İçeriğe atla






* * * * * 4 oy

SARILMAK

Gönderen sardunyam, 11 Nisan 2013 · 3.673 Gösterim

SARILMAK Bir kaç gündür bunu düşünüyorum.
Yani sarılmayı.
Dünyanın en güzel, en içten şeyidir aslında ve ne az yer kaplar hayatlarımızda.
Sevdiğiniz bir insana ya da bir hayvana sarıldığınızda, bir kaç saniye gözlerinizi kapadığınızda bir enerji dalgasının iki beden arasında nasıl dolaştığını hissedersiniz.
O an, dünya yavaşlar, zaman yavaşlar, garip bir huzur kaplar içimizi.
Fakat, gittikçe birbirinden uzaklaşan, araya türlü mesafeler koyan insanlık, çeşitli bahanelerle, sarılmayı ihmal eder olduk.
Zaten birbirimizden korkar olduk.
Dünya da insanlar etkinlikler yapıyorlar, sarılmak bedava yazılı pankartlarla sokak ortasında hiç tanımadıkları insanlara sarılıyorlar. Bu çoğumuza tuhaf ve anlamsız geliyor belki.
Oysa en insanca en masum en ilerici ve en güzel eylem bu belkide.
Sarılmak güvenmektir aslında.
Benden sana zarar gelmez demektir.
Aramızda ne fiziki ne ruhsal ne de duygusal bir engel yok demektir.
Sana güveniyorum demektir.
Bana güven demektir.
Kelimeleri kifayetsiz kılıp, gerçek enerji diliyle konuşmaktır.
Tabuları yıkmaktır sarılmak.
Bize canlı olduğumuzu ve geçip giden zaman nehri içinde bir'an durup insan olduğumuzu anımsatmaktır.
Doğumu, yaşamı, sevgiyi, zamanı, anı ve ölümü hatırlamaktır.
Metafizik bir şeydir.
Başka dilde konuşmaktır.
Sıcaktır, samimidir, doğaldır.
Ama pek az yaptığımız şeydir.
Çünkü artık biz birbirimize mesafeler koyduk, önce şüphe etmeyi, sonra duvar örmeyi öğrendik. Sınırlar çizdik, mayınlar döşedik, güvenli bölgeler aradık.
Hiç sorduk mu kendimize biz aslında en çok neden korktuk? Her birimiz bir diğerinden ayrı bir gezegenden mi gelmişti?
Neydi aramıza girip çocuğumuzla, eşimizle, dostumuzla veya yeni tanıştığımızla sarılmamıza engel olan?
Kimden korkuyorduk?
Bizi kim canavarlaştırdı böyle?
Ne korkunç, ne ürkütücü bir şeydi bu korku. Sonu gelmeyen mesafeler yaratmıştık. Bunu ne zaman başarmıştık?
Gülümseme bulaşıcıdır ya hani, sarılmakta öyle, siz bir insana en insani ve samimi duygularınızla sarıldığınızda onunla aranızdaki bütün düşmanlıklara son vermiş oluyorsunuz ama elbette anlamışsınızdır ben öyle resmi, soğuk, güvensiz, duygusuz ve kuşkulu bir sarılmadan söz etmiyorum. Ve aslında bu sarılmaların sadece bedenle olmadığını da düşünüyorum.
Bazen uzaklarda birini, yazdığı bir mesaj, bir şiir, söylediği bir söz ile kucaklarsınız, o an, madde ortadan kalkar ve ruhlarınız kucaklaşır. Size ihtiyacı olan birine samimiyetle bir mesaj yazarsınız o an, ona sarılmışsınızdır. Öyle.
Yani aslında zamanımız yok, hayat dediğimiz şey kuruntu yapmaya değmeyecek kadar kısa. O yüzden her gün mutlaka sarılın çocuklarınıza, arkadaşlarınıza, annenize, babanıza, dostunuza, arkadaşınıza. Sarılın ve gözlerinizi bir'an kapatın.
Bırakın dünya o an sizi izlesin ve zaman yavaşlasın.



Sardunyam




..

 

bth_together.gif

 

 

zaman yavaşlar..

durur belki..

 

kim bilebilir?

 

..

Resmim

marks!

"Sermaye sahipleri; çalışan kesimi gittikçe daha fazla pahalı mallar, evler ve teknoloji satın almaya teşvik edecek; onları yüksek faizle borçlanmaya zorlayacak. Ta ki bu borçları ödeyemez hale gelene kadar. Ödenmemiş borçlar bankaların iflas etmesine yol açacak ve bunlar millileştirilecekler. Ve devlet kaçınılmaz olarak komünizme giden yola girecek."Karl Marx 1867"

Açılııın


Açtım
Açtın
Açtılar

Açıyorum
Açıyorsun
Açıyorlar

Açılıııın,

Yerim dar oynayamam
Eynim dar zıplayamam

Demokratik tecavüz
Barışçı terörist
Öpücük konduran kuduz köpek
Barış. kardeşlik, beyaz güvercin
Derken hepimiz ensest ilişkidemiyiz
neyiz?

Bir de geldi mini mini serçe
Aç koynuna kuş kondursun

Açma Recep din kardeşiyiz!

sardunyam

bir soyadı hikayesi

Bir soyadı hikayesi 1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her yurttaş kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri 'eli açık', dünyanın en korkakları 'yürekli', dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine 'çevikel' soyadının almıştı. özellikle Türklüğü karışık olanlar 'öztürk' soyadını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime 'nesin' soyadını aldım.Herkes 'nesin' diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.. Aziz Nesin

KADINLARIMIZ...

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak, ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru..Nazım Hikmet Ran

seçmeler

Gürültü patırtının ortasında
sessizce, sükunetle dolaş;
sessizliğin içinde huzur var.
Sakın bunu unutma.

Herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında
verebileceğin en iyi karşılık,
unutmak olsun.

Bağışla ve unut...
Ama kimseye teslim olma...

İçten ol; telaşsız anlat...
Kısa, açık ve net konuş...
Başkalarına da kulak ver...
Aptal ve cahil oldukları zaman bile
dinle onları,
Dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız yaptığın planların değil,
başardıklarının da tadını çıkar...
Sevebileceğin bir iş seçersen
yaşamında bir an bile
çalışmış ve yorulmuş olmazsın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol...
Sevmiyorsan eğer sever gibi yapma...
Çevrene, tanıdıklarına önerilerde bulun...
Fakat asla hükmetmeye kalkma.
İnsanları yargılarsan onları
sevmeye zamanın kalmaz.
Ve unutma ki,
insanlığın sevgi konusunda
yüz yıllardır öğrenebildiği
kumsaldaki bir kum taneciği
bile değildir.
Hayatta kaybedebilirsin,
kaybetmeyi
ahlaksızca bir kazanca tercih et.
Bu dünyada bırakacağın
en büyük miras dürüstlüktür.
Yıllar geçiyor, geçecek...
Yılların geçmesine öfkelenme...
Gençliğe yakışan şeyleri
gülümseyerek teslim et geçmişe.
Yapamayacağın şeylerin
yapabileceklerini
engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan eğer
yelkenlerini rüzgara göre ayarla...
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil,
gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir.
Ara sıra kendini tutamayabilirsin...

Yüreğini isyana kaptırabilirsin...
Fakat unutma: Evreni yargılamak imkansızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile
kendinle barış içinde ol...
Sabırlı, sevecen ol...
Erdemini yitirme...
Önünde sonunda sahip olduğun tek servet
yine kendinsin.
Görmeye çalış ki,
bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen
dünya yine de insanoğlunun biricik
güzel mekanıdır.savaş o kadar gerekliyse,
gelinciği görmeyen gözlere
baharı getirmenin suyun sesine hasret,
kulaklara çağlayanın sesini
taşımanın savaşını verelim.
savaş o kadar gerekliyse;
aşklarını, sevdalarını,
hüzünlerini, dile düşüremeyen
yüreklere ses düşürmek için,
kalem tutmayan ellere beyaz
kağıtları tutturmanın savaşını verelim.
savaş o kadar gerekliyse
sevgiyi ve hoşgörüyü
çoğaltmanın usumuz da ki kini,
nefreti, ve bencilliği öldürmenin;
din, dil, ırk, mezhep ayrımını
kaldırmanın savaşını verelim.

Son başlıklar

Son İncelemeler

kullanıcı görüntülüyor

0 üye, 0 misafir, 0 gizli üye

rıfat ılgaz

DURMAK YOKBaşka iş gelse elimdenBırakırım kâğıdı, kalemi!Konuşmak bizim için değil, anladım,Hele yazmak…Ağzımızı açar açmaz suçlanırız!Savunmaya geçince deHem suçlu oluruz, hem güçlüSuçumuz özgürlüğe özenmek, Gücümüz de olsa olsa bu özentiden!Durmadan suçlandığımız yetmez mi çocuklar,Bir de siz suçlamayın bizi!Düşünün ki ilerdeSizi de suçlayacaklar!Bir ata öğüdü benden!Sakın haaa,Analar babalar adınaTüm büyükler adına…Kendileri adına, daha çok,Paylamaya kalktılar mı sizi,Boynunuzu büküpSuçu üstlenivermeyin hemen,Direnin sonuna kadar!Ne gülmeniz ayıp, ne konuşmanız suç.Yüksek perdeden de olsa konuşun!Sınıflarda konuşun, salonlarda konuşun,Yeter ki dinleyenler bulunsun!Söylemek sizin için çocuklar,Çalıp oynamak da…Bu türküler atalardan kalmadı mı size,Bu halaylar, horonlar, zeybekler…Düğün dernekKızlarımız için değil mi, bu süzülmeler,Yürümeler, tek tek basaraktan,Karşılıklı çiftetelliler…Olsa olsa durmak, oturmak suç!Ne miskinler varmış Uzak-Doğu'larda…Onlara bakarsanız çocuklarım,Yatmak, oturmaktan iyiymiş,Oturmak, ayakta durmaktan…Ayakta durmaksa, yürümekten iyi…Siz onlar gibi olmayın!Hele davranın çocuklar,Hoooop!..Emineler, Aliler, Ayşeler, kalkın,Keremler, Zeynepler, Elifler siz deDenizler, Defneler tutuşun elele!Adları sabah ezanlarındaKulaklarına besmeleyle okunanlar,Durdular, Durmuşlar, Dursunlar,Ne duruyorsunuz!..

okunası yazılar

Hasan UYSAL Bu Yazı Okunur Azizim! ANKARA- Gazeteciliğe, 1 Mayıs 1979 tarihinde başladım. 30. yılımıza girmek üzereyiz anlayacağınız… İlk gazetem, DİSK'e bağlı maden-İş'in çıkardığı Politika. Bir yılımı henüz doldurmuştum ki, sıkıyönetim tarafından kapatıldı gazete. Gelen teklif üzerine de, o dönemin en büyük özel haber ajansı olan THA'ya attık kapağı. Bu dönemin en iri gazetecileri, o gün birlikte olduğum genç gazetecilerdi. Beni ajansa çağıran, ajansın da Ankara Temsilciliğini yürüten Güngör Sayarı… Ufuk Güldemir var, bugün Milliyetin başındaki Sedat Ergin, Semra Çetin -ki o zamanlar soyadı Gedik idi- abisi Zafer Gedik, eşi Canan Gedik, Bilal Çetin, Nihal Alp, Dilek ile İçten, fotoğrafçılarımız Sabri Canbeyli ile Vehbi Dinçcan, deneyimli ağabey-gazeteci Ünal İnanç… İdare müdürümüz Mehmet Karabat. Anımsadığım isimleri bir bir yazdım ki, onlar anlatacağım olayın da tanıkları çünkü…Ajans, demokrat bir ajans, duruşu öyle yani. O yüzden Demirel başkanlığındaki MC'nin(Milliyetçi Cephe) hışmına uğramış durumda. Baskıyla birçok aboneliği iptal ettirmişler, TRT hiçbir biçimde haberleri ve fotoğrafları kullanmıyor. Bu nedenle ajans ekonomik krizde. Telefonlarımız bile hacizli. Kimse bizi arayamıyor. Her saban elimize 5'er tane jeton tutuşturuluyor, postahanelerden bakan, genel müdür arayıp; haber çıkartmaya çalışıyoruz. Azme bak!Maaşımız düşük, tabii alabilirsek. Bu yüzden gece bekçimiz başka bir iş bulup ayrıldı ajanstan. Birkaç ay, sırasıyla gece nöbetçi kalıyorduk ki, 19–20 yaşlarında bir genç bulundu gece için. Gecekondulu bir çocuk ama fırlatmamı fırlatma! Lise terk ama yaptığı iş eğitim gerektirmiyor. Önemli bir haber gelirse bize haber verecek ya da gece bir haber yazdırırsak, onu merkeze gönderecek. Oğlanı gececi diye aldık ama sabah en erken o geliyor ajansa; yani kapıyı ilk o açıyor, çayı demliyor. Bütün gün ayak işlerini de yapıyor.. Biz akşam çıkıyoruz o nöbetçi kalıyor 23'e kadar. Memnunuz yani…Aradan üç beş ay geçti ki, (Olgunlar sokağın, bugün altında Akbank olan ilk binası) ajansın bulunduğu binanın önünde(Kulüp Feyman) bizim fırlatma, çömelmiş yere ağlıyor. "Ne oldu lan?" diye seslendim. (kabalığımdan değil, biraz yüz verdin mi tepene çıkma huyu vardı da onun için)Güngör abi attı beni işten, demez mi? Niye lan? Gene ne halt ettin? dedim bu kez. "Bir şey yapmadım. Bilmiyom" diye karşılık verdi. Hâlâ hıçkırarak ağlıyor. Bekle burada ben bir konuşayım, deyip yukarı çıktım. Güngör ağabey sinirli. Gece, Bakanlıklar'da yürürken, bu fırlatma ne yapıyor diye ajansa uğramış. İçeri girmiş ki, bizimki arkadaşlarını almış içeri, alem yapıyor. Haber yazdığımız kâğıtların üzerinde helvalar, peynirler, bira ve içki şişeleri. Hepsini tekme tokat kovmuş. Gececi oğlana da "bir daha gelme buraya" diye bağırıp tekme atmış. Ertesi sabah ajansa gelmiş ki, bizim fırlatma yine içeride, çay demliyor. İkinci kez bir daha dövüp atmış dışarıda. Onun için ağlıyor demek ki aşağıda. - Abi zaten oğlan garip, bu üç kuruşa ihtiyacı var. Hem gececi, hem gündüzleri de gelip ayak işlerini yapıyor. Yeni bir adam bul, yeniden işi öğret; zaten bu paraya kimse çalışmaz. Belli ki bu olay ona ders olmuş, aşağıda oturmuş ağlıyor, dedim Güngör ağabeye. Yufka yüreklidir zaten, ısrarcı olunca, "peki gelsin ama ayağımın altında dolaşmasın ****" diye karşılık verdi.Aradan iki ay geçti geçmedi, gececi velet yanıma geldi. Tedirgin biraz.Hasan abi sana bir şey söyleyeceğim. Söyle! Ama kızmayacan! Ulan ne söyleyeceksen söyle, pazarlık mı yapıyorsun sen benle! (Bunları yazmak zorundayım, çünkü sonunu okuyunca anlayacaksınız niye yazdığımı) Bir üst katta EBA diye bir ekonomi ajansı var. Oranın temizlikçisi, 35 yaşlarında bir kadınla her sabah birlikte oluyormuş bizim bu fırlatma. Kadının kocası kötürümmüş. Demek ki erkenden gelmesinin nedeni bu! Sonunda bakla ağzından çıktı.Abi kadın dedi ki, 'bana o sakallıyı(o zamanlar sakallıydım) ayarla, sana genç bi gız bulayım! Abi ne olur he de, valla ilik gibi kadın! Başımdan kaynar sular boşaldı sanki. Yaşamımda hiç etmediğim kadar ağır küfürü o an sarf ettiğimi çok iyi anımsıyorum. Korkuyla yanımdan uzaklaştığını ve bir daha hiç yanıma yanaşamadığını da…Sizce bunları niye yazdım? Önemli bir anımı sizce bu? Tabii ki değil. Bu yoksul gecekondu çocuğu, lise terk cahil, işyerinde içkili alem yapan düzenbaz, üst kattaki evli kadınla birlikte olan bu ahlaksız, kendisine genç kız bulacak diye o kadını başkasına sunan pezevenk kim biliyor musunuz? Hani memur maaşıyla geçinmesine karşın; sevgilisine 5 ev ile 1 milyon YTL kaptıran, resmi nikahlı eşi ve dört çocuğu olmasına rağmen, hem ölen ağabeyinin eşi hem de Bengidar Cengiz isimli kadınla imam nikahı kı*********** 9 yıl yaşayan, eski sekreteri ile de aşk yaşadığı, ondan da iki çocuğu olduğu ortaya çıkan kişi. Son 4 yıldır dinci siyasiler ve bakanlarla arsa vurgunları düzenleyen bir aziz! Günlerdir gazete manşetlerinde adını gördüğünüz, Ankara'nın başına gelmiş en büyük felaket olan Melih Gökçek denilen adamın, "O zaten zengindir" diye korumaya çalıştığı, yetmeyip Bel-Pa genel müdürü yaptığı Yalçın Beyaz! Evet evet, geçen dönem de Refah Partisi'nden Etimesgut Belediye başkanı seçilen, o dönem göbeğine kadar sakal koyuveren, dini bütün, kültürü üstün Yalçın Beyaz. Günümüzün trilyoneri, dincisi, imanlısı, bir karı üç sevgili ile 6 çocuk sahibi Yalçın Beyaz. Dinci dediğiniz nedir, bizi kimler yönetiyor anladınız mı şimdi; ve de feryadımızın nedenini…