Zıplanacak içerik

Bloglar

Seçilmiş Blog Başlığı

  • simin

    Bağnu...

    Gönderen: simin

    2016/20 ocak akşam 21:00 Son konuşmamız sen bu dünyadan gitmeden 5 gün önceymiş... bilemezdim öleceğini... bilseydim hiç kızarmıydım sana...hiç sesimi yükseltirmiydim ? Asla.
    Kızdım sana çünkü;sen kendini çok fazla üzüyordun sen kendini asıl kahredecek olan kişiden fazla kahroluyordun.evet o senin kardeşindi daha 26 yaşında biri 6 yaşında biri 3 aylık bebeğiyle eşini kaybetmeye dayanamazdı.ama dayandı senden çok daha fazla. Kardeşin o trafik kazası neden oldu, nereden geliyordu eşi yanında kim vardı gerçeği öğrendiği zaman canının acısı nefrete dönüştüğü için çok dirayetli durdu ağlamadı.çünkü aldatılan kadının canı başka yanar. O kucağında bebeğiyle diğer kızına ileride neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onu aldattığı için normalde de ölmesini dilerdi emin ol! Son konuşmamız 1 saat 30 dakika konuşmuşuz yettimi yetmedi tabi ki. Hem ağladık hem de çok güldük ama sen "ağlerken güldürdün yine beni p.ç" dedin ya bana ☺ ben bu kelimeyi artık çok seviyorum.Hele sen 1.85 boyuna orantılı 41 numara ayaklarına ayakkabı bulamadığında o küçük yerde ben sana burdan alıp yollarken en hoşuma giden şey yine sana p.çlik yapmaktı.Kankaa bi ayakkabı buldum atıyım resmini dediğimde heyecanla beklediğin resimlerin 46 numara erkek sivri burun ayakkabı olduğunu gördüğünde de "sen insanmısın şindi ayvaan p.ç" dediğinde mağaza içinde tepinerek gülmeyi çok özledim.bana p.ç demeni özledim. bilseydim istediğin o mor ojeyi sana hemen ertesi gün kargolardım. sen ölünce mezarına getirdim koydum ama ne fayda. bende olan herşey sana çok güzel gelirdi bazen sanada aynısından alırdım bazen tipik boğa'lığımla inat edip bencilce sana vermezdim eşyalarımı.şimdi mi? aklından geçeni önüne sererdim olsan!
    biz insancıklar kaybedince anlıyormuşuz ya değerini kaybettiklerimizin ben bunu sende çok ağır tecrübe ettim kanka.
    • 1 yorum
    • 2.148 görüntü

Sitemizdeki Bloglar

  1. blog-0183473001413856343.jpg

    Pansiyon: Çingenem

    Yer: Karaöz / Kumluca / Antalya

    Yıl: 2006

    Zakkum çiçekleriyle kaplıydı. Salaş mı salaş fakat bir o kadarda sevimli sahipleri vardı. Alçak gönüllü sevecen ve çok güzel insanlardı.

    Koca bir dağın yamacında sanki kendince ben buradayım diye haykıran bir pansiyondu. Pansiyondan denize veya denizden pansiyona gitmek oldukça çetrefilli bir yürüyüş gerektiriyordu ama çok neşeli bir yürüyüş...

     

    Acaba hala orada mı? merak ediyorum. Oraya yolu düşen birisi lütfen yazsın...

  2. kralx
    En Son İleti

     

    SENSİZ OLMADI

     

    Kaybolan neşemi şarkıda, sazda,

    Bulmayı denedim, sensiz olmadı,

    Felekten bir gece çalıp biraz da,

    Gülmeyi denedim, sensiz olmadı...

     

    Hasreti herkesten çok tanıyorum,

    Bu zehrin üstüne yok sanıyorum,

    Yaşlı gözlerimden utanıyorum,

    Silmeyi denedim, sensiz olmadı...

     

    Doğmanı bekledim battığın yerden,

    Dönmeyı bilmedin gittiğin yerden,

    Beni sarhoş diye sattığın yerden,

    Gelmeyi denedim, sensiz olmadı...

     

    Evlenmiş dediler, çıldıracaktım,

    Resim, mektup, şiir, ne varsa yaktım,

    İlmeği kaç defa boynuma taktım,

    Ölmeyi denedim, sensiz olmadı...

    (C.S)

  3. alamet-i farika
    En Son İleti

    Yeni Sezon Yayın Akışı

     

    Haftanın erkeki

    Haftanın dişisi

    Benim de canım var

    Olası Savaş tehditleri üzerine güzelleme

     

    Aydınlanmak istediğiniz başka konular varsa ekleyin bi bakiim düşüneyim furum sakinneri...

  4. Ve sen gidiyorsun

    Yaşananları yok sayarak

    Cami kapısına .... bırakırcasına

    Ardına bile bakmadan gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Dünümüzü silerek

    Bugünümüzü kırıp dökerek

    Yarınımızı yok ederek gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Sensiz olamayacağımı

    Yanımdayken bile seni özlediğimi

    Saçının bir teline dahi kıyamadığımı

    Bile bile gidiyorsun

    Ben şimdi kimin gözlerinde öleceğim

    Ben şimdi kimin dizlerine yatıp

    Kimin ellerini tutacağım

    Kabuslar gördüğüm

    Karabasanlarla sarmaş dolaş olduğum

    Sehpalı hazan düşlerimde

    Kimi uyandırıp

    Kimin omuzlarında ağlayacağım

    Senden başka kimsenin yanında

    Ağlayamayacağımı

    Bile bile gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun

    Kafamı duvarlara vura vura

    Hücre hücre parçalasam

    İşkencecilerin yapamadığını

    Yapsam kendime

    Kendimi içten içe yesem bitirsem

    Yok etsem bile

    Kapının önüne çıkınca gönlüm olsada yıkık

    Yine alnım ak yine başım dik olacağımı

    Sanki sen hiç gitmemişsin

    Sanki

    Hiç bir şey olmamış gibi davranacağımı

    Bile bile gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Sensizlikten çıldırsam

    Ecelimolacağını bilsem de

    Sana gitme demeyeceğimi

    Sana yalvarmayacağımı

    Bile bile gidiyorsun

     

    Velhasılı kelAm sevdiğim

    Uğruna ömrümü verdiğim

    Uğruna

    Gecelerimi çarmıha gerdiğim

    Sensiz yapamayacağımı

    Sensiz yaşayamayacağımı

    Bile bile gidiyorsun

     

    Ve sen gidiyorsun

    Git...

    Beni hayallerimle

    Beni terkedilmişliğimle

    Beni sensizlikle başbaşa bırakarak git

    Git artık git

     

    Ve sen gittin

    Ve ben sensiz yok um

    Ben sensiz bitmişim

    Ben sensiz bir hiçimartık

    Ama giderken

    Bir şey unutmadın mı gülüm

    Sen

    Sen varya sen

    Sen artık

    Bensiz

    Hiç bile değilsin

     

     

     

     

    Ahmet YILMAZ

  5. blog-0494281001482885164.jpg

    Hani yabancı filmlerde izleriz ya..Cenazelerde merhumun yakınları tek tek kürsüye çıkıp az da olsa, zor da olsa merhum hakkında konuşurlar.
    Benim her zaman hoşuma gitmiştir bu vedalaşma şekli. Ben şahsen kendi cenazemde bunun yapılmasını istiyorum. Hiç olmazsa bir veda defteri açılmalı. Yoksa insanın birşeyler kursağında kalıyor çünkü...(Bunları yazarken izlediğim bir film geldi aklıma ki mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Son veda(Departures)..Bir japon filmidir, izlediğim en en naif filmdir.)

     

    Benim hayatıma dokunan bir insan gittiğinde hemen kağıda kaleme sarılışım bu yüzden işte..

     

    Karşıyakalılar bilirler ve heralde benimle aynı fikirdedirler.. Fidanlık civarı Karşıyaka'nın en güzel yerlerinden biridir. O eski güzel bahçeli müstakil evler bir bir yerlerini apartmanlara bıraksa da hala tek tük var. İşte yıllar önce oraları ilk keşfettiğimde, o evlerden birinde beni kendine aşık eden, hayran bırakan bir kırmızı begovildir benim hikayem.

     

    (Hani insanları ilk tanıdığınızda bazıları için "sanki yıllardır tanıyorum" hissine kapılırız ya. ama anlamlandıramayız da hemen.)
    Kırmızı begovili görüp tutuluşumun belki on yıl sonrası annemlerim 3-4 ev uzağında ev almaları güzel bir tesadüftü benim için. Her geçişimde hayran hayran bakar, hatta imrenirdim sahiplerine. O zamanlarda bu kırmızı cins de pek yoktu zannederim. Karşıdan bakıp sevmek dışında çiçeklerle şimdiki gibi haşır neşir de değildim.(Şimdi olsa çalar kapıyı isterim bir dal:) Biz böyle bakışıp dururken heralde bir 5-6 yıl daha geçti. O arada sahipleriyle hiç tanışmadık. Sonra bir gün biz şu an oturduğumuz evi aldık. (Aslında evi alışımızda ayrı bir gariptir! Hiç gezmeden bir görüşte beğenip alınmıştır)

     

    Şimdi gelelim "sanki yıllardır tanıyorum" faslına!

     

    Şelale abla apartmanımıza taşındığımızda tanıdığım ilk komşumdur. Öylesine güzel, öylesine sıcak karşılaşmıştır ki bizi bende hemen bu his uyanmıştır. Ama sadece o kadar değildir işte. Yani sadece sıcak karşılama değildir bende ki o his. Bunu da sonradan öğrenirim. Şelale abla o guzel begovilli evin sahiplerinin kızıdır.

     

    Begoville benim hikayem burada da bitmez. Begoviller açınca aynı renk begovilin bizim bahçemizde olduğunu da farkederim. Açtığında bütün güzelliğyle gülümser bana. (Onu da Şelale ablanın anneciğinin bizim bahçemize diktiğini 2 yıl önce öğrendim)

     

    Bu nasıl bir örgüdür? nasıl bir kurgudur? nasıl bir bağdır? Bu güzel çiçek bu güzel insanlar nasıl bir telepati kurmuştur benimle.

     

    İşte dün cenazede çıkıp bunları anlatmak isterdim aslında. Dün güzel begovilli evin annesinden sonra babasını da uğurladık çünkü..

     

    Hiç bilmeden, beni hiç tanımadan hayatıma dokundular, hayatıma çok güzel bir renk kattılar..tabi ki bir de sevgili komşum. Dilerim cennet bahçelerinde en güzel çiçekler, en güzel begovillerle olurlar.

     

    İşte böyle..Dikeceğiniz çiçeğin, ağacın kime mutluluk kaynağı olacağını bilemezsiniz.:)

  6. .

    "Marangozun elinde testere görürsen, şüphesiz o,

    Cemşid'in bedeni ve Zekeriyya'nın kafası içindir."

     

    Edibu'l Memâlik-i Ferâhânî

     

    Kaynak:

    Prof. Ahmed Suphi Furat

    Prof. Nimet Yıldırım

     

    ** **

    kişisel yorum:

     

    Cemşid'in Bedeni=

    Extreme Parasite Dimension; Aşırı Parazit boyutu.

     

    Zekeriyya'nın Kafası=

    Atmospheric Simulation; Simülasyon Atmosfer/Aerial.

     

    Zekeriyya'nın Eşi= İş'â=

    Güneş; Yayılan Işınları.

     

    İş'a'nın Annesi= Fâkûza=

    Rotating Dial.

    Devir halinde radyo dalga-boyları kadranı.

    Quadrant; Clock Face.

     

    Marangoz: Logger= İmleç=

    Fiziksel bir olayı kendiliğinden tespit edip çizen araç/

    Kaydedici/Işıklı Gösterge.

     

    Testere:

    Minşar= Prizma=

    Işınları saptıran ve ayrıştıran, saydam maddeden

    yapılmış üçgen cisim.

    Nüşur= Neşr= Yaymalar/Dağıtmalar.

    .

  7. gloria
    En Son İleti

    “Ben sadece sevdim...”

    İçinde ne barındırır bu cümle?

     

    Emek? Özveri? Acı? Çok Acı? Umutsuzluk? Ayrılık? Hepsi?

     

    Ben söylerim, sen dinlersin. Söylemesi gereken sadece söyler mi? Umut ederek mi söyler? Daha mı çok acı çeker söylerken? Kıvranır mı acıdan?

     

    Dinlemesi gereken peki? O ne yapar o zaman? Ne yaşar? Ne hisseder? Hiçbir şey mi? Çok şey mi?

     

    Hiçbir şeydir belki... Sevme der, sevmeseydin der. Ne kadar kolay söyler.

     

    Sev desem ben olur muydu peki? Sevseydin deseydim... Ben bunu o kadar kolay söyleyemiyorum işte... Artık söyleyemiyorum. Oysa sevseydin beni.

     

    Sadece sevmek yetmez mi? Yetmiyor işte bazılarına... Peki ne yapsaydım daha?

     

    Hiçbir şey mi? Hiçbir şey yapmayayım mı? Gerçekten mi? Yapmayayım mı gerçekten?

     

    Peki...

  8. Misafir
    En Son İleti

    Bir Ayrılık Gününde

     

     

    Ne gariptir şu ayrılık günleri

    Bir dosttan da, düşmandan da ayrılsan

    Nedense bir tuhaf oluyor insan

     

    Derin bir sızı giriyor içeri

    Son bir defa bakarken caddelere

    Dükkanlara, evlere, kahvelere

     

    Hatıra yüklü kervanlar geçiyor

    Dolu dolu gözlerinin önünden

    Bu son yadigar mı bir ayrılık gününden

     

    Ne unutulmaz zamanlar geçiyor

    Ağır ağır biz farkında değilken

    Gökler masmavi, yaprak yemyeşilken

     

    Sen istediğin kadar unutulmaz de

    Bu son dakika, bu vakitsiz yağmur

    Unutulur, azizim unutulur

     

    Başka ne yapılır böyle bir günde

    Kapanan bavul, çivilenen sandık

    Ve sonra kuru bir "Allahaısmarladık!"

     

     

     

    Ümit Yaşar Oğuzcan   

  9. *Mimar Sinan'in Selimiye Camii'nin kubbesini o genislige oturtmak için 13 bilinmeyenli bir

    denklemi matematigin bilinen 4 ana isleminden farkli besinci. bir islem bularak cozdugu soylenir.

    Ayrica minarelerin serefelerine cikanlarin yolda birbirlerini gormemeleri ise buyuk bir bir dehanin urunudur.

     

    Almanlar ayni sistemi meclislerinin onundeki dev kurede kullanmislar.

    Mimar Sinan bu sistemi 2 metre capindaki minarelere yuzyillar once monte edebilecek bir dehadir.

    Almanlarin dehasi ise, o cirkin metal yiginina

    Selimiye'den fazla turist cekebilmelerindedir..

     

    *******************************************

    Bir gun Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altiinda bir Japon'un ayaklarini kibleye dogru uzatmis sirtustu yattigini gormusler

    Tabii hemenJapon'u, "Burasi kutsal bir yer. Bu sekilde yatmak bizim inanclarimiza gore

    saygisizliktir.

    Lutfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmislar. Ancak, Japon trans vaziyetteymis,

    gozlerini kubbeden ayirmadan soyle sayikliyormus: "Bu imkansiz. Ben yillarin muhendisiyim. Bu kubbe

    var olamaz.Hayal goruyorum. Bu kubbenin orada o sekilde durmasi fizik ve matematik kurallarina aykiri.

    Bu imkansiz, orada hicbir sey yok,orada hicbir sey yok..."

    *********************************

    Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmis. Bu nedenle minarelerinin yakin zamanda yikilacagi

    farkedilimis. Uluslararasi bir grup bilimadami toplanmislar. Nasil kurtaririz bu tarihi minareleri diye kafa

    kafaya vermisler.

    Sonucta en son teknoloji olan metal kelepcelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi cozum

    olduguna karar vermisler.

    Minarelerin temellerini acinca, koymayi dusundukleri kelepcelerin aynisiyla karsilasmislar.

    Mimar Sinan bilmem kaç yüzyil once ayni seyi dusunmus megerse....?

     

    *********************************************

    1950-60 arasi bir tarihte insaat muhendisi, mimar ve jeofizikçilerden olusan bir Japon heyeti Turkiye'ye gelmis.

    Heyet Imar ve Iskan Bakanligi'ndan izin alarak

    ulkemizdeki tarihi yapilari incelemeye baslamis. Ayasofyayi, Yerebatan Sarnicini filan gezdikten sonra sira Sinan' in kalfalik eseri Suleymaniye Camisi'yle Sinan'in ogrencisi Mimar Davut Aga'nin eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmis. Japonlar bu camiler uzerinde gunlerce inceleme yapmislar.

    Her geçen gun saskinliklari daha da artiyormus.

     

    Cunkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek bir zemin uzerine insa edildigini anlamislar. Ama bunca yil, bu camilerde bir catlak dahi olmamasina akil sir erdirememisler.

    Bunun uzerine Tuürkiye programinin gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yogunlasmislar.

     

    Arastirmalarinin sonucunda herhangi bir sarsinti sirasinda bu iki caminin sabitlenmedigini aksine yerinde oynayarak yikilmaktan kurtulabildigi ortaya çikmis. Minareleri incelediklerinde ise dumurlari ikiye katlanmis.

     

    Minarelerin cok daha gelismis bir rayli sistem mekanizmasi uzerine oturtuldugunu ve her yone

    yaklasik 5 derece yatabildigini gormusler. Daha derin arastirma yapmak için Edirne'ye,

     

    Sinan'in ustalik eseri Selimiye Camisi'ne gitmisler. Ordaki olaganustu sistemleri gorunce iyice dumur

    olmuslar. Selimiye'nin tüm sirlarini aylarini harcayarak cozmüsler.

     

    Japonya'ya donduklerinde ise Sinan'in sirlarini uygulamaya sokarak sehirlerini Sinan'in kullandigi sistemlerle kurup muazzam gokdelenler dikmisler.Yani su an gelismis ulkelerin gokdelen yapiminda kullanildiklari cogu sistem,

    yuzyillar önce Sinan'in gelistirdigi mekanizmalarmis.

     

    Saygilarr...

    tac mahalin mimari mehmet efendi mimar sinanin

    ogrencisidir.*

  10. Gücüm kalmıyor sevgili.. Tükeniyorum.. Tüketiyorsun.. Ben seninle olmak istedikçe sen beni itiyorsun.. Seninle dolu içimi görmüyor ya da görmek istemiyorsun... Sana her yeni gün bir adım daha yaklaşmaya çalıştıkça sen üç adım geri kaçıyorsun... Görmeyi istemediğin yürek öylesine seninle doldu ki acıyor artık. Söylediğin her söz, biraz daha dağlıyor yüreğimi.. "Seni seviyorum" diye haykırmak istedikçe dünyaya susturuyorsun, kapatıyorsun ağzımı. Ama kaybediyorsun sevgili, aslında uzaklaşan kendin sanırken, beni itiyor kendinden uzaklaştırıyorsun... Başka sevdalara yönelmek istemedikçe, buna beni zorluyorsun. Korkuyorum bir gün seni sevmekten vazgeçerim diye...

     

    Gidecek misin diye sorma bana!

    Gönderen sensin. Ne ayrılmayı istedim senden, nede terk etmeyi seni.

    Nede bu yürekler dolusu aşka böylesine zamansız veda etmeyi.

    Senin kadar öfkeliyim bende, senin kadar endişeli..

    Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana ama inandıramadım seni.

    Sen sorgularken beni kafanda, ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana. Oysa sen hep susmanın koynunda.

    O dünya ki;bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasılda güzeldi�

    Zaten sen varsın diye her şey güzeldi ama sen buna da inanmadın�

    Ah bu sorular.. Yaşamak varken sevdayı delice niye boğarız sorularla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben "aşk" dedikçe Sen "dur" dedin.

    Ben "seninleyim" dedikçe Sen "hayır" dedin.

    Zaten az konuşan sen, olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben hiçbir şey diyemedim..

    Ne kadar zarar vermişim sana meğer.. nasıl değiştirmişim seni.. oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istememiştim. Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek değildi amacım. Ama öyle oldu işte..

     

    Demek ki gitmelerin zamanı şimdi..

     

    "Rahat değilim" diyordun ya, rahat ol artık gülüşlerini saklamak için bir nedende kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.. Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevgiyi başka kimliklerde taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşlerini yalancı yüzlerde ararım. Senide götürüyorum yüreğimde. Yokluğunu taşımayı da bilirim ben.

     

    Bulup bulup kaybettim seni!!! Ne yazık ki tozduman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın

  11. Misafir
    En Son İleti

    gPeADjllVX8&autoplay=1

     

    Bunu mum ışığında dinleyin derim.Çünkü;

    Bu şarkı, bulutlara yükselmenin şarkısı..

    Bu şarkı, Aşk ile kaybolmanın şarkısı..

    Bu şarkı, Aşkın şarkısı..

     

    Aşk

     

    Andolsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,

    Kar altında terleyerek uyanmaktır aşk.

     

    Yanmış iki cesedin kına gibi külleri arasından

    Fışkın sürerce dirilip yeniden yanmaktır aşk.

     

    Cümle ağaç kapıları, cümle demir kapıları aşıp,

    Bir gönül kapısına dayanmaktır aşk.

     

    Sevgilinin otağını gökkuşağına boyayıp gece-gündüz,

    Hüznün safran sarısıyla boyanmaktır aşk.

     

    Yaratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,

    Her nefes alıp verişte yanmaktır aşk.

     

    İsmaili bir gönülle teslim olmaktır bıçağa,

    Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.

     

    Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,

    Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.

     

    İsrafil'in Sur'unu ruhunda duymaktır aşk,

    Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.

     

    Bahaettin Karakoç

     

     

    mumof6.jpg

    • 0
      başlık
    • 0
      yorum
    • 450
      görüntü

    Henüz blog başlığı yok

  12. 03dividerrose9lewd0.gif

     

    »._.«Leute reden schlecht über mich,»._.«

    »._.«den Grund dafür kenn ich nicht.»._.«

    »._.«Wahrscheinlich ist es Neid,»._.«

    »._.«aber ich scheiss drauf, tut mir Leid,»._.«

    »._.«für so ein Dreck hab ich keine Zeit.»._.«

    »._.«Macht ruhig weiter, kümmern wird´s mich nie,»._.«

    »._.«denn...Only God Can Judge Me!»._.«

     

    bollywoodsa1.jpg

  13. suheda
    En Son İleti

    Kimbilir belki birgün.....

  14. LilaC
    En Son İleti

    338213glnszqnin3mn1.gif

     

    SaHiCi..

     

     

    Beni üzen aslında

    Üzüldüğün için değil

    Bazen sözle anlatılmaz ya

    Kelimeler şikayetlenir

     

    Yıllara meydan savaşı

    İlan edince o cesaret

    Kin koca bir volkan olur

    Sonra da önünde eğiliverir

     

    Sahici her şeyin nasıl rengi

    Kalbime kaç kere sorduysam

    Hep bana ismini heceledi

    Ben de inanıp ona uyduysam

    Eğer bir gün fark etmeden

    İstemeden seni kırdıysam

    Özrün efendisi en yakınım olur

    Diler yoluma devam ederim

    338213glnszqnin3mn1.gif

    • 8
      başlık
    • 35
      yorum
    • 18557
      görüntü

    Son Başlıklar

    Canım.. Herşeyim..

     

    Masalsı bir aşkın içindeyim seninle.. Her geçen gün daha da bağlanıp sevdiğim kıymetlimsin. Mutluluk ve huzurla geçecek uzun yıllar var önümüzde. Yaşadığımız her an çok özel ve daha niceleri var kim bilir.

     

    İyi ki girdin hayatıma.. İyi ki gelip buldun beni.. İyi ki sarıldın sımsıkı.. Güzel gözlerin sevgiyle baktıkça hayat buldum ben.. Güvendiğim, yanında huzuru bulduğum harika insan, hep yanımda ol dün ve bugün olduğu gibi.. Sen de istedikçe, sevgi ve saygıyla eşin olmayı sürdüreceğim..

     

    Seni çok seviyorum bir tanem..

     

     

  15. Bir saire ait siir aramasi yapar iken,rastladim ilk kez turkish-media sayfalarina...Sadece kendim yazip kendim okurken;büyük heyecan ve hevesle cesaretimi toplayip, turkish-media ailesine katilip; ilk burada paylasmaya basladim yazdiklarimi...Cok sey katti hayatima burada yazmak ve paylasmak...Ve cok güzel insanlar tanidim burada hayatimin sonuna kardar sürebilecek dostluklar kazandim,kendi adima. Hevesli anlatislarimla siteyi, bir cok kisinin de burada yazmaya baslamasina vesile oldum. Ne mutlu bana...! Ilk göz agrim ilk hevesim turkish-media seni ve icinde ki güzellikleri bana kazandirdiklarin kalbimin bir yerlerinde kalacak...

    Biliyorum buradan ayrilmak kopmak cok zor. Bunu devamli "gidiyorum", ya da burada "kalite" konusunda da atip tutan;ama dayanamayip kiyisindan ucundan tekrar adim atan cok kisilikler var..Ben böyle olmayacagimi biliyorum en azindan...Taniyan taniyor ki;ben ya siyah ya da beyazim,ortasi yok. Gökkusagi gibi karisik ve rengarenk olmak ,kimbilir güzeldir;öyle olanlara sormak lazim...! Gitmemle birlikte mutlu edecegim insanlara bu da benden kendisi kücük,yaptigi büyük bir hediyem olsun..

    Sevgili Adminim size yardimlarinizdan dolayi ayrica tesekkür ederim..

     

    23.07.2008,elifce

  16. made in turkey!
    En Son İleti
    blog-0152475001384038784.jpg

    Sevgi neydi, sevgi iyilikti, dostluktu… Sevgi emekti.

    - Durursam bi daha kurtulamam.

    + Ziyanı yok gülüşü yeter bize.

     

    - Yüreğim kaydıysa günah mı ?

    + Çamura saplansam yardıma gelir misin ?

    - Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elimdeymiş gibi…

    + Elinden tutuversem benimle gelir mi ?

    - Seninim işte, alıp götürsene beni.

    + Elveda Asya, elveda selvi boylum, al yazmalım, elveda, bitmemiş türküm benim.

     

    Sevgi neydi? Sevgi emekti, sevgi dostça uzanan insan eliydi.

    • 0
      başlık
    • 0
      yorum
    • 15036
      görüntü

    Henüz blog başlığı yok

    • 0
      başlık
    • 0
      yorum
    • 5688
      görüntü

    Henüz blog başlığı yok

  17. SON KONUĞUMA MEKTUP

     

    Can Alıcıma,

     

    Uykumdayken, kancıkçasına baskın verme!

     

    Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!

    Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış, canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım. Düşün ki ben seni, varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim.

     

    Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel!

    Sana olan saygımı yitirtme bana. Gürültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil, bir de ben bileyim yeter. Gelişin herkesleri ayağa kaldırmasın. Tam bana göre, bana uyan bir davranışla gel.

     

    Sessiz sessiz sürdürdüğüm, bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun, susuk gel!

    Çünkü benim için geleceksin, beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil. Uykumda birden bastırma ki, bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın. Saygı ile ayağa kalkıp seni buyur edeyim. Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim.

     

    Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup, bana bir de sen çektirmeye kalkma!

    Her ne çektim ise hepsine güler yüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım, sevinçlerimi el ile bölüştüm. Sonum da böyle olsun isterim. Bilirim, güçlüsün.

     

    Kimselere eğilmemiş başım, senin önünde eğilebilir; ama bunu bana yaptırma!

    Bana yaşamımı yadsıtıp, sonunda beni kendimden utandırma!

    Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme!

     

    Güler yüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni...

    Dimdik yaşadım, sen de beni dimdik kucakla, al götür.

    Pusu kurma, arkamdan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına...

     

    Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim. Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var, şimdi yok olalım. Bekletme beni, elini çabuk tut. Her şey birdenbire olup bitsin.

     

    Sen öyle bir kesin gerçeksin ki, sana yalan da söylenemez. Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiç birini kıskanmadığımı bilirsin; İyi yürekliliğimden değil, hiç birini kendimden büyük görmediğimden. Yine bilirsin, yaptıklarımla ya da yapmayı tasarlayıp yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğin mühlet içinde, tasarladıklarımı yapamadıysam, evet, suç kimsenin değil benim... Bu ceza yeter bana; çünkü acısını duyanlar için cezaların en ağırıdır.

     

    Herkes gibi ben da seninle ilk ve son olarak yalnız bir kez karşılaşacağım. Bu karşılaşmamız, nerede ne zaman, nasıl olsun diye, zaman zaman çok değişik istekler geçirdim içimden. Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu. Kahramanlık ilk savaşlarında ölmeyen, son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır. Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar. Savaşın, yaşam boyu sürdüğünü, yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp “merhaba!” diyebileyim. Bir zamanlarda uzun uzun yaşayıp bitkiselliği dönüşmeyi, bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim. Şimdiyse ne kahramanlık gösterisinde, ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.

     

    Dilersen en beklemediğimi sandığın zaman gel.

    Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın, beynimde bir kıymık gibi...

    Korkmadan bekliyorum gel!

     

    Nice yaşadımsa, seninle baş başa diş dişe dövüştüm. Birkaç kez yendiğim de yenildiğim de oldu. Canım ki en kutsal olan her şeyim benim, onu elbette bana yakıştığı gibi ayakta, saygı ile yiğitçe vermek isterim; teslim olmadan... Bir armağan gibi vermek canımı.

     

    Sen de, yeniğin kalemini-ki o kalem hep kılıçtı-teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz arı-duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi.

     

    Kimselere demedim, sen de kendine of dedirtme bana. Ne kahramanlıkta, ne bitkisellikte, işte şimdi olduğum gibi bir sıra, elimde kalem; önümde kâğıtla daktilom, böyle bir zamanda gel!

     

    İstersen gece, istersen gündüz, istersen yazın, istersen kışın gel; Kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki kendi gözümde kendimi küçültme bana, kimseden su istetme. -Üstelik benim savaşım seninkinden çok daha yüce idi. Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben, sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum. Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı? Bir an olsun korktum mu, ya da kaçmayı düşündüm mü?

     

    Birazcık daha yaşayabilmek için, birazcık daha iyi yaşayabilmek için, bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi? Yaşamayı hak etmeye çalıştığım gibi, ölümü de hak etmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya, ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım. Bir güzel ada, atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi?

     

    Benim katkım da atlasta görünemeyecek denli küçük olsa da, var.

    Ne mi yaptım?

    Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi.

    Ama ben bir simyacıyım; göz yaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.

     

    Saygıyla, gel bekliyorum.

     

    AZİZ NESİN_09/06/1974

     

    ***

     

    Saygıyla Anıyorum Seni 'Büyük Usta', 'Büyük İnsan'... Işığın Bol Olsun. smile.png

  18. Sabah yağmur ve soğuk etkisiyle sokakta-metrobüste sadece işe ve okula gitmek üzere olanları farkettim... servisime binmek için bir metrobüs köprüsünden yolun karşısına geçiyorum her sabah gözlemlerim bundan mütevelli... şimdi bu sabah fark ettim ki 2 eniği eteğinde bir tanesi bebek arabasında eltisigile kahvaltıya giden sıkmabaş delikli triko hırkalı pembik gelin yok sokaklarda... fark ettim ki sadece dahiliye poliklinikte sosyalleşsin zaman öldürsün diye bilmem kaç köy ötede ki görümcesinin eltisinin yengesiyle karşılaşıp dedikodunun dibine vuran teyzeler yoktu yollarda... ahı gitmiş vahı kalmış ama yinede gelen geçen kızın orasına burasına bakan 50-75 yaş arası amele dayılarda yoktu sokaklarda... beyaz ve kahverengi ve turuncu tekstil stayla grubu bile üzerine bir ceket giydiği için gözlerim yanmadı bu sabah... yağmur İYİdir 😊 yağmur candır. Tüm gereksiz pislikleri her yerden temizler alır götürür... 😍 şimdi herkes bi limonlu yeşilçay içsin çalışmaya devam 🤗

    FB_IMG_1504839748516.jpg

  19. bir resim yapmak istiyorum (hiç beceremem oysa cin aliyle cin ayşeden başkasını çizmeyi),bir kitabı resmetsem diyorum, resimleri kitaplaştırsam, anlasalar hikayeyi resimlere baktıkça, kendileri ekleseler üstüne yenilerini, bazılarını çıkarsalar o kitaptan, bazılarını değiştirseler...

     

     

    bir resim yapmak istiyorum. nerde biri resim dese aklıma Abidin Dino geliyor. markalaşmak bumu? yoksa şiirlerde geçtiği içinmidir tanıma ve anma nedenimiz?

     

    çatısı akan bir evde yaşamak istermiydim?

    kimbilir?

    6 çocuğum 1 köpeğim 1 horozum, penceremde de 2 kuş olsun istermiydim ?

    karyolamızın kırılan ayağının yerini doldurmak için ansiklopedileri oraya koymak istermiydim?

     

    hayat böyledir zaten isteklerinin karşılığını tam tersi olarak alırsın bazen, ya istemeyi bilmediğinden yada isteklerini bilmediğinden değiştiremezsin kaderini...

     

     

    şimdi bir resim çizmek istiyorum, kitapsız, "can"sız....

     

    bakan herkesin gözlerini dolduracak, iki sayfa sonra kahkahalarla yere yatıracak resim kitabı yazmak istiyorum...

     

    bir hayat lazım, cansız

    bir hayat ki kansız,zaman diye bir şey yok hep apansız

    bir hayat hep yalnız............



×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.