İçeriğe atla






Resim - - - - -

İLK HEYECAN-İLK İÇ ÇEKİŞ

Gönderen Radya, 24 Ekim 2009 · 58 Gösterim



Küçücük 6 yaşında bir yürek aşk ile çarpar mı...? Ne tür heyecanlar duyar ve asıl önemlisi acı çeker mi...?

Bu sorunun cevabını bulabilmek için hafızamı zorladım bugün.Yıllar öncesine bir yolculuğa çıktım...İlkokul birinci sınıfımın kapısından girdiğimde tenefüs zili çalmıştı,sınıf boştu...Sadece en ön sırada Gültekin vardı sınıfta.Sırada oturmuş ellerini başının arasına almıştı...

-"Senin neyin var...?"

-"Başım ağrıyor"

Ufacık aklımla içinden nasıl çıkacağını bilmediğim bir dehlize girmiştim.Nasıl geçerdi bu ağrı,o anda beynime gelen tek komut,"şevkatinle sarmala" idi...O yaşın en saf haliyle uzanıp öptüm onu yanağından.

Tenefüslerde birlikte oyun oynarken yüzümdeki kocaman gülümsemeyi hatırladım şimdi.Ve hazırladığımız piyeste onun kraliçesi olamadığım için duyduğum üzüntüyü.Öğretmenimiz kraliçe olarak beni değilde Aylini seçerek beni üzdüğünü nereden bilebilirdi tabi ki..Bugün bile hala söylerim Aylin'e, " sana ne çok imrenmiştim" diye...

Bir annenin çocuğu için endişelerİ hiç bitmez, hatta katlanarak o büyüdükçe endişelerde büyür...Ya düşerse, ya şaşarsa, ya hasta olursalarla büyütürsünüz onları...

Benim yeni endişemin adı KARYA..

Geçenlerde okul yolunda ilerlerken,heyecanla itiraf edildi bana Karya..Bana!Bu dünyada senden güzeli yok dediği bana...Gönderilen Resim

-"Anne sınıfta bir kız var çok güzel yaaaaaa"

-"Ne"..Gönderilen Resim

-" Yanına oturtmuyor ama beni,bana kötü davranıyor"...

Üstümden şaşkınlığımı atmaya çalışarak ;

-"Sen de çok üzerine düşme,daha yeni yeni tanışıyorsunuz ancak arkadaş olacaksınız"

-"Ha ha Anne sende amma komiksin,üstüne düşersem canı yanar"

Gönderilen Resim

Ve bugün okul yolunda;

-" Annee ben en iyisi Karya'ya şarkı söyleyeyim,belki beni o zaman sever...

-"Ah tatlı romeo'm benimmmm"...

Elimdeki çopleri konteynar'a atarken bir de baktım benim ki bir apartmanın bahçe duvarına uzanmış yasemin koparıyor..."Ay ince ruhlu oğlum bak görüyormusun bana çicek verecek" diye içimden konuşurken;

-" Karya için topladım bunları,belki ona çicek verirsem beni sever...

-" Ühü ühü ühüü"

Okula yaklaşırken çiçekleri arkasında saklaya saklaya gidiyor...

-"Neden saklıyorsun çiçekleri" ?

-"Eee sürpriz yapıcam ya"!

Nihayet sınıfa giriyoruz, bana gösteriyor Karya'yı.Gidiyor yanına veriyor çiçekleri,ama kız hiç oralı olmuyor...Ben o anda sanki Alp salıncaktan düşmüşte canı yanmış gibi bir sızı duyuyorum içimde...Gönderilen Resim

Ama biliyorum tıpkı düşe kalka yürümeyi öğrendiği gibi öğrenecek...Reddedilmenin dayanılmaz ağırlığını,sevilmenin hazzını,özlem duymayı,kavuşmayı hepsini öğrenecek.

Birkaç hafta önce gazete okurken bir röportajda şöyle bir soru vardı...

Öldükten sonra yakılsanız küllerinizi nereye savursunlar istersiniz...? Hemen iki şey geldi aklıma...Bir film ve bir şiir...

Filmin adı; The Bridges of Madison County...Film, Robert ( Clint Eastwood) ve Francesca'nın ( Meryl Streep) aşkını anlatır. Dört gün boyunca müthiş bir aşk yaşarlar,bedenen sadece dört gün beraber olsalarda ,ruh birliktelikleri ölene kadar sürer.Öldükten sonra onları biraraya getiren köprüde küllerinin birbirine karışmasını isteyecek kadar çok severler birbirlerini...

Şiirde şu ;

Gönderilen Resim

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.


18 Şubat 1945
Piraye Nâzım Hikmet

İşte büyüdüklerinde çocuklarım aşkı böyle ta içlerinde hissederek yaşasın istiyorum...Birbirlerinin küllerine karışmayı isteyecek kadar sevilip sevsinler...Gönderilen Resim





çok hoş bir çalışma..
kutlarım,ve devamını dilerim..
bir anne olarak çocuğunuzun kalbindeki ilk uyanışları
bize çok duru, çok yalın aktarmışssınız.
çocukların dünyası sandığımızdan
daha büyük..
size bunu çok güzel anlatan birde roman önereyim eğer okunmadıysa:
şeker portakalı-vasconcelos..
çocuk dünyasının derinliğine giren bir kısa roman..bir duygu seli..
The Bridges of Madison County filmi beni de çok etkilemişti..
bildiğiniz gibi yasak bir aşktır o,francesca nın düzeyli bir evliliği vardır aslında..
ama aşka o kadar susamıştırki francesca ,bir caretta nın doğar doğmaz
denize koşması gibi koşar sevgiye..
ama bir kez daha aşk, o güçlu tutku aşmıştır yasağı...
c.eastwood da karakter oyunculuğunun doruğundaydı o filmde..
Teşekkür ederim Sayın AED...:)
Piraye ve birçok kadın sevdikleri erkekleri çoğunlukla çocuklarıymış gibi sever...Şevkat ve koruyuculuk diğer kadınsı duyguların üzerine çıktığında erkeğiyle...(tıpkı çocuklarında yaptığı gibi)bir koza içerisinde yaşamak ister...
Bu sevilen erkeği uzaklaştıran bir tutumdur...(tıpkı Nazım'da olduğu gibi)
Bence doğrusu ayrı kozalar(kavanozlar) da yaşamak ve sevgiyi (aşkı)özgür bırakmaktır...Çünkü:
''Aşk özgürlüğün çocuğudur''
Saygılar....
Iccc beyenmedim iskandal sil bastan yaz olmamis.. nereden kopya cektiysen yanlis yazmissin.. :-)

kgurleyen, 26 Ekim 2009 - 12:19 tarihinde, dedi ki:

Piraye ve birçok kadın sevdikleri erkekleri çoğunlukla çocuklarıymış gibi sever...Şevkat ve koruyuculuk diğer kadınsı duyguların üzerine çıktığında erkeğiyle...(tıpkı çocuklarında yaptığı gibi)bir koza içerisinde yaşamak ister...
Bu sevilen erkeği uzaklaştıran bir tutumdur...(tıpkı Nazım'da olduğu gibi)
Bence doğrusu ayrı kozalar(kavanozlar) da yaşamak ve sevgiyi (aşkı)özgür bırakmaktır...Çünkü:
''Aşk özgürlüğün çocuğudur''
Saygılar....

Farklı bir bakış açısı tabii...

Ben şiirdeki kavonozu esaret olarak düşünmedim...Aşk bir esaret midir...?

Olsa olsa gönüllü bir esaret halidir Aşk...:)

Erkekler şevkat ve koruyuculuğu severler,tabi sadece şevkat olmamak kaydıyla...

Onlar ne kadar büyüselerde hep analarının oğulları olarak kalırlar ve bu yüzden de hep analarına benzeyen kadını ararlar...:D

Saygılar

MonDieu, 26 Ekim 2009 - 16:03 tarihinde, dedi ki:

Iccc beyenmedim iskandal sil bastan yaz olmamis.. nereden kopya cektiysen yanlis yazmissin.. :-)

:D :D :clover:

Resmim

Galeri Albümlerim

Rasgele Albüm Resmi

can-sın

kullanıcı görüntülüyor

0 üye, 0 misafir, 0 gizli üye

Sen yokken...

Sen yokken gittim Korkularımın üstüne Hiç ardıma bakmadım Gümüş şiirler yazdım sen yokken Çok yangın çıktı yüreğimde Küllerini bile savurmadım Irak denizlerin fırtınasıydım Uzak iklimlerin sert rüzgarları Kulaçlarken denizinde gurbeti Kanlı savaşlarım, Belalı sevdalarım olmadı hiç Ama hep sustum, Hep ağladım, hep yandım sen yokken. Bekliyorum dönüşünü yeniden, Bir gelsen, Hayatın önünden alsan beni Bir gelsen, Sellerin önünden alsan beni Bir gelsen, Ölümlü düşlerimden alsan beni. Çok durdum güneşe karşı bir başıma Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin Sen yokken, Az dolaşmadım gönlümün kuytularında Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında Zifirlerinde sadece ben üşürdüm. Hiç aldırmadım esen rüzgara Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından Ama bütün yangınlar beni yaktı önce Hep ortasında kaldım vurgunların Vurgun nedir ki? deme Bir babanın serzenişi nasılsa öyle Bayrakları indirilmiş, Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken Hep sustum, Hep yandım, hep ağladım sen yokken. Bir gelsen, Yangınlardan alsan beni, Bir gelsen, Dünyalarımdan alsan beni, Bir gelsen, Şafaksız gecelerden alsan beni, Ama ne zaman gelsen, Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni...Cahit Külebi

...

GÜNEŞ DELİSİAkan suyu severim benIşıldayan karı severimBir yeşil yaprakBir telli böcekYeşeren tohumGüneşte görsemSevinç doldurur içimeBir günüGüzel bir günüGüneşli bir günüHiçbir şeye değişmemOnun için savaşı sevmemOnun için zulümü sevmemOnun için yalanı sevmemBilirim yaşamaz güneşteBilirim yaşamaz yanyana aşklaNe haksızlıkNe korkuNe açlık Necati Cumalı

Son Ziyaretçiler