İçeriğe atla






- - - - -

Hz. Süleyman ve Belkıs'ın Tahtı...

Gönderen Gece Yağmuru, 27 Aralık 2007 · 17.469 Gösterim

Hz. Davud vefat ettiği zaman on dokuz oğlu vardı. Hz. Süleyman'da bunlardan biri idi. Hz. Davud oğiu Süleyman'ı çok çok severdi. Çünkü o daha küçücükken bile, insanlar arasında hüküm verirken oldukça doğru ve olgun kararlar vererek babasının gözüne girmişti. Bu yüzden oniki yaşında olduğu halde babası Hz. Davud'un vefatından sonra hükümdar olup ülkesini yönetmeye başladı.


Tahta çıkarken Yüce Allah ona:
- "Arzu ettiğin herşeyi sana vereceğim" buyurmuştu. Hz. Süleyrnan'da
- Ya Rabbi şüphesiz sen bağışta bulunanların en hayırlısısın. Öyleyse bana hiç kimsenin ulaşamayacağı bir saltanat bağışla. Bunun üzerine; Yüce Allah rüzgarlan cinleri hayvanları onun emrine verdi. Kuşların dilini ögretti. Hz. Süleyman kuşlardan, cinlerden ve insanlardan meydana gelen büyük bir ordu kurdu. Bu ordu ile isyancıları bastırdı. s r



Hz. Süleyman ordusuyla uzun mesafeleri kısa zamanda
alıyordü' Karıncalar vadisinden geçerken, karıncaların
endişelendiğini farkedince onları ezmemeye özen
gösterdi.
Örduya su arayıp bulma gibi önemli bir görevi ofeh Çavuş Kuşu, uzun süredir ortalıkta görünmüyordu. Diğer kuşlarda onun nerede oldugundan haberdar değildi. Hz. Süleyman ise bu duruma oldukça kızmıştı. Çok geçmediki Çavuş Kuşu göründü. Telaş içinde Hz. Süleyman'ın huzuaına çıktı.


- Sizin bilmediğiniz bir'şeyi öğrendim. Sebe ülkesine ulaşüm. Orada hükümdar Belkıs'ı gördüm Allah'ı bırakmış puta tapıyorlar.
Hz. Süleyman önce inanmadı. Çavuş Kuşu habersiz aynlışının suçunu örtmek için bunlan uyduruyor sandı. Sonra Çavuş Kuşuna dönerek.
- Bakalırn doğru mu söylüyorsun. Şimdi bir mektup yazacağım. Bunu bahsettigin kadın hükümdara götürüp vereceksin.




Mektubu verdikten sonra aradan ayrılıp bir yere gizlen.
Mektubu okuduktan sonraki tavrını bana haber ver.
Belkıs mektubu alınca çok heyecanlandı. Vezirlerini toplayıp durumu haberdar etti.
- Süleyman isminde bir hükümdardan mektup aldım. Güneşe tapmayı terketmemizi, bir olan Allah'a ibaret etmemizi istiyor. Ne yapalım.
- Vezirler, korkmadıklannı gerekirse savaşabileceklerini
söylediler.




Ancak Belkıs sultan işi barışçı yoldan halletmeyi düşünüyordu. Bu nedenle Hz. Süleyman'a hediyeler göndermeyi daha uygun buldu.
Bütün bu olanları izleyen Çavuş Kuşu, gördüklerini Hz. Süleyman'a bildirdi.
Hz. Süleyman elçileri karşılamak için büyük hazırlıklar yaptırdı. O kadar muazzam bir karşılama töreni yaptırdıki elçilerin adeta dili tutuluverdi. Gördükleri saltanat onlan büyülemişti.




Hz. Süleyman'ı dinlerken onu hayran hayran
süzmekteydiler.
- Hediyeleriniz için çok sağolun. Görüyorsunuz ki Yüce
Allah bana bol bol nimetler vermiş. Sizin hediyelerinize
ihtiyacım yok. Beni memnun etmek istiyorsanız
Güneşe tapmayı bırakınız. Yalnız Yüce Allah'a ibadet
ediniz. Eğer söylediklerimi kabul etmezseniz, ülkenizi bu
gördügünüz muhteşem ordumla darmadağın ederim.




Elçiler bu muhteşem manzara karşısmda zaten ürpermişlerdi. Hz. Süleyman'ın sözleriyle iyice titrediler, "Emredersiniz" diyerek oradan aynldılar.
Sebe hükümdan Belkıs elçilerin anlatükian karşısında çok şaşırmış ve oldukça da etkilenmişti. Hz. Süleyman'a karşı direnemeyeceğini, anlamıştı. Çaresiz onun dediklerini kabul edecekti. Hz. Süleymanja gitmeye karar verdi. Vezirleride onaylamışlardı.





Belkıs yola çıKmadan önce, dünyada daha bir benzeri
olmayan eşsiz tahtını sağlam bir sandığa yerleştirip,
sadece kendinin girebildiği bir odaya kilitledi.
Hz. Süleyman, Belkıs'ın iman etmeye niyetli olduğunu biliyordu. Bir mucize göstererek onların imana gelmelerini kolaylaştırmak istiyordu.
Bu nedenle emrinde çalışan bütün insanları, cinleri ve hayvanlan bir araya topladı.




- Belkıs bize geliyormuş. O buraya gelmeden onun tahtını bana getirecek biri var mı içinizde.
Vezirlerinden bilgili ve oldukça dindar birisi Hz. Süleyman gözünü açıp kapayıncaya kadar Belkıs'ın tahtını getirivermişti.
Hz. Süleyman tahtı inceledikten sonra biraz degiştirmelerini emretti.
Billurdan bir saray yaptırıp tahtı buraya yerleştirdi.




Hz. Süleyman Belkıs'ı karşüayıp doğruca bu saraya getirtti. Belkıs tahtı görünce şaşkınlıktan donakaldı. "Tıpkı benim tahtım" diye mınldanıyorken, Hz.
Süleyman;
- Sizi karşılamak için ülkenizden getirttim buyrun oturun.
Belkıs tahta oturacakken etekleri ıslanmasın diye eteğini toplayacaküki, Hz. Süleyman havuzun üstünün camla kaplı oldugunu eteğinin ıslanmayaca§ını söyledi.





Belkıs her geçen an dahada şaşırıyordu. Gördükleri onun imana gelmesine yetmişti. Güneşe tapmakla ne kadar hata ettiğini anlıyordu. Işte Yüce Allah peygamberi olan Hz. Süleyman'a neler neler vermişti.
Belkıs imana gelmişti. Alemlerin tek yaratıcısı Yüce Allah'a inandıgmı açıkladığında, ortalığı sevinç çığhklan kaplamıştı. Hz. Süleyman daha sonra Belkıs ile evlenip onu kendi ülkesine hükümdar olarak gönderdi.




Hz, Süleyman 40 yıl saltanat sürmüştü. Vefatına yakın bir saray yaptınyordu. Yine birgün inşaatı kontrole gelmiş asasına yaslanarak çalışanları seyrediyordu. . Ancak asaya yaslanmış bir vaziyette ruhunu Yüce Allah'a teslim etmişti. Cinler bu durumu farketmemişlerdi. Olacakları ewelden bildiklerinı sanan cinler Hz. Süleyman'ın vefatını anlamamışlardı. Hz. Süleyman asasına yaslanmış vaziyette günlerce kaldı.




Hiç kimse yanına gelip birşey sormaya cesaret edemiyordu. Bu sırada bir ağaç kurdu Hz. Süleyrnan'ın asasını kemiriyor, her geçen gün iyice yontuyordu. Mabedin inşaatı bittiği zaman ağaç kurduda asayı içten içe yeyip bitirmişti. Bu duruma gelen asa Hz. Süleyman'ın ağırlığını taşıyamayınca çatırdayıp kırılmıştı. Dolayısıyla Hz. Süleyman'da yere devrilmişti.
Bu olaya şahit olan insanlar ve cinler hemen koştular. Birde gördüler ki Hz. Süleyman çoktan vefat etmişti.




Bunun üzerinc cinler kendi aralannda.
- Eğer.biz olacakları, görünmeyen gizli şeyleri bilmiş olsaydık Hz. Süleyman'ın öldüğünden haberimiz olurdu. Demekki bu söylenenler yalanmış.
Böylece Yüce Allah Hz. Süleyman'ın vefatı ile onlara gereken derside vermiş oluyordu.





kullanıcı görüntülüyor

0 üye, 0 misafir, 0 gizli üye

Blogumda Ara-Bul

Ulu Önder...

Gönderilen Fotoğraf

Dünya Barış Zirvesi..

15 Mart 2030 , Saat 10:00 ' da İstanbul ' da,Erdal DEMİRKIRAN ile birlikte '' Dünya Barış Zirvesinde '' buluşmak üzere...

Fetih Marşı...

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;Kerpetenlerle surun dişleri sökülecekYürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....Senin de destanını okuyalım ezberden...Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?Küçük görme, hor görme, delikanlım kendiniŞu kırık abideyi yükseltecek taştasın;Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasınKızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!Delikanlım, işaret aldığın gün atandanYürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!Arif Nihat Asya

Akşam Erken İner....

Akşam erken iner mahpusaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun. Kar etmez, inceden içine dolan, Alıp götüren hasrete. Akşam erken iner mahpusaneye. İner, yedi kol demiri, Yedi kapıya. Birden, ağlamaklı olur bahçe. Karşıda, duvar dibinde, Üç dal gece sefası, Üç kök hercai menekşe... Aynı korkunç sevdadadır Gökte bulut, dalda kaysı. Başlar koymağa hapislik. Karanlık can sıkıntısı... Bense volta'dayım ranza dibinde Ve hep olmayacak şeyler kurarım, Gülünç, acemi, çocuksu... Vurulsam kaybolsam derim, Çırılçıplak, bir kavgada, Erkekçe olsun isterim, Dostluk da, düşmanlık da. Hiçbiri olmaz halbuki, Geçer süngüler namluya. Başlar gece devriyesi jandarmaların... Hırsla çakarım kibriti, İlk nefeste yarılanır sigaram, Bir duman çekerim,Kendimi öldüresiye. Biliyorum, "Sen de mi?" diyeceksin, Ama akşam erken iniyor mahpusaneye. Ve dışarda delikanlı bir bahar, Seviyorum seni, Çıldırasıya... Ahmed ARİF

Ölmez Bu Hareket Ölmez Bu Dava..

Gardasim bu iman oldukça sende, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Evvel Allah, sonra senin sayende, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Allah`a kilinçlik yapmis bir irkin, Bu dâvâ son sansi Müslüman-Türkün. Ey felek; tersine dönsede çarkin, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Fransa, Belçika, Hollanda, oy... oy... Avusturya`yi da üzerine koy, Ülkü çiçekleri yetismis boy boy, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Duysun yedi iklim, duysun dört köse! Bu imandir ziyâ veren günese, Bu imân kuzgunu kondurmaz lese, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.Almanya`yi nakis nakis islemis, Isviçre`yi git gör hep karislamis, Bir haber var Libya`da da baslamis, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Avusturalya`da, Ingiltere`de, Türk`ün bulundugu her bir yörede, Sökülmez kök saldi bütün kürede, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Kim demis ki dünya büyük yetmiyor, Dünya artik bu dâvâya yetmiyor, Vallahi üstüne günes batmiyor, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Bes kitada kaç bin ocak tütüyor, Kim bilir kaç milyon nabiz atiyor, Çünkü temelinde nabiz yatiyor, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Ülküdasim; hicret denen göç budur. Bu dâvâ ki devlet budur, tac budur. Bizi böyle birlestiren güç budur. Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Küfür giyabetinde, küfür kastinda, Susma gardas, ne kazandin sustun da? Evliyalar duasi var üstünde, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Türkiye de bu dâvâyi görmemis Köy kaldi mi hangi köye girmemis? Bir vilâyet varmi sehit vermemis? Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Anadolu adli bahçeye varsan. Sehit çikar sehit topragi yarsan. Sehit kani damlar bir yaprak kirsan, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Vataninda mahkûm edilse bile, Çok kalmadi Muhammedî menzile. Bunda da hayir var hele dur hele... Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Biz zindana evveldende düserdik, Tabutluktan çiktik? Mamaga girdik. Günes görmez zindanlarda yeserdik, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Ülküdasim hiç canini sikma sen! Elem çekme, gam, kasefet çekme sen! Kara kara bulutlara bakma sen, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Zaten hep hilâlin kaderi budur. Arada önünde bulutlar durur. Bir rüzgâr esti mi hilal kurtulur, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Bin çiçek açiyor biri soldukça, Daha da gürlesir küfür yoldukça. Yer yüzünde tek ülkücü kaldikça, Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ. Degis-tokus olur bir gün külâhlar! Önünde egilir bütün silâhlar. Senin gardas senin nurlu sabahlar, Ölmez bu hareket, ölmez bu dava Kâdir Mevlâm Basbug`umu sakla Sen! Çilesini bu Arif`e yükle Sen! Arif`in ömrünü Ona ekle Sen! Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ...Ozan Arif...

Sakarya...

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat: Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne? Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine: Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur. Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan: Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan! Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu? Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek: Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz: Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!Necip Fazıl KISAKÜREK

Etiketler

    Sabahlar Uzak...

    Sabahlar uzak bu sevda tuzak banaÇok zaman geçti sabrım yok yarınlaraKaçıncı hasret,kaçıncı yalnızlığımSigaramın ucundaŞimdi yanımda yanımda olcaktınBıraktın beni sevda yokuşlarındaKuşlar uçurdum akşamdan sabahlaraSigaramın ucunda yanar hasretinVurur can evimden ellerime kelepçeler vururGel vefasız,gel vicdansızÇağırmazdım acil olmasa,Gel insafsız,ah kitapsızYanıyorum arzularınlaAynalarda gözyaşım varAğladıkça yangın çıkar gözyaşlarımdaGerçekten inanıp sevseydin beniBöyle sabahları beklermiydim hiçÇoktan yanımda olurdun çoktanGece üç beş nöbetlerine dikmezdin beniSensiz kaldığım ilk günden beriİçimde bir umut vuslata dairAkşamları imzaladım gözyaşlarımlaSeni aramıyor seni sormuyorsamBu senden vazgeçtim demek değildirBir daha böyle sevecek olsamBir kalemde silerdim seni