İçeriğe atla






- - - - -

GÜNÜMÜZ TÜRK ŞİİRİNDEN ÖRNEKLER

Gönderen ohb, 12 Nisan 2006 · 7.802 Gösterim

  • Nisan Gelincik Ve Arılar
  • Nisan Gelincik Tarlası
  • Nisan Gelincik Tarlası
  • Nisan 23 Nisan
  • Nisan 23 Nisan Şenlikleri
  • Agaclar_kumvedeniz1.jpg
  • SEZER, BOSNA HERSEK'TE
  • DEĞİRMEN
  • Aslanağzı.jpg

YILDIZLAR YİNE GÖKYÜZÜNDE KALACAK

Yıldızlar yine gökyüzünde kalacak
Arkamızdan -belki- birkaç kişi ağlayacak
Sonra sonra adımız da unutulacak
İşte ölüm bu!

Zehir zıkkım sevgiler yorgan döşek
Sanki hiç yaşanmamışa dönecek
Kim ne diyecek, kim ne söyleyecek
Zaman azgın atlar gibi yarıştıkça
Teker teker her şey unutulacak
İşte ölüm bu!

Suya inen yavru ceylanın üstüne ansızın
Bir aslanın gölgesinin düşmesi
Top tüfek sesleri arasında kalmış çocukların
Yeni sabahları bir daha görememesi
Can anaların dinmez gözyaşları
Kırılan umutların inleyen şelalesi
İşte ölüm bu!

Çölde suya hasret bir lale
Tutuşmuş bir sevdanın türküsünü söylüyor
Gölde can evinden vurulmuş bir suna
Son umudunun peşinden koşuyor
Yeniden ayaklanıyor gönlümün sızısı
Hava zindan, gökyüzü kan kırmızısı
İşte ölüm bu!

Gün olur kar kuşları ateş topuna dönerse
Irak bataklıklarda henüz ayaklanmış bebeler yiterse
Vurgun yemiş anaların bağrında evlât acısı
Filize durmuş sayısız umut çiçekleri
Ah, şu kahrolası barış türküleri
Ah, şu kahrolası barış türküleri
Yeni dünyanın korkusuz çobanı
Meydanlara inmiş çağdaş kelle avcısı
Yeniden, yeniden ayaklanıyor gönlümün sızısı
Hava zindan, gökyüzü kan kırmızısı
İşte ölüm bu!

Savaşın kör topal tüyü bitmedik çocukları
Sanki uçsuz bucaksız arpa tarlası
Yakıver gitsin, yakıver gitsin
Savaşlar da bitsin,
İnsanlık da bitsin!

Yüzyılın bağrında zehirli hançer sızısı
Hava zindan, gökyüzü kan kırmızısı
İşte ölüm bu!

Oyhan Hasan BILDIRKİ





GÖÇERLER

Serenli kuyuya saldım kovayı,
Bekledim dolsun diye suyu.
Savran elinde çeker gelir mayayı
Çektim de çıkardım dolan kovayı
Doldurdum boş kalmış olan yalağı.
Kurtlar kuşlar içip kansınlar suya.

Göçler başladı güneyden kuzeye,
Göçüp giderler şimdi doğudan batıya,
Yolda mola verirler, kalırlar yatıya.
Varılır yaylaya, kurulur çadırlar
Yayılır koyun kuzu etrafa dağılır.
Akşam olunca yanar meydan ateşi,
Hazırlanır yemekler, pişer bulgur aşı…
Yanan ateşin deşilir közü,
Bu köz üzerinde çevrilir kuzu.
Yayla şenlenir, gençler çalar kavalla sazı;
Hep birlikte oynar göçerlerin gelini, kızı.
Yaylada doğar büyür çepiş , oğlak ve kuzu…

Göç zamanı gelir çatar, sökülür çadırlar,
Yükler denk yapılıp köşeklere sarılır.
Göçer halkı çıkar yola revan olur;
Öbür seneye gelmeye ahd olunur…
28.9.2004

METİN AKDENİZ
http://www.blogcu.com/oyhanbildirki
TÜRKMEN KIZLARI

Köylü kızları, Türkmen kızları
Elleri kınalı, sürmelidir gözleri.
Baharın çapa yapar, ekin biçer yazları
Çok çalışkandır, yoktur nazları.
Güzellikleri dillere destan,
Giydikleri entari, basma fistan.
Yaz kış çalışır durmadan,
Köylümün kızları, Türkmen kızları.

Endamlı olur, uzundur boyları
Saygılıdır, yoktur kötü huyları
Asaletli yerden, köklüdür soyları.
Düşünmez hiçbir şey, yapar işini
Sever evini, sayar eşini
Köylümün kızları, Türkmen kızları...

METİN AKDENİZ

http://www.blogcu.com/oyhanbildirki
TÜRKMEN KIZLARI

Köylü kızları, Türkmen kızları
Elleri kınalı, sürmelidir gözleri.
Baharın çapa yapar, ekin biçer yazları
Çok çalışkandır, yoktur nazları.
Güzellikleri dillere destan,
Giydikleri entari, basma fistan.
Yaz kış çalışır durmadan,
Köylümün kızları, Türkmen kızları.

Endamlı olur, uzundur boyları
Saygılıdır, yoktur kötü huyları
Asaletli yerden, köklüdür soyları.
Düşünmez hiçbir şey, yapar işini
Sever evini, sayar eşini
Köylümün kızları, Türkmen kızları...

METİN AKDENİZ


GALATASARAY İÇİN

1905’te bir takım doğdu,
Adı Galatasaray oldu.
Hepsi aslan gibi gençlerdi,
Lakabına aslan dendi:
Cimbomum, Cimbomum, aslan Cimbomum.

Şampiyonluklarıyla gönüllere taht kurdu,
Taraftarı milyonları buldu.
Centilmenlikleriyle sevgi yumağı oldu,
Rakiplerine fark attı,
Nice ilklere imzasını bastı:
Cimbomum, Cimbomum, aslan Cimbomum.

Rakip takım kelecilerinin korkulu rüyaları
Oldu gol kralları.
Cimbomun ünü yayıldı, taştı yurt dışına
Yabancılar düştü peşine:
Cimbomum, Cimbomum, aslan Cimbomum.

Üç yıldızı taktı rakiplerinden önce,
Rekabet başladı yıldızları görünce,
Bir başka oluyor insan Cimbomu seyredince:
Cimbomum, Cimbomum, aslan Cimbomum.

Bütün ilkler sende,
Üç yıldız, dört şampiyonluk sende,
Avrupa şampiyonluk kupası sende,
Avrupalı devleri dize getirmek sende.
Senin seyrine doyum olmaz:
Cimbomum, Cimbomum, aslan Cimbomum.

Metin AKDENİZ

Resmim

ALTIN YAPRAK

Sen, varlığımızla çoktan ölümsüzleştin! Bu defa, size 19 Mayıs'ı anlatacağım. Belki farklı terimler kullanacak, dikkatinizi belli noktalarda toplamaya çalışacağım. Bilinenleri değil, daha çok söylenmemişleri anlatmak istiyorum. Çünkü Atatürk, tekrarından bıkılmayan o sözlerin kalıbına sığmaz. Bakmasını bilirsek, onda her zaman yeni şeyler buluruz. O dipdiri, taptaze, capcanlı. Dokunabilsek, bu düşüncede olsak, yanı başımızda. Bir pınar ki, bütün ummanları besler. Okyanuslar, ondan aldıkları hızla kabarırlar. 19 Mayıs; billur kesilmiş bir niyettir. Temelinde, imanın ve inancın damgası vardır. Bilinen hikâyenin özü: Yok edilmek istenen Türk milleti, yine Ankara ve civarındaki, Ergenekon diyebileceğimiz daracık bir açık alan hapishanesine tıkılmıştı. Ülkemiz dört bir tarafından kuşatılmak üzereydi. Sözde uygar düşüncenin yaratıcısı diye bizim ezberlediğimiz Yunanlı öncüler, İzmir'e çıkma cesaretini göstermişlerdi. Batı ile birlikte doğu yanıyor, ufak kıvılcımların çaktığı güney ve kuzeydeki topraklarımız için pusuya yatılıyordu. Olanı-biteni, anca anca sezinlemeye başlayan milletimiz de, çakar almazlarla düşmana karşı çıkıyor, Ata'sının yolunu açıyordu. Beride düşman, en korkunç Ergenekonları hazırlamanın telâşında. Sahip çıkanımız, kollayanımız, gözetenimiz yok. Umutlar, Allah'a kalmış. Savaş meydanlarının korkusuz ve de yenilmez aslanları, Sevr'in maddeleri ile yok edilmek isteniyor. Barışın ve sevginin adı, kör kuyuların da en dibine düşmüş. Zaten Türk'ün bunlara hakkı mı var? Ne zaman oldu ki, şimdi olsun? Yok ediciler kapımızda. Samsun ufukları da telâşlı. Bir umudun şafağında, sancılar içinde. Besbelli; Türk'ün önderini bekliyor. 19 Mayıs, bu inancın şafağıdır. 19 Mayıs, kurtuluşa olan imanın başlama vuruşudur. Bu vuruşun temelinde, billur niyetler yatar. Niyetsiz yola çıkmak zor. Niyetinde olmadığınız işlerden zaferle çıkamazsınız. Bu niyetin mayası, Atatürk! Kendisine, Samsun'a çıkma emri verilmiş. Bu, o kadar da önemli değil. Verilmese, çıkmayacak mıydı? İşte, önemli olan nokta burası. Vatanı ve milleti tehlikede olan Mustafa Kemal'i bağlasanız, tutamazdınız. O, kurtuluş niyetinin yoluna, daha çocukken düşmüştü. Bağımsızlığı tam bir milletin rüyâlarını, Selânik'te, bakla tarlalarında kuş kovaladığı yıllarda bile görüyordu. İyileşmesi güç hasta adam, bütün kayıtlarından azade kalabildiği gün, kurtulurdu. Kurtuluş, yeni bir kuruluş demektir. Kuruluşsuz, kurtuluş olmaz. Kuruluş yoluna çıkanlardan Atatürk, işin en kestirme yolundan gidenidir. Türk'ün dilini, gelenek ve göreneklerini de çok iyi bilen, bilmekle yetinmeyip, daha da yaşatma arzusunda olan önderimizdi. Samsun'dan sonra da, bu düşüncelerini açıkladıkça, Türk milletini yeniden şahlandırdı. Tarihin yenilgi denilen nesneyi kendilerine tattırmadığı Türk milleti, yapılması gereken ne ise onları yaptı. İstenilenin altında buzağı aramadı, verdi. Verdikçe kuvvetlendi, birlik oldu. Birlikleri olgunlaşınca, Kurtuluş Savaşı Destanı'nı yazdı. Bu destan, yapma bir destan değildir. Bu destanın her harfinde ya da her noktasında, Türk milletinin azmi, kurtuluşa olan imanı, kuruluşa olan inancı vardır. Bu inancın mimarı Atatürk, işte bu sebepten olmalı, dâhiler arasında anılıyor. Türk'ün dehasının taç beyti Atatürk! Sen, bu dehadan aldığın güçle, dâhileştin, devleştin. Yalnız devleşmekle kalmadın, bıraktıkların ve yaptıklarınla ölümsüzleştin. Senin izinde, senin tereddütsüz bir şekilde cumhuriyeti, kendilerine emanet ettiğin gençliğin; fırtınaya, boraya rağmen, işte görüyoruz, çığ gibi büyüyor. Bu gençlik, kendilerine verdiğin görevin farkındadır. Bu gençlik, senin şahikalarının anlamına çoktan varmıştır. Gittikleri yol, tuttukları yol; doğrudur. 19 Mayıs gençliğine selâm olsun! Bin selâm!Oyhan Hasan BILDIRKİ

Blogumda Ara-Bul

PAPATYA'NIN ŞİİRLERİ

BENDEN BANASENİNLE SANASENİN İÇİNBAŞBAŞAZevklerin en güzeli,Hazların en yücesi,Yaşantının seninle olan dakikaları.Güzel şey aranılıp hissedilmek…Şefkat derken tam böylesini,Hayâl etmişim meğer!Şimdi titriyorum;“Ya bu mutluluğu yitirirsem?” diye.Önceden tanımıyordum,Zor değildi “Hayır!” demek.Ama şimdi, şimdiBilemiyorum.Bir gururum var benim,Belleğimde en kötü anılar;Sırtını dönmen ve arkana bakmadan Gidişin…Hep öç almayı düşünmüştüm,Hep bu anı beklemiştim.Kalbim ve beynim,Bitmez bir savaş içinde şimdi.Bu, ne mutluluk Tanrı’m?Hep böyle, hep böyle kalsa…Elimizde değil mi sanki?Gel kır beni, küçümse,Gücendir.Yapmadığını bırakma ki,Beynim gene bu savaşı kazansın.Kalbim kırk yıl önceki gibiKanamasın!16 Ocak 2006, Pazartesi.PAPATYA

KALBİMİZDEKİ NEHİRLER

Spree’nin kıyısında sen, Menderes kenarında benUcu bağlı ipek mendillere göz yaşlarımızı sile sileAz mı haykırdık, az mı ağladık?Dal dal ümitlerimiz gazel oldu, döküldüYok toyluktu, yok ayrılıktı derken kırk haramilerDiken oldu battı, yılan oldu zehirlediEn zayıf anlarımızda karşımıza dikildiMevsimler peşi peşine sıralanmış tren katarları gibiYılların yolunu kesti, kesti…Dalındaki elmayı düşürmek isteyen bir avcı değilimSen zaten heybemdesinGit gide büyüyen ümitlerimiz hasret çevrelerine işlenmişŞiirimdesin, öykümdesinGöçmen kuşlar toplanıyor sulaklardaGözlerinde yeni ayrılıklara düşmenin hüznü varİnan, kanatları kırık sanki, uçmayı düşünmüyorlarGurbet mevsiminin girdabında döndükçe dönüyorlarYollar, yine yollar, uzadıkça uzayıp giden yollarHüzünlü akşamlar, hüzünlü akşamlarEn iyisi bir gül ağacının dalında gonca gonca açmakSevdalı bülbülümüz dalımıza konsun diyeHüzünlerimiz, kederlerimiz çiy damlası gibiGüneşi gördükçe çözülüp aksın diyeGün gelecek otobüs bizim için yola çıkacakMemleket memleket ovadır, dağdır derkenZaman deli taylar gibi koşturacakBir bakacaksın evimizin önündeyiz gün batarkenGöçmen kuşlar dönüp gelecekKalbimizde sımsıcak duygularUlu dağların en ucunda dolunay yükselecekBahçemizde çiçek çiçekSevda tohumları yeşerecekBırak durgun Spree, coşkun Menderes ötede dursunKalbimizdeki nehirler bize yeter!30 Eylül 2006Oyhan Hasan BILDIRKİ

Galeri Albümlerim

Galeri Albümlerim

Rasgele Albüm Resmi

Kuşadası, Palmiyeler