Zıplanacak içerik
  • Üye Ol

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • simin

    Bağnu...

    Gönderen: simin

    2016/20 ocak akşam 21:00 Son konuşmamız sen bu dünyadan gitmeden 5 gün önceymiş... bilemezdim öleceğini... bilseydim hiç kızarmıydım sana...hiç sesimi yükseltirmiydim ? Asla.
    Kızdım sana çünkü;sen kendini çok fazla üzüyordun sen kendini asıl kahredecek olan kişiden fazla kahroluyordun.evet o senin kardeşindi daha 26 yaşında biri 6 yaşında biri 3 aylık bebeğiyle eşini kaybetmeye dayanamazdı.ama dayandı senden çok daha fazla. Kardeşin o trafik kazası neden oldu, nereden geliyordu eşi yanında kim vardı gerçeği öğrendiği zaman canının acısı nefrete dönüştüğü için çok dirayetli durdu ağlamadı.çünkü aldatılan kadının canı başka yanar. O kucağında bebeğiyle diğer kızına ileride neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onu aldattığı için normalde de ölmesini dilerdi emin ol! Son konuşmamız 1 saat 30 dakika konuşmuşuz yettimi yetmedi tabi ki. Hem ağladık hem de çok güldük ama sen "ağlerken güldürdün yine beni p.ç" dedin ya bana ☺ ben bu kelimeyi artık çok seviyorum.Hele sen 1.85 boyuna orantılı 41 numara ayaklarına ayakkabı bulamadığında o küçük yerde ben sana burdan alıp yollarken en hoşuma giden şey yine sana p.çlik yapmaktı.Kankaa bi ayakkabı buldum atıyım resmini dediğimde heyecanla beklediğin resimlerin 46 numara erkek sivri burun ayakkabı olduğunu gördüğünde de "sen insanmısın şindi ayvaan p.ç" dediğinde mağaza içinde tepinerek gülmeyi çok özledim.bana p.ç demeni özledim. bilseydim istediğin o mor ojeyi sana hemen ertesi gün kargolardım. sen ölünce mezarına getirdim koydum ama ne fayda. bende olan herşey sana çok güzel gelirdi bazen sanada aynısından alırdım bazen tipik boğa'lığımla inat edip bencilce sana vermezdim eşyalarımı.şimdi mi? aklından geçeni önüne sererdim olsan!
    biz insancıklar kaybedince anlıyormuşuz ya değerini kaybettiklerimizin ben bunu sende çok ağır tecrübe ettim kanka.
    • 1 yorum
    • 2.499 görüntü
 

Araplaştırılan ve Kürtleştirilen Türkmen Halkı-Qua Felsefesi

Yukaridaki baslik ve konu:   Birincisi evrensel-insan Zihniyetinin Qua Felsefesi ile yazilacaktir.   Ikincisi, evrensel hukuk insanhaklari temelli hak ve ozgurlukler olarak yazilacaktir.   Yani ne Turkmen milli/dini bakis acisini ne de Turkmen kavramini kullanan bir politik, etnik/milli ve de dini/mezhepsel, cikar ve duygu somurusu bakis acisini icermeyecektir.   Turkmenler bilinen sekli ile Turkic halklarindan (Turklerin de icinde bulundugu turk boylarini ve dillerini iceren halklar grubu) biridir.   Gunumuzde kendi adlarina bir ulke ve devletleri vardir.   Ayrica O.Dogu'da Iran, Irak ve Suriye'de yasamaktadirlar.   Irak'ta 3 milyon, Iran'da 3 milyon ve Suriye'de de yine 3 milyon civarinda bir nufuslari vardir.   Irak'ta cografi/siyasi olarak bir "Turkmeneli" bolgesi bulunur.   Suriye'de de genelde Suriye'nin batisi ve kuzey batisinda yogundurlar.   Guncel olarak Suriye ve Irak topraklarinda devamedegelen savas ve catismalar temelinde konu ele alinacaktir.   Yani basligimiza ve konuya Iran topraklarinda yasayan turkmenler dahil edilmeyecektir.   Kokeni ingilizce olan "arabization" yani araplastirma ve "kurdification" yani kurdlestirme Turkmen halki acisindan basligimizin konusudur.   Bugunlere gelmeden once, Turkmenlerin Hem Saddam hem de bugunku Esad rejiminde, her turlu katliama ve asimilasyona ugratilmak icin hak ve ozgurluklerinden mahrum birakildigini soyleyelim.   Ayrica Turkmen etnik halkinin dini ve mezhepsel temelde hem sunni hem de sii mezheplerini de icerdigini soyliyelim.   Iste bu araplastirma konusu aslinda bugunku sorunlardan once baslayan bir konudur.   Kurtlestiorme konuisu ise tamamen etnik bir baski ve zorlama ve de asimilasyon konusudur.   Kisaca Turkmenler kendilerine ait ve hak ve ozgurlukleri olan etik milli ve dini degerlerinden koparilmak icin hem dini hem de milli baski ve katliamlara ugramistir ve ugramaktadir.   Bu acidan Suriye ile Irak'taki durumlari da farklilasir.   Irak'ta kurd halki ile ic ice bir cografyada yasarlarken, Suriye'de hem Esad rejimi hem de emperyalizmin yetistirdigi ve Esad'a karsi kullandigi "muhalif" denilen terrorist gruplarin elinde bulunan alanda yasamaktadirlar.   Ayrica Suriye'de bugun ISID'in kontrolunde olan ve iki kurd halki elinde olan topraklarin arasinda kalan ve tam da Turkiye sinirinda yer alan cografyada da yogun olarak bulunmaktadirlar.   Burada emperyalizm eliyle, turkmenler sanki bu muhalif terrorist gucler eli ile Esad rejiminden korunuyor gibi gosterilmektedir.   Irak'ta ise ugradiklari kurtlestirme politikasi altindadirlar.   Ilginc olan Turkmenler ile ilgili guncel politik cikar ve somuru tarafli haberlerinin disinda medya ve basinda kitleye onlarin evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler temelinde yasananlari yansitma yoktur.   Ya haberler, turk milliyetciligin turkmenleri politik cikar olarak kullanmasi, ya da muhalif terrorist guclerin onlari koruyormus gibi gosterilmesidir.   AKP bile yolladigi tirlardaki silahlari sanki Turkmenlere yardim icin yollama olarak gostermistir.   MHP'de turk milliyetciliginden dolayi ve turkmenleri kurdlere tercih ettiginden sanki turkmenlerin yanindaymis gibi bir politika gutmektedir.   Buradan bir kac onemli sonuc cikar.   Esad ve Rusya'nin ortak muhalif teroristleri bombalamalarinin Turkmenleri bombalamalari anlamina gelmedigi.   Kurd silahli guiclerinin Turkmenlere gosterdigi tavrin "sutten cikmis ak kasik" olmadigi.   Emperyalist guclerin Turkmenleri degil, Esad muhalifleri terrorist gucleri destekledigi yarattigi besledigi ve yardim ettigi.   Emperyalist guclerin turkmenleri degil, kurdleri destekledigi ve yardim ettigi   AKP hukumetinin Turkmenleri degil, Esad'a muhalif terrorist gucleri destekledigi ve yardim ettigi.   Kurdlere karsi cikmak icin, Turkmenleri koruyormus gibi kendini gosterdigi   Kisaca emperyalist guclerin ve AKP'nin politik amaci Turkmenler uzerine degil; Esad'i devirecek muhalif terrorist gruplar uzerinedir. Turkmenler bu konuda politik duygu somurusu olarak kullanilmaktadir.   Rusya Esad tarafinda turkmenleri ile degil, Esad'a muhalif terrorist guclerini bombalamaktadir.   Kurdler bunyesindeki turkmenleri asimiliye ederken ve kurdlesmeye zorlarken, Turkmenler ile degil; Esad ile birlikte muhalif terror gucleri ile savasmaktadir.   Ayni sekilde IRAK'ta resmi hukumet ile birlikte ISID ile savasmaktadir.,   Burada ISID'a ayri bir paragraf acalim.   Isid Irak'ta hem kurdler hem de rejim ile savasirken, Suriye'de yine kurdler ve rejim ile savasirken, politik cikar farkindan dolayi da muhalif terror gucleri ile catismaktadir.   Ayrica ISID bugun sadece Irak ve Suriye rejimleri ve de kurd cografyasi icin degil; onu yaratan emperyalist gucler ve rusya icin de vurulmakta olan bir terror gucudur.   ISID'i her turlu yaratiminda ve yetismesinde besleryen ve yardim/yataklik eden AKP bile gostermelik te olsa "vurmaktadir."   Emperyalist gucler ISID'a karsi Kurtleri korur ve desteklerken, AKP ISID ile birlikte kurdleri vurmaktadir.   Emperyalist gucler ve AKP Esad muhalifi teroristleri besler ve desteklerken, Rusya ISID'in yaninda onlari da vurmaktadir.   Kisaca tum bu karmasa ve kaos ortaminda, belki de insan haklari evrensel hukuk ve hak ve ozgurlukler Adina, basina pek yansimayan ve yansisa da sadece politik cikar ve duygu somurulu yansiyan Turkmenler, her turlu baski katliam ve asimilasyon politikasina maruz kalmaktadirlar.   Gorundugu gibi de politik cikar ve duygu somurusunun yanlarinda oldugunu gosterir gostermelik destek disinda, Esad, Kurdler, Muhalif teroristler, emperyalist gucler, Irak hukumeti, Irak kurdleri ve ISID tarafindan kusatilmislardir.   AKP'den de ozde degil, sozde yardim gormektedirler.   Kisaca Turkmenleri Irak ve Suriye'de koruyan ve kollayan hic bir devlet hukumet silahli guc ve terror orgutu yoktur.   Bir yerde "kendi kaderlerine" terk edilmislerdir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Terörizm, Emperyalizm ve Vahşi Kapitalizmin Silahlı ve Vurucu Gücüdür.

Yukarida basliktaki cumleyi daha net algilama Adina, konu ve kavramlar ile ilgili olarak, sitemizdeki asagida linki verilen basliklara bir goz atmakta yarar var.  
http://www.turkish-media.com/forum/blog/1121/entry-7193-vahsi-kapitalizm/   http://www.turkish-media.com/forum/blog/1121/entry-7194-kapitalizmdeki-vahsilik-ve-kolelik-iliskisi/   Emperyalizmi terorizm ile ic ice gecmesinin direk emperyalist devlet saldirisi olarak degil de, baska bir ulkeye disaridan mudahele etmek olarak, tarihi SSCB'nin Afganistan'a saldirisi ardindan; buradaki konuclanmis El-Kaide gucu ve onun basi Usama Bin Laden'in ABD emperyalizmi ile isbirligi olarak baslar.   Tarih 1960'lardir.   Iste emperyalizm, bu tarihten sonar politik olarak kendi cikari Adina ve kendince mesru ve mubah kilacagi acidan yeni bir evreye girer.   Terorizmin kelime anlami "korku salmak" tir.   Aslinda emperyalizm kendi ulke ve toplumu bunyesinde genelde havoc politikasi izleyerek kendi halkinas direk korku salmaz.   Korkuyu yarattigi terorizm ile iki sekilde salar.   Birincisi disaridan ele gecirecegi ulke bunyesinde terror hareketi yaratarak ve yasatarak   Ikincisi kendi halkina kendi ulkesinde kisa vadeli terror yasatarak   Buradan farkli bir sonuc cikar.   Emperyalizm terror ile korku salmak ile kalmaz, kendi ulkesinde yarattrigi terror ile de disarida saldiracagi ulkeye saldiri onayi aslmak icin, kendi toplumunun destegini alir.   Ikiz kuleler katliami sonrasi olan gibi.   Eger ulke emparyalist olamamis ise ic somuruyu daha cok yogunlasacagindan vahsi kapitalizme yonelir ve burada biten havoc politikasi sopa politikasina doner ve bizzat teroru ulkenin kendi devleti ve hukumeti yaratir ve uygular.   Turkiye'de oldugu gibi.   Kisaca 1960 oncesi uygulanan sopa politikasinin bugunku geldigi nokta terorizmdir.   Yalniz burada emperyalizm ile yaratrtigi terorizm arasindaki iliski her zaman istendigi gibi gitmez.   Sonucta emperyalizmin buyutup besledigi ve yedirip icirdigi yardim ve yataklik ettigi ve her turlu gereken silahi sagladigi terorizm, palazlanmaya baslayinca, kendi basina hareket etmek ister ve boylece kendini yaratan emperyalizm ile ters duser ve hatta savasma noktasina gelir.   O.Dogu'da Suriye ve Irakta yaratilan ISID ve bugunku geldigi nokta gibi.   Aslinda burada emperyalizm, kendi bulundugu dali kesmektedir.   Sonucta terror yarattigi ve estirdigi bir ulkede terror baskisindan dolayi bir multeci kitlesi olusur ve bu kitle emperyalist ulkelere dogru yola cikar.   Ikincisi kendi ulkesinde terror estirdigi ulkenin vatandaslari orgutlenir.   Sonucta emperyalizm gibi terorun de bir ulkesi siniri dini milliyeti irki v.s. yoktur.   Buradan ucuncu sonuc olan emperyalizmin kendi ulkesinin yarattigi terore acilmasi ve bu teroru kendi ulkesinde yasamasidir.   Bugun Fransa'da oldugu gibi.   Sonucta yarattigi terror sagladigi terrorist olarak, hem terror estirdigi ulke ile sinirli degildir, hem zaten o ulkenin disindan nakledilmistir ve dolayisi ile emperyalist ulkelerin kendi vatandaslarini da icerir.   Fransa katliamlarinda adi gecen Fransiz polis ya da belcika dogumlu terrorist gibi.   Aslinda terror ve terorizmin ne oldugu her yonu ile farklilasir.   Ideolojisi ya emperyalizminm cikar politikasidir, ya da yarattigi terror hareketinin kendi ideolojisi ve de inancidir.   Bunyesindeki teroristler, dunyanin dort bir yanindan her yasta ideolojide inancta bu isi para icin, kendi hurriyeti icin, inanci icin, ideolojisi icin, macera icin v.s. yapmak isteyenlerdir.   Burada anlasilacagi uzere terore terrorist tasiyan ulkeler arasi aglar da kurulmustur.   Evet emperyalizm ve ulkemizdeki gibi vahsi kapitalizm her yonu ile terror estirerek yani korku salarak politik cikarini yurutmektedir.   Buradaki birinci sorun, toplumun kendisine korku salanin kim ve ne oldugunu bilmemesdi ustelik, guc olarak ona siginmasidir.   Yani emperyalizm ve vahsi kaspitalizm, sadece teroru yaratmak ve uygulamak ile kalmaz, ayni zamanda sanki teroru yaratan o degilmis gibi, bir de seni guc olarak koruyormus ve kolluyormus gibi hareket eder.   Bunun yaninda kendi yarattigi bu teroru kendi pozitif uygulasa bile, negative algida koruyarak sanki onun ile mucadele ediyormus gibi gorunur.   Ustelik kendine karsi olan temelde bu korkuyu tum topluma yaymak Adina, her saldirdigina tutukladigina gozaltinaaldigina katlettigine de "terrorist" damgasi vurur ve onlarin yani halkin her turlu insan haklarindan ve evrenselhukuktan dogan eylemlerini "terrorist eylem, terore destek, terror orgutu ile iliski" v.s. olarak degerlendirir.   Zaten su an ulkemizde olmakta olan da budur.   Buradan su sonuc cikar.   Ne emperyalizm, ne de vahsi kapitalizm her turlu devlet hukumeti ve her turlu kurum ve kurulusu ile, terorizme karsi olamaz ve degildir. Aksine ya acikca kendi devleti eli ile ya da yarattiklari ile bu teroru daimi destekler ve uygular.   Zaten kendi yarattigi ile mucadelesi ancak kendi politik cikar ve somurusune zarar verdigi anda devreye girer.   Yani hic bir zaman toplumlarin halklarin selameti sagligi guvenligi v.s. icin boyle bir mucadele soz konusu degildir.   Aslinda bakildiginda, emperyalizmi de, vahsi kapitalizmi de, ayakta tutan tek guc de, bu terorizmdir.   Bugun terorizmi yaratmasa ve uygulayamasa ne emperyalizm ne de vahsi kapitalizm yasamini surduremez.   Cunku emperyalizm de vahsi kapitalizm de yonetim ve yonlendirim olarak zora baskiya mudaheleye yasaga v.s. dayanir.   Iste bunu da en iyi terror saglar. Cunku terror korku salar sindirir susturur caresiz birakir.   Bugun basta O.Dogu'da Suriye veIrakta Afrika'da Asyada Avrupa'da kisaca dunyanin dort bir yaninda olan bu katliamlari saldirilari catismalari ve her turlu icerde ve disardaki devlet terorunu algilamak Adina unutulmamasi gerek sey; TERORIZM, EMPERYALIZM VE VAHSI KAPITALIZMIN SILAHLI VE VURUCU GUCUDUR.   EMPERYALIZM TERORIZM ILE SAVASMAZ, ONU YARATIR, BESLER BUYUTUR VE UYGULAR   EMPERYALIZM TERORIZMI SAYESINDE HER TURLU POLITIK CIKAR VESOMURUSUNU YURUTUR VE HER TURLU KENDI TERORUNU DE MUBAH VE MESRU KILAR.   Son olarak aslinda emperyalizm ektigini bicmektedir.   Bu da iki turludur.   Sen toplumlari bulundugu yerden rahatsiz edersen, yarin bu toplumlar gelir senin ulkene yerlesir.   Sen her turlu teroru mesru ve mubah kilarsan, o terror gelir seni senin ulkende vurur.   Burada ise aci olan emperyalizm ve onun yarattigi ve uyguladigi terorunden, bunu yaratanlarin yani yonetenlerin degil; hic bir bu konuda birt parmagi olmayan toplumlarin ve halklarin zarar gormesidir.   Teror, teror saldirilari emrini verenleri degil; terorun oldugu yerde bulunanlari yasayanlari yani toplumu ve halklarini vurur.   Kisaca terorden hic bir cikari olmayanlar zaten terore ve her turlusune karsi olabilir.   Yalniz ve maalesef teroru de onlar yasar. Cunku terror zaten yaratilis olarak onlar icindir.   Demekki burada yapilacak sey, terorun verdigi "korku salma" algisindan arinmis olmak olacaktir.   Yani HIC BIR TEROR VE TERORIZM TOPLUMU VE HALKLARI YILDIRAMAZ, SUSTURAMAZ, YASAM HAKKINI ELINDEN ALAMAZ.   Dolayisi ile EMPERYALIZMIN ISTEDIGI TOPLUMLARIN VE HALKLARIN TERORE TESLIM OLMASI IKEN, TOPLUMLAR VE HALKLAR AKSINE AYAKTA KALABILMEK ICIN YASAM SAVASLARINA DEVAM ETMELIDIR.   BU DA ANCAK BARIS ILE OLUR, CUNKU TGOPLUMLARIN VE HALKLARIN ELLERINDE SILAH YOKTUR, VURUCU GUCLERI DE DIRENCLERI AZIM VE KARARLILIK ILE VERDIKLERI YASAM MUCADELESI VE TERORUN SALDIGI KORKUDAN KORKMADIKLARINI GOSTERMELERIDIR.  
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Serbestlik, Serbest Olunmadığının Farkındalığıdır

Yukaridaki baslikta iki onemli nokta vardir.   Birincisi, bir seyin farkindaligi onun olumsuzu ile mumkundur.   Ikincisi farkindalik tek basina bir seyi kazanmaya yetmez, yani;   Farkindaligi fiili hale getirecek olan ise bilinctir.   Burada bir onemli nokta da, serbestlik ile ozgurluk farkidir.   Iste bunun farkindaligi ancak bu farkli iki kavramin elde edilmesinin bilincine acilir.   Daha once sitemizde "ozgurluk ile serbestlik farki" ve "boyunduruk tutsakligi" basliklari ile bu konunun farkindaligi dile gelmisti.   Serbesstlik ile ozgurluk farkini algilamak Adina, ingilizceden ornek verelim.   Bir seyin serbestligi "free" olarak ifade edilirken, bir seyin ozgurlugu "liberal" sifati ile ifade edilir.   Genelde "liberal" sifati politik bir icerikte iken, free sifatinin belirleyici bir icerigi yoktur.   Peki "serbest olunmadiginin farkindaligi" ne demektir.   Eger bir kisi, herhangibir kavramin bunyesinde ise ve onun olumlu ya da olumsuz tarafinda ise, SERBEST DEGILDIR; KAVRAMA BAGIMLIDIR.   Yani KAVRAMI ORTAYA KOYAMAZ, SADECE KAVRAM ILE ILGILI OLAN OLUMLU YA DA OLUMSUZ BAGINI ORTAYA KOYAR.   Burada "siz" olumsuz eki, kisiyi kavramdan serbest yapmaz, sadece kavramin pozitifine karsit yapar.   Mesela milliyetci de, milliyetci karsiti da, milliyet kavramindan serbest degildir.   Yada dinli de dinsiz de din kavramindan serbest degildir.   Namuslu da namussuz da namus kavramindan serbest degildir.   Aslinda buradaki serbestlik, bir yerde "bagimsiz" olarak ta algilanabilir.   Cunku serbest olmamak demek, bagimli olmak demektir. Bagimli olan kavramin ya pozitifine ya da negatifine baglidir. Kavrami ortaya koyamaz, cunku kavramin bunyesinde ve tarafindadir.   Iste simdiye kadar serbestligin farkindaligi aciklandi.   Bilinc ise bu farkindaligin bilinmesi ve de bilissellige tasinilmasi,yani farkindaligin isleme konulmasidir. KAVRAMIN OLUMLU YA DA OLUMSUZ TARAFINDA DEGIL, KAVRAMDAN SERBEST OLARAK KAVRAMI ORTAYA KOYABILME BILISSELLIGIDIR.   Bu bir yerde, KAVRAMA ICINDEN VE TARAFINDAN DEGIL, DISINDAN VE TUM RESMINI GOREBILECEK SEKILDE BAKMAKTIR. Qua felsefesi, ya da kavram ile empati kurmak. Kavrama disaridan ve notr algi ile bakis, kavram disilik.   Demekki bir seyin farkindaliginin bilincini bilissellige tasimak, OLANA ISYAN ETMEKTIR. TARAF YA DA KARSI TARAFLILIK DEGILDIR.   Iste bu isyan ancak kisiyi kavramdan serbest kilar.   Burada yeri gelmisken, ozgurluk ise hic bir baski altinda kalmadan o kavrami kmisinin istedigi gibi kullanabilmesinin iznidir.   Yani OZGURLUK KISIYE BAGLI DEGILDIR, YASADIGI DUZENE SISTEME HUKUKA BAGLIDIR.   Serbestlikise tamamen kisinin insiyatifindedir.   Ozgur olanin kavrami istedigi tarafindan kullanma izni vardir, Yalniz bu kisi kavramdan serbest olmadiginin farkinda olmayabilir.   Kavramdan serbest olanin, kavrami disaridan gosterme serbestligi vardir, fakat bu serbestligi kullanma ozgurlugu olmayabilir.   Kisaca bir seyin kendisinin bilinci, karsitinin farkindaliginin bilgisini getirir.   Genelde karsitlik, ancak kendisinin farkindaliginin olumsuzlugu ile mumkundur.   Zaten kendisi olumlu ise, karsitinin farkindaligi itici, korkutucu, v.s. gelir.   Farkindalik, karsitligi getirir. Bu ya pasif ya da aktiftir.   Buradaki aktiflik, farkindaligin bilgisini bilince tasimak ve farkindaligi yerine getirmenin bilgisini de bilissellige tasimaktir.   Genelde bir beyin bir kavramdan serbest degilse, o kavramin olumlu ya da olumsuz emri altindadir ve yasamini ona gore yonlendirir.   Iste verileni oldugu gibi almak ve uygulamak, biattir. Her biat ise farkindaliginin farkina varilmamis bir biastir.   Iste o yuzden ilk isyan, verilenin tam karsisina gecmektir. Verilen ile inatlasmaktir.   Halbuki serbestlik, VERILENI ORTAYA KOYMAKTIR.   Bu da verileni oldugu gibi almak ya da tam karsisina gecmek ile degil; verilenin ne oldugunun bilisselligine varacak zihniyeti harekete gecirmek ve gereken soyutlamayi yapabilmek ile mumkundur.   Bunu felsefi olarak aciklamak istersek;   Mesela din felsefesi, bir kisinin kendi dini ya da dinsizligini ortaya koymasidir.   Halbuki dini felsefe, kendi dinini ya da dinsizligini ortaya koymak degil; din kavramini tum resmi ile ortaya koymaktir. Iste ancak bu sekilde din kavramindan serbestlik saglanir.   Bunu milliyet ya da baska herhangibir kavram icin uygulayabiliriz.   Iste dinden ya da milliyetten serbestlik, dinden ya da milliyetten; dinli ya da dinsiz milliyetli ya da milliyetsiz olarak dinden ya da milliyetten serbest olunmadiginin farkindaligidir.   Yani milliyet ya da din ortaya konmaz, dinlilik ya da dinsizlik, milliyetlilik ya da milliyetsizlik ortaya konur.   Iste ve herseyden once bunun FARKINDALIGI DEMEK, DININ VE MILLIYETIN DINLI/DINSIZ VE MILLIYETLI/MILLIYETSIZ HER IKI UCUNDAN DA RAHATSIZ OLMAK SORUN YASAMAK VE HER IKISINE BIRDEN ISYAN ETMEKTIR. Iste bu isyan ve rahatsizlik yeni bir bilisselligin bilincinin habercisidir.   Tabi bunun bilincin bilisselligine ulasmadan geri tepmesi olarak ta yansiyabilir.   Burada sonuc, isyani dindiren rahatsizligin sona ermesidir.   Kisaca farkindalik BEYINDE YER ETMISIN KENDINDEN BILINCSIZCE GELEN, YA DA KISININ BILINCI ILE KENDINI GETIRDIGI RAHATSIZLIGI VE ISYANIDIR.   Kisaca konu, beyinde yer etmisleri ve bilincalti temelli alisilagelmis kullanimi uygulamak degil, KISININ KENDI BEYNINI KENDININ ISLETMESI YA DA BEYNININ ISLEMESININ ONUNU ALGISINI KAPATARAK TIKAMAMASIDIR.   beynini kullanmak degil, isletmektir.   ZIHNININ SOYUTLAMASININ SOYUTLAMA YETISININ OLDUGUNUN VE BUNU KULLANMAK DEGIL, ISLETEREK DEGISTIREBILECEGININ FARKINDALIGIDIR.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Ümmet-i AKP Başkanlığı mı / Milletin Halklarının Türkiye Cumhuriyeti mi?

7 Haziran'dan sonar, sanki 7 Haziran hic yasanmamis gibi davranan, dictatorun (tum siyasi yetkiyi elinde bulunduran'a "dictator" denir) tek bir hedefi vardi, kendi yaratmis oldugu fiili durumu kullanarak, 1 Kasim secimlerinde, AKP'yi iktidara tasimak ve AKP eliyle de anayasa degisikligi ve Baskanlik sistemi.   Zaten 7 Haziran'dan sonar o cok agzindan dusurmedigi sandik demokrasisine kendisi uymamis, meclisi bekleme odasina almisti.   Kurulan savas ve terror hukumeti de ulke ve toplumu secime tasidi.   Secimde algi operasyonu islemis, 5 milyon korku felsefesi ve suru psikolojisi temelde 7 Haziran'a eklenmisti.   Boylece sadece iktidar saglanmamis, ulke ve toplumu referendum ve hatta direk baskanlik sistemi ve anayasa degisikligine goturecek oy ufukta gorunmustu.   Simdi bakalim   AKP'nin oyu 317   Referandum icin gerekli olan- 330 yani +13 oy   Meclis cogunlugu- 376 yani +59 oy.   HDP- 59 oy   MHP- 40 oy   MHP ile referanduma, HDP ile de baskanlik sistemi ve anayasa degisikligine meclis gidebilir.   Peki dictator gudumundeki AKP baskanlik sistemi ile neyi kastetmektedir?   Diktatorun tek yetki ve merci olmasi gostermelik bir meclis bu tek yetki ve merciye oyle ya da boyle karsi cikanlarin, oule ya da boyle bertaraf edilmesi ve tamamen bu tek yetki ve merciye biat edecek UMMET-I AKP BASKANLIGI.   Zaten 1 kasim sonrasi soylemlerle toplum "AKP'yi desdtekleyenler ve desteklemeyenler" diye ikiye ayrilmis durumda.   Burada AKP'ye bunu saglatacak her iki meclis partisinin durumuna bakalim.   MHP simdiye kadar AKP'ye verdigi her turlu destek ile, onun zaten isbirlikcisi rolu gordu.   Su anda da cok kritik bir konumda. "PKK ile mucadeleye devam" algi operasyonu altinda, pek ala AKP'ye referendum icin destek verebilir.   Asil kilit nokta, HDP.   HDP tamamen kurd milliyetciligi politikasini one cikarip, "ozyonetim/ozerklik/yari ozerklik" sarti ile ve istedigini kurd halki Adina alarak; baskanlik sistemine ve anayasa degisikligine onay verebilir.   Goruldugu gibi, 13 senede meshur "u donuslerine" AKP, bu sefer HDP'yi de katabilir.   Yani 7 Haziran'dan sonar yarattigi fiili durum ile bertaraf ettigini unutur ve ittifaka girer.   Esad, Cemaat, PKK, Ulusalcilar ile yaptigi gibi.   Butun bunlar isin meclis yani ve yonetenlerin kismi.   Peki Turkiye halklari ilericiler, devrimciler, aydinlar, cagdaslar, etigi siyasete katmayanlar, insan hakjlari ve evrensel hukuk avunuculari, her turlu halklarin ve kesimlerin hak ve ozgurlugunden yana olanlar, kimsenin yasam ve iliskisine karismamasini isteyenler, ve cagdas bir ulke ve toplumda tum farklari ile birlikte bir birine saygili birarada yasamak isteyenler bunu da su anki cografyayi koruyarak yapmak isteyenler.   Kisaca tum dayatmalara karsi bugune kadar her turlu mucadeleyi yilmadan kararli ve azimli bir sekilde canlari pahasina verenler.   Onumuzdeki guncel secenek gayet net ortada.   Ummet-i AKP baskanligi mi/Milletin halklarinin Turkiye Cumhuriyeti mi?   Herkes tarafini ve safini ona gore belirlesin.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

YILLAR

YILLAR   Yıllar geçtikçe üstünden   Böylemi olacaktı   Sonuçta ki acı   Bunu başında   Hiç düşünüp   Hesaplamadık   Gençlik öyle güzeldi ki   Öylesine canlı   Öylesine heyecanlı   Yaşlılığı hiç hesaba katmadık...  
serapertence(ELLERİN YANGIN)

tango

tango

 

Korku Felsefesi ve Sürü Psikolojisi Niceliği 5 Milyon

7 Haziran ile 1 Kasim secimleri arasinda gecen 5 aylik sure icinde, AKP oylarini tam 5 milyon artirdi. Hem de her sandikta.   Dunyanin hic bir yerinde boyle kisa iki secim arasinda bu sayida bir artis yasanmaz.   Eger bu sonuclar resmilesirse, bu 5 milyon artisin o kadar ve her cesitsecim hilesi, baskisi, onlemesi v.s. olsa bile, bu miktarda ve her yerde artisinin tek bir aciklamasi vardir, o da bu surecte topluma yasatilan fiili catisma baski gozalti tutuklama ve katliamlarin ve her turlu insanlik ve vicdan disi davranis ve uygulamalarin, bu 5 milyon uzerindeki etkisi ancak korku felsefesi ve suru psikolojisi ile aciklanabilir.   Kisaca toplum bir baraji asacak kadar sayida secmeni ile, korkutulmus ve sindirilmistir.   Kisaca millet ummete donusturulmustur.   "bu adam ne istiyorsa verelim de bizi rahat ve huzur icinde biraksin" demistir.   Burada, bir masal anlatalim.   Bir zamanlar bogalar ineklere saldirmadan once, "bakin sizlere aslinda bir sey yapmak istemiyoruz. Yalniz icinizdeki su inegi bize teslim ederseniz, sizlere dokunmayacagiz" demislerdir.   Burada istenen inek, digger inekleri bogalara karsi savunan orgutleyen inektir.   Inekler kendi aralarinda karar vermek icin toplanirlar.   Verilmek istenen inek "bakin, arkadaslar, beni onlara vermeniz sorun degil; yalniz bilesiniz ki, bu size kurtarmaz. Aksine onlara daha cok boyun egdirtir." dese de, heyet istenen inegi vermeye karar verir.   Sonucta inek verilir.   Aradan fazla zaman gecmeden digger inekler sindirilir, korkutulur ve bir bir bogalar tarafindan yok edilmeye baslar.   Inekler caresizlik icinde, "biz o inegi vermeyecektik" deselerde is isten gecmistir.   Simdi bakalim.   Diktator ne demisti "verin 400'u bu is huzur icinde hallolsun" peki ne yapti?   Yine dedigi gibi, "taraf olmayani bertaraf etti"   Peki bunu nasil yapti " her seferinde ayni yolda yurudugu ve bertaraf edecegi tarafi suclayarak"   Toplum 7 Haziran'da ne dedi.   "Sen Sarayinda uslu uslu otur, senin partine de iktidar yok ve partin de kendine ceki dozen versin ve mecliste tek basina olmadigini anlasin"   Dogal olarak bu mesaj dictator acisindan ne anlama geliyordu?   "ya demek oyle, siz demekki huzur istemiyorsunuz. O zaman ben sizing huzurunuzu canlarinizi alarak bozayim da gorun"   Yani fiili durumu yaratti. Bu konuda PKK kendisi ile isbirligi yaparken, ISID uzerine duseni yapti.   Polis zaten elinde idi ve tum bertaraf edileceklerin uzerinde terror estirdi.   Bunlarin basinda HDP kurd halki alevi halki ve her turlu dictator karsiti geliyordu.   Bu arada "HDP=KURD=PKK" ALGISI DA SURUYORDU.   HDP'ninen buyuk hatasi geziyi desteklememesi idi. Ayrica Ekim olaylarinin gezi'den farkli gosterilmesi tuzagina dustu.   Dolayisi ile onun her turlu "inadi" nin baris, demokrasi v.s. niteligi PKK engeline takildi.   MHP zaten "evlere senlik" ve gereken savas ve catisma destegini verirken, CHP askerin disariya mudahele teskeresine karsi cikmadigi gibi, hic bir zaman "terror ile mucadele" de AKP lilesmekten kurtulamadi ve devletin/polisin terorunu ve katliamlarini gormemezlikten geldi.   Bu nicelik olan 5 milyon, bir yerde 7 hazirandaki uyarisinin bir ise yaramadigini ve de meclise giren digger partilerin de Diktator ve gudumundeki AKP hukumeti ve devleti onunde "elinin/kolunun baglandigini" gordu.   Kisaca bu 5 milyon, AKP'nin devlet ve hukumetten oyla gitmeyecegini gordu.   Aslinda oturup bu durumu cok iyi sorgulamak gerekiyor.   T.C. yoksa hic bir zaman ummet olmaktan kurtulamadi ve millet olamadi mi?   "Gelen agamiz/giden pasamiz" atasozunun 90 yil sonar hala gecerliligi mi?   Devlet ve hukumetin yarattigi fiili duruma karsi " bizim aklimiz ermez, yapiyorlarsa vardir bir bildikleri" mi?   Basta dogu olmak uzere, aga baba v.s. temelli aile buyuklerinin yolundan gitmek mi?   Butun bunlar cogaltilabilir.   Yalniz, yukaridaki masala geri donersek:   Toplum su dusunce de ise yanilmaktadir" tamam istedigini verdik, artik bizi rahat birakir."   Birincisi tam istedigini toplum vermemistir.   Yani hala 376 yi gerektiren anayasa degisikligi sayisini vermemistir.   HDP'yi baraj altinda birakmamistir.   Bu ikisi bile diktatorun, toplumu "huzur icinde birakmamasi" icin gerekli nedenlerdir.   Cunku Anayasa degismezse, sultanlik, halifelik, selefilik, padisahlik v.s. kisaca TEK ADAMLIK MUMKUN DEGILDIR.   Buna en bastaki engel, kendi partisinden gelecektir.   Evet dictator fiili olarak 7 haziran'dan bu yana zaten iktidardi ve her istedigini yaptirdi.   Dolayisi ile aldigi oylar ile bunu kagit uzerinde saglamasi pek bir fark getirmeyecek.   Cunku zaten fiili olarak iktidardi. Meclis yoktu. Yargi hukuk elindeydi.   Yani, elinde olanlari artirmasi icin, zaten bu elde edilen oy sayisina ihtiyaci yoktu.   O 400'u istiyordu gorunurde 310 aldi.   Yani 400'e 90 kadar yaklasti.   Aslinda anayasa Adina 376 yeterli ve su an 66'ya ihtiyaci var.   Yalniz ne gam, iktidar olmadan fiili iktidarligi yuruten, anayasayi degistirecek oy almadan da anayasayi degistirebilir.   Hatirlayalim, dictator ne demisti?   "Ulkede fiili olarak rejim degismistir. Simdi yapilacak olan bu fiili duruma uygun anayasayi cikarmaktir."   Evet, 5 milyon da olsa; oylar anayasayi degistirmeye yetmiyor.   "Milli iradeyi" agzinda sakiz eden dictator, 7 haziran'da bu iradeyi cignedi ve yasanan fiili durumu yaratti.   Demekki simdiki oy sayisi "milliirade" nin iradesini diktatore daha guclu bir sekilde veriyor.   Bundan sonar tum yapacagi ve yaratacagi her turlu fiili durum ve salacagi korku felsefesi ve ummetin suru psikolojisi anayasa degisikligi uzerine olacak.   Iktidari vermemeye direnemeyen toplum, bakalim bu fiili duruma nasil direnecek?   Yoksa bundan sonraki secim ve hedef olan "2023" ayni diktatorun planladigi gibi fiili olarak yerine mi gelecek?   Yani istenilen verildikce, huzur gelmiyor. Cunku istenilen bitmiyor.   O yuzden istenileni vermeden once, iyice dusunmek gerekiyor.   ve "sira bana gelmez" "ben onun bertaraf ettiklerinden degilim" kandirmacasinin kimseye bir faydasi yok.   Ya "kustan korkmayacak ve dari ekeceksin" ya da "korkunun ecele faydasi olmadigini" bileceksin.   Ustelik "korktukca ve surude kaldikca sira sana gelecek"   Sen suruden ayrilacaksin ve baskalarini da suruden ayiracaksin.   Kisaca ortada KORKUTULACAK BIR SURU BIRAKMAYACAKSIN.   Aksine suruden ayrilarak ve digerlerinin de ayrilmasini saglayarak kendi nitelikli direnisini hak ve ozgurluk arayisini huk ve adaleti hem kendi Adina hem de herkes Adina isteyeceksin savunacak ve destekleyeceksin.   Yoksa senden her isteneni verirsen, yarin bir bakmissin ki; verecek bir seyin kalmamis ve sen de kalmamissin.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Haber / Bilgi / Yorum Farkı / İlişkisi-Qua Felsefesi

Ulke ve toplumun fiili olarak ve guncel yasadigi sicak ortami goz onune alarak, once haberden basliyalim.   Bu kelimenin kavramsal icerigini en iyi olarak algilama Adina, kelimenin ingilizcesini verelim.   Bilindigi gibi haber kelimesinin ingilizce karsiligi news tur ve hic bir zaman tekil olarak kullanilmaz. Yani asli haberlerdir.   Burada kelimenin kokenine baktigimizda bunun "new" yani "yeni, taze, guncel v.s." anlami oldugunu goruruz.   Iste haberler ve turkcede tekil olarak kullanilabilen, haberde zaten bu demektir.   Yani bilginin yeni taze guncel olmasi.   Burada onemli olan "daha once olmamis olmasi" dir.   Iste habercilik ve turkcedeki gazetecilik bu haberi kitleye duyurmaktir.   Burada habercilik gazetecilik farki da onemlidir.   Sonucta her bir olan haberin bir niteligi vardir. Bu nitelige gore haber de nitelenir.   Bilimsel, felsefi, tarihi, cografi, politik, toplumsal, dogal v.s. haber olarak.   Dikkat edildi ise, burada henuz yazarlik yoktur.   Cunku haber vermek yazarlik degildir. Bir cesit gazeteciliktir.   Yazarlik ise, verilen haberin niteligine verenin kendinden bilgi ya da yorum katmasidir.   Ayrica yazarlik yazi olarak ya da bilgi olarak tamamen yazarin bir eseri de olabilir. Yani bilim kurgu,m masal, hikaye v.s.   Kisaca haberi vermek, habercilik; habere kendinden yorum ve bilgi katmak ta yazarliktir.   Bu temelde de gazeticilik, hem haberciligi hem de yazarligi icerebilir.   Her haber bilgi icermesine karsin, her bilgi haber degildir. Yani yeni guncel taze olmayabilir.   Iste bu temelde herhangibir haber niteliginde olmayan bilgiyi niteligine gore paylasmak bir cesit uzmanlik bilgililik ve akademisyenlikalanidir.   Yani bu konuda yazan bir yazar, baskalarina gore konu ya da kavrami detayli incelemis, arastirmis, sorgulamistir eger konu da uzman ise kendi bilgi haznesini de yorumunu da katmistir.   Habercilik ya da gazetecilikte onemli olan etik olmak, yani haberi yalin sade oldugu gibi aktarmaktir.   Eger uzerinde yorum yapiliyorsa da bu belirtilmelidir.   Cunku yorum kisiseldir ve sadece yorumu yapanin kendi inancsal ideolojik ve etik temelli degerlerini icerir.   Yani yorum farkli inancsal, ideolojik ve etik degerlerdeki bir okur tarafindan benimsenmeyebilir.   Iste onemli olan yorum katilmadan verilen haberin, oldugu gibi verilmesidir.   Cunku haber payl;asimi, kendi degerlerinin paylasimi degildir. OLAN HABERIN OLDUGU GIBI PAYLASIMIDIR.   O acidan haber degil, uzerine yapilan yorum; deger tayabilir.   Bu da kendi bunyesinde, haber icerikli bilgi ile yorum icerikli bilgiyi farkli kilar.   Cunku bir yazar tamamen bir haber uzerinden yorum yapabilir. Yalniz, bir gazeteci haberi vermek zorundadir. Cunku yorum yapan yazar da, haberi gazeteciden alir ve duyar.   Evet, her turlu nitelikteki bilgi paylasimi cokonemlidir. Yeterki her birinin etik olarak hakki ve farki algilansin ve verilsin.   Cunku yasanmis bir haberin tartismasi olmaz, ancak yorumu ve yorumsal tartismasi olur.   Haber iletmek, yorum tartismak icindir. Her ikisi de bilgi paylasimidir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Gelecek mi? Çok Karanlık. Çooookk...

İlkokul 2. sınıflara Arapça dersinin seçmeli ders olarak konmuş olduğunu bugün (23.10.2015) haberlerde görmüşsünüzdür. Gerekçe olarak da tarihi ve kültürel sebepler gösterilmiş. Yersen...   Ne yazık ki geleceğimiz giderek batıyor, kararıyor. Matematik ve Fen konusunda dünya ortalamasının çok çok altındayız. Ne bilim üretebiliyoruz, ne sanat. Buna rağmen 7-8 yaşındaki çocuklarımıza öğretilenlere ve öğretilmek istenenlere bir bakın! Tamam, yabancı bir dil öğrenmek iyidir. İyi de neden arapça? Bu çocuklar arapça öğrendiklerinde ülkemizin en büyük eksikliklerinden biri olan bilimsel makale/kaynak ihtiyaçlarını giderebilecekler mi? Arapça dilinde üretilmiş kaç tane bilimsel makale, kaç tane sanat eseri var? Arapça öğrenen bir yavrumuz, yarın öbür gün yurtdışındaki saygın bir üniversiteye gitmek istediğinde arapça işine yarayacak mı? Cevap koca bir HAYIR ..   Kültürel olarak giderek araplaştırılmaya çalışılıyoruz. Cumhuriyetin kazanımlarıyla her anlamda çağdaşlaşmaya döndürülen yüzümüz, artık araplaşmaya döndürülmüş durumda. Yazık oluyor çocuklarımıza, geleceğimize.. Onlara bu kötülüğü yapmak için çıldırmış olmamız lazım. Çocuklarımızı bilime ve sanata yöneltmek yerine, dogmalara ve batık bir kültüre yönlendirmek için gerçekten çıldırmış olmamız lazım. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Ortadoğu'nun ne halde olduğuna bakmak, bu endişelerin hiç de yersiz olmadığını anlamak için yeter de artar bile.   Çocuklarımıza ve geleceğimize bu kötülüğü yapmayalım..

yam_yam

yam_yam

 

Vatan / Vatandaşlık Farkı / İlişkisi-Qua Felsefesi

Ayni kelime kokeninden turetilmis olsa bile, her kavramda oldugu gibi bu iki kavramda da basta politik algida bir kavram karmasasi vardir.   Vatan kavrami, insanoglunun kendisine tarihte ilk defa Ingiliz Ic Savasi ile tanistirilmis, daha sonar vatandaslik ise Fransa ihtilalindeki burjuva ve sehirlesme den sonar ortaya konmustur.   Bugune gelindiginde vatan kavraminin iki icerigi vardir.   Cografi temeldeki bu iki icerik soyledir.   Bir vatanin bir fiziki cografya adi bir de siyasi cografya adi vardir.   Bu konuda iki farkli ulke ornegi verelim.   Burada bir parantez acip, turkce de vatan, yurt ve ulke kelimelerinin ozdes oldugunu soyleyebiliriz.   Ilkornegimiz kuzeyde bir Avrupa ulkesi olsun.   Cografi- Fiziki- Buyuk Britanya   Cografi- Siyasi- Birlesik Krallik.   Herseyden once ulke politik aliskanlikta bu ulkenin adi boyle gecmez. Nedense bu ulkenin birlestirdigi krall;iklardan sadece birinin adi anilir ve "Ingiltere" denir.   Bu vatanda dogan bir kisinin vatani Buyuk britanyadir.   Cunku vatan once fiziki olarak ele alinir.   Vatandas ve vatandaslik ise siyasidir.   Yani bu vatanda dogan bir kisinin vatandasligi Birlesik Krallik temelindedir.   Simdi bu vatanda dogan bir kisi once kendisine bir vatan kimligi alir.   Bu kimlik te fiziki vatan uzerindendir, yani Britanyali.   Iste bu britanyali Siyasi Birlesik Kralligin bir vatandasidir.   Milliyet etnisite ve sosyo-etik farklar ise tamamen kisiseldir.   Yani bir kisinin etnik kokensel vatani, Birlesik Kralligi olusturan vatanlardan Ingiltere, Iskocya, Galler ve de K.Irlanda olabilir. Boylece etnik koken olarak, ingiliz, iskoc, Gallerli ya da irlandali olabilir.   Bunlarin hic biri o kisinin Britanyali ve Birlesik Krallik vatandasi olmasini degistirmez.   Hatta bu kisinin vatani Birlesik Kralliklardan biri de olmayabilir. Mesela anne babadan atadan gelen, Hindistan, Pakistan, Bengaldes, ya da Avrupanin baska bir ulkesi, Afrika ulkesi, Kuzey ya da Guney Amerika ulkesi, kisaca dunyanin herhangi bir ulkesi olabilir.   Iste kisinin bu etnik koken farki HEM ONUN BRITANYALI VE BIRLESIK KRALLIK VATANDASI OLMASINI DEGISTIRMEZ, HEM DE ETNIK KOKENINI MILLIYETINI DILE GETIRMESI HAK VE OZGURLUGUDUR.   Eger burada bir vatanseverliksoz konusu ise, kisi hem dogumdan aldigi fiziki vatanini,m hem dogdugu vatanini, hem de etnik kokensel vatanini sahiplenebilir.   Ayrica eger koruyorsa Birlesik Kralligin disinda ailesinden gelen ulkenin de vatandasi olabilir.   Dolayisi ile vatan ile vatandaslik iliskisi ilk defa burda farklilasir.   Mesela kisi diyelim anne babadan gelen vatandasligini bir nedenden kaybetmis olsa ve o ulkede vatandaslik haklarindan mahrum olsa bile, kisi; anne babadan gelen bu vatasnini VATANDASI OLMADIGI HALDESAVUNABILIR, SEVEBILIR, KORUYABILIR etc.   Tarihte siyasi savasim anlaminda en guzel ornek, Chguvera'dir.   Che sadece kendi dogdugu ya da vatandasi oldugu vatan disinda, komsu vatanlar icin de savasmistir.   Kisaca vatanseverlik, illa kisinin o vatanin vatandasi olmasini gerektirmez.   Zaten buradan enternasyonel temelde "dunya vatani" ve "burjuvanin ve isci sinifinin vatani yoktur" siari cikmis ve boylece "Tum dunyanin iscileri birlesin" slogani moto olmustur.   Yaniburadan da bir fark dogar. Bir kisi ideoloji inanc olarak dunyayi bir vatan olarak algilar ve enternesyonel bir savasim verebilir.   Ulkemiz ve toplumumuz acisindan ise her kavramda oldugu gibi vatan ve vatandaslik kavramlari basta politik cikar olarak ve devlet ve hukumetin etik degerleri ve etnik degerleri polkitikaya tasimasi ile karistirilmaktadir.   Vatanseverlik vatandaslik ile karistirilir.   Bir kisinin kimligi vatani uzerinden degil, etnisite uzerinden verilir.   Dolayisi ile eger kisi aileden verilen etnisiteyi almazsa, vatansever olarak algilanmaz.   Dolayisi ile Turk ile basliyan ve vatani cografyayi degil de bir etigin etnisitesini etnik kokenini iceren bu kavram "vatana, vatandasliga, paraya, dile " tasinmistir.   Simdi buradaki kavram algi hatalarina bakalim.   Turk vatani   Turk vatani demek, "bu vatanda sadece etnik kokeni turk olanlarin ya da turk diyenlerin vatani" anlamina gelir.   Bu hatayi soyle duzeltiriz.   Cografi fiziki- Turkiye   Cografi- siyasi- Turkiye Cumhuriyeti.   Simdi buradan vatan ve vatandasliga bakalim.   Bu vatanda dogan bir kisinin vatani Turkiyedir.   Bu kisi siyasi olarak Turkiye Cumhuriyeti'nin vatandasidir.   Kisi ozelinde etnik ve etik olarak turk, kurd, ermeni, laz v.s. olabilir.   Eger bu kisi Turkiye disinda baska bir ulkenin vatandasi ise, iki vatanli olabilir.   Ustelikbu kisi T.Cumhuriye vatandasligini bir sekilde kaybetmis olsa bile, Turkiye vatanini sevebilir, onun icin savasabilir ve vatansever olabilir.   Bu kisi turk te olmayabilir, ama vatani Turkiye olabilir.   Kisaca vatanseverlik, kisinin vatandasligi ile de vatan kimligi ile de sinirlanamaz.   Her bir vatani Turkiye olanin ister T.C. vatandasi olsun ister olmasin vatanini sevmek ve onun icin savasmak hak ve ozgurlugudur.   Her bir vatani Turkiye olanin ve hatta T.C. vatandasi olanin vatanini sevmesi icin, illa turk olmasi gerekmez. Pekala kurd, laz, ermeni v.s. olabilir.   Vatan baskadir, vatandaslik baskadir, kisinin inanci ideolojisi temelinde vatanseverlik baskadir.   Dolayisi ile vatani Turkiye olan ve bunun icin mucadele veren ister T.C. vatandasi olsun ister olmasin, ister turk olsun ister olmasin vatanseverdir.   Cunku onun vatani Turkiyedir.   Ustelik baska bir ulkenin vatandasi olarak ta iki vatanlidir.   Vatan ve vatandaslik genel bir veridir.   Etik etnisite milliyet ve etnik koken ise ozel bir veridir.   Kisi bunlardan istedigini ya da hepsini sahiplenebilir ve mucadelesini verebilir, bu onun hak ve ozgurlugudur.   Etnik koken olarak turk olup olmamasi,T.C. vatandasi olup olmamasi, onun vatanini sahiplenmesini ve sevmesini onlemez.   O yuzden vatanseverlik vatandaslik gibi, Turkiye.Cumhuriyeti Devleti ya da Turk etnik kokeni ile sinirli degildir.   Cografi/fiziki Vataninin Turkiye olmasi ya da ideoloji olarak enternasyonel "vatanim benim butun dunya" olmasi yeterlidir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

İnsanoğlu Türünün Biri, Sadece Nicelik Değil; Aynı Zamanda ve Belirleyici Olarak Niteliktir.

Bu baslik ta yazan cumlenin anlami; bilissel ve gecerli bir anlam icerir.   Ben ise bu basligi ozel bir konuya, yani Ankara katliami konusuna tasiyacagim.   Insanoglu turunun biri, yine insanoglunca dogal/fenomena lzihniyetin yapilandirdigi yapi ve isleyis olarak; kendi birini kendilik olarak algilayamaz.   Ya baska bir oznenin parcasi olarak, ya da herhangi bir kavramsal bilgisi olmayan numenal yetisi gelismemis olan hayvan ile ozdes tutarak, ya da metafizigin tozleri olan dusunce ve madde olarak degerlendirir.   Iste bu degerlendirmeler, insanoglu turunun birini genelde ve tarihsel olarak; ya bir kul ve kole, ya da bir madde meta mal olarak insanoglunu ozdeslestirir.   Buradan da insanoglunun oznelligi ozselligi ve ozelligi degil; nesnelligi gorunusselligi ve genelliginin yaninda, niceligi ortaya cikar.   Yani ya bir kitledir, ya da bir toplum.   Gelismis ve cagdaslasmis toplumlarda gelisen bireyselbilinc, insanoglu birini bencil, bananeci, bireyci ve akilci yapar.   Iste bu durumda da bu bireycilik, kendi turunden olan bireyleri de kendi cikari ugruna, harcar, kullanir gerekirse de zarar verir.   Butun bunlari neden acikliyorum.   Nedeni su:   Basta O.Dogu olmak uzere cag olarak geri kalmis toplumlarda, insanoglu bir olayda kitlesel olarak oldurulmus ya da katledilmisse; Ortada sadece sayi vardir. Yani ve missal olarak " Irak'taki bombali saldirida 20 kisi oldu (olmek)" gibi.   Ulkemizde genelde ayni O.Dogu ya da gelismemis ulkeler gibi, birey algisi yoktur.   Bir kisinin kimligi ya da kisiligi hep ikinci plandadir.   Yani "Ali'nin oglu/kizi- Komsunun oglu/kizi- Yada yigeni/kuzeni v.s., kosedeki bakkal, cografya ogretmeni, ya da her turlu meslek cagrimi, v.s. kisaca kisi kendsi kimligi ile adi ile anilmaz.   Bilindigi gibi iktidarin su son 7 Haziran sonrasi belki de dunyanin cografi olarak en kanli donemine sahne olmustur.   Bir yerde gezi ile basliyan, katliamlar; gunumuzde ve fiili olarak artarak devam etmektedir.   Reyhanli, Diyarbakir, Suruc ve Ankara katliamindakatledilenlerden ayni O.Dogu'da oldugu gibi sadece sayi olarak bahsedilmektedir.   Iste zaten bu sadece nicelik algisi, hic bir zaman nitelige donusmemis ve O.Dogu'da siradan bir hal almis ve herkesin beklerdigi olmustur.   Ulke ve toplumumuz da iste bu tehlike ile karsi karsiyadir.   Yani her turlu katledilenleri bir kitle niceligi olarak almak ve degerlendirmek.   Iste bunu boyle surdurdugumuz ve bu algiyi yaydigimiz zaman, iste O.Dogu ulkesi oluruz.   Bunu onlemenin ve bu katliamlari birer nicelik olarak degerlendirip alismamanin tek yolu.   Bu olaylarda katledilenlerin HERBIRININ BIRER INSANOGLU OLDUGUNU ALGILAMAK, HER BIRININ KISILIKVE KIMLIK OZELLIGINI ADINI HATIRLAMAK, HER BIRININ BU DUNYADAKI HERKES GIBI YASAMISLIGINI HATIRLAMAK VE HER BIRINI KENDI OZELINDE KIMLIGINDE VE KISILIGINDE ADI VE SANI ILE BIRLIKTE ANMAK VE HATIRLAMAK.   Ancak bunu yapabildigimiz olcude, katledilenlerin bir nicelik degil de, bir nitelik oldugunu ve her birinin digerinden farkli ozelligi kisiligi kimligi oldugunu, farkli yasam ve iliskisi farkli ideolojisi inanci etik degeri oldugunu hatirlamak ve her birini ayri ayri kendi kisiliginde ve kimliginde anmak.   Yani "Ankara katliaminda 100'e yakin kisi katledildi" degil. Aslinda bunun bir sorunu da nicelik olarak katledilenlerin anilmasindaki niteligin unutulmasi.   Mesela bugun bile aileler yakinlarini ariyorlar. Yani kayiplar. Isimleri ne katledilenler arasinda,m ne hastahanedekiler arasinda, ne taburcu olanlar arasinda ve yakinlarininyanina donmeyenler.   O yuzden lutfen, insanoglunun bir nicelik degil; nitelik oldugunu hatirlayalim ve katledilenlerin her birini ayri ayri kendi kimlikleri kisilikleri ve yasam ve iliskileri ile hatirlayalim ve hatirlatalim.   Eger bunu yapmazsak, giderek O.Dogu'ya fiiliolarak donmekte olan ulke ve toplumda, hem katledilenler siradanlasir ve guncel hale gelir; hem de bu zaten bu fiili durumu yaratan ve yasatan dictator ve onun iktidarinin devleti ve hukumetine yarar.   Yani bir yerde katledilen ister bir ister birden fazla olsun; her birini ayni azim, kararlilik ve duygu ile hatirlayalim ve analim.   Cunku bugun her bir katledilenin verdigi huzun ve aci, onun en yakini tarafindan hissediliyor.   Halbuki bizler de bu huznu ve aciyi sanki kendi yakinimiz katledilmis gibi hissetmeliyiz.   Cunku konu "bana dokunmayan yilan bin yasasin" degil; aksine her bir katliam, insanoglu olarak her birimize dokunmalidir.   Zaten ve aslinda iste insansal zihniyet ve bireysel bilinci, birey bilisselligi ve bireyin tursel butunlugu olan insanoglu ile birlestirecek olan da budur.   Cunku herbirimiz hem bir turun birer uyesiyiz, hem de her birimiz essiziz.   Yani hem genelin bir parcasiyiz, hem de ozeliz.   Iste belki niceligimiz bizi bu genelinm herhangi bir parcasi yaparken, niteligimiz de her birimizi bu genelin ozel bir uyesi essiz bir uyesi yapar.   Zaten bizleri zihinsel degisim ve devrimde de, dogal/fenomenalzihniyetin baska bir seyle ozdeslestirmesinden ve kul kole ve de madde meta mal olmaktan ve sadece fiziki bir nicelik olmaktan kurtarir.   Bunun bilisselliginde olmak hem her birimizi yasam ve iliskide essiz ve degerli farkli kilar, hem de yitirildigimizde genelin bir sayisi olmaktan kurtarir.   Ayrica unutmamak gerekir ki, bu ortacag zihniyetinin iktidarinda katledilen her bir uye; zaten kolay yetismeyen ve ortacag zihniyetini asmis degerli bir uyedir.   Cunku niceligi degil; niteligi cagdas ilerici aydin democrat elit devrimci insan gibi yasamayi ve iliski kurmayi barisi adaleti demokrasiyi hakki hukuku ozgurlugu kisaca insanca yasami algilamis beyinlerdir.   Aksi zaten katledilmez.   Kisaca bugun dictator, onun gudumundeki AKP hukumeti ve devletinin her turlu ortacag zihniyetinin biatini boyun egmesini ummet olmasini reddederek bertaraf olan her bir beyin, degerlidir.   Her birimiz hem hepimizin hem de basta kendinden baslayarak her birimizin niteliginin degerini bilelim ve algilayalim.   Ayrica unutmayalim, bizleri ve her birimizi turumuz bunyesinde essiz, ozel, oznel yapan ve digerinden farkli kilan, NICELIGIMIZ DEGIL; NITELIGIMIZDIR.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Mahkûm (Hikaye)

Sevgili Karıcığım;   Bu mektubu, sana ulaşıp ulaşamayacağını bilmeden yazıyorum. Umarım ulaşır. Bir arkadaşım, sana bu mektubu ulaştırabileceğini iddia eden adamlara güvenebileceğimi söyledi. Gerçi yüzde yüz garanti veremiyorlar. Biraz riskliymiş. Yöntemlerini çok gizli tutuyorlar. O yüzden bu mektubun sana nasıl ulaşabileceği konusunda hiç bir fikrim yok. Tek bildiğim, bu mektubun sana ulaştırılması karşılığında 25 günlük kahvaltımdan feragat etmek zorunda kaldığım. Aslında 30 günlük istemişlerdi ama nasıl sıkı bir pazarlıkçı olduğumu bilirsin. Sakın endişelenme. Zaten sabah kalkar kalkmaz pek yiyemediğimi biliyorsun. Acıkana kadar da öğle yemeği vakti yaklaşmış oluyor. Hem ben yine iyi durumdayım. Burada birçok kimse günü tek öğünle geçirmek zorunda kalıyor. Hatta duyduğum kadarıyla 48 saatlik yemeğinden feragat edenler bile varmış. Sonuçta burada para geçerli bir araç değil. İnsanlar özel bir takım istekleri olduğunda yemeklerinden feragat etmek zorunda kalıyorlar.   Bulunduğumuz yeri sana tarif edebilmem epey zor. Viranelikle teknolojinin karışımı bir yerdeyiz. Virane, çünkü çevresi yüksek ve kalın duvarlarla çevrili, bombardımanlarla harabeye dönmüş bir şehrin içindeyiz. Teknolojik, çünkü her ihtiyacımız kolumuzdaki bileklikler sayesinde otomatik makinelerce karşılanıyor. Bilekliğimizi yemek makinesine okuttuğumuzda alüminyum folyoya sarılı öğünümüz önümüze geliyor. İçme suyu da benzer şekilde... Ancak içme suyu bu mevsim için günlük 1 litre ile sınırlı. Onu da en en az üçer saatlik aralıklarla birer su bardağı şeklinde alabiliyoruz.   Haftada bir banyo yapabiliyoruz. Tabii yine otomatik makinelerce... Bilekliğimizi okutup makinenin içine giriyoruz. Makine içerisinde kalabileceğimiz maksimum süre 1 dakika ile sınırlı. Bu sürenin ilk 30 saniyesinde köpük, son 30 saniyesinde ise durulanma suyu akıyor. Tuvalet konusunda bir sınırlama yok; ancak tuvaletlerimiz teknolojik değil. Burada bu konudan bahsetmek istemiyorum.Yalnız hiç de hijyenik olmadığını bilmen yeterli olur sanırım.   Burada herkes yeşil renkli tek tip üniforma giyiyor. Ayda bir bu üniformaları bir makinenin içine bırakıyoruz ve yenilerini alıyoruz. İç çamaşırlarını ise her banyo sonrası makine veriyor. İİç çamaşırları, daha önce hiç görmediğim bir kumaştan üretilen tek kullanımlık çamaşırlar. Çok rahat olduğu söylenemez ama idare ediyor işte.   Bildiğimiz anlamda yatak, yastık, yorgan gibi eşyalarımız yok. Geceyi harabeye dönmüş binaların içinde, bir karış yüksekliğindeki saman yığınlarının üzerinde geçiriyoruz. Neden bilmiyorum, geceleri de soğuk olmuyor burada. Bir yorgana ihtiyaç duymuyoruz. Açıkçası ilk zamanlar bu tuhaf yatağa alışmakta epey zorlanmıştım. Sorun kaşındırması ya da rahatsız olması falan değil. Sorun fareler.. Bu saman yığınlarının içinde cirit atıyorlar. İlk zamanlar fareler yüzünden geceleri uyuyamıyordum. Bana dokunduklarını düşünmek bile o kadar tiksindirici geliyordu ki, bir kaç gece çıplak betonda, kıyafetlerimi yere sererek uyumayı denedim. Olmadı... Mecburen o saman yığınlarına dönmek zorunda kaldım. Şimdi artık varlıklarına alıştım. Muhtemelen tüm gece üzerimde dolanıyorlar ama ben farketmiyorum bile. Bu arada sen hiç evcil bir fare görmüş müydün? Hamster'dan falan bahsetmiyorum. Bildiğin fare... Adını "Mayki" koymuşlar. Seslendiklerinde çıkıp geliyor. Kendi etrafında dönmek gibi bir kaç hareket de öğretmişler. Komut verdiklerinde kıçını yakalamaya çalışır gibi etrafında dönüyor. Tabii ödülünü de alıyor. Garip doğrusu...   Günümüzün çoğu dıraşıda geçiyor. Yapılacak pek bir şey yok burada. Düşünmek ve sohbet etmek için bol bol vaktimiz var. Arada küçük taşlarla icat edilen bazı oyunlar da oynuyoruz. Yalnız yağmura dikkat etmemiz gerekiyor. Yağmur suyuna maruz kaldığımızda cildimiz kızarıyor ve bir kaç günü kaşınarak geçirmek zorunda kalıyoruz. Kaşıntılar geçtikten sonra bir süre de kaşınmaktan oluşan yaraların geçmesini bekliyoruz. Anlayacağın burada yağmur yerine zehir yağıyor.   Şehri çevreleyen duvarlardan biri aynı zamanda şehri ortadan ikiye bölüyor. Bizim bulunduğumuz tarafta hafif suçlardan mahkum olanlar var. Diğer tarafta ağır suç mahkumları varmış. Oradaki şartların çok daha kötü olduğu söyleniyor. O taraftan bazen insanın içini ürperten çığlık sesleri geliyor. Ne olduğunu bilmiyoruz ama buradan bazıları her çığlık sesinden sonra "birinin kolu daha gitti" diyor. Galiba bilekliklerini almak için yapıyorlarmış. Tanrım ne vahşet ! Neyse ki bizim tarafta böyle şeyler olmuyor. Çarptığım adam kazayı hafif sıyrıklarla atlattığı için tanrıya her gün dua ediyorum.   Burada gardiyan ya da herhangi bir görevli yok. İilk geldiğim günden bu yana mahkumlar dışında kimseyi görmedim. Sanırım mahkumların kalın ve yüksek duvarları aşamayacağını düşünüyorlar. Haksız sayılmazlar. O kadar yüksekler ki, bir ipi duvarın ucuna ulaştırabilmek için zıpkın falan kullanmak gerekir herhalde. Oraya ulaşsan bile, dikenli teller yüzünden vücut bütünlüğünü koruyarak diğer tarafa ulaşmak imkansız. Bizim bölümde görece kısa süreli mahkumlar olduğundan kaçış konusunda ne bir plan, ne de bir teşebbüs görmedim, duymadım. Muhtemelen "yakalanırsam diğer tarafa götürürler beni" korkusu da etkili olmuştur bu konuda.Birilerinin burasıyla ilgilendiğinin tek göstergesi, her sabah duyduğumuz kamyon gürültüsü. Sanırım erzak ve diğer ihtiyaçları bu kamyonlarla getirip makinelere yüklüyorlar.   Bu arada sağlığımın iyi olduğundan bahsetmedim sana. Endişelenme iyiyim ben. Bilekliğimiz düzenli olarak nabız, tansiyon, ateş gibi vücut değerlerini ölçüyor. Gerekirse makinelere yönlendirip ilaç almamızı sağlıyor. Ben hiç kullanmadım ama ciddi sağlık sorunu olanların girdiği bir makine var. Bu makine vücut içi görüntüleme teknikleri kullanıyormuş. Burada bulunduğum sürede hiç acil bir vaka olmadı. Söylendiğine göre acil vakalarda, önce bilekliklerden vücuda etken bir madde enjekte ediliyormuş. Sonra da tıbbi çıkış noktasından alıyorlarmış hastayı.   Benim için sakın endişelenme lütfen. Umarım benim de sizler için endişelenmemi gerektirecek bir durum yoktur. Burada tek sorunum sizlere olan özlemim. Çocuklara, onları çok özlediğimi ve iş seyahatinden döndüğümde onlara bir sürü oyuncak getireceğimi söyle. Umarım bu mektup eline geçmiştir.Şimdilik hoşçakalın...   Seni hala büyük bir aşkla seven kocan....

yam_yam

yam_yam

 

Barış Kavramı

Baris, anlam ve icerik yasam ve iliski olarak sadece savasin karsiti degildir.   Savas anlam ve icerik olarak ta sadece iki grubun bir biri ile silahli catismasi da degildir.   Kisaca savas ve baris sadece kavramsal olarak degil, yarattiklari durum sart ve ortam olarak ta farklilasirlar.   Derrida, binary opposion" yani birlesik karsitlardan bahsederken, bu karsitlardan birinin digerine gore algida "once/ustun v.s." geldiginden bahseder.   Bu temelde aslinda savasve baris en birbirine zit renkler olarak biliunen siyah ve beyaz ya da en onemli doga olayi olan aydinlik ve karanlik gibidir.   Mesela savas ayni zamanda, terror, saldiri, baskin, iskence, katliam, linc, v.s. gibi kavramlarla da esdegerde iken; baris ta, tam tersi olarak; normallik, saygili yasam, birlikte gecim, demokrasi, esitlik, adalet, hak hukuk ve ozgurlukler ile esdegerdedir.   Bilindigi gibi, emperyalist zihniyet "soguk savasi" insanogluna tanistirmistir. Bu savasta ortada silah ve silahli catisma yoktur, sadece savasa yonelik algi operasyonu ekonomik cikar ve politik cikar vardir.   Savasayni zamanda kaos demektir ve emperyalizm bu kaostan beslenir. Tabi ayni kaos iktidarlari diktatorleri krallari tiranlari firavunlari da besler.   Cunku savas durumunda sadece tek tarafin halkina ve toplumuna her turlu dayatmasi soz konusudur.   Peki baris ile savas, biribiri ile nasil bir iliski icindedir?   Savas mi barisi, baris mi savasi getirir?   Ilk bakista, bunu algilamak pek kolay degildir.   Savasan kendi istedigini Kabul ettirene kadar savasir ve savas bittiginde ve istedigi oldugunda da, herkes ona boyun egdiginden ortada "bir baris ortami varmis" gibi gorunur.   Yani zorunlu guce otoriteye ve iktidara dayanan baski zulum ve yasaklara boyun egildigi olcude, "baris" vardir.   Iste genelde emperyalist ulkeler toplum ve halklarini "havoc politikasi" ile yonetirken, ortam bariscildir.   Ne zaman bu "sopa politikasina doner" yani bvoiyun egenler egmez olur ve isyan eder, iste o zaman baskilar saldirilar baslar.   Iste barisin savasi getirmesi de bu anlamdadir. Yani bir iktidar ya da ortam havoc politikasinda iken, digeri sopa politikasina gecer.   Kisaca her ikisi de insanoglunun zihinsel eylemlerinin reel yasama tasinmasidir.   Burada digger bir konu da, barisin her zaman savastirilanlar tarafindan istenmewsidir. Yani toplum ve halklar tarafindan.   Cunku savastiranlarin kendileri savasta yoktur. Onlar sadece savastan ve savastirdiklarindan nemalanirlar.   O yuzden unutmamak gerekir. Kapitalist sistemi ve emperyalizmi ayakta tutan daimi olarak kaos ortamidir ve o yuzden emperyalist zihniyet daimi olarak kaos cikarir ve yaratir.   Kisaca vampire gibi kandan ve candan beslenir.   O yuzden emperyalist zihniyet ve kapitalizm, son careyi kan dokmekte bulurlar.   Bunu en guzel bir sekilde dile getiren W.Churchill olmustur.   Soyle demistir. "Bir damla petrol bir damla insan kanindan daha degerlidir"   Iste zaten bu cumle kendi basina bile her seyi aciklamaya yeter. Cunku petrol icin kan dokmek gerekir.   Ayni O.Dogu da en yogun olarak 2000 lerden beri yasanan gibi.   O yuzden bir kisi eger savas yanlisi ise, en azindan kendine nmeden savas yanlisi oldugunu savas yanlisi olmaktan ne cikar elde edebilecegini sormasi gerekir.   Cunku toplum ve halklar savastan yana olamazlar. Eger oluyorlarsa, ortadabir etik degerin politik algi operasyonu var demektir.   Aslinda birileri ortami kaosa sokmasa toplum zaten baris icinde yasar.   Demekki normali yasamin bariscildir ve birileri bunu savasa tasir.   Iste burada onemli ollan o savasa tasiyanin;   Birincisi kendisinin savasmadigini bilmek   Ikincisi savastiracaginin sen oldugunu bilmek   Ucuncusu bu savastan senin hic bir kazancin olmayacagini bilmek   Dorduncusu tum cikarin seni savastirana gidecegini bilmek   Boylece verilen algi operasyonu ne olursa olsun, hangi degeri tasirsa tasisin, senin canindan daha degerli olamayacagini algilamak.   Kisaca "yasamak ve yasatmak" barisin siaridir.   Savasise sadece "olmek ve oldurmek" tir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Gözlerini açtıysan hayata hoş geldin…

Hayatımın şüphesiz en sıcak anıydı, kalbimin sonsuza kadar yumuşacık, sıcacık duyguyla sarmalandığını hissettim…
Rutin bir kontrol günü ve senin geleceğim artık annemi göreceğim diye ısrar etmen ve aniden doğum odası … Ne olduğunu sonradan anladığım lanet suni sancı… 3 saat doğum sancısı … Minik savaşçım pes etmedin benimle normal doğum yaptın…sesini ilk duyduğumda çok sasırdım, inceydi çok, bir kedi miyavlamasına benziyordu, çok sevdim sesini…henüz görmeden “normal mi sesi” diye sordum doktora…çok normal dedi…Sonra doğum esnasında sıkışan kafan korkuttu beni kendimden geçmişim… Çok şükür…Normal dediler geçecekmiş…bakımı yapılırken nasıl bir hasret duyuyordum ona karsı, çok mu hırpaladılar bebeğimi diye soruyordum kendi kendime(sonra öğrendim normalmiş)… yavaş yavaş yanıma getirdiler, yüzlerimiz yanana dikişlerim atılıyor, elime alamıyordum, güzelliğini gördüm , ne güzel geldi bana… daha sonra odaya getirdiklerinde ilk defa dokunacaktım ona , kucağımda verdiklerinde kollarımda sıcaklığı, kokusu sardı beni…kalbim atıyor, ateş basıyor, gözlerim doluyordu… evet aşktı bu…bebeğimin kokusuna aşık olmuştum… en güzeli ise, şimdi 1 yaşında ama hala özellikle uyuduğunda aynı kokuyu alıyorum … ve her o kokuyu duyduğumda ilk sarıldığımız anı yaşıyorum…çok şükür...
Hoş geldin dünyamıza bebeğim. Gözlerini açtıysan bu hayata mücadeleye hoş geldin. Yumuk yumuk bakıyorsan gözlerinle umutlara hoş geldin. Ağlıyorsan hıçkırıklarla acılara hoş geldin. Annenin sıcacık göğsünde sütunu içmeye çalışıyorsan savaşa hoş geldin. Arada minik gülümsüyorsan mutluluklara hoş geldin. Sen hayallerin mücadelenin umutların askın sevdamın bebeğisin. Sen katlandığım tüm sancılara değersin iyi ki geldin hoş geldin bebeğim

deniz_kizi

deniz_kizi

 

Vicdan Kavramı

Bilhassa Suruc Katliami sonrasi basliyan surecte, artik her turlu cocuk dahil sivil katliamlar ve devletin silahli gucu olan asker ve polis katliamlari guncel hale geldi.   Cogu yandas basin haberleri ya eksik ya tarafli ya da yanlis verirken, dictator gudumlu AKP devleti/hukumeti de bu haberler duyulmasin diye "ulkeyi gulluk gulustanlik gosterme Adina" her turlu inkari, yalani kendine politik cikar olarak seciyor.   Daha bugun 9 bolgede sokaga cikma yasagi oldu, iki polis katledildi ve iki cocuk dahil dort sivil katledildi.   Iste butun bu olup biteni algilamak ve butun bu olup biten karsisinda bir tutum sergilemek Adina, vicdan kavrami da onem kazaniyor.   En basta vicdanin dogum oncesi olmadigini, hayvanda ya da baska bir canlida bulunmadigini ve genelde ilk verilen algi olarak "acimak/muhtaclik/zavallilik" v.s. gibi durumlarda duygusal oloarak devreye girdigini ve de maalesef ulke ve toplumumuzda din temelli bir deger olarak algilandiginisoyliyelim.   Vicdan kavramini daha net algilamak Adina, bu kavramin beynin zihinsel yetileri ile olan bagini algilamak gerekir.   Cunku ayni zihin gibi vicdanin da insanlasmasi, soyut yetilerimizin bilincine farkindaligina sorgulamasina muhakemesine v.s. kisaca soyutlamasina baglidir.   Iste bu soyutlama temelinde vicdani uygularken, neye gore uygulayacagimizi yani ... e gore temelimizi saptamak onemlidir.   Her yapilandirilan kavramda oldugu gibi vicdan da karsitlik icerir "vicdanli/vicdansiz" iste bu her soyut degerde oldugu gibi, her beynin kendi aklinin degerlerince degerlendirilen karsitlardan biridir.   Peki kim ve neye gore kendi yaptigina ya da birisinin yaptigina "vicdanli/vicdansiz" diyebilir?   Ya da vicdan sadece kendi degerlerinin tarafinda midir?   Yani diyelim bugun bile bir asker katledildginde ve bir terrorist katledildiginde vicdan birine uzulur, digerine uzulmez mi?   Peki ya bir annenin bir cocugu asker digeri terrorist ise ne olacak?   O anne, hangi evladina uzulecek ve evlatlarini neye gore ayiracak?   Kisaca insanoglu vicdani aklin duygunun inancin ve ideolojinin tarafli cikari olarak devrededir.   Halbuki insan vicdani deger olarak sadece bir insanoglunu degil, bir canliyi temelalir.   Evrensel-insan zihniyeti ve davranisi temelinde vicdan kavraminin anlami; "hem kendine hem de baskasina fiziksel/dusunsel zarar vermemektir."   Ben, bireysel olarak; Tabulu rasayi savunuyorum. Tabulu rasa bir bebegin kavramsiz/zihniyetsiz ama numenal yeti ile dogmasi demektir. Yani, insanoglu herseyi, yasam ve iliskilerinde, yine insanoglundan ogrenir.   O yuzden, ahlak, kultur, anane, gelenek, tore v.s. ve tum kisinin kisilik ve kimligini olusturan verileri, degerleri ve tabulari; asirlar boyu, degiserek suregelmistir.   Vicdan konusu ise; benim izahimla, akil ile, zihin ile baglidir. Benim, izahimda vicdan akli yonlendirir, akil vicdani degil; cunku akil vicdani yonlendirirse; bati gibi insansal iliskiler, mantiksal temelde cok dusuk bir degere,mulk meta mal olarak ve ideolojik bireyci akilciliga dogu gibi de insansal degerler duygusal temelde toplumsal /inancsal cikara kulluga kolelige teslimiyete tasinir.   Oyuzden, aklin vicdani yonlendirmesi, fenomenal zihniyetin, duygunun vicdani yonlendirmesi dogal zihniyetin, vicdanin akli yonlendirmesi de numenal bilissel insanin dusunce ve davranisidir.   Aklin yonlendirdigi vicdan, DUYGUSAL DUZEYDE OLDUGU KADAR, MANTIKSAL DUZEYDE DE hem kendine; hem de baskasina, hem fiziksel, hem de dusunsel her turlu zarari verir, buna intihar da, baskasinin canini almak da dahildir.
Iste bu, Toplumsal/kisisel ve ayrimci, degerleri/verileri/tabulari olan insanogludur.   Halbuki, vicdanin yonlendirdigi akil; duygusal temelde kendine zarar verse bile; mantiksal temelde, ne kendine, ne de baskasina zarar veremez. Iste, bu da evrensel/bireysel insandir.   mantıksal temelde nasıl zarar veremez?   Aklinduygunun vicdani yonlendirmesi insanoglunun, vicdanin akli/duyguyu yonlendirmesi de bilissel insanin dusunce ve davranisidir.   Insanoglu akil yonlendirmesiyle, ya mantiksal dusunur/davranir ve vicdani sifirlar, ya da akil yonlendirmesiyle, duygusal dusunur ve davranir, ve akil/vicdan arasinda tikanir kalir ve devamli bir celiski yasar.   Eger vicdan akli yonlendirirse; ve duygusal dusunur ve davranirsa insanoglu olarak, akilci olamamasinin celiskisini yasar.   Ama, insanlik ve insan olma bilinci iste bu celiskiyi cozer. Cunku vicdanin yonlendirdigi akil; mantiksal olarak akilci degil; insan ozunun vicdani ile dusunur ve davranir. Iste ancak o zaman, aklini kendisine ve baskasina zarar vermemek icin, yonlendirebilir. Bu da sorunun cozumudur.   Genel bir vicdan kavramından bahsedebilirmiyiz?   Su anda var olan epistemolojik gercekci bir vicdandan mi, yani insanoglu vicdanindan mi, yoksa; olmasi gereken, insan vicdanindan mi bahsediyoruz?   Evrensel-insan dusuncesine gore dusunce ve davranista, insan olan ve insanlik sunan a gore; vicdan zaten belirtilmistir. Hem kendine, hem de baskasina fiziksel/dusunsel zarar vermemek.   Eger, epistemolojik gerceklikten bahsediyorsak; o zaman, vicdanin soyut bir kavram oldugunu evrensel bir ifadesi bulunmadigini dolayisiyle; her algilayanin algisina gore ifade edilecegini, genelde inancsal bir temelle olan bagintisini ve bireysel temeldeki "rahatlama" icerigini, mesela; vicdani red,   Yeryuzundeki, cografi/tarihi toplumsal yapilanmanin getirdigi genel anlayisin bir tezahuru olacagini ama her halukarde INSANCIL, HUMANIST bir icerikte algilandigini ve maalesef; duyum oldugundan dolayi da; vicdan somurusunu ve vicdan'in siyasetin iktidar amacina yonelik arac olarak kullanildigini, mesela; magdurluk, genelde soyleyebiliriz.   Ama; sonucta vicdan, bati da kalmamistir. Cunku bireyci akilciligin fendi, vicdani yenmistir. Doguda ise, din milliyet ve siyaset elinde, bir vicdan somurusu ve su istismari vardir.   Yukaridaki bakis acisi gayet insani ve iyimser gelebilir. Ozaman insanın karanlık taraflarından dolayı belkide geneli kapsayan iyimser bir vicdandan bahsedemeyecegimiz sorunu ortaya cikar.   Bunun nedeni, dogal dusuncenin temelinin akil kokenli olmasidir. O yuzden de, dogal dusunce sorundur ve insanoglunun hayvani tabiatini ustelik; soyut degerler kavgasi yuzunden daha vahsi yaparak temsil eder.   Oyuzden de; insanoglu vicdani sadece bir arac olarak kullanir, AMAC EDINMEZ.
Dogal dusuncenin;evrensel yapilanisi, isleyisi ve islevi tum insansal duygular gibi, sevgi, saygi v.s. ancak istismar eder ve akil amacina, arac eder.   Konu vicdanin; iyimserligi/kotumserligi degildir; Dogal dusuncenin, vicdana bakis acisi arac bakisinin disina cikamaz ve iyi/kotu den ziyade; vicdanin bu halini tabi, kalitimsal, irsi, dogumdan once edinilen v.s. kabul eder.   Bu kabul edis, dogal dusuncenin; tum insansal/evrensel sorunlari icin de gecerlidir. Yani TESLIMIYET VE IFLAS.   Cunku nihilizm; dogal dusunce aklinin,bireyci akilcilik olarak gelebilecegi yerin son duragidir.   Oyuzden tekrar, guce-otoriteye donus baslamistir. Hukuk, adalet, v.s. 20. yuzyilda kalmistir. "Gucum-otoritem varsa, herseyi yaparim" akilciligi hakimdir.   Buradaki hersey, her turlu vicdani yokeden insan ve insanlik disi dusunce ve davranislardir. Bu bati da ve gelismis ulkelerde cok yaygindir, ama; havuc politikasi ve bireylerin robotlastirilmasiyla saglanmaktadir.   Bizim gibi, ulkelere de; dikta/sekterlik/askeri/baskici/zorlama/ temelli toplumsallik ve onun korku felsefesi ve suru psikolojisi kalmaktadir.   Evrensel-insan zihniyeti ile epistemolojik gercekcilik arasindaki bagi kurmak acisindan:
evrensel-insan zihniyetinin vicdan yonlendirimli mantiksal akil ozu ile; epistemolojik gercekligin, akil yonlendirimli mantiksal vicdan yoklugu ve duygusal vicdan celiskisinin kokensel bag cozumu de sayginin gercekci algilanmasinda yatar.   Evrensel-insan zihniyeti, vicdan ozunu, bireysel saygi kokeniyle birlestirerek; insanoglunu epistemolojik temelde algilamakta ve onunla sorunsuz gecinebilmektedir.   Cunku saygi; "farklarin farkina varmak, ne bir farki, diger farklara karsi one cikarmak, ne de farklari birbirinden ayirmak, ya da birini digerine ustun kilmak, ya da yok saymaktir."   Bu su demektir. Herkes, kendine gore; kendisine kendi kisilik ve kimligini olusturan, soyut/somut degerler vermistir. Bu degerler, kisinin; kendisini baskalarindan farkli kilar. Iste bu farklarin epistemolojik varligi, her farki kendi adina sahiplenen sabitleyen ve savunan icin degisiklik gosterir.   Bu farklari yasam ve iliskiye tasimak her kisinin hak ve ozgurlugudur. Bu kisinin farkli degerleri/verileri/tabulari, baska bir kisinin iradesinden ve isteminden bagimsiz olarak vardir.   Iste, birey bilinci ve bireysel saygi; her bir kisinin toplum icinde kendi farklariyla birlikte beraberce antiayrimci ve hak ve ozgurluklerin sivil hukuk temelinde yasam ve iliskisini saglar.   Iste evrensel-dusuncenin, vicdan ozu; epistemolojikgercekligin fark varligini ve butunlugunu bu bireysel saygi anlayisiyla saglar.   Konuya bir acilim daha getirip, konunun daha da ilerlemesini ve derinlesmesini, katilimci arkadaslarin katilimina birakalim.   Oda hak ve ozgurluklerdir. Yani, vicdan ve saygi kendi basina evrensel-insan dusuncesi icin yeterli degildir. Hak ve ozgurlukleri de soyle anlatalim.   Bir kisinin kisilik ve kimlik soyut/somut degerlerini olusturan veri/tabu/degerler; onun yasam ve iliskisindeki dusunce ve davranisinin temelini olusturur. Bunun DUSUNCESI KISININ HAKKI, BU DUSUNCEYI YASAM VE ILISKISINE TASIMAK TA ONUN OZGURLUGUDUR.   Bunu vicdan ve saygi bilinciyle yaptigini varsayarsak; Buradaki her bir kisinin hak ve ozgurlugu nasil saglanir?   Iste bu sorunun cevabida; bir kisinin hakkinin siniri, diger kisinin ozgurluguyle; bir kisinin ozgurlugunun siniri da, diger kisinin hakkiyla sinirlidir.   Yani; benim, hakkim; baskasinin ozgurlugune mudahele edemez. Benim ozgurlugum de, baskasinin hakkina mudahele edemez.   Yani, benim OZGURLUGUM, BASKASININ HAKKINI TANIMAK; BENIM HAKKIM DA BASKASININ OZGURLUGUNU TANIMAKTIR.   Vicdan bir yerde insanoglu beyninin ve vucudunun her dusundugu ve yaptigini kendine dogrulamasi/yanlislamasidir. Yani beynin yapilan hareket uzeriundeki bilincalti ya da bilincli muhakemesidir.   Evet insanoglu bir yerde dusundugunu ve davrandigini mukayese ettikce ve deneme&yanilma metodu ile hatasini, eksigini, yanlisini algilar ve tecrube kazanir. Iste vicdan bir yerde bu rahatsizligin rahatlatilmasidir.   Aslinda beynin qualm olgusu yani rahatsiz olamama olgusu ve kendini rahatlatmasi ayni temeldedir. Yalniz beyin bunu ruya v.s. ile yaparken; insanoglu yaptigini sorgulayarak bilgisini artirarak v.s. yapabilir.   Aklin yonlendirilmesi demek; insanoglunun bilincalti olarak alisilagelmis uygulamasini bilince tasimasi demek.   Mesela bir kisi cinayet isleyecektir ve bu onun alisilagelmis ve bilincaltina yerlesmis toresidir. Iste tam da burda onun isleyecegi dusunmesi ve cinayeti islemekten vaz gecmesi onun bilincinin bilincaltini yenmesi anlamina gelir.   Vicdan eger bilinc ve farkindalik ile yapilirsa, insanoglunun kendine ve baskasina zarar vermeme algisi ve bunun bilincidir.   Vicdan insanoglu fenomenini insanlastiran ozdur. Insanogluna rahatsizlik sorun v.s. olarak yansiyan bir dusunce ve davranista algilanir. Vicdan bir muhakemedir, oz elestiridir, algilanan sorun ve rahatsizligin giderilmesinin isaretidir.   Akli yonlendirmesi gereken insanoglunun kendisidir. Halbuki olan aklin insanoglunu yonlendirmesidir.   Benim tanimim "kendine ve baskasina fiziksel/dusunsel zarar vermemek" yani verdiginde kisinin vicdanini devreye sokmasi, ya da vicdanini bilincli kullanarak bu zarar vermeye meydan vermemesi.   Duygu ile akil farkinin vicdanini da soyle bir ornek ile acikliyalim.   Avusturyalilar kendi ulkelerinde yasarken, bir donem Ingiltere'den once surgunler daha sonar da multeciler goc etmeye basladi.   Boylece Avusturalya'da kitlesel bir yogunluk haline geldiler.   Aradan gecen yillarda, Avustralyalilar, bir seyin farkina vardi ve soyle dediler.   "Ingilizler buraya gelmeden once, buranin tum zenginlikleri olanaklari bizim elimizdeydi. Ingilizler ise sadece ellerinde Incil ile geldiler. Aradan gecen zamanda, bir de baktik ki; bizim herseyimiz onlarin eline gecmis, incil de bizim elimize"   Iste bu oyku, gayet net bir sekilde aklin duygu temelli vicdani nasil kendi cikarina elinden aldigina bir ornektir.   Bizim toplumumuzun da zaten batidan farki, aklin degil duygunun onde olmasi ve bu duygunun batinin akli eliyle yonlendirilmesidir.   Yani duygunun vicdansizligi akillanan degil de, verilen akil ile percinlesirken, eger kalmis duygu vicdani varsa; o da akil cikari ugruna korlesir.   Simdilik, birey bilinci almis (bireysel/cikarci bilinc degil) bir bireyin, evrensel-insan zihniyetinin; vicdan, saygi, hak ve ozgurluklerden temel olarak olustugunu soyleyip, konuyu noktalayalim.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

2 Kasım’da Türkiye’de Durum- Qua Felsefesi

Bilindigi gibi ulke ve toplumu 1 Kaasim'da secime hazirlaniyor.   Bu secime hazirlik, dictator ve onun biatcisi AKP devleti/huikumeti ve saldirgan ekibinin "ic savas cigirtkanligi" algi operasyonunda suruyor.   Herseyden once ulke ve toplumu neden bu kadar erken tekrar bir secime gidiyor ve bu kimin istegi?   Bu cok acik ki, 8 Haziran sandik sonuclarini politik cikarina ters bulan diktatorun bir istemi.   Peki bu istem nasil yerine geldi?   Iki turlu olarak:   Birincisi anayasalve demokratik koalisyonun engellenmesi ile   Ikincisi isbirlikci PKK ile devlet hukumet silahligucleri ile birlikte ulke ve toplumda terror estirerek.   Amac neydi?   400 milletvekili, ya da Anayasa degisikligini saglayan cogunluk ve tek basina iktidar.   Bunun nasil saglanacagi dusunuldu?   PKK isbirlikcilerini terore tesvik ederek, HDP=PKK algi operasyonu ve HDP'ye oy verenleri otekilestirerek sindirerek ve uzerlerinde terror estirerek.   Daha once "ayaklar altina alinan" milliyetciligi, PKK saldirilarina karsi, asker polis kullanilarak sanki bir ulkede PKK teroru varmis da, ulke toplum tehlikedeymis gibi gostererek ve gelen her turlu sehit haberlerinden politik cikar elde ederek ve MHP secmenini bu yonle, AKP tarafina cekerek.   Kisaca "bana 400'uvermediyseniz, ben almasini bilirim" mantigi ile.   Peki 2 Kasimda olabilme olanagi olan durumlar nelerdir?   Bunu da ulke ve toplumuna en zararli olandan basliyarak verelim.   Eger amaclananin ve saglama yonteminin bir sonuc vermeyecegi algisi dogarsa;   Yani "ic savas" olmazsa, ki su an saldiran sadece devlet/hukumet onun silahli gucu ve sivil cellatlari.   Sehit haberleri geri teperse, HDP=PKK algi operasyonu tutmazsa ve kurd halki "secimlere gitmeme" olarak sindirilemez ise;   Birincisi, eldeki tezkere kullanilabilir ve tum ulke de savas hali ilan edilebilir.   Zaten bu durumda mevcut savas hukumeti devam eder.   Ikincisi ISID cellatlari devreye sokulabilir ve ulke bunyesinde bombalar patliyabilir ve bu durum bir secim ortamini onleyebilir ve mevcut hukumet devam edebilir.   Secimlerde amaca ulasillabilir ve AKP tek basina iktidar olabilir.   Bunun disindaki her bir sonuc, diktatorun amacina ulasamadiginin bir sonucudur.   Yani secimlerin olmasi ve bu terror ortamnina ragmen, her turlu secim hilesine ragmen, AKP'nin iktidari elde edememesi ve hatta daha da oy kaybetmesi.   Kisaca diktatorun, meclis hakimiyetini kaybetmesi.   Bekleme odasina aldigi parlementonun olusmasi   Buzdolabina koydugu cozum surecinin yeniden baslayip, devletteroru ile PKK teroru arasinda karsilikli ateskes kararinin bu parlementodan cikmasi.   Iste sirf bu durum bile diktatorun "koseye s1k1smasi" icin yeterli olacaktir.   Bu durumda diktatorun ne yapacagi ise, etrafindakilere sozunu ne kadar dinletebilecegi ile paraleldir.   Burada ISID cellatlari her zaman soz konusudur.   Kisaca ya ulkeyi parlemento ya da dictator yonetmeye devam edecektir.   Parlemento herkesin istedigidir.   Tabi burada yinew hukumetin kurulabilmesi soz konusudur.   Dolayisi ile 7 Haziran sonrasi yasanan surec, aynen ve artarak devam edebilir.   Bunun devam etmemesinin ilk sarti, "karsilikli ateskes" in parlementodan cikmasidir.   Ayrica bu parlemento, devletin silahli gucu ile birlikte her turlu gelebilecek ISID tehlikesini de onlemeli ve buna karsi duyarli olmalidir.   Aksi, ulke ve toplumu icin onceden baslayan cokusun, gerceklesmesi Adina alacagi yol olacaktir.   Aslinda dictator ve gudumundeki AKP guc ve otoriteden dusse bile, ulke ve topluma yaptiklasri her turlu tahribatin tedavisi uzun yillar alacaktir.   Bu tahribatin telaffisi ise, ancak telafi etmek istenir ve bu basarilabilirse, mumkun olacaktir.   Turkiye halklari icin "normal/sivil bir yasam ve iliski" T.C. tarihinden bu yana henuz saglanamamistir.   Iste asil istikrar, bunu saglayabilecek, her turlu etik farki kucaklayabilecek, toplumu icin var olan(T.C. kuruldugundan bu yana vatandas devleti/hukumeti icin vardir, devlet/hukumet vatandasi icin yoktur) bir devlet ve hukumet politikasi olacaktir.   Iste bu son paragraph, belki de olabilme olasiligi en az olan bir ihtimaldir ama; ulke ve toplumun farkli halklari ve kesimleri ve de onlarin normal bariscil adil sivil hukuki bir yasam ve iliskileri icin devlet ve hukumetin vatandaslari icin varolmasi Adina olmasi gerekendir.   Bu politika da hic bir iktidar ya da partinin cikarina degil, tum ulke ve toplumun cikarina olacaktir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Bugün Türkiye’de İnsanlık Kimin Yanında?

Bugun Turkiye'de insanligin kimin yaninda oldugu, aslinda kimin yaninda olmadigi ile parallel.   Cunku insanlik her yerde, ortamda, durumda, zamanda ve sartta; daimi olarak UZERINE SALDIRILANLARIN, YASAM BASTA OLMAK UZERE HAK VE OZGURLUKLERI ELLERINDEN ALINANLARIN, ETIK (ETNIK/MEZHEBI V.S.) DEGERLERINDEN DOLAYI HEDEFTE OLANLARIN VE BU DURUMDA OLMADIGI HALDE, BU DURUMDA OLANLARI KENDI ETIK(ETNIK/MEZHEBI V.S.) DEGERI NE OLURSA OLSUN, HIC BIR CIKAR GOZETMEDEN SAVUNANLARIN DESTEKLEYENLERIN VE ONLARIN YANINDA OLANLARIN yanindadir..   Iste bu yukaridaki paragraph isiginda;   Insanlik;   Saray diktatorunun yaninda degildir.   Onun gudumunde ve emrindeki AKP devleti/hukumetinin yaninda degildir.   Onun gudumunde ve emrindeki eli silahli saldirgan ofke ve nefret kusan saldirganlarin yaninda degildir.   Saray'in tek adamligini saglama Adina;   Halklara terror estiren devletin ve hukumetin yaninda degildir.   Devletin/hukumetin askerine, polisine korucusuna pusu kurup olduren ve her turlu ulke malina zarar veren PKK'nin yaninda degildir.   Binalari ormnanlari yakip yikan, saga sola saldiran her turlu mala ve cana zarar verenlerin yanbinda degildir.   Kendi cikari icin, ac ve susuz birakan, yaralandiginda tedavi olanagi tanimayan, sokaga cikilmasina izin vermeyen ve her turlu suursuzca mermi top v.s. yagdiranin yaninda degildir.   Keskin nisanciligini insanoglu uzerinde kullananin yaninda degildir.   Her turlu politik etik ideoliojik cikarini insanoglunu katletmek harcamak ve ona zarar vermek icin kullanandan yana degildir.   Her turlu etnik degeri kendi degerinin altinda disinda gorenden ve onu otekilestirerek yok etmeye yonelenden yana degildir.   Her turlu ulkenin degerini (bayrak v.s.) politik cikar icin kullanandan yana degildir.   Her turlu katledilenler uzerinden politik cikar elde etmek isteyenden yana degildir.   Kendi politik cikari icin bile bile katliama maruz birakandan yana degildir.   Kisaca su an ve daimi nedenine olursa olsun savastan catismadan saldiridan baskidan yana degildir.   Aslinda insanligin yana olmadigi konular bunun ile de sinirli degildir.   Bunlar gunumuz fiili durumunda alinan goruntulerden bir ornektir.   Peki insanlik kimden yanadir.   Insanlik baristan, yasam hakki icin direnenlerden saldirilara direncle karsilik verenlerden her turlu saldiri karsisinda savunu azim ve kararliligini gosterenlerden devlet ya da PKK hic bir terore odun ve prim vermeyenlerden, bir teroru digerine tercih etmeyenlerden yanadir.   Bata Cizre olmak uzere, tum devlet terorunun can aldigi bolge halkindan, her turlu saldiriya ugrayan kurd vatandaslarindan, her turlu siviili ve askeri polisi katledeni lanetleyenlerden katledilomis sivil ya da askerin/polisin aile ve akrabalarindan yanadir.   Kisaca insanlik, insanoglundaki vicdani cesitli degerler ve cikarlarla korletmislerden yana degil; bu vicdani "kendine ve baskasina zarar vermemek" olarak koruyanlardan bunun icin direnenlerden yanadir.   Bugun insanlik insanoglunu yerinden yturduindan edenlerden yana degil, yerinden yurdundan olanlardan onlarin direncinden ve yeni yurtlar edinebilme mucadelesinden yanadir.   Bugun insanlik otekilestirenden, kin ve nefret kusandan, linc kulturunden, insanoglu yasamini baska degerlere tercih edenlerden kendi gibi olmayanlar uzerinde her turlu baski kuranlardan ve bu amacla korku salanlardan ve algi operasyonu yapanlardan ve her turlu catisma cigirtkanligindan yana degildir.   Bugun insanlik, her zaman oldugu gibi, baristan, huzurdan, normal ve sivil yasamdan, hukukun adil ve esitlikci hak ve ozgurlugunden ve bunun icin daimi direnen bunu savunan destekleyenden yanadir.   Bunun da insanlik Adina bir cografi siniri yoktur, sinir insanoglunun yasadigi her cografyadir.   Aslinda insanlik cok sey istemiyor.   Baris, huzur, adil bir hukuk ve herkesin kendi hak ve ozgurlugunde baskasinin hak ve ozgurlugune mudahele etmeden, tum farkli etik degerleri ile birlikte biribirinin degerine saygi duyarak ve kabullenerek yasam ve iliski kurmak istiyor.   Iste bu isteme oyle ya da boyle karsi olan ve bu istemin yerine gelmemesi icin her turlu guc ve yetkisini kullanan sadece kendi degerlerini onder ve ustun kurmaya calisan hic bir zaman insanliktan yana olmamistir.   O insanliktan yana degil, sadece kendi degerlerinden yanadir. Bu degerleri onun insanliginin onundedir.   Cunku insanlik degeri tasimayanin insan olmasi da soz konusu degildir.   Dusunsenize, "insanlikdisi, vicdandisi" diye bir kullanim; neden baska canlilar icin gecerli degil?   Mesela "hayvandisi, bitkidisi" gibi herhangibir hayvanin ya da bitkinin davranisindan soz edebilir miyiz?   Peki nasil oluyorda, insan denen canli kendi disi bir davranis sergiliyebiliyor ve bu da yine kendi gibi olanca algilaniyor.   Yani bir kisim insanoglu bir kisim insanoglunun davranisina "insanlikdisi" diyebiliyor.   Iste tam da insanoglu denilen canlinin, insanlasamamasinin altindaki zihinsel ve davranissal devrimi gundeme geliyor.   Cunku bir bitki ve hayvan ancak kendi gibi davranirken, bir insanoglu olmasi gereken insan gibi dusunup davranmiyor.   Bunun nedeni de yine kendisi.   Yani zihinsel ve davranissal olarak insan olamamis olmasi.   Bunun cozumu de yine kendisi   Yani bunun farkina ve bilincine varip, zihinsel ve davranissal devrimi ile insanlasma mucadelesi vermesi.   Iste o yuzden insanlik hem kendi birinin hem de turu insanin yaninda, hem de insanoglunu zihinsel ve davranissal olarak insanlastirmanin yaninda.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Göç ve Göçmen Konusu

Bilindigi gibi onca zahmetliyolun sonunda, dun; gocmen kafilesi Avusturya ve Almanya'ya vardi.   Sevindirici olan Avusturya'da ve Almanya'da goc edenlerin insanliga yakisir bir sekilde karsilanmasi ve her turlu insanlik iceren yasam gerekcesi malzemenin de duyarli kitleler eliyle goc edenlere ulastirmasiydi.   Macaristan hukumeti bir kac gunun direnisi sonunda pes edip, gocmenlerin yollarina devam etmesine izin Verdi.   Avusturya'da Almanya'ya goc etmek isteyenler icin her turlu tasiti ve yardimi onl;ara sundu.   Aslinda ilginctir. Suriye' de emperyalizm eliyle acilan savastan bu yana gecen sure icinde, onca gocmen yollarda yasamlarini bazen kitlesel olarak yitirirken, bardagi tasiran son damlanin; Aylan kurdi adli bir cocugun Bodrum kiyilarina botlarinin batmasi ile vuran cansiz bedeninin fotografinin dunyanin gozu onune serilmesiydi.   Aylan yalniz degildi, Galip agbeysi ve annesi ile birlikte bu yolculukta yasamini yitirdi.   Tum aile fertleri, dogduklari yer olan Kobani'de topraga verildi.   Iste bu olay, tum dunyayi ve Avrupa'yi gocmeni guncel gundemleri haline getirdi.   Goc ve gocmen nedir?   Insanoglu tarihler boyu bulundugu bolgeden cesitli yasam olanaklarinin kalmadigini anladiklarinda, baska bolgelere hareket edip, yeni yerlesim yerleri aramislardir.   Bunlar kuraklik sel gibi ana nedenler olmanin yaninda, deprem gibi dogal felaketler de olabilir.   Gocmen ise dogdugu ya da yerlesik olarak yasadigi yerden baska bir yere yerlesmek icin hareket eden ve yerlesendir.   Insanoglunun goc etmesi ve de gocmen olmasi, dogal afetler ile sinirli degildir.   Insanoglunun insanlasamamasi ve bu ugurda verdigi savas ve saldiranlar hem de kendini korumak isteyenler adinadir.   Kisaca savas uzerine saldirilan yerlesik halklarin da gocme nedenidir.   Cunku savasta ozgurluk hakki da, hak icin ozgurluk mucadelesi de barisci olarak biter.   Cunku ortada ne bir hukuk ne bir adalet kalmamistir.   En son buyuk savas gocu tarihte ikinci dunya savasi sirasinda ve sonrasindadir.   Su gunlerdeki goc ise o gunden bugune en yogun olandir.   Aslinda emperyalizm "kendi bindigi dali kesmektedir."   Kendi cikari Adina ulkeler de savas cikaran emperyalizm, gun gelir savas cikardigi ulkelerdeki halklari kendi ulkesine onlari goce zorlayarak davet eder.   Yani goc "madem sen benim ulkeme kendi cikasrin icin saldiriyor ve benim yasamimi elimden almak istiyorsun, ben de o zaman gelir senin ulkende senin toplumun ile birlikte yasarim" demektir.   Bugun istatiklere gore Avrupa basta olmak uzere dunyanin her yerinde ceyrek milyar kisi, kendi dogdugu ya da yerlesik yasadigi ulkede yasamamaktadir.   Dunya bazinda ulkelerin ortalama %5 oranini, ulkesine goc etmis olanlar temsil eder.   Yine ilginc olan Avrupadaki goc listesinin basinda T.C. vatandasi olanlar ve kendilerini baska bir etnik milliyet ile belirlemeyenler yani turkler basi cekmektedir.   Bugun 4 milyonu Almanya'da olmak uzere 9 milyon turk ulkesinin disinda yasamaktadir. Sonra 5 milyon ile araplar ikinci siradadir.   Aslinda goc edenlerin geldikleri ulke ve toplumu ister istemez zamanla bir kuresellestirmeye soktuklari gozlemdir.   Zaten cesitli etik degerler farki ile yasayan toplumlar, bu sayede hic te belki tadamayacaklari yeni etnik degerler ile tanisir ve kaynasirlar.   Gelenlerin yeni etik degerlere adaptasyonu yerlesiklerin de yeni etnik degerler ile birlikte yasamasi sureci baslar.   Bu degerler bazen zit degerlerdir.   Bu zit degerlerin basinda dini degerler vardir.   Bu durum etik radikallerin karsi cikisi yaninda, CAGDASLASMANIN VE FARKLARIN FARKINDA OLARAK BIR ARADA YASAMANIN DA ORTAK MUCADELESIDIR.   Iste bu cagdaslasma hem yerlesik olana hem de goc edene "aslinda onemli olanin etik degerler degil, farkli etik degerler ile farkinda olarak saygili bir sekilde bir arada yasamayi" getirir.   Insanoglu icin yerlesim Alani tum dunyadir ve bunun da onune kimse gecemez. Sadece dogal zorunluluk degil, insanoglunun biri birinin yasam ve iliskisine mudahele etmesi ve ona bu hak ve ozgurlugu tanimamasi ve bunun sinucu dogan cikar savaslari surdukce de goc etmek kacinilmaz olacaktir.   Sonucta goc eden de zamana bagliolarak goc ettigi yerde bir yerlesik olarak yasayan haline gelecek ve oradaki yerlesik ile her yonde karisarak yeni ve ortak nesiller yaratacaktir.   Bu da zaten etik degerleri radikal bir sekilde savunmanin ve bunu bir ustunluk hakimiyet olarak gormenin anlamsizligini ortaya cikarir.   Sonucta tum bu etik farklar ve degerler de bir insanoglu urunudur.   Insanoglunun insanlasmasinin zihinsel ve davranissal temeli onunde de radikalizm en buyuk bir engeldir.   Bu aslinda "eskinin yeniye direnmesi/yeninin eskiye itaati/eskinin yeniye saygisi ve eskinin yeniye donusumu/degisimi" demektir.   Zaten boyle olmasaydi bilim, teknik gelismez toplumlarin yasam ve iliskisi ayni kalirdi.   Gunumuz bugun bilisim ve bilgi cagidir.   Nasil, insanoglu artik gelisen bilim ve teknik sayesinde her yerde her turlu bilgiye bulundugu yerden ulasabiliyorsa, fiziksel olarak ta bir yerden baska bir yere ulasabilmekte ve bu sayede sadece herkeste kendi etik degeri oldugunu sandiginin, yanlis oldugunu gormekte ve hic bilmedigi gormedigi yasamadigi etik degerl ile tanismakta ve yasamak ve iliski kurmak durumunda kalmaktadir.   Kisaca dunya bir yerlesim yeri olarak tum dunyadaki farkli degerleri ulke ve toplum, adi altinda bir arada birlestrirmektedir.   O yuzden kimse goc etmeyi ve edenleri "yadirgamasin" cunku; kimbilir bir gun bir durum ve zamanda kendisi de bu yadirgadigini gonullu ya da zorunlu yapabilir.   Iste belki ancak o zaman gocmenin goc etmenin baska bir ortamda yasamanin ve iliski kurmanin ne oldugunu belki algilar.   Eger buna kendini zihgin olarak ta onceden hazirlamazsa, boyle bir durumda "sudan cikmis baliga" doner.   Cunku gocmek ve gocmen olarak yasamak ve iliski kurmak kendi yerlesik yasam ve iliskisine benzemez.   Aslinda hic bir insanoglunun hic bir sekilde kendi dogum yer ve zaman insiyatifi yoktur, ama yasamda zorunlu ya da gonullubulundugu ve dogdugu yerden ayrilmak ve baska bir yerde orda doganlar ile birlikte yasam ver iliski surmek karari ve secenegi vardir.   Iste bu karar ve secenegin olma duzeyi de, goc etme sartini zorlama duzeyi ile esdegerdir.   Cunku tum dunya yer yasam ve iliski olarak herkesindir.   Bu arada kisa bir not olarak goc ile surgun farkinin farkini da ortaya koyalim.   Surgun bir goc degildir, yerlesik halklarin devlet otoritesi eli ile yerlesik oldugu yerden baska yere yerlesmesi icin zoraki gonderilmesidir.   Yani goc bir yerde kisinin elinde iken, surgun de kisinin yerlestigi yerden gitmeme sansi yoktur.   Cunku goc eden kendi degil, onu ordan surgun eden devletidir.   Ustelik surgun de, surgun edilenin nereye gidecegini secme hakki da yoktur. Bunun karari da secimi de devlete aittir.   Goc kisinin kendi zorunlu ya da gonullu karari ve secimi iken, surgun kisinin tamamen karar ve seciminin disinda ve sadece devletinin otoritesi ve baskisi temelinde ve onuin gosterdigi yere goc ettirilmesidir.   Aslinda surgun de goc te, en basitinden bir evden baska bir eve, bir semtten baska bir semte, bir sehirden baska bir sehire ve bir ulkeden baska bir ulkeye yasam ve iliski icin yeniden yerlesmektir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

İnsanoğlu İle İnsan Arasındaki Beyin Farkı

Baslikta gecen cumleyi aciklayacak en tutarli bilimsel ve bilissel dile getirim "insanoglu ile insan arasindaki beyin farki, evrimsel/yapisal degil; devrimsel/islevseldir."   Yukaridaki dile getirimin bilimsel ve bilissel aciklamasi ise soyledir.   Insanoglu turu beyin yapi ve islevi olarak evrimsel temelde en gelismis canli turudur.   Peki insanoglu turunu, kendisine en yakin olan maymundan farkli kilan nedir?   Tum beyni olan canlilarda, beyin kabataslak olarak uc bolumdur..   On beyin, orta beyin ve alt beyin.   alt beyin ve orta beyin, beyni olan her memelide gelismistir.   Beynin bölümleri
Anatomik olarak beyin üçe ayrilir: ön beyin, orta beyin, ve art beyin;
ön beyinde üst düzey islevleri kontrol eden serebral korteksin çesitli loblari bulunur,
orta ve art beyin ise daha çok bilinçdisi, otonom islevler ile ilgilidir.   Diger bir aciklama ile;   Birinci bölge; beynin alt kismini olusturan beyin sapidir. Beyin sapi; solunum, dolasim ve sindirim gibi istem disi çalisan
sistem merkezlerinin bulundugu yerdir. Burasi yasamsal önem tasir; örnegin, solunum durursa yasam sona erer.   Ikinci bölge; beyin sapindan sonra gelen ve beynin orta bölgesini olusturan limbik yapilardir. Limbik yapilar asil olarak,
içgüdüsel/duygusal dürtüler/tepkiler/davranislardan sorumludur. Içgüdüsel davranislarin temel amaci; beslenme, korku ve
üreme gibi biyolojik yasamin sürdürülmesidir.   Üçüncü bölge; beynin en üst tabakasini olusturan, bilincli ve bilissel soyutlama, muhakeme deger ve degerlendirme islevlerinden sorumlu olan beyin kabugudur/yani korteks.   Bu önemli üç bölge birbirlerinden bagimsiz degildir. Aralarinda sinir uzantilariyla baglantilar vardir ve üst merkez; alt
ve orta merkezleri kontrol eder.   Kisaca frontal lob yani on beyin dilimi, en gelismis canli turu insanogludur.   Burada onemli olan ise, insanoglu ile insan arasindaki farktir.   Iste bu fark, beynin hem insanoglu turunu diger canlilardan yapisal/evrimsel olarak hem de insanoglunu insandan devrimsel/islevsel olarak farkli kilan on beynin korteks yani beyin zari kisminda ve on beyninde en onunde alin bolgesinde bulunan prefrontal cortekstir.   Iste bu en son gelisen ve insanoglunda da yas ilerledikce olgunlasan prefrontalkorteks, tam da beynin zihin merkezidir.   Iste insanoglundan insani farkli kilan bu zihin merkezinin ve islevinin kisice farkindaligi kullanimi gelistirimi ve yasam ve iliskisine islev olarak tasinmasidir.   Ne yazikki dunya insanoglu varliginin her turlu davranisi, beyninin bu bolumunu kullanmadigini aksine bilincalti dogumdan itibaren aldigini ayni hayvandaki ikinci bolge gibi kullanmasidir.   Aslinda evrensel-insan zihniyetinin de bu fark baslangic temelini teskil eder.   Kisaca icinde bulundugumuz emperyalist sistem ve onun yetistirimi, prefrontalkorteksin varligi ve kullanimina dayanmamakta, aksine; verileni verildigi gibi uygulamaya ve de kisiye gore ancak buna karsi gelmeye yonelik olmaya dayanmaktadir.   Yani ve kisaca insanoglu turu kendisini islevsel ve devrimsel insan yapacak olan beyninin yapisal islevini uygulamamaktadir.   Kisaca beyninin bu kismini, sadece alt ve orta beyini nakletmek icin kullanmaktadir.   Halbuki insan bu kismi nakletmek icin degil; alt ve orta beyinden geleni her turlu zihin islevi ile insana yakisir sekilde elewkten gecirerek ve sorgulayarak irdeleyerek kullanmaktadir.,   Evrimsel/yapisal insanoglunun, devrimsel/islevsel insanlasmasi tam da beyninin bu bolgesinin bilincli farkinda olarak ve bilisselkullanimi ile paraleldir.   Yazilanlariu daha net ve acik algilama Adina, sitedeki asagidaki basliklar da okunabilir.   http://www.turkish-media.com/forum/topic/292636-numenal-insanlasamamak-konusu/?hl=%2Bnumenal+%2Binsanlasamamak   http://www.turkish-media.com/forum/topic/290358-evrimci-ve-devrimci-sorgulama/?hl=%2Bevrimci+%2Bdevrimci+%2Bsorgulama   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Yitirilenler ve Etik Sorun

Her canli icin en onemli deger onun yasamidir.   Cunku canli yitirildikten sonra artik canli degildir.   Maalesef, zihinsel/davranissal insanlasamamisd, insdanoglu turunun en buyuk sorunu ise, yasamini harcamak ya da yasamini harcatmak ve bu harcanan/harcatilan yasam uzerinden de basta etik olmak uzere prim yapmaktir.   Yitirilmek eski deyimle "ecel-i musamma" seklinde ise dogaldir ve sadece yitirilenin yakin cevrewsini icerir ve kitlesel bir aciklama icermez.   Yine eski deyimle bir yiutirilme sekli daha vardir, yani "ecel-i kaza" bunun anlami da yitirilenin dogal olmayan yitirimidir.   Bu sekildeki yitirimler genelde prim yapma adina, once dogal felaketler sonra da basta trafik kazasi olmak uzere her turlu kazada yitirilenlerdir.   Tabi burada onemli bir durumu da belirtmek gerekir.   Eger yitirilmenin nedeni dogal afet ise "yanardag patlamasi, deprem, tsunami, sel, yangin v.s.) burada doga kadar insanoglunun da payi buyuktur.   Kisaca "deprem kimseyi oldurmez, curuk binalar oldurur" ya da "sel kimseyi bogmaz, sele karsi tedbirsizlik bogar" v.s.   Normal, sivil bir yasam ve iliski suren ulkelerde, genelde olum haberi almak pek bilinen bir sey degildir.   Ya buyuk bir kaza olacak, ya bir ihmal olacak, ya da bir dogalafet olacak. Bunlar yoksa dogal olum disinda olmek de yoktur.   Haalbuki ulkemiz oyle mi?   Acaba bir gun var mi ki bir kisi yitirilmesin.   Ben dogal afetlerden, kazadan v.s. bahsetmiyorum. Hergun yitirilen isciden, askerden, sivilden, kadindan, cocuktan bahsediyorum.   Eger boyle bir ulke ve toplumun vatandasi iseniz, diger ulkelerde olmayan bu yitirimler, ilk baslarda infilak ve isyan getirse de, zamanla toplum alisir.   Ustelik bu alisma oyle bir hal alir ki, aliskanlik deger sirasina gore siralanir.   Mesela trafik kazalari ikinci ve hatta ucuncu planda kalir, isci yitirimleri ikinci planda kalir, tore erkek cinayetleri ikinci planda kalir.   Toplumumuzun etik olarak en deger verdigi yitirim, toplumsal olarak askerin yitirimidir. Sonra katliamlar ve sivil yitirimleri gelir.   Iste su an asker ve sivil yitiriminin en yogun yasandigi bir donem olarak; diger yitirimlewrden bahsedilmez bile.   Bugunku bu sekilde yitirimlerin tek sorumlusu bu durumu yaratan saray diktatorudur.   Yani askerin de sivilinde yitirilmesi, milliyetci soylem ile "vatan/millet" icin degil; diktatorun istemi icindir.   Haliyle boyle olunca ve bunun da bilinci olunca, basta asker yitirimleri ve yitirilenlerin asker ya da sivil yakinlarinin acilarini dile getirisleri, ister istemez diktatore yonelik olmaktadir.   Tabi diktator icin etik yoktur, o herseyi politik olarak algilar ve bu algida sunmaya calistigi algi operrasyonu da para ile tutulmus medya aktrollerinin yitirilenler uzerinde yaptiklari diktator politikasi ayrimciligi ve otekilestirmesidir.   Bu oyle bir hal almis durumdaki, cenazelerde ve torenlerde imamlara kadar inmistir.   Diktator bu asker yitirimlerini politik bir sova donusturmek istemis, kitleden tepki aldiktan sonra; simdiki politikasi ise diktatoru sorumlu tutanlar uzerindeki aktrolleri medyasi eli ile yaptigi karalama, yaftalama, yalanlama ve uc maymunu oynama politikasidir.   Tabi yine onlari bertaraf etme adina "terorist, PKK'li, DHKP-C'li v.s." ilan ederek.   En onemli saygisizlik ise, bu yitirilenler hakkiinda yapilan ayrimciliktir "Alevi, kurd, ermeni, musluman degil" v.s.   Iste politika cikari boyle bir seydir.   Yitirilenler uzerinden bile, politik cikar saglamak adina; her turlu yalani dolani iftirayi ya da yitirileni kendi politrik etik degerinden olmadigi sanki bir sucmus gibi, hedef gostermeyi nefreti kini icerir.   Isin diger bir yonu de, bu hakli yakarislardaki dile gelimlerin yakarisi yapanlar adina, diktatorun kanunu hismina ugramasidir.   Tabi bu da her turlu cezayi, tutuklamayi, hapsi v.s. kapsar.   Kisaca ulker ve toplumda yitirilenin arkasindan prim yapmak bugun diktatorun politikasinin bir parcasidir.   Bunun aksini yapanlar ise diktatorun hismi ile bertaraf edilir..   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Türkiye’deki İşleyiş

Genelde, yani diktator her turlu dikta ve otoritesini kendi cikari ya da kendinden istenen bir cikar temelinde kullanana kadar; iki turlu isleyis vardi.   Anayasal ve politik.   Diktatorun cumhurun basi oldugundan bu yana, ulke ve toplumu ucuncu bir cesit isleyis ile tanisti, Fiili durum.   Yani su an ulke ve toplumumuzda uc turlu isleyis hakim.   Anayasal, politik ve fiili durum.   Burada aslinda ilginc bir durum var.   O da fiili durumun hem poluitikayi, hem de anayasayi etkiledigi.   Diktator ne dedi "bugun rejim degismistir,m ulkede fiili bir durum vardir ve her turlu kanun/yasa da buna gore duzenlenmelidir.   Yani diktator Anasyasadaki boslugu doldurmak adina, secimlerde alamadigi 400'u ve olamadigi baskanligi, aslinda her istedigini yaparak ve yaptirarak ulke ve toplumuna yasatiyor.   Kisaca ortada bir sivil darbe var ve kimse de anayasal olarak cumhurun basi diktatore bir sey yapamiyor.   Bilindigi gibi ilk defa, ulke ve toplumu yine diktatorun istemi dogrultusunda, ne bir koalisyon ne de bir azinlikhukumeti kuramadi.   Zaten diktator, kendi partisinin disinda kalan parti baskanlarina da hukumet kurma gorevi vermedi.   Cunku istedigi, erken secim idi.   Erken secimi de tek basina parisinin iktidari ve anayasa degisikligi ve 400 icin istiyor.   Pplani da iki yonlu.   HDP=PKK algi operasyonu ile HDP'yi itibarsizlastirmak ve baraj altina itmnek.   Daha once ayaklar altina aldigi milliyetciligi de, daha once savundugu PKK'ya karsi savas acarak, MHP'yi de baraj altina itmek.   Boylece de % 50'lerdeki oy oranini erken secimde almak.   Aslinda iki yonden diktatorun erken secimdeki istemi pek olmayacakmis gibi gozukuyor.   Birincisi HDP'nin kendisdinin bir PKK olmadigini aciklamasi.   Ikincisi de, hergun gelen sehitlerin isyaninin diktatore yonelmesi.   Evet biz yine ulkedeki isleyise donelim.   Diktator, fiili durum yaratarak isleyisini surdururken, digerleri ya buna isyan ediyor, ya da ayak uydurmaya calisiyor.   Meclisteki bir parti neden ordadir, kendisini secen kitleye hizmet etmek icin.   Burada bu hizmeti politik olarak sunar ve anayasal olarak uygular.   Iste burada sorun, politikanin mi yoksa anayasal temeldeki fiili durum bile yaratmis olsa, partilerin secmenine yonelik sorumlulugunun mu one cikacagidir.   Evet, son fiili durum; ulkede bir ilk olarak secim hukumetini getirdi ve bu durum anayasada da belirtilmis.   Yani secim hukumeti anayasaya gore, tum secmeni temsil eden partilerin hukumete katilimini ongoruyor.   Burada, CHP ve MHP bu anayasal gorev yerine,m politik olarak "secim hukumetine milletvekili vermemeyi" tercih ederken, HDP bunu bir anayasal gorev olarak gorerek secim hukumetine katilacagini bildirdi.   Burada ilginc olan bir konuda, secim hukumetinin bakanlarinin PARTI ADINA DEGIL DE, PARTI MILLETVEKILI OLARAK TEKLIF EDILECEGI VE SECILECEGI konusudur.   Yani burada bir parti baskaninin partisi adina politik karar alip buna tum milletvekillerini katmasi hem etik hem de demokratik degildir.   Ayrica gozden kacan bir durum daha var.   Onumuzdeki erken secimlerin ulke ve toplumu acisindan onemi buyuktur ve yine bil;inmektedir ki AKP secimlerde her turlu hileye iktidar gucu ile yon vermektedir.   Secim hukumetinin de AKP iktidari olarak kurulmasi, secim hilelerine AKP'ye davetiye cikartmaktir.   Iste tam da bu acidan, secim hukumetinde yer almak ve meydani AKP ve onu fiileri ile yonlendiren diktatore birakmamaktir,   Kisaca secim hukumetinde yer almak sadece anayasal bir gorev degil; ayni zamanda AKP'yi secimlere giderken kontrol altinda tutmak ve her turlu haksizl;iklarini cikarlarini hilelerini onlemek icindir.   Zaten bunun icin her turlu cabayi harcayan partiyi de, eminim secmeni odullendirecek ve taktir edecektir.   Evet, ulke yaratilan fiili duruma gore yol almaktadir. Iste yine bu yol alista bir anayasa vardir ve bu anayasa partriler ve onlarin politik cikarlari icin degil; ulke ve toplumunun istikrari, demokratik isleyisi ve hizmeti icindir.   Iste tam da bu acidan, secim hukumetinde yer almamak meydani AKP'ye birakmak, belki politiktir; ama ne anayasal ne demokratrik ne de gorev bilinci secmen sorumlulugu icermez.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

7 Haziran Öncesi ve Sonrası Diktatörün AKP Hükümeti / Devleti

Bu baslikta sizlere bir ozet gecmek istiyorum.   Once sitemizin okur yazar kitlesi Adina, bir serzenisimi ve uzuntumu belirteyim.   Ulke nerdeyse iki aydir bir yangin yeri.   Gun gecmiyorki, hergun bir asker ya da polis sehit olmasin ya da bir sivil asker ve de polis kursunu ile devletin her turlu teroru ile katledilmesin, evler, koyler bombalanmasin.   Boyle oldugu halde, uzuntum sitemiz okur yazar kitlesinin "uc maymun" u oynamasi.   Aslinda her bir kisi kendi vicdanindan algisindan, bilgisinden ve paylastigi dusunce ve olan biteni aktarmasindan sorumludur.   Bilindigi gibi secim oncesi dictator, once "parlementoyu bekleme odasina" aldigini soyledi, kurd sorunu oolmadigini soyledi. Analarin aglamamasini soyledi, cozum surecinin bariscil devam etmesini soyledi v.s.   Yalniz tehdidinden de geri kalmadi. 400 milletvekilini verin, bu is huzur icinde cozulsun" dedi.   Peki ne oldu?   Birakin 400'u ya da anayasayi degistirecek 330 ve de iktidari verecek 276'yi; tek basina iktidar bile olamadi.   O gundur bugundur de ne hukumeti kurdurtuyor, ne meclisi isletiyor.   Yani ulke ve toplumu hukumetsiz/devletsiz ve meclissiz olarak gunlerini geciriyor.   Yalniz ne goruyoruz?   Sanki ortada bir hukumet ya da meclis karari varmis gibi, once disarida PKK'nin mekanlari bombalaniyor, ISID'a guya gozalti Adina ulke bunyesindeki diktatore biat etmeyen kim varsa, bir bir gozaltina aliniyor, tutuklaniyor, iskence goruyor ve katlediyor.   Bu yetmiyormus gibi, iceride yurt bunyesinde 110 bolgede askeri ya da ozel guvenlik bolgesi ilan ediliyor. Bu bolgeler asker tarafindan talanm ediliyor, asker direk mermi kullanarak sivilleri katlediyor ve bu arada da kendisi de sehit oluyor.   Bolge halklari "bu devlet bizim devletimiz degildir" diyerek oz yonetim ilan ediyorlar.   Asker bu sefer ozyonetim ilan edilmis bolgelere saldiriyor sivilleri cocuklari katlediyor ve kendisi desehitler veriyor.   Bilinen son tablo, 53 sehit 22 sivilin olduruldugu 1500'e yakin gozalti oldugu, bunun dortte birinin tutuklandigi ve tutuklananlar arasinda HDP devlet gorevlilerinin de oldugu.   Kisaca ulke yangin yeri ve kan golu.   Dunyanin hic bir ulkesinde devletinin kendi bolgesini ve vatandasini bombaladigini tarih yazmamistir.   Peki butun bunlar neden oluyor.   Bunu zaten dictator acikliyor "bana 400'u vermediniz partimi iktidar yapmadiniz; size huzur yok" seklinde kendi istedigini alamamasinin intikamini aliyor.   Bunu kendsi saglik bakani, sanki bakanligi ile ilgisi varmis gibi soyle dile getiriyor. "Eger baskanlik sistemini secseydiniz, butun bunlar olmazdi."   Diktotor ne zaman asker sehitlerini de kendi politikasinin bir araci olarak kullanmaya kalkti, iste bundan sonar halk isyan etti.   Sehit yakinlari haykiriyor. Tabi bu haykirislari dictator ve AKP aleyhinde oldugundan dictator medyasi "uc maymun" u oynuyor.   Bugune gelirsek; hukumet kurulamadi, gorev muhalefete verilmedi, dictator erken secim istiyor.   Umuyor ki "HDP=PKK algi operasyonu isler, HDP baraj altinda kalir, daha once "ayaklar altina aldigi" milliyetciligin MHP oylari bu PKK adi altindaki kurdlerin yogun oldugu bolgelerde askerinin estirdigi terror ile, kendine geri doner ve erken secimde tek basinda iktidara gelir. Sonra gelsin 330 ve 400 sayisi degissin anayasa, kendisi tek yetkili baskan olsun ve ulkeyi kendi intiharina suruklesin.   Evet, sonucta hersey bir insanlik baris ve vicdan meselesi.   Doguda ayni ailenin cocuklari kardes olarak biri polis, asker, PKK'li ISID'li v.s.   Burada tek bir taraflilik var, ya dictator tarafi olmak ya da bertaraf olmak.   Kimse kusura bakmasin ama, her turlu dusunce ve davranisini "uc maymun" olarak belirliyen herkes te bugun dictator yanlisidir.   Cunku onun bertaraf edebilecegi ana degerler, vicdan, baris, adalet, hak,hukuk ve ozgurluk; normal bir arada bir yasam ve iliskidir.   Iste bunu isteyen kim varsa, bertaraf olmaktadir.   Ayrica oyle ya da boyle taraf olanlar bilsinlerki yarinm bir yerde onlar isteseler de istemeselerde zaten diktatorun hismindan insanlikdisi uygulamalarindan paylarini alacaklardir.   Hatirliyalim.   Bir zamanlar, Esad, Cemmat ve Apo diktastorun kankasi idi, ya simdi "okuz oldu, ortaklik ayrildi"   Cunku dictator tarafliligi sadece dictator cikarinadir. Sizin cikariniz her ne ise, bir gun bir yerde diktatorle ters dustugunde siz de bertaraf edilirsiniz.   Bunu en guzel gozleme tasiyan AKP'nin kendisidir.   Evet ulke ve toplumun gelecegi belirsiz, ulke ve toplum guvencesiz, devletsiz, hukumetsiz. Askeri ve polisi kendisini vuruyor.   Bu durumda hala kimilerinin vicdani ve insanligi el veriyorsa, "uc maymun" u oynamaya devam etsin.   Ya da aktrol olarak her ne pahasinas olursa olsun, diktatorunu savunsun ve karsisinda olanlara kin ve ofke yagdirsin.   Yalniz unutmasinlarki, ulke toplumu belki fazla aydin degildir; ama ariftir.   Elindeki tek kozu olan sandikta yine gereken tavrini ortaya koyacaktir.   Tabi o gune kadar, hala secim yapabilme ortami kalirsa, doguda asker sag/salim halk birakirsa, henuz devreye girmemis olan PKK'nin silahli gucu devreye girmezse ve yine henuz devreye girmemis olan ISID canavarligi devreye girmez ve hergun bugunkunu cok gerilerde birakacak terror eylemleri hem PKK, hem ISID hem asker hem de pois eliyle yapilmazsa!   Unutmamak gerekir ki, AKP/Diktator/PKK/ISID hepsi ayni sekilde savas ve kaos yanlisi, HDP=KURDHALKI=PKK algi operasyonu ili beyni orumceklenmis her bir beyin de bunun isbirlikcisidir.   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

Evrensel-İnsan Zihniyeti İle Doğal / Fenomenal Zihniyet Farkı

Asagida siralanacak olan kavramlar, her iki zihniyet arasindaki ana kavrasmlardir.   Solda, evrensel-insan zihniyetinin, sagda da dogal/fenomenal zihniyetin kavramlari siralanmistir.   Bu ikisi arasinda ortaya konmus kesin bir fark yoktur.   Sadece farkin farkindaligi ortaya konmustur.   Ayrica her bir kisi, kendi reel yasam ve iliskisinde eylem olarak ister istemez kendi Adina, duruma sarta ve zamana gore sagdaki kavrami kendine baz alabilir. Cunku kisi kendi Adina somut bir sey yaparken kendinden taraftir.   Burada onemli olan soldaki zihniyetin, kisi beyninde onun yasam ve iliskisi olarak insanlasma devrimi Adina ne kadar yer edip etmedigi ve soldaki kavramin kisinin bilincinde olup olmadigidir.   Cunku kisi kendiliginden ve kendi secimi istemi ve karari ile bilerek ve bilincli olarak soldakini uyguladigi olcude, evrensel-insan zihniyetine yakindir. Buna evrensel-insan zihniyetini sunan kisinin kendisi de dahildir.   Evet, evrensel-insan zihniyeti ile dogal/fenomenal zihniyet arasindaki temel ve tabansal farklar:   evrensel------cografi
insan----------insanoglu
kendinssel---egosal
etik------------aksiyolojik(degersel)
bilissel--------verildigi/alindigi gibi
bilimsel-------felsefi
kavramsal---klasik anlamsal
gozlemsel---akilsal
bilgisel-------varliksal
zihinsel------fikirsel
Yanlislanabilir--dogrusal
Olgusal------gerceksel
Gcerli--------mutlak
Serbest-----bagimli
Yapilandirmaci--dogal
Devrimci----evrimci
tursel--------digersel
yontemsel--metafizik
nasilsal------nedensel
iradi----------maddi/yaratilissal
degisimssel-determine
algisal-------anlamsal
sorgulamasal-iletimsel
Aciklamasal-tartismasal
qua (notr/disaridan)-tarafsal
genel--------ozel
--e gore-----klasik
bilincli-------dogmatic
kendiliginden-teleolojik
cagdas------tutucu   Aslinda bu liste bir son degildir.   Yine bu listede kullanilan kavramlar hakkinda ya da biribirine olan karsitlik hakkinda ciltlerce yazi yazilabilir.   O acidan konu ve kavramlar ile ilgilenen yazar ve okurlar, isterler ise; bu baslikta kullanilan her bir kavramin karsisindaki kavramin ya da biri biri ile olan farkin v.s. ne oldugunu ya da baslik ile ilgili her turlu soru ve katkilarini asagidaki baslikta dile getirebilirler.   http://www.turkish-media.com/forum/topic/292892-evrensel-insana-sorular/?hl=%2Bevrensel-insan%26%2339%3Ba+%2Bsorular   Burada onemli olanm bir noktada, her birimiz dogdugumuz anda "insan" kavrami ile ozdeslestiriliyoruz.   Yalniz ve maalesef bizlerin yasam ve iliskisi ve reeled sunduklarimiz hic te bu ozellikleri tasimadigimizi gosteriyor.   Iste bu temelde insan ile insanoglu farki kisinin gozleme sundugu her turlu davranisindan ve de eyleminden/soyleminden/yazimindan ortaya cikiyor.   Sonucta her birimiz hem insiyatifsiz doguyoruz hem de dogumdan sonar insiyatifsiz bizden once olanlar tarafindan verilen degerler ile yetisiyoruz.   Genelde de bunlari sorgulamak yerine, ya Kabul ya da red mucadelesi veriyoruz.   Boylece bir birimiz ile gecinebilme yerine, bir birimiz ile birbirimize her turlu zarar verecek sekilde mucadele ediyoruz.   Iste sorun zaten tam da "bizi bir birimiz ile mucadele ettirenin ne oldugunu" algilama bilme ve sorgulama uzerine. bunu kabullenme buna teslim olma ya da bunu degistirme uzerine.   Kisaca "neden biribirimizle savastigimiz/biri birimize ustunluk/hakimiyet saglamakistedigimiz" uzerine   Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan

 

İkiz Kuleler ve Suruç Katliamı

Bilindigi gibi, milenyumun yani 2000'li yillarin basinda meydana gelen "ikiz kulelerin yerle bir edilip, en az 3000 canin yasamnini yitirdigi katliam" ABD'nin BOP projesi temelinde Basta Afganistan olmak uzere, O.Dogu ve K.Irak'a saldirabilmek icin kendi toplumunu katletmekten cekinmedigi bir terror vahsetidir.   Gecenlerde olan Suruc Katliami da bu acidan ikiz kuleler katliami ile benzerlikler tasimaktadir.   Ikiz kuleler, ABD'nin kendi ekonomik ve politik cikari icin saldirisinin bir bahanesidir. Emperyalizmin direk saldiriya gecmesi Adina da donum noktasidir.   Suruc'ta Diktatorun ve sarayinin devam edebilmesi icin baslatacagi ic ve dis saldirilarin birbahanesidir ve diktatorun 7 Haziran sonuclarini gale almamasi Adina da donum noktasidir.   Bush ve diktatorun ayarladigi her iki saldirida da islam gorunumlu terror orgutleri kullanilmistir.   Bush hemen akabinde Afganistan'a saldirmistir.   Diktatopr de hemern akabinde PKK'yi bombalamaya baslamistir.   Ikiz kuleler katliaminda oncca yiginin arasindan ucagin pilotu oldugu soylenenin pasaportu sapasaglam bulunmustur.   Suruc katliami sonrasi da onca yiginin arasindan bombacinin nufus kagidi bulunmustur.   Bush bu saldiridaki teroru bahane edip, Afganistan'a saldirmis; dictator de ISID'i bahane ederek PKK'ya saldirmistir.   Tabi burada bush ile diktatorun amaclari da saldiri alanlari da farklidir.   Bush, ulke ve toplumu disinda kalan cografyaya saldirirken, dictator direk ulke ve toplumunu ilgiulendiren komsuya saldirmis ve bir de icerde her turlu devlet terorunu guya ISID'a saldiri olarak her turlu baristan yana olanlara yoneltmistir.   Bush'un amaci O.Dogu'nun her turlu ekonomik petrolzenginliklerini ele gecirmek ve kendi istedigi bir yonetimi saldirdigi yerlere BOP'a bagli olarak yerlestirmek olur iken; diktatorun amaci; PKK ile HDP yi ozdeslestirmek, HDP'nin itibarini zedeleyerek baraj altinda birakmak, PKK'ya 1990 oncesi yontem ile askeri kullanarak politik bir savas acarak, milliyetcilige oynamak ve MHP'nin oylarina talipolmak.   Bu ic ve dis saldirilar eliyle, hukumetin kurulmasini geciktirmek ve erken secime giderek iktidar olmak.
Bush'un emperyalist plani islemis ve bugunde islemeye devam etmektedir.   Diktator ise bir seyi hesaplayamamistir.   Turkiye toplumu PKK ile savasi ozlememis ve diktatorun istedigi gibi dikttatoru bu savasinda desteklememektedir.   Kendi kurdugu akiladamlari bile toplanarak baristan yana olduklarini dile getirmislerdir.   Kendi partisinin uyeleri bile savasi desteklememektedir.   Kisaca icerde ve disarida saldirarak oylarini artirmasi hayali suya dusmustur.   Her zamanki gibi diktatorun savas, nefret otekilestirme ayristirma kutuplastirma kin ve siddeti, toplumdan onay almamistir.   Evet, Suruc katliami diktatorun kendinin yaptirdigi ve ISID bahanesi ile icerde ve disarda saldirilara imza attigi Turkiye tarihinde bir donum noktasidir.   Aslinda bu donum de geriye donumdur.   Yani 1980'in devlet terror ve siddeti ve de onceki milli hukumetlerin PKK'yi saldirarak bitirebilecekleri yanilgisi.   PKK icerde terrorist misillemelerine devam ettikce de, bu saldirilarin surecegini ve oldurulenlerin her gun eskisi gibi gelecegini soylemek te bir kehanet olmasa gerek.   Hemen hemen hergun, saldirilar baslasdigindan beri en az iki sehit haberi gelmektedir.   Diktatorun destekcileri, kuklasi AKP gecici hukumeti, elindeki devlet polis ve askerin yaninda, durmadan savas cigirtkanligi yapan yalaka ve yandas cikarci medyasidir.   Goruldugu gibi bu destekcilere toplumun farkli halklari ve kesimleri dahil degildir.   Yalniz ne yazik ki, her zaman oldugu gibi yine en cok zarari toplumun farkli halklari ve kesimleri gormektedir.   Cunku, dictator Adina saldiran da saldirilanda canini veren de, toplumun bir ferdidir. Asker ya da sivil, fark etmez.   AKP icin de bir parti olarak tek cikis yolu, bu diktatorun otokrasisinden kurtulmasi ve onun oyunlarina alet olmamasidir.   Cunku oldukca, bir parti olarak kendini desifre etmekte ve bitirmektedir.   Gecici bir hukumet te olsaa devlet hukumet ve ordu onun emrindedir ve herkes butun bu yiten canlarin sorumlusunun AKP oldugunu bilmektedir.   AKP'nin de bir parti olarak politik cikari, saray diktatorunun yaninda yer almamak ve onun istediklerini elinde olan insiyatifi ile uygulamamaktir.   Zaten ancak kroki olmus aklini yitirmis ya da cikar Adina biat etmenin disinda barisa karsilik savasi savunmanin da bir b aska izahi yoktur.
Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Bilissel Bilim/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

evrensel-insan

evrensel-insan



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.