|
Ozan Özgür tarafından yazıldı
|
Hayatın Olumlanması Olarak Felsefe: Nietzsche ve Marx Fatih Yaşlı Bilim ve Gelecek Kitaplığı (Kasım 2008)
"Hem Marx, hem de Nietzsche, modernitenin tam ortasına düşmüş iki düşünür olarak, tanıklık ettikleri şeye karşı büyük bir öfkeyle doluydular. Nietzsche’nin çağına baktığında gördüğü bir decadance’dan (dekadans: çöküş) başka bir şey değildi: Tüm Avrupa iyileştirilmesi imkânsız bir hastalığın pençesindeydi ve yok oluşa doğru hızla ilerliyordu. Marx’ın gördüğü ise, insanın ne olduğunu anlayamadığı bir gücün karşısında varoluşsal özerkliğini yitirdiği ve insanlıktan çıktığı bir dünya idi. Hem baktıkları yer, hem de odaklandıkları görüngüler bakımından birbirlerinden çok uzak olsalar da, ikisinin de emin oldukları bir şey vardı: Hayat, yaşanılabilir ve sevinçli bir hayat, insanoğlu için imkânsız hâle gelmişti. Birtakım yabancı güçler hayata saldırmaktaydı ve Nietzsche de, Marx da hayatın savunusu için bir silah olarak kullanılabilecek olanın, hayatı olumlayan bir felsefenin peşindeydiler. Nietzsche, saldırısını var olan ahlak anlayışı ile ondan kaynaklanan bütün ilişki biçimlerine yöneltti ve hayatın olumlandığı bir dünyanın kurulabilmesinin ancak bu ahlak anlayışının aşılabilmesiyle mümkün olacağını iddia etti. Marx’ın saldırısı ise, kapitalist üretim ilişkileri ile bundan kaynaklanan tüm tahakküm biçimlerine yönelmişti ve Marx ancak özel mülkiyetin kaldırılmasıyla özgür ve yaşanmaya değer bir hayatın kurulabileceğini düşünüyordu."
|
|
Devamını oku...
|
|
Fatih Yaşlı tarafından yazıldı
|
Yeni Soğuk Savaş Mark MacKinnon Destek Yayınları (Nisan 2008)
Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve reel sosyalizmin çözülüşünün ardından emperyalist talana açılan reel sosyalist coğrafyadaki çoğu ülkede, üç beş sene süren liberalizm serabının ardından eski komünist partiler yeniden iktidara geldi; oysa emperyalizmin bu coğrafyayı bir kez daha elinden kaçırmaya tahammülü yoktu. ABD, küresel egemenliğinin devamı için Balkanlar ve Orta Asya’ya da, tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi yerleşmesi gerektiğini biliyordu. Liberal darbeler böyle bir gerekliliğin ürünü olarak doğdu; emperyalizm Sivil Toplum Örgütleri aracılığıyla, National Endowment For Democracy (Demokrasi İçin Ulusal Bağış Ajansı) ve George Soros’un sponsorluğunda, kendi gençlik örgütlerini, kendi medyasını ve kendi muhalefetini yaratarak işbirlikçilerini iktidara getirmeyi başardı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Canan Koçak tarafından yazıldı
|
|

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş José Saramago Merkez Kitapçılık (2007)
(…) Bir eski Acem şairi: «Ölüm âdildir» — diyor. (…) Biliyorum, ölümün âdil olması için hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...
Nazım Hikmet
|
|
Devamını oku...
|
|
Ali Tarık Develioğlu tarafından yazıldı
|
Ağa, Şeyh, Devlet Martin van Bruinessen İletişim Yayınları (2006)
Türkler ile Kürtlerin birlikteliğinin mümkün olup olmayacağı, mümkünse bunun zemininin ne olacağına ilişkin çözüm üretmekte liberal muhafazakar ittifak bugün itibariyle herhangi bir zorluk çekmemektedir. İslam’ın her iki unsuru bir arada tutan bir harç olacağı savı ile daha da öteye gidilerek, Kürtlerin tarihi de bu süreçte yeniden yazılma çabasından nasibini almaktadır. Öyle ya, 1923 sonrası ulus inşasında Osmanlı ve İslam tarihi nasıl olup da bir kenara bırakılabilir? Bu unsurlar tarihe dahil edilmelidir ki, İslam’ın bugün Türkler ile Kürtleri birleştiren biricik unsur olduğu kanıtlanabilsin. Taha Akyol her ne kadar böyle düşünse de, ağalık ve şeyhlik düzeninde dinin oynadığı rolün birleştirici olmaktan öte sömürüyü manipüle eden bir işlev gördüğünü, Martin Van Bruinessen’in Ağa, Şeyh, Devlet isimli kitabında görüyoruz.
|
|
Devamını oku...
|
|
Aslı Doğan tarafından yazıldı
|
Yeni Türkiye Cumhuriyeti Graham Fuller Timaş Yayınları (2008)
Çok okunmayı ve üzerinde çok tartışılmayı hakkeden bu kitap Türkiye’ye önerdiği yeni iç ve dış politika stratejileriyle bölgesel bir güç olmanın yolunun aktif rol almaktan geçtiğini göstermiş oluyor. Ortadoğu’daki en önemli bölgesel gücün ABD olduğu düşünülürse ve bu gücü ancak kanlı savaşlar pahasına elde edebildiği akla getirilirse Türkiye için çizilen yolun güllük gülistanlık olmadığı görülecektir. Dahası, kendi çıkarı uğruna bölgesinde aktif rol almaya soyunan Türkiye gibi bağımlı bir aktörün ne kadar süre bağımsızlığını koruyabileceği de anlaşılacaktır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|