İçeriğe atla






- - - - -

ÖZLEMEK, ÖLMEKTEN SADECE İKİ HARF FAZLA BE ÇOCUK

Gönderen Radya, 22 Aralık 2014 · 2.163 Gösterim

Kızım özlem Cemal Süreya Doğum günümüz
ÖZLEMEK,  ÖLMEKTEN SADECE İKİ HARF FAZLA BE ÇOCUK Sadece bir rüya idi aslında, ama düşündükçe, gözlerimin önüne geldikçe, ruhumda karmakarışık duygular uyandıran bir rüya. Hani "göğsüme fil oturdu" deriz ya, iki göğsümüzün ortasına. Sanki yarmış biri orayı, içine bir çuval taşı doldurup tekrar dikmiş. O vakit derin derin nefes almaya uğraşırsınız, ama ne mümkün. Çabalarınız beyhudedir, fil göğüs kafesinizin tam da üzerine oturmuştur bir kere…

İşte tam o noktadan, zaman zaman belki geçer diye yumrukladığım yerden, çatlıyor mu, yarılıyor mu, kanıyor mu hatırlamıyorum, fil değil, taş da değil, bana çiçek uzatan küçücük bir el çıkıyor. Suda tam boğulacakken, suyun yüzüne fırlar gibi nefes nefese, gözlerim ıslak uyandım sonra.

Çocukluğuma dair zihnimdeki en keskin hatıra annemin beni anaokuluna götürdüğü gündür. Ürkek bir kuş gibiydi kapıdan içeri girişim. Annemin yapıştığım elini bırakmakla, oyuncakların olduğu yere gitmek arasında yaşadığım tereddüt hala tüm canlılığıyla zihnimde, belki de ve de daha doğrusu kalbimde. Ben tam ikna olacak gibiyken, öğretmenin bize göstermek için yönelttiği loş bir ışıkla aydınlatılmış uyku odası içimde yanan o ufacık ışığın da sönmesine sebep olmuştu. O andan itibaren eve gidene dek hiç susmaksızın ağladığım için olsa gerek, annem bir daha anaokulu lafı etmedi.

Yıllar sonraydı, kızımın anaokuluna başladığı günler. O gün okuldan kızımı alıp anneme uğramıştım. Anneanne torun her zamanki gibi sevgi yumağı oldular. Annem okulla ilgili sorular sormaya başlayınca, o hiç beklemediğim serzenişi işittim, “Annem arkadaşlarımın anneleri gibi beni bahçede beklemiyor” dedi küçük kızım ve hıçkırıklara boğuldu.

O içimi lime lime eden gözyaşlarına rağmen yutkunarak da olsa aldırmıyormuş gibi yaptım ve hatta annemin bu aldırmaz görünen tavrım karşısında; "Sen ne kadar gaddar bir annesin." deyişini de duymazlıktan geldim.

Ellerim ellerini tutamadığı zamanlarda yaprak gibi titremesindi benim çocuğum, Ben yanında yokken kolsuz kanatsız hissetmesindi kendini tek dileğim. Hepsi buydu, ama sadece ve sadece buydu bir başka annenin bile anlamadığı…

Geçen yıl evimizde birkaç gün apartmanın çatısından düşen yavru bir martı misafir ettik. O ana kadar martılarla ilgili tek bildiğim inanılmaz sesler çıkardıklarıydı. Bu kısa dönemli ziyaretten sonra o sesleri ne zaman ve niçin çıkardıklarını öğrenecektim. Yarası beresi var mı yok mu anlamadan onu çatıya geri koymak istemedim. İlk iş ne ile besleneceğini öğrendim internetten, meğer ne çok çatıdan düşen martı yavrusu vakası varmış…

Odamdaki banyoyu hemen ona tahsis ettim. Bana hemen alıştı, kapıyı açtığımda bana doğru paytak paytak gelişi tek kelimeyle muhteşemdi. Aslında martıdan çok bir ördeği andırıyordu. Üç ya da dördüncü gündü sanırım, benimkisi banyonun penceresinden çatıya seslenmeye başladı. Karşılığında da yukarıdan cevap geliyordu. Annesiyle haberleşmenin yolunu bulmuştu. İçim burkuldu. Yavruyu hemen çatıya çıkarttık. Çatıdaki sevinç çığlıklarını tarif etmem imkânsız, ama asıl şok edici olan birkaç saat sonra yavrunun yine bahçeye düşmüş oluşuydu. Sonrasında çatılardaki martıları çok daha farklı bir gözle izledim. Çünkü artık biliyordum o kendilerini yırtarcasına çıkardıkları seslerin ardındaki gerçeği. Önce yavrular çatıdan düşmesin diye çabalıyor, uçma zamanları geldiğindeyse çatıdan atlasınlar diye yırtınıyorlardı.

Geçen yıl Üniversite tercihleri yapılırken bir yanım kal diyordu. Nasıl gönderirdim o kadar uzağa.. Düşüncesi bile beni nefessiz bırakırken, martıların çığlıkları hep beni kendime getirdi. Bırak uçsun diyorlardı sanki. Bıraktım da…

Onu Allaha ve sonrasında kendine emanet ederek bıraktım.

Şimdi o özgürce uçtukça mutlu oluyorum. Alışabildim mi? Hayır. Çünkü özlemek şairin de dediği gibi;

"ölmekten sadece iki harf fazla"

Fakat şu da var ki; o ne kadar uzakta da olsa, onun o güzel elleri tam o sızlayan yerde, göğsümün orta yerinde..




Ölmek = 5

Ozlemek = 7

 

7 - 5 = 2

 

Sadece kafası karışanlara yardım etmek istedim YSG! LOL!

Pazar gününden bir kare.2.yavru martımız..:)

 

10887986_962477310448621_177353923_n.jpg

Resmim

Son başlıklar

Rasgele Albüm Resmi

Kime kızdıysa artık

kullanıcı görüntülüyor

0 üye, 0 misafir, 0 gizli üye

Sen yokken...

Sen yokken gittim Korkularımın üstüne Hiç ardıma bakmadım Gümüş şiirler yazdım sen yokken Çok yangın çıktı yüreğimde Küllerini bile savurmadım Irak denizlerin fırtınasıydım Uzak iklimlerin sert rüzgarları Kulaçlarken denizinde gurbeti Kanlı savaşlarım, Belalı sevdalarım olmadı hiç Ama hep sustum, Hep ağladım, hep yandım sen yokken. Bekliyorum dönüşünü yeniden, Bir gelsen, Hayatın önünden alsan beni Bir gelsen, Sellerin önünden alsan beni Bir gelsen, Ölümlü düşlerimden alsan beni. Çok durdum güneşe karşı bir başıma Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin Sen yokken, Az dolaşmadım gönlümün kuytularında Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında Zifirlerinde sadece ben üşürdüm. Hiç aldırmadım esen rüzgara Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından Ama bütün yangınlar beni yaktı önce Hep ortasında kaldım vurgunların Vurgun nedir ki? deme Bir babanın serzenişi nasılsa öyle Bayrakları indirilmiş, Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken Hep sustum, Hep yandım, hep ağladım sen yokken. Bir gelsen, Yangınlardan alsan beni, Bir gelsen, Dünyalarımdan alsan beni, Bir gelsen, Şafaksız gecelerden alsan beni, Ama ne zaman gelsen, Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni...Cahit Külebi

...

GÜNEŞ DELİSİ
Akan suyu severim ben
Işıldayan karı severim
Bir yeşil yaprak
Bir telli böcek
Yeşeren tohum
Güneşte görsem
Sevinç doldurur içime
Bir günü
Güzel bir günü
Güneşli bir günü
Hiçbir şeye değişmem
Onun için savaşı sevmem
Onun için zulümü sevmem
Onun için yalanı sevmem
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz yanyana aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık
Necati Cumalı

Son Ziyaretçiler