin degil; aklin ortaya koyduklaridir ve tartismalidir.   Ozaman bilim fenomeni degilse, yani varliksal bir ortaya koyum yapmiyorsa, neyini gozlemsel olarak algilar?   Iste burdan da gozlemsel algilananin fenomenin fonksiyonu/davranisi oldugu ortaya cikar.   Yani bilim, fenomenin fonksiyonunun/davranisinin gozlemsel algisini bilir ve bildirir.   Ustelik bu bilmek ve bildirmek daimi yenilenen, degisen ve gelisen cagdaslasan bir bilme ve bildirmedir.   Burada ne fenomenin varliksal ne oldugu ne fenomen ile ilgili bir inanc/ideoloji ne de akilsal bir tartismali bildirim/bilis mevcut degildir.   Iste bilimin amaci ve farki da burdadir.   Tartismasiz ve daimi degisen yenilenen ve gelisen cagdaslasan teknigi yaratan ve gelistiren bir bilmek ve bildirmek.   Iste bu acidan bilimin bilisselligi temelinde bilimin ne oldugu ve neyi amacladiginin farkina ve bilincine varmak; bir yerde varliksal ve inancsal/ideolojik nitelikli tartismali akilciligin her turlu amacindan farklilasir.   Iste felsefe (aklin algisi) de bilimsel nitelikte kullanilir.   Yani akil ve duyumsal her turlu algi, sadece gozlemsel alginin tartismasiz temelinde bilinen ve bildirilenin teorisini, varsayimini, tezini, formulunu, mantigini ve yontemini olusturur.   Yani felsefe bu temelde bilimsel nitelik olarak bilimin amacina yoneliktir ve hizmet icindir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Akıl Tutulması

Türkiye'den parçalı olarak izlenebilen güneş tutulması an itibariyle devam ediyor. Ne yazık ki bazı bölgelerde bulutlanmadan dolayı tutulma izlenemiyor.   Güneş tutulması bir tarafa da, ülkece hemen her gün akıl tutulması yaşar olduk. Dün (19.03.2015) Tayyip Erdoğan, Harp Akademileri Komutanlığı'na yaptığı ziyarette,   "Samimiyetle ifade ediyorum; eski Genel Kurmay Başkanımız başta olmak üzere, birlikte mesai sarf ettiğim için yakından tanıdığım pek çok komutanın tutuklanmasına şahsen gönlüm hiç bir zaman razı olmadı. Tereddütlerimi, itirazlarımı o dönemde bu işin sorumlularına ifade ettim, hatta kamuoyu önünde de dile getirdim."   demiş. Halbuki biz Erdoğan'ı, ordunun tasfiye sürecinin başlangıcı olan Ergenekon davasının savcısı olarak biliyorduk. Ergenekon davası başta olmak üzere, sonrasında orduya yönelik açılan davalarda da mağduriyet söylemlerini dillerinden düşürmemişlerdi.   Evet Erdoğan, (yanlış hatırlamıyorsam 2012 yılında) İlker Başbuğ'un tutuklanması konusunda tutuksuz yargılama istediğini ifade etmişti. Ancak Ergenekon davası 2008 yılında açıldı ve 2012 yılına kadar pek çok ordu mensubu yıllarca tutuklu kaldılar. Peki aradan geçen yıllar boyunca tutuklu kalanlar için rahatsız olmayan Erdoğan, Başbuğ'un tutuklu yargılanması için neden rahatsız olmuştu? Bence iki seçenek var :   1- Ülkenin genel kurmay başkanının tutuklanması konusunda yöneltilecek olan eleştirileri yumuşatmaya yönelik samimi olmayan bir açıklamaydı (ki Başbuğ'un tutuklanmasını bizzat Erdoğan'ın istediği yönünde ciddi iddialar atıldı ortaya bknz :http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/basbugun-tutuklanmasini-basbakan-istedi )   2- İşler çığrından çıkmıştı.   Netice itibariyle her durumda mağdur olan bir Erdoğan var ortada. Davalar sırasında, yapılacak olan darbenin hedefi olmakla mağdur olmuştu, tüm bu davaların kumpas olduğunun ortaya çıkmasından sonra da, kandırıldıkları için mağdur oldular. Peki tüm bu olayların müsebbibi kim? Paralel çete.. Zaten paralel çete de gökten zembille inerek her kurumun içine girdi.   Evet ülkece akıl tutulması yaşıyoruz. Ne yazık ki bu tutulma, güneş tutulması gibi gelip geçici görünmüyor.

yam_yam

yam_yam

 

Doğalgaz Lobisi !

Termik santral yapılacağı gerekçesi ile, yangından mal kaçırır gibi bir anda 6.000 zeytin ağacının kesildiği Yırcalı Köyü'nden bir grup köylü, köylerinde termik santralı yapılması için 4.000 imza toplayarak Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanı Taner Yıldız'a teslim etmişler.   Köylerinde termik santral yapılmasını isteyen köylüler "Dışarıdan gelen Green Peace üyeleri, doğalgaz lobisi ve bazı muhalefet milletvekillerinin de kışkırtmasıyla bizler mağduruz" demişler. bknz : http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/28493617.asp   Termik santralı yapacak olan şirketler grubunun başkanı da, yaklaşık 3 ay önce "Doğalgaz lobisinin işi" demişti. bknz : http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27852670.asp   Belli ki köylülerin eline bir metin tutuşturup, "Bunu söyleyeceksiniz." demişler. Kızmıyorum o köylülere; kızamıyorum. Asıl kızdığım, köylünün 3 kuruşa muhtaç edilerek, böylesine arsız bir tiyatroda figüran olarak kullandırılmalarıdır.

yam_yam

yam_yam

 

Beyin İle Zihin Farkı / İlişkisi

Beyin ile zihin iliskisi ve birinin digerinden farki metafizigin varliksal/ontolojik felsefelerinin indirgemeci, determinist monist/dualist "birini otekine tercih eden/birini digeri bunyesinde yok eden" sartlanmis cagdisi yanasimi ile algilanmaz.   Herseyden once bu iki kavramin ne oldugunu ve birinin digerinden farkini algilamak icin; ikisi arasindaki farki algilamak ve farkina varmakgerekir.   Beyin, bir complex dinamik sistemdir. Iste bu complex ve dinamik sistemin her turlu soyutlama, soyut degerlendirme, soyut degerleme ve soyut temeli; zihin denen merkezden gelir.   Basta zihnin beyinden bagimsiz olmadigini ve ondan ayruilamayacagini zaten zihnin tanimi ortaya koyar.   Zihin, beyni kkullanarak kendini algilayan/algilatandir.   Zihnin bu taniminin yaninda bir de beyin temelli islevi vardir, o da;   Zihin sadece beyni kullanmak ile kalmaz, beyni degistirirde.   Iste bir kisinin yasam suresince, algi bilgi ve buna bagli olarak ideolojisi inanci izmive her turlu etik v.s. degerinin kaliciligi sorgulanmazligi ya da degisimini en guzel acikliyan da budur.   Yaani kisinin zihin olarak ideolojisi inanci izmi ve etik v.s. her turlu degeri degisime ugradikca, bu degisim beyni de degistirerek kisinin algisini bilgisini de degistirir.   Iste bu farkindaligin degisimine de bilinc degisimi ya da kazanimi denir.   Ayrica hafizada yer edenlerin kaliciligi ya da unutkanligi da bu algi ve bilgi temelindeki kullanim ve paylasimin onemi etkisi ve ilgisi temelinde degisime ugrar.   Iste bilimin bilissel temelinde, zihin farkina varmak ve zihin/beyin iliskisindeki zihnin kendine ozgu farkindaligini algilamak ve bilincinme varmak "zihnin beyni kullanarak kendini algilamasi" temelinde, kisinin bu farkindaliginin kendi beynine yonelmesini ve fark ettigi algiladigi zihnini, beyni uzerinde kullanarak beynini degistirebilmesini saglar.   Bir yerde bu "evrimci ve devrimci sorgulama" basliginda aciklanmistir.   http://www.turkish-media.com/forum/blog/1121/entry-7007-evrimci-ve-devrimci-sorgulama/   Kisaca bir kisinin zihninin farkindaligi, ancak kisinin "kendi beynini kullanarak algilamasi" ile mumkundur.   Bu algilama saglandiktan sonar da kisi zihnine hukmederek ideolojisini inancini izmini etik v.s. degerlerini sorgulayabilir ve bir rahatsizlik, sorun yasarsa ya da zarar gorurse de bunlari ya degistirir, ya da kavram temelinde serbesdte erdirerek bunlara bagimliliktan kurtulur.   Iste bu temelde zihnin farkindaligi ve algilanmasi cok onemlidir.   Evet, evrimci sorgulama ile yani bilincaltinin yasadigi bir sorunun gordugu zararin ve rahatsizligin zorlamasi ile de bilincsiz olarakkisiler, ideoloji inanc izm ve de etik v.s. degerlerini ve algi ve bilgilerini degistirebilirler.   Yalniz burada beynin bu degisimi kisi tarafindan bilincli olarak saglanmadigindan, beyin bu degisime karsi mucadele eder ve belki de kisiyi "caydirarak" bu degisimden ali koyar, ya da degisim bilince cikmadan, geri tepebilir.   Evet her turlu degerlerimiz ile bugun beyni algilamamiz bilimsel olarak kacinilmazdir.   Onemli olan ise zihnin algilanmasi ve beyinden farkinin ortaya konulmasi ve beyin uzerindeki degisim etkisinin farkindaligi ve bilinci temelinde, kisinin beynine getirecegi degisim, yenilenim, gelisim, cagdasliktir.   Bu da kisi Adina yeni bir algi yeni bir bilgi yeni bir deneyim/tecrube edinme ve herseye yeni bir bakis acisidir.   Hele birde bu bilisselligin kisi tarafindan ....e goresi belirlense, iste o zaman kisinin birey bilincinin varligi ve neyi neden ve nasil yapmak istediginin de kisininm farkindaliginda ve bilincinde gerceklesmesi ve de bunun kisice algi ve bilgi ve de deneyim/tecrube temelinde dile getirilebilmesi kacinilmazdir.   Kisaca kisi kendi zihnini algiladiginda beyninde yer etmis her turlu kavramsalbilgisini sorgulayabilir ve degistirebilir.   Yani hic bir sey dogumdan gelen bir kalicilik dogal mutlak bir soyut ya da somut kadercilik, teslimiyet ve caresizlik icermez.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Big Brother Is Watching You !

Manken Merve Büyüksaraç'a Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesi ile dava açılmış ve böylece Erdoğan'ın açtığı hakaret davalarına bir yenisi daha eklenmiş. Bence her ilde en az bir mahkeme Erdoğan'ın açtığı/açacağı hakaret davalarına bakmak üzere özgülensin. Böylece mahkemeler üzerindeki ciddi bir yük hafiflemiş olacak ve diğer davalara bakma fırsatı bulacaklardır.   Elbette hakareti meşrulaştırmak doğru değildir; bu yazıyı yazmaktaki amacım da bu değildir. Pekala herkesin, kendisine hakaret edildiğini düşündüğünde yargı yoluna başvurması kadar doğal bir şey olamaz. Her ne kadar eleştiriler noktasında en çok hoşgörü göstermesi gerekenler siyasiler olsa da, özellikle basın yolu ile edilen hakaretler için hoşgörü beklemek de doğru olmayabilir.   Erdoğan'ın açtığı hakaret davalarına bakınca, ne gazeteci, ne öğretmen, ne de öğrenci gözetilmeden hemen herkese davalar açıldığını görüyoruz. 16 yaşındaki bir çocuğun bile Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesi ile tutuklandığını göz önüne aldığımızda, bu davaların bir hak arama çabasından ziyade, baskı ve yıldırma amacıyla yapıldığı açıktır. Muhtemelen Erdoğan'ın bu amaçla oluşturduğu kalabalık bir ekip var ve gerek basılı ve görsel medyayı, gerek sosyal medyayı ve hatta protesto gösterilerini bile tek tek inceleyerek kime dava açabiliriz diye didik didik tarıyorlar.   Tüm bunlar bana George Orwell' ın 1984 adlı romanını hatırlatıyor: Big brother is watching you.   Nasıl olsa iç güvenlik yasa tasarısının maddeleri de bir bir meclisten geçiyor. Artık dava açmaya bile gerek kalmadan 101 numaralı odaya* alınmamız çok da uzak bir olasılık değil.   * George Orwell'ın 1984 adlı romanında, partiye muhalefet edenlerin hayatlarındaki en büyük korkularıyla başbaşa bırakıldıkları oda.

yam_yam

yam_yam

 

Çocuk mu Kandırıyorsunuz?

Başbakan Davutoğlu, "Eşme için izin falan talep etmedik nota verdik, yani 'Biz oradayız, orada olacağız' kayda geçirmek için. Orası artık bizim toprağımız. Kimse de buna itiraz edemez veya kimse buna meydan okuyamaz. Yani birisi meydan okuyorsa oraya dokunsun bakalım, anında müdahale edilir." demiş.   Al sana aklımızla alay eden demeçlerden bir tanesi daha. Yahu daha bir kaç gün önce "risk" gerekçesi ile vatan toprağı kabul edilen bir bölgeyi, tası tarağı toplayarak başka bir yere taşıyan siz değil miydiniz? Orası vatan toprağı değil miydi? Şimdi bu neyin atarlanması? Madem bu kadar atarlanacak gücümüz vardı da, tası tarağı toplayıp neden terk ettik vatan toprağını? Çocuk mu kandırıyorsunuz nedir anlamadım... Ya da "anında müdahale edilir" den kasıt, türbenin yine bir başka yere taşınacağı mıdır?

yam_yam

yam_yam

 

SADECE BİR ÇİFT SÖZ

"Yalnız duyan yaşar" sözü, derler ki, doğrudur "Yalnız duyan çeker" derim, en doğru söz budur. ... Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi, Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.     Y. K. Beyatlı / Düşünce   "Yalnız ‘şimdiyi’ anlayan, cehennemin bu olduğunu gerçekten bilir." - Jacob Wasserman  

Radya

Radya

 

İdeolojik / İnançsal / İzmsel - Faşizm / Terorizm- Farkı / İlişkisi

Insanoglunun soyut olarak yarattigi ve sonar bir yasamsal gercek haline getirdigi teorizmin de, fasizmin de bir ideolojik/inancsal/izmsel tabani/temeli vardir.   Once fasizm ile terorizmin farkini ortaya koyalim.   Fasizm genelde ulke ve toplumda iktidarda olanin kendi niteligini toplumuna zorla baski ile ve kendi niteliginde olmayanlari bertaraf ederek devleti hukumeti ve toplumun her turlu kurumunu ve de yargi yurutme ve yasamayi iktidar olarak ele gecirerek dayatmasidir. Butemelde getirilen her turlu hak ve ozgurluk yasaklari ve bu yasaklari saglayan kanunlaridir.   Terorizm ise, genelde bir ideolojik/inancsal/izmsel grubun, kendi yasadigi cografya da ya da baska cografyalarda ortaya koydugu korku verici eylemleridir. Bombalama, intihar bombacisi, silahli katliam, adam kacirma, yer isgali v.s.   Burada bir de fasizm ve terorizmin biri biri ile olan iliskisinden soz edelim.   Fasizm fasizmini iktidar olarak surdureblmek icin elindeki gucleri ile devlet, polis, jandarma ve herturlu sivil iktidar yetkilisini korku salmak yani terror estirmekolarak kullanir.   Buradaki terror, fasizmin iktidarina karsi cikan herkes ve her bir kurum eylem v.s. icin gecerlidir.   Demekki eger bir ideoloji inanc ya da izm; guc ve otorite olarak duzeni degistirme Adina ya da secim ile iktidara gelir ve kendi niteligini degerlerini topluma dayatirsa, yani hak ve ozgurlukleri sadece kendi nitelik ve degerleri icin uygular ve de her turlu muhalifi bertaraf ederse, bunu da baski ile yaparsa; fasizmi dozen ve bu duzende de gucunu terorizm olarak ortaya koyuyor demektir.   Burada ideoloji inanc ya da izmin neye dayandigi adinin ne oldugu ve ne icin fasizm ve terorizm uyguladigi fark etmez.   Sonucta fasizm de terorizm de topluma karsi uygulanan yontemlerdir.   Aslinda hem fasizm hem de terorizmi ortak kullanan guc olarak ISID'i verebiliriz.   Cunku ISID bugun elinde tuttugu bolgelerde fasist bir dozen kurarken, eline gecirmek icin saldirdigi bolgelerde de terror estirmektedir.   Aslinda fasizm ve terorizmi birlestiren en buyuk guc emperyalizmdir. Fasizmi de terorizmi de kendi cikarina ve somurusune uygun grup ve iktidarlardan onlari kendi istemini gore yonlendirerek, besleyerek, yardim ve yataklik yaparak uygulamaktadir.   Tabi ki bu fasizmi ve terorizmi kendi cografyasinda eger iktidari havoc politikasi ile yurumuyorsa, bunu sopa politikasina cevirerek te uygulayabilir.   Kisaca topluimdaki sosyo-etik farklarin farkinda olmayan ve sadece kendi ideolojik inancsal izmsel dogrusunu tum topluma tek nitelik olarak dayanmak Adina secim ya da devrim ile iktidara gelip guc ve otoriteyi ele geciren her guc fasizme ve terorizme meyillidir.   Cunku baska turlu kendini istemeyenleri bertaraf edemez.   O yuzden kim fasizme ve de terorizme karsi ise, once kendi ideoloji inanc ve izmini control etmeli ve bunun iktidara devrim ya da secim yolu ile geldikten sonar topluma kendi ideoloji inanc ve izmini dayatmamali; aksine, sosyal ve demokratik olarak kendi disinda kalan ideoloji inanc ve izmlere de yasam hakki vermelidir.   Eger kendisinin dogru ve hakli oldugunu dusunuyorsa, bunu etik olarak evrensel hukuk insan haklari hak ve ozgurlukler temelinde ozgur bireyler yetistirerek yapmalidir.   Aksi onun demokrasisi desosyalligi de ve etik olmasi da hak ve ozgurlukleri de sadece kendi tarafi icin olur ve bunu dayatmasi da dayattigi uzerinden fasizm ve terorizmdir.   O yuzden kim fasizme ve terorizme karsi ise, kendisinin iktidari gucu ve otoritesini saglama Adina kendi ideoloji inanc ve izmini o karsi ciktigi fasizm ve teroirizmin uygulamali algilari ile ortaya koymamalidir.   Fasizme terorizme karsi cikanin, kendisi kendi ideolojisi inanci izmi Adina topluma kendi fasizmini ve terorizmini dayatamaz.   Dayatirsa basta kendi ile de kime fasist terrorist diye karsiu cikiyorsa, onun ile de celisir.   Yasak koyan yasaga karsi cikamaz.   Baski kuran baskiya karsi cikamaz.   Toplumunu karsiya alan, baskasinin toplumu karsiya almasina karsi cikamaz.   Bugun hitlere karsi cikan, Stalin'i savunamaz.   Arabistan'a karsi cikan, Kuba'yi savunamaz.   Kisaca karsi ciktigi ile savundugu ayni seydir.   Ya karsi cikacak ya da savunacaktir.   Kimse "Benim fasizmim/terorum iyi/hakli/dogru/adil v.s.;senin terorun/fasizmin kotu/haksiz/yanlis/adil degil v.s." diyemez.   Cunku fasizmin terorun iyisi/kotusu-haklisi/haksizi-dogrusu/yanlisi-adili/adil olmayani v.s. olamaz.   Fasizm ve terorizm her zaman toplumu ve bolgesini karsisina alir ve insan haklarinin hak ve ozgurlugunu evrensel hukuk Adina ihlal eder.   Iste bu nedenden izm farkindan dolayi anti-emperyalist olunmaz.   Cunku her turlu terrorizm ve fasizm emperyalist zihniyettir.   O yuzden de emperyalizm her turlu sosyo-etik farki mikroayrimcilik olarak korukler ve bir biri ile carpistirir.   Buradaki ayrimciliga sadece etik degerler degil, ideolojiler inanclar ve izmler de dahildir.   Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Suikast Şenlikleri !

Havuz medyasının bugünkü (20.02.2015) manşetleri :   Star : Pensilvanya'dan Sümeyye'ye Suikast Emri   Akşam : Sümeyye Erdoğan'a Suikast   Güneş : Pensilvanya'dan Suikast Talimatı - Sümeyye'nin İcabına Bakın     Havuz medyası 4. suikast şenliklerini başlatmış. Eğer suikastçılar siyah bandanalı, deri eldivenli ve yarı çıplak değillerse hayatta inanmam..

yam_yam

yam_yam

 

Taciz Yetmez, Kezzap Atın !

Kepez Atatürk Anadolu Lisesi'ne yeni atanan müdür yardımcısı, okuldaki erkek sınıf başkanlarını toplayarak kısa etek giyen kız öğrencilerin peşine takılmalarını, önce uyarmalarını, sonra da gerekirse taciz etmelerini söylemiş. Böylece bundan rahatsız olan kız öğrenciler düzgün giyinmek zorunda kalacaklarmış.   Bence taciz yeterli değil. O erkek öğrencilerin ellerine birer kezzap şişesi tutuşturup, ibret-i alem olsun diye kezzap attırsınlar; daha etkili olur.   Şimdi "Bunu da mı hükümete bağlayacaksın?" diye soracaklar olabilir. Müsaade buyurursanız, evet bağlayacağım.   Geçtiğimiz yıl 7 bin okul müdürünün görevlerinden alınarak yerlerine AKP'li kadroların nasıl atandığını şuradan görebilirsiniz : http://www.sendika.org/2014/08/7-bin-mudur-gorevden-alindi-egitim-tarihinin-en-buyuk-kadrolasma-operasyonu/ Bu yeni atanan kadrolar içerisinde "liyakat" arandığını düşünmek fazlaca saflık olur. Her söylemini, her eylemini daha fazla muhafazakarlaşma adına yapan hükümetin, atadığı kadrolardan ne beklediğini tahmin etmek de zor değil. Evet, insanlığını kaybetmemiş, hiç bir aklı başında yöneticinin böyle bir işe kalkışacağını düşünemeyiz; ancak artık kraldan çok kralcı olanların el üstünde tutuldukları da yadsıyamayacağımız bir gerçek. Yadsıyamayacağımız bir gerçek daha var ki, normalde kanımızın donmasını bekleyeceğimiz haberlere artık şaşıramıyoruz bile ve ne yazık ki bunlar daha iyi günlerimiz.

yam_yam

yam_yam

 

Ay Ben Gülerim !

Başbakan Davutoğlu, Ak Parti Belediye Başkanları İstişare ve Yönlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada aynen şöyle demiş :   "Buradan farklı partilerden 12 büyükşehir belediyesi başkanına sesleniyorum. AK Parti'ye oy vermiş ilçelerimizi cezalandırmayın bunun yapılması durumunda gerekli hukuki, işlem yapılır."   Ay ben gülerim.. Hatta sadece ben değil, o 12 büyükşehir belediyesinde yaşayan herkes güler.   Önce, daha dün tarihli (18.02.2015) şu habere bakalım :   Raylarda da üvey evlat : Bakanlıktan İzmir'e proje yok !   Bakanlar Kurulu Kararı Resmi Gazetede yayınlandı. Buna Göre Ulaştırma Bakanlığı İstanbul, Ankara ve Antalya'da metro projelerini üstlenirken Üçkuyular-Narlıdere ve Üçyol-Buca Metro hatlarını programa almadı. http://www.egedesonsoz.com/haber/Raylarda-da-uvey-evlat-Bakanliktan-Izmir-e-proje-yok-/891457 Ulaştırma Bakanlığı 2015 yılında kenti içi ulaşım için Ankara'ya 955 milyon, İstanbul'a 750 milyon lira ayırırken, İzmir'e sadece 62 milyon lira ayırmış. Lütfetmişler doğrusu..   Yıllardır, AKP dışındaki yerel yönetimler "Merkezi yönetimden yeteri kadar destek alamıyoruz" diye feryat ederken kulaklarını tıkadılar, şimdi de bunu söylüyorlar.. Birazcık samimiyet...

yam_yam

yam_yam

 

"İç Güvensizlik Paketi"

Bilindigi gibi dun mecliste bu paket ile ilgili tartismalarda fiziki saldirilar ve yaralanmalar olmustur.   Yani ic guvensizlik daha meclisten gecmeden fiziki saldirisi baskisi v.s. ile kendini gostermistir.   Bu paket ile AKP'nin neyi "guvenlik altina almak" istedigi ve buna mukabil bu guvenligi saglamak Adina nasil bir terore zora ve baskiya bas vurmasi gerektiginin onerisi olan bu paket kisaca "AKP'li isen guvendesin, eger degil isen gerisini sen dusun" seklinde bir paket olmasi vasfi ile, AKP'li olmayan milletvekillerini bile tanimamaktadir.   Ayrica 7 haziran secimleri icin kendi disinda kalan partilerin secim propagandalarina da eylemlerine de izin vermeme amacindadir.   Kisaca ulke ve toplumu her turlu kurumu ile ya AKP'lidir ya da degildir.   Eeee o zaman su paketi buraya alalim da, her okur kendince bu paketin "guvenligini" ve de bu "guvenligi saglama Adina neler istedigini" gorebilsin.   Yeni düzenlemeyle birlikte molotofkokteyli saldırı aracı sayılacak. Maskeli eylemcilere ceza gelecek. Gösteriye silahla katılanlara verilecek ceza artırılıyor. Silahlı eylemciye 2.5-4 yıl arasında hapis cezası verilecek. Polisin şahıs ve araç aramalarında yetkisi genişletilecek. Polisin gözaltı süresi vali yardımcısı ve üs amirin denetiminde 24 saat olacak. Bu süre, savcı kararıyla 48 saate uzatılabilecek. Düzenlenen eylemlerde verilen zararları bundan sonra eylemci ödeyecek. Sanal ortamda nefret ve teröre çağrı da artık suç sayılacak. Polisin yetkilerinin denetimi için Kolluk Gözetim Komisyonu kurulacak. Komisyonda STK’lar da yer alacak. İstihbari dinlemeleri denetlemek için de Meclis'te komisyon kurulacak. Bu komisyona tüm partilerden milletvekilleri katılacak.   TBMM İçişleri Komisyonu'nda kabul edilen, kamuoyunda "iç güvenlik paketi" olarak bilinen, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın getirdiği yeni düzenlemeler ve değişiklikler şöyle:   - Kolluk amirinin yazılı, acele hallerde sözlü emriyle kişinin üstü, eşyası, aracı aranabilecek. Bu yapılırken arama gerekçesini de içeren belge verilecek.   - Polis, başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri, fiilleri ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde, kişinin can güvenliğinin sağlanması bakımından koruma altına alabilecek ya da olay yerinden uzaklaştırabilecek.   - Polis sadece, "müşteki, mağdur ve tanıkların istemesi halinde" evde veya iş yerinde ifadelerini alabilecek.   - Hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilip, dinlenip, sinyal bilgileri değerlendirilirken, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, artık 24 saat yerine 48 saat içinde yetkili ve görevli hakimin onayına sunulacak.   - Yasa dışı örgüt ve topluluklara ait amblem, işaret taşı*********** veya bunları üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar; kanunların suç saydığı afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç, gereçler taşı***********, bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazlarıyla yayınlayarak katılanlar 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası alacak.   - Polis; okul, kamu binası, ibadethane gibi yerlere molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıranlara karşı silah kullanabilecek.   - Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen yürüyüşlerde, yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlara 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.   - Bonzai, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçuna verilecek cezalar TCK kapsamına alınacak. Bu maddelere yönelik ceza yarı oranında artırılacak.   - Vali, lüzumu halinde, kolluk amir ve memurlarına, suçun aydınlatılması, faillerinin bulunması için gereken acele önlemlerin alınması için doğrudan emir verebilecek   - Vali, kamu düzenini ve güvenliğini, kişilerin can ve mal emniyetini sağlamak amacıyla aldığı önlem ve kararların uygulanması için, askeri kuruluşlar dışında, bütün kamu kurum ve kuruluşlarının itfaiye, ambulans, çekici, iş makinesi ve tedbirlerin zorunlu kıldığı diğer araç ve gereçlerinden yararlanabilecek, personeline görev verebilecek.   - Bulundukları rütbelere terfi ettikleri tarihten itibaren 5 yıl içinde bir üst rütbeye terfi edemeyen emniyet amirleri ile dördüncü, üçüncü ve ikinci sınıf emniyet müdürleri, emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için gerekli şartlara haiz olmak kaydıyla, Yüksek Değerlendirme Kurulu'nun teklifi ve bakan onayı ile emekliye sevk edilecek.   - Polis alımında yaş sınırı mevcut düzenlemedeki gibi 28 olacak.   - İçişleri Bakanı; Jandarma Genel Komutanlığı'nda daire başkanları ile il ve ilçe jandarma komutanlarını, Sahil Güvenlik Komutanlığı'nda kurmay başkanı, karargahta görevli başkanlar ve bölge komutanlarını atayacak.   - Jandarma personeli, askerlik dışındaki suçları nedeniyle İçişleri Bakanı'nca görevinden uzaklaştırılabilecek.   - Belediye sınırları içinde, hizmet gerekleri bakımından uygun görülen yerler jandarmanın görev alanına verilebilecek.   - Son 5 yıl içinde meslekten çıkarılma cezası verilmesi gerektiği halde, zamanaşımı nedeniyle cezalandırılamayan emniyet teşkilatı personeli, resen emekliye sevk edilmeyecek. Bu personel, bir ay içinde başka kurumdaki kadrolara atanmak üzere Devlet Personel Başkanlığı'na bildirilecek.   - Polis koleji kapatılacak. Burada öğrenim gören öğrenciler, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sınav puanları dikkate alınarak, durumlarına uygun okullara naklen kaydedilecek. Eğitim öğretim hizmetleri sınıfında yer alan personel ise kadro derecelerine uygun öğretmen unvanlı kadrolara atanacak.   - Kimlik kartı, uluslararası aile cüzdanı ve mavi kart bedeli müracaat sırasında tahsil edilecek. Doğum bildiriminde kimlik kartlarından bedel alınmayacak.   - Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli, askerlik dışındaki suçları sebebiyle İçişleri Bakanı'nca görevinden uzaklaştırılabilecek.   - General rütbesinde olmayan daire başkanlarıyla il ve ilçe jandarma komutanlarının atanmaları, yer değiştirmeleri ve geçici görevlendirmeleri İçişleri Bakanı tarafından yapılacak.   - Vali, general ve amiraller hariç olmak üzere; Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline askerlik dışındaki suçlarda uyarma ve kınamanın yanısıra; 8 güne kadar hizmete kısmi süreli devam ve 1/10’a kadar aylıktan kesme cezası verebilecek.   - Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı mensuplarının kıyafetleri, Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenecek.   - Adres ve evlenme bildirimlerini süresi içinde yapmayanlara uygulanan para cezası 436 TL'den 80 TL'ye, gerçeğe aykırı beyanda bulunanlara verilen ceza da 875 TL'den 500 TL'ye indirilecek.   - Çocuğa konulan ad üç adı geçmeyecek ve kısaltma yapılmadan yazılacak.   - Vatandaşlıktan ıskat edilmiş kişiler, milli güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir halleri yoksa, Türkiye'de ikamet etme şartı aranmaksızın yeniden Türk vatandaşlığına alınabilecek.   - Soyadı Kanunu'na aykırı soyadları ile yazım ve imla hatası bulunan ad ve soyadları, bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilecek.   - Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yürütülen pasaport ve sürücü belgesi işlemleri, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne devredilecek.   - Doğum nedeniyle düzenlenen kimlik kartı ile değiştirme nedeniyle düzenlenen kimlik kartı 15 TL, kayıp nedeniyle düzenlenen kimlik kartı ise 50 TL bedelle verilecek.   - İlgili kanun uyarınca belde ve köyken mahalleye dönüştürülen mahalle muhtarlıklarına, evlendirme memurluğu yetki ve görevi verilebilecek.   Kisaca bu paket sokakta her turlu toplumsal eylem hakkini kullanmak isteyen herhangibir ortakligin sadece "AKP'ye karsi olan ve eylem yerine terror estiren topluma zarar veren ellerinde her turlu zarar verici alet olan terrorist grup" olarak nitelemekte ve polis/devlet terorunden kendini koruma Adina taktigi giysiyi de bir suc saymaktadir.   Burada da amac yuzlerin kapanmasinin kisinin belirlenemeyecegi ve fislenemeyecegi icindir.   Yani polis size biber gazi s1kacak, siz acik yuz ile buna direneceksiniz.   "Vatandaşlıktan ıskat edilmiş kişiler, milli güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir halleri yoksa, Türkiye'de ikamet etme şartı aranmaksızın yeniden Türk vatandaşlığına alınabilecek."   Iskat edilmis olmak, dusurulmus olmak anlamina gelmektedir.   Burada daha onceleri yurt disina gitmis ve cesitli nedenlerden ve de ilticadan dolayi vatandasliktan dusurulmus olanlarin, tekrar vatandasliga alinma vurgusu vardir.   Avrupa cogunlukta olmak uzere dunyanin her yerinde bu durumda olan oldukca kisi mevcuttur.   Yalniz buradaki "milli guvenlikbakimindan engelteskil edecek bir hal" kisinin gecmiste, hem hangi nedenden vatandasliktan dusuruldugune hem de vatandasliktan dusurulmeden onceki siciline/kaydina ve ulke ya da disi bunyesindeki eylem ve soylemlerine yoneliktir.   Bilindigi gibi 1960'lar ile basta Almanya olmak uzere bir suru isci gocu olmustur.   Ayrica 70 ve 80 askeri junta baskilarindan kacarak yurt disina yerlesen ya da cesitli nedenlerden "can guvenligi olmadigi" acisindan iltica eden cok sayida kisi mevcuttur.   Bu madde onlara yonelik bir milliyetci cagridir.

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Bir Fatiha da Siz Okuyun

Cumhurbaşkanı (!) Erdoğan, feministler için "Ya senin bizim dinimizle, medeniyetimizle ilgin yok ki.Biz sevgililer sevgilisinin hitabına bakıyoruz" demiş.   Siz kimsiniz? Sizin dininiz ne? Sen cumhurbaşkanı mısın, halife misin, diyanet işleri başkanı mısın, papa mısın, kardinal misin? "Biz" den kastın kim? Türk Halkı ise, bu halkın içerisinde müslümanı da, hristiyanı da, musevisi de, ateisti de var. Bu ülkede yaşayan herkes sizin dininizle ilgili olmak zorunda mı? Hala ayrıştırma, hala ötekileştirme, hala kutuplaştırma çabası. Üstelik cumhurbaşkanıyım diye dolaşan birinin bakacağı yer sevgililer sevgilisinin hitabı değil, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıdır. Ne anayasa tanıyorlar, ne hak, ne de hukuk..   Laik ve demokratik devleti hunharca katlettiler. Biliyorsanız bir Fatiha da siz okuyun gari...

yam_yam

yam_yam



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.